Bölgesel ve uluslararası gelişmelerin hız kesmeden devam ettiği ve her gün yeni bir ‘tarihsel gelişmeye’ göz açtığımız bu zamanlarda, PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG’nin Ahmed Şara liderliğindeki Suriye yönetimi ile anlaştığını öğrendik. Anlaşmanın detayları, uygulanabilirliği vb. birtakım sorunlar ve soruları ikinci sıraya alıp genel bir değerlendirme yaptığımızda, bu anlaşmanın iki net sonucu doğurmaya meyilli olduğu rahatlıkla söylenebilir: PYD/YPG teslim oldu ve Türkiye’nin güneyinde kurmayı hedefledikleri terör devleti hayali suya düştü. Anlaşmanın metnini ve gelen bilgileri incelediğimizde, terör örgütünün en başından bu yana başta ABD olmak üzere Batılı devletler tarafından beslenilmesinin en büyük sebebi olan DEAŞ kartının elinden alındığı anlaşılıyor. Ayrıca, terör örgütünün Suriye’de varlığını devam ettirebilmesini sağlayan petrol gelirlerini ve sınır kapılarının kontrolünü de Şam yönetimine devredecek olması önemli. Son olarak, PYD/YPG’nin Suriye’nin kuzey doğusunda özerklik kurma ve yerel ordu adı altında silah bırakmama hayalinden de vazgeçtiği anlaşılıyor. Mutabakatın ABD gözetiminde ve ABD’nin PYD/YPG’yi sıkıştırması sonucunda imzalandığı düşünüldüğünde, ABD’nin Suriye’yi terk etmesinin de artık çok uzakta olmadığı söylenebilir. Sonuç olarak hem yerel hem bölgesel hem de uluslararası dengelerin aleyhine geliştiği terör örgütü, Türkiye’nin sürecin en başından günümüze uyguladığı askeri ve siyasi baskıların sonucunda mağlubiyeti kabul etmek ve yeni Şam yönetimine biat etmek zorunda kaldı.
ABD ve PKK’nın Teröristan Projesi
Suriye’de 2011 yılında başlayan barışçıl gösteriler, çok kısa bir süre sonra 21. yüzyılın en uzun ve kanlı iç savaşlarından birine dönüştü. Ülkede çıkan iç karışıklığı fırsat bilen terör örgütü PKK, Suriye’de oluşturduğu uzantısı PYD vasıtasıyla zayıflamış Esed rejimi ile pazarlığa girişerek Suriye’nin kuzey doğusunda faaliyetlerini artırdı. DEAŞ’ın ortaya çıkması (çıkartılması) sonrasında ABD eliyle yürütülen bir proje sonucunda PYD terör örgütü YPG, SDF vb. farklı isimler altında DEAŞ’lı radikallerle mücadele eden “özgürlük savaşçıları’’ olarak dünyaya pazarlandı. ABD’nin Obama döneminde başlattığı proje, PYD kontrolünde Suriye’nin tüm kuzey bölgesini kontrol altında tutan ve Irak’tan Akdeniz’e kadar uzanan bir terör devleti kurmayı hedefliyordu.
Türkiye teröristan projesine ve ABD’nin dayatmasına karşı ilk hamlesini Fırat Kalkanı Harekâtı ile 15 Temmuz darbe girişiminden sadece bir ay sonra Ağustos 2016 yılında yaptı. Türkiye sonrasında gerçekleştirdiği Zeytin Dalı ve Barış Pınarı operasyonları ile sadece terör örgütünü Suriye’de askeri bir yenilgiye uğratmakla kalmadı, ABD öncülüğündeki terör destekçilerine de dayatmalarına karşı boyun eğmeyeceği mesajını en sert bir şekilde verdi. Türkiye bir taraftan ABD, Rusya ve Esed rejimi destekli PYD/YPG ile hem sınırları içerisinde hem de sınır ötesinde mücadele ederken, Suriye’nin özgürlüğü için mücadele eden muhalifleri ve Suriye halkını da yalnız bırakmadı. 2020 yılında gerçekleştirdiği Bahar Kalkanı Harekâtı ile muhaliflerin kesin bir mağlubiyet yaşamasına ve milyonlarca Suriyelinin Türkiye’ye göç etmesine engel oldu. Kurduğu onlarca irili ufaklı askeri üsle birlikte İdlib’e sığınmış muhalifleri ve Suriye halkını koruması altına aldı. Unutmamak gerekir ki, Suriye’de olayların Türkiye lehine gelişmesi ve PYD/YPG’nin destekçilerinin birer birer Suriye sahasını terk etmesini tetikleyen en önemli faktörlerden bir tanesi, kuşkusuz 27 Kasım’da başlayan ve 8 Aralık’ta Esed rejiminin düşmesiyle sonuçlanan muhaliflerin başlattığı taarruz oldu.
Sabrın Sonu: Türkiye ve Suriye’nin Selameti, Terör Projesinin Hezimeti
Türkiye’nin Suriye politikası bir bütün halinde incelendiğinde, belki de en çok vurgulanması ve dikkat çekilmesi gereken unsur, Türkiye’nin bu süreç boyunca olabilecek en üst seviyede ihtiyatla hareket ettiğidir. Türkiye yeri geldiğinde, risk seviyesinin en üst noktaya çıktığı zamanlarda, örneğin 2016 yazında, içeride henüz bir ay önce büyük bir darbe girişimini atlatmışken Fırat Kalkanı Harekâtı’na girişti ve başarıyla sonuçlandırdı. 2020 Bahar Kalkanı Harekâtı esnasında gerekirse Rusya’yı ve Esed rejimini karşısına alabileceğini göstererek muhaliflerin yok olmasını ve milyonlarca Suriyelinin sınırlarımıza göç etmesine mâni oldu. Fakat aynı Türkiye, özellikle ABD’de Biden yönetiminin başa gelmesi (olumsuz gelişme) ve Suriye’nin kuzeyinde gerçekleştirilen askeri operasyonlarla yekpare bir teröristan planının akamete uğratılması (olumlu gelişme) sonucunda kâr/zarar hesaplamasını revize etti ve akabinde dört yıl boyunca Suriye’de büyük bir kara harekâtına girişmedi. Nitekim, bu dört yıl boyunca sabırla beklemesinin ve kırmızı çizgilerinden taviz vermemesinin mükafatını hem yerel hem bölgesel hem de uluslararası arenada yaşanan gelişmelerin lehine dönmesiyle aldı. Rusya, Ukrayna savaşında büyük bir darbe aldı ve Suriye’de bulunan güçlerini büyük oranda çekmek, enerjisini kendi sınırlarına çevirmek zorunda kaldı. İsrail ile girdikleri çatışma sonucunda İran ve Hizbullah Suriye sahasında zayıfladı. Biden yönetimi 6 Kasım 2024’te ABD’de seçimleri kaybetti. Sonuç olarak 8 Aralık’ta muhalifler Şam’ı özgürleştirdi ve 14 yıllık iç savaş Suriye halkı lehine sonuçlanmış oldu. Muhaliflerin Şam’ı ele geçirmesiyle sadece Suriyelilerin değil, Türkiye’nin de kazandığının ilk işaretini kısa bir süre sonra PYD/YPG’nin Fırat’ın doğusuna çekilmesiyle aldık. Türkiye’nin kazandığının ve terör örgütünün Suriye sahasında bitirildiğinin ikinci ve nihai işareti de dün imzalanan mutabakat oldu.
Bugün Suriye sahasında yaşananlar Suriye’nin mazlum ve dirayetli halkı kadar Türkiye’nin de zaferidir. Türkiye Suriye’de bir süper güç (ABD), bir büyük güç (Rusya), bir bölgesel güç (İran), Suriye ve milis ve paramiliter kuvvetler (Hizbullah ve Haşdi Şabi) ile çeşitli zamanlarda mücadele ederek bugünkü zafere ulaşmıştır. Türkiye bir yandan giriştiği askeri mücadele, yaptığı çeşitli başarılı operasyonlarla terörün Suriye’de ve Irak’ta belini kırmıştır. Bu operasyonları ile sadece terör örgütünü köşeye sıkıştırmakla kalmamış, başta ABD ve Rusya olmak üzere terörü destekleyen ve terörden nemalanmak isteyen diğer güçlere de Türkiye’ye karşı giriştikleri bu planın bir maliyeti olduğunu ve Türkiye’nin kirli oyunlara boyun eğmeyeceğini, Türkiye’nin gücünü göstermiştir. Özetle, Türkiye bugün eriştiği pozisyona tesadüf üzeri veya başka ülkelerin lütfu ile değil, başarıyla yürüttüğü siyasi ve askeri hamlelerin sonucunda ulaşmıştır.


