back to top
10 Mayıs, 2026, Pazar

İsrail-PYD/YPG İlişkileri ve Türkiye’nin Milli Güvenliği Üzerindeki Etkileri

YayınlarAnalizİsrail-PYD/YPG İlişkileri ve Türkiye'nin Milli Güvenliği Üzerindeki Etkileri

İsrail-PYD/YPG İlişkileri ve Türkiye’nin Milli Güvenliği Üzerindeki Etkileri

Orta Doğu, tarih boyunca büyük güçlerin çıkar çatışmalarına sahne olmuş, etnik ve mezhepsel fay hatlarının belirlediği jeopolitik bir merkezdir. Bu bölge, enerji kaynakları, stratejik geçiş yolları ve dini/kültürel çeşitliliği nedeniyle küresel güçlerin müdahale alanı hâline gelmiştir. Suriye iç savaşıyla birlikte şekillenen yeni güvenlik ortamı ve devlet dışı aktörlerin yükselişi, bölge ülkelerinin ulusal güvenlik önceliklerini yeniden tanımlamalarını zorunlu kılmıştır. Özellikle Türkiye, güney sınırlarında oluşan tehditlere karşı daha proaktif bir dış politika izlemeye başlamıştır. Bu bağlamda, İsrail’in bölgedeki aktörlerle olan ilişkileri, özellikle PYD/YPG ile yürüttüğü temaslar, Türkiye’nin milli güvenliği açısından kritik bir tehdit oluşturmaktadır. İsrail’in bu gruplara yönelik stratejik ilgisi sadece taktiksel bir ittifak değil, uzun vadeli bölgesel güvenlik dengelerini değiştirme potansiyeline sahip bir hamledir. PYD/YPG’nin Suriye’nin kuzeyinde artan varlığı ve özerk bir yapı kurma girişimleri, Türkiye’nin sınır güvenliğini doğrudan tehdit ederken İsrail’in bu oluşuma olan desteği, tehdidin çok boyutlu hâle gelmesine neden olmaktadır. İsrail’in PYD/YPG’ye olan ilgisi; İran’ın Suriye ve Lübnan’daki etkisini kırma çabası, Türkiye’yi dengeleme isteği ve Kürt hareketlerine yönelik tarihsel desteğiyle bağlantılıdır. Ayrıca İsrail, bölgesel istikrarsızlıkları kendi güvenlik stratejisi doğrultusunda yönlendirme eğilimindedir. PYD/YPG ile kurduğu temaslar, bu stratejik yaklaşımın bir uzantısı olarak değerlendirilmelidir. Bu yazıda, İsrail-PYD/YPG ilişkilerini değerlendirerek, bu durumun Türkiye’ye olan yansımalarını ve ortaya çıkan güvenlik tehditlerini kapsamlı bir şekilde inceleyeceğiz.

Kürt Yahudilerinin Siyasi Uyumu ve Lobi Etkisi

İsrail’de yaşayan Kürt Yahudiler, tarihsel süreç içinde İsrail toplumuna başarılı bir şekilde entegre olmuş ve çeşitli alanlarda önemli roller üstlenmişlerdir. 1950’li ve 1960’lı yıllarda Irak ve İran’dan İsrail’e göç eden Kürt Yahudiler, sosyal, ekonomik ve siyasi hayata hızlıca uyum sağlamış ve özellikle sağ siyaset içinde etkili pozisyonlara gelmişlerdir. Bu süreçte, Kürt Yahudilerin Orta Doğu’daki Kürt hareketlerine duydukları tarihsel ve kültürel bağlılık da İsrail’in bölgesel politikalarına yansımıştır. Kürt Yahudiler, İsrail siyasetinde Kürt kimliğini koruyan ve bu kimliği stratejik bir araca dönüştüren bir lobi etkisi yaratmıştır. Knesset’te ve hükümet nezdinde etkili olan Kürt kökenli siyasetçiler, İsrail’in Kürt hareketlerine yakın politikalar izlemesi yönünde girişimlerde bulunmuşlardır. Bu bağlamda, PYD/YPG gibi örgütlere yönelik sempati ve destek, sadece güvenlik temelli bir strateji değil, aynı zamanda İsrail iç siyasetinde etkili olan Kürt Yahudi topluluğunun yönlendirdiği bir dış politika tercihi olarak da öne çıkmaktadır. Özellikle 2010 sonrası dönemde, İsrail’deki Kürt Yahudi lobisinin güç kazanması, Suriye’deki Kürt yapılanmalarına verilen desteğin artmasında önemli bir rol oynamıştır. PYD/YPG’ye yönelik olumlu kamuoyu oluşturma çalışmaları, medya organlarında Kürt hareketlerine dair olumlu haberlerin artışı ve hükümet üzerinde yapılan siyasi baskılar, bu lobinin aktif çabalarının bir sonucu olarak değerlendirilmektedir. Kürt Yahudilerin, Orta Doğu’daki Kürt hareketlerinin bağımsızlık taleplerine verdikleri destek, İsrail’in bölgesel politikasında Kürt unsurlarla iş birliğini daha görünür ve sürdürülebilir kılmıştır. Ayrıca, İsrail’deki Kürt Yahudiler, PYD/YPG’nin uluslararası alanda meşruiyet kazanması için diaspora ağı üzerinden de çeşitli girişimlerde bulunmuşlardır. Avrupa ve Amerika’daki Kürt lobileri ile koordinasyon içinde çalışan bu yapı, PYD/YPG’nin meşru bir aktör olarak tanıtılmasına ve İsrail’in bu örgütle iş birliği yapmasının uluslararası arenada kabul görmesine katkı sağlamıştır. Bu nedenle, Kürt Yahudilerin siyasi uyumu ve oluşturduğu lobi gücü, İsrail’in PYD/YPG ile kurduğu ilişkilerin arka planındaki en kritik unsurlardan biri olarak öne çıkmaktadır.

İsrail’in Kürt Politikası ve PYD/YPG ile İlişkileri

İsrail, kuruluşundan bu yana Orta Doğu’da kendisine yönelik tehditleri bertaraf edebilmek için çevre ülkelerdeki etnik ve mezhepsel gruplarla stratejik ittifaklar geliştirme politikası izlemiştir. Bu kapsamda Kürtler, İsrail açısından önemli bir bölgesel ortak olarak görülmüştür. İsrail, özellikle İran, Irak, Suriye ve Türkiye gibi güçlü ve potansiyel tehdit oluşturan devletlerin zayıflatılması amacıyla bu ülkelerdeki Kürt hareketlerine destek verme eğilimini sürdürmüştür. Bu politika, İsrail’in çevreleme doktrini kapsamında şekillenen bir strateji olup uzun yıllar boyunca farklı Kürt gruplarına siyasi, lojistik ve istihbari destek sağlanması şeklinde kendini göstermiştir. Kürt Yahudilerin İsrail’e göçüyle birlikte İsrail iç siyasetinde Kürt kökenli nüfusun etkisinin artması, bu politikanın kalıcı hâle gelmesine katkıda bulunmuştur. Kürt Yahudilerinin İsrail toplumuna entegrasyonu ve siyasi temsil gücü, İsrail’in Kürtlerle ilişkilerini daha da derinleştirmiştir. Bu bağlamda, PYD/YPG gibi örgütlere olan ilgi, yalnızca güncel jeopolitik çıkarlarla sınırlı kalmayıp tarihsel ve kültürel bağlarla da desteklenmektedir. Son yıllarda İsrail’in PYD/YPG’ye olan ilgisi daha da belirgin hâle gelmiştir. Bu ilginin arkasında birçok neden bulunmaktadır:

  • İran’ın Etkisinin Azaltılması: İsrail, İran’ın Suriye ve Irak üzerinden Lübnan’daki Hizbullah’a lojistik destek sağlamasını engellemek amacıyla Suriye’nin kuzeyinde güçlü bir Kürt varlığını teşvik etmektedir. PYD/YPG’nin burada güçlenmesi, İran’ın bölgedeki hareket alanını daraltmak açısından stratejik bir kazanım olarak değerlendirilmektedir.
  • Türkiye’yi Dengelemek: Türkiye’nin İsrail karşıtı politikaları ve Filistin meselesindeki aktif duruşu, İsrail’in Türkiye’ye karşı dengeleyici unsurlar aramasına yol açmıştır. PYD/YPG ile geliştirilen ilişkiler, İsrail için Türkiye’ye karşı kullanılabilecek potansiyel bir baskı aracıdır.
  • İstihbarat ve Askeri İşbirliği: İsrail’in PYD/YPG’ye istihbarat, teknoloji ve askeri eğitim sağladığına dair çeşitli iddialar bulunmaktadır. Bu destekler, PYD/YPG’nin saha hakimiyetini artırmasına ve bölgede daha etkin bir güç hâline gelmesine katkı sağlamaktadır.
  • Enerji ve Ekonomi: Suriye’nin kuzeyinde PYD/YPG kontrolündeki bölgelerde bulunan enerji kaynakları, İsrail’in bölgesel enerji politikaları açısından da önem arz etmektedir. Bu bölgeler üzerinden kurulabilecek enerji koridorları, İsrail’in enerji güvenliği ve ekonomik çıkarları için stratejik fırsatlar yaratabilir.

Tüm bu unsurlar, İsrail’in PYD/YPG ile ilişkilerini derinleştirme motivasyonunu güçlendirmekte ve Türkiye’nin milli güvenliği açısından önemli riskler doğurmaktadır. İsrail’in Kürt politikası, yalnızca bölgesel bir denge aracı değil, aynı zamanda uzun vadeli bir stratejik vizyonun parçası olarak şekillenmiştir. Bu vizyon doğrultusunda, PYD/YPG gibi aktörler, İsrail’in bölgesel hedeflerine hizmet eden unsurlar olarak konumlandırılmaktadır.

Liderlerin Açıklamaları ve İlişkilerin Derinleşmesi

İsrail ile PYD/YPG arasındaki ilişkilerin derinleşmesinde tarafların resmi ve gayriresmi açıklamaları önemli bir rol oynamaktadır. PYD/YPG liderleri, İsrail ile ilişkilerin geliştirilmesine yönelik çeşitli açıklamalarda bulunmuş ve bu ilişkilerin kendileri açısından stratejik önemini vurgulamışlardır.

Örneğin, PYD/YPG terör örgütü eş başkanı Salih Müslim, 2013 yılında yaptığı bir açıklamada, İsrail ile doğrudan bir düşmanlıklarının olmadığını belirtmiş ve “Bizim için önemli olan, halkımızın çıkarlarıdır. Eğer İsrail ile ilişkilerimiz halkımızın yararına olacaksa, bunu değerlendirebiliriz.” sözleriyle olası iş birliklerine kapı aralamıştır. Diğer yandan, PYD’nin Suriye’deki diğer temsilcileri de İsrail’in desteğini memnuniyetle karşıladıklarını belirten açıklamalar yapmıştır.

2017 yılında PYD/YPG’nin sözde komutanı Sipan Hemo, “İsrail’in bölgedeki varlığına karşı değiliz” demiştir. Terör örgütü PYD/YPG’nin sözde lideri Mazlum Kobani kod Ferhat Abdi ise yaptığı bir açıklamada: “Kazanımlarımızı korumak için bizi destekleyen her ülkeyi memnuniyetle karşılıyoruz. İsrail; Amerika, Batı ve bölge üzerinde etkisi olan bir devlettir.” diyerek İsrail ile iş birliği geliştirme konusundaki açıklığı ve beklentilerini net bir şekilde dile getirmiştir. Ayrıca Mart 2025 tarihli röportajında İsrail’in verdiği destekten memnun olduğunu belirtmiştir.

PYD/YPG terör örgütünün sözde dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed de yaptığı açıklamada: “Suriye’nin güvenliği İsrail’in dahil olmasına ihtiyaç duyuyor.” diyerek İsrail’in Suriye içindeki güvenlik dinamiklerinde aktif rol üstlenmesi gerektiğini açıkça dile getirmiştir. Buna ek olarak, PYD/YPG sözde yetkililerinden Aldar Xelil de İsrail basınına verdiği bir röportajda, “İsrail’in desteği, bölgede kalıcı barışın sağlanması ve Kürt halkının haklarının korunması için hayati önemdedir.” ifadelerini kullanarak, İsrail’in rolünü sadece askeri destekle sınırlı görmediklerini ve siyasi himaye beklediklerini açıkça ifade etmiştir.

Son olarak, PYD/YPG kaynaklarına dayanan açıklamalarda, örgüt üst düzey yöneticilerinin İsrail ile temasların artırılmasını stratejik bir hedef olarak belirlediği ve İsrail’in diplomatik, askeri ve siyasi desteğini sürdürülebilir kılmak amacıyla çeşitli girişimlerde bulunduğu vurgulanmaktadır. PYD/YPG yönetimi, İsrail’in bölgedeki etkinliğini kendi kazanımlarının korunması açısından kritik görmekte ve İsrail’in desteğini, uluslararası meşruiyet sağlama çabalarının temel taşlarından biri olarak değerlendirmektedir. İsrail tarafında ise üst düzey yetkililer PYD/YPG ile iş birliğinin stratejik önemine vurgu yapmıştır. İsrail Savunma Bakanı Avigdor Lieberman, 2016 yılında yaptığı bir konuşmada, “Kürtler, bölgede istikrarın anahtarıdır ve onlarla iş birliği yapmak, İsrail’in ulusal çıkarlarına hizmet eder.” ifadelerini kullanmıştır.

2025 yılında ise İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, “Suriye’deki yeni yönetimin Dürziler, Kürtler veya Aleviler gibi azınlıklara karşı düşmanlık besleme hakkı olduğu anlamına gelmez.” diyerek İsrail’in bölgedeki azınlık gruplarına, özellikle Kürtlere yönelik desteğini diplomatik düzeyde bir kez daha ortaya koymuştur.

İsrail’in eski Başbakanı Benjamin Netanyahu da Kürt hareketlerine verdiği desteği defalarca dile getirmiştir. Özellikle 2017 yılında gerçekleşen bağımsızlık referandumu sürecinde Netanyahu, “Kürt halkının bağımsız bir devlete sahip olma hakkını destekliyoruz.” açıklamasını yaparak, İsrail’in etnik ayrılıkçı hareketlere olan tarihi desteğini bir kez daha vurgulamıştır.

İsrail medyasında da PYD/YPG’ye dair olumlu haberlerin artışı dikkat çekicidir. Çeşitli haber analizlerinde PYD/YPG’nin “bölgedeki tek laik ve demokratik güç” olduğu vurgulanarak, uluslararası kamuoyunun desteğini artırmayı hedefleyen bir algı yönetimi yürütülmektedir. Bu medya desteği, İsrail’in kamu diplomasisi yoluyla PYD/YPG’ye uluslararası meşruiyet sağlama çabasının bir parçası olarak değerlendirilmektedir.

Tüm bu açıklamalar ve girişimler, İsrail ile PYD/YPG arasındaki ilişkilerin yalnızca taktiksel bir iş birliği değil, uzun vadeli stratejik bir ortaklık inşası yönünde ilerlediğini ortaya koymaktadır. Bu ilişki ağı hem sahadaki askeri desteklerle hem de uluslararası kamuoyunda yürütülen diplomatik ve algı operasyonlarıyla daha da derinleşmektedir.

Türkiye’nin Milli Güvenliği Açısından Tehditler

İsrail-PYD/YPG ilişkileri, Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından çok boyutlu ve derin etkiler oluşturan ciddi tehditleri beraberinde getirmektedir. İsrail’in PYD/YPG’ye sağladığı siyasi, askeri ve diplomatik destek, Türkiye’nin sınır güvenliğini zayıflatmakta, ülke bütünlüğüne yönelik ayrılıkçı hareketleri cesaretlendirmekte ve bölgesel istikrarsızlığı artırmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu başlıca tehditler şunlardır:

PKK ile Doğrudan Bağlantı

PYD/YPG’nin PKK ile organik bağları, uluslararası raporlar ve istihbarat verileriyle defalarca ortaya konmuştur. PYD/YPG’nin Suriye’deki faaliyetleri, Türkiye’de terör eylemleri gerçekleştiren PKK’ya lojistik destek, silah ve eğitim imkânı sağlamaktadır. İsrail’in PYD/YPG’ye verdiği istihbarat ve askeri destek, dolaylı olarak PKK’nın Türkiye içindeki terör kapasitesini artırmaktadır. Bu durum, Türkiye’nin iç güvenliği açısından doğrudan bir tehdit teşkil ederken, terörle mücadelenin zorluğunu da artırmaktadır.

Türkiye’nin Sınır Güvenliği

Suriye’nin kuzeyinde PYD/YPG’nin kontrolü altındaki bölgeler, Türkiye’nin sınır güvenliği için en kritik tehdit alanlarından biridir. Bu bölgelerde İsrail’in sağladığı askeri teknoloji, istihbarat desteği ve eğitim programları, PYD/YPG’nin sınır hattında güçlü ve sürekli bir askeri varlık oluşturmasına olanak tanımaktadır. Bu durum, Türkiye’nin güney sınırında bir terör koridoru oluşmasına ve ilerleyen süreçte Türkiye’ye yönelik daha büyük ölçekli saldırıların planlanmasına zemin hazırlamaktadır. Türkiye’nin bu tehdide karşı sürekli askeri teyakkuzda bulunması gerekmekte olup, bu durum milli kaynakların önemli bir bölümünün güvenliğe ayrılmasına neden olmaktadır.

Bölgesel Ayrılıkçılığı Teşvik

İsrail’in PYD/YPG’ye verdiği destek, Orta Doğu’daki Kürt hareketlerini teşvik eden politikaların bir uzantısıdır. Bu destek, Türkiye’deki Kürt vatandaşlar arasında ayrılıkçı söylemlerin ve bağımsızlık taleplerinin güçlenmesine neden olabilecek propagandaların yayılmasına zemin hazırlamaktadır. PYD/YPG’nin uluslararası alanda meşruiyet kazanması, Türkiye içindeki bölücü unsurların da cesaretlenmesine yol açmaktadır. Bu süreç, Türkiye’nin toplumsal barışını ve iç istikrarını tehdit eden bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.

İran ve İsrail Arasındaki Rekabet

İsrail’in PYD/YPG ile olan yakınlaşması, yalnızca Türkiye’ye yönelik bir tehdit olmakla kalmamakta, aynı zamanda İran ile İsrail arasındaki bölgesel rekabetin nadir buluşma noktalarından birini de oluşturmuştur. Her iki ülkenin birbirine rakip olmasına rağmen, PYD/YPG üzerinden benzer çıkarlar geliştirdiği görülmektedir. Türkiye’ye karşı zayıflatıcı bir unsur olarak gördükleri PYD/YPG, hem İsrail’in hem de İran’ın desteklediği bir aktöre dönüşmüştür. Bu durum PYD/YPG’nin adeta çok uluslu bir şirket gibi farklı devletlerin çıkarları doğrultusunda yönetildiğini ve yönlendirildiğini göstermektedir. Bir yandan İsrail’in bölgesel stratejisine hizmet eden PYD/YPG, diğer yandan İran’ın sahadaki güç dengelerini lehine çevirme çabalarının bir aracı haline gelmiştir. Bu benzersiz ortaklık, Türkiye’nin güvenliği açısından tehditlerin çok katmanlı ve karmaşık bir boyut kazanmasına neden olmuştur.

Sonuç

İsrail’in PYD/YPG ile kurduğu ilişkiler, bölgesel güvenlik mimarisinde yalnızca taktiksel bir ortaklıktan ibaret değildir; aksine, uzun vadeli stratejik hedeflerin bir parçası olarak şekillenmektedir. Bu ilişki, İsrail’in bölgesel rakiplerini dengeleme, nüfuz alanlarını genişletme ve düşman unsurları sınırlandırma politikalarının doğal bir uzantısıdır. PYD/YPG ile derinleşen iş birliği, sadece Suriye sahasında askeri ve lojistik destekle sınırlı kalmamakta, aynı zamanda uluslararası kamuoyunda meşruiyet kazandırma ve siyasi tanınırlık sağlama gibi alanlarda da kendini göstermektedir. Bu süreçte, İsrail’deki Kürt Yahudilerin siyasi uyumu ve etkin lobi faaliyetleri, PYD/YPG’ye verilen desteğin toplumsal ve siyasi zeminini güçlendiren kritik bir faktör olmuştur. Kürt Yahudilerinin tarihi bağları ve İsrail siyasetindeki etkileri, PYD/YPG ile olan ilişkilerin sürekliliğini sağlayan ve meşrulaştıran önemli dinamikler arasında yer almaktadır. Türkiye açısından bakıldığında ise bu ittifakın ortaya çıkardığı tehditler son derece ciddidir. PKK ile organik bağı olan PYD/YPG’ye sağlanan destek, Türkiye’nin terörle mücadelesini zora sokmakta; sınır güvenliğini riske atmakta, bölgesel ayrılıkçı hareketleri cesaretlendirmekte ve İran-İsrail rekabeti bağlamında Türkiye’yi istemediği çatışmalı denklemlerin içine çekmektedir. Bu nedenle Türkiye, yalnızca askeri tedbirlerle değil, aynı zamanda diplomatik, siyasi, ekonomik ve toplumsal politikalarla da bu tehdidi bertaraf edecek kapsamlı bir strateji geliştirmelidir. Türkiye’nin öncelikli olarak uluslararası kamuoyunu bilgilendirmesi, İsrail-PYD/YPG iş birliğinin uluslararası hukuk ve bölgesel barışa aykırı olduğunu gündeme taşıması gerekmektedir. Ayrıca, sınır güvenliğini tahkim edecek kalıcı çözümler geliştirmeli; bölge halklarıyla güçlü sosyal bağlar kurarak ayrılıkçı söylemlerin yayılmasını engellemelidir. Sonuç olarak, İsrail’in PYD/YPG ile derinleşen ilişkileri, Türkiye’nin milli güvenliği için çok boyutlu bir tehdit oluşturmaktadır. Bu tehdidin bertaraf edilmesi için Türkiye’nin sadece askeri değil, diplomatik ve toplumsal bütünleşmeye dayalı uzun vadeli bir güvenlik vizyonu ortaya koyması gereklidir. İsrail’in bölgesel stratejilerine karşı Türkiye’nin kendi ulusal çıkarlarını koruyacak proaktif adımlar atması ve bu süreci güçlü bir uluslararası diplomasi ile desteklemesi, önümüzdeki dönemin temel güvenlik politikasını oluşturmalıdır.

Mustafa Çakır, bağımsız araştırmacıdır.
Mustafa Çakır
Mustafa Çakır
Mustafa Çakır, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri alanında yazdığı "İsrail'deki Kürt Yahudilerin Uyum Süreçleri: Kültürel, Siyasi ve Dini Açıdan Bir İnceleme" başlıklı tez ile yüksek lisansını tamamladı. Politik psikoloji, dini grup ve yapılanmalar, terör konularının yanında İsrail odaklı çalışmalarını sürdürmektedir. Miğfer Akademi isimli şirketin kurucu genel müdürü olan Çakır, İngilizce ve İbranice dil çalışmalarına da devam etmektedir.
spot_img

Öne Çıkanlar

ilgili makaleler

spot_img