“CHP ve çekirdek tabanı asıl itibarıyla uzun yıllar boyunca arkasına toplanabilecekleri ve siyaseti belirleyebilecek bir lider bulamadıkları için kendileri siyaset yapmak yerine düşmanlık siyasetini geliştirmiştir. Menderes’e, Özal’a, Demirel’e, Erbakan’a düşmanlık yıllar yılı CHP’nin yegâne ideolojisi hâline gelmiştir. Fakat Erdoğan’la beraber bu düşmanlık bir nevi komplekse dönüşmüş, bu kompleksle başa çıkmak için her şey bir kenara atılarak Erdoğan’ı hangi yolla olursa olsun devirmek CHP’nin tek söylemi olmuştur.”
Türkiye’de siyaset bir şekilde dönüp dolaşıp gerilim ve kutuplaşmaya evriliyor. Bazen bir parktaki ağaçlar üzerinden kopartılan fırtına, bazen yolsuzluk davası, bazen sığınmacılar meselesi. Hiç fark etmez. Öyle ya da böyle hırçınlaşan ve çözüm yerine kavga, sokak, kışkırtma ve boykotu tercih eden ve hepimizi de içine çekmeye çalışan bir siyasi ortama geçiş yapıyoruz.
Bu durumun birçok nedeni olabilir. Uzun uzun çalışmak ve tartışmak lazım. Ancak burada bahsi geçen kutuplaşma siyasetinin çok etkili faktörlerinden birini ele almak istiyorum. Tek sebebi değil belki ama en önemli sebeplerinden biri olduğunu söyleyebilirim. Diğer tüm kutuplaştırıcı faktörleri de tetikleyen bir sebep: CHP’nin Atatürk’ten bu yana yaşadığı liderlik sorunu ve bununla ilişkili olarak Erdoğan’ın liderliğine duyulan kompleks.
CHP ve çekirdek tabanı asıl itibarıyla uzun yıllar boyunca arkasına toplanabilecekleri ve siyaseti belirleyebilecek bir lider bulamadıkları için kendileri siyaset yapmak yerine düşmanlık siyasetini geliştirmiştir. Menderes’e, Özal’a, Demirel’e, Erbakan’a düşmanlık yıllar yılı CHP’nin yegâne ideolojisi hâline gelmiştir. Fakat Erdoğan’la beraber bu düşmanlık bir nevi komplekse dönüşmüş, bu kompleksle başa çıkmak için her şey bir kenara atılarak Erdoğan’ı hangi yolla olursa olsun devirmek CHP’nin tek söylemi olmuştur.
Türkiye’de siyaseti biraz da bu açıdan okuduğunuzda aslında çok anlamsız ve alakasız gibi görünen birçok olayın izah edilebilir hâle geldiğini düşünebilirsiniz. Son yaşananlara baktığınızda aslında ahlaksızlığından ve yolsuzluğundan kendilerinin bile şüphe duymadığı bir isim için bile ortalığı yakıp yıkmaya kalkmaları ancak böylesi bir arazla açıklanabilir. Hiçbiri İmamoğlu’na kefil olamıyor. “Hayır, yolsuzluk yapmamıştır” diyemiyor. Ama buna rağmen ortalığı ateşe vermeye kalkıyor. Bu tam anlamıyla açıklanmaya muhtaç ve esasen hayrete düşürücü bir meseledir. CHP karakterine ve kişiliğine kefil olamadığı ve yolsuzluğundan şüphe duymadığı bir ismi neden savunur? Bu soruya verilecek cevabın İmamoğlu, onun karakteri ve yapıp ettikleriyle zerre kadar alakası yok. İmamoğlu’nu çıkartın yerine bambaşka bir isim koyun ona da sahip çıkabilirlerdi. Çünkü umursadıkları şey İmamoğlu değil Erdoğan. Onun karşısında duran hırsız, arsız, yolsuz her ne olursa olsun savunabilecek bir ruh hâline geldiler.
Aslında CHP’nin siyasetsizliğini uzun yıllar boyunca çok farklı nesiller defalarca konuştu. Dış politikaya, ekonomiye, sosyal güvenliğe, terörle mücadeleye dair CHP’nin ne söylediğini kimse bilmez. Planı yoktur. Projesi yoktur. Aslında kimsenin de pek umurunda değildir maalesef. Bunun yerine CHP hep kendisini diğer partilerin ve liderlerin karşısına konumlandırır. Hakaret, aşağılama, ötekileştirme, yoluyla ömrünü geçirir. Bu ülkede çok partili serbest seçimlerin yapıldığı günden bu yana hikâye aşağı yukarı böyledir. Her seferinde bu kavga siyaseti aşırı uçlara ve aşırı söylemlere evrilir.
İnönü de Menderes’i bir nefret imgesi hâline getirmekle uğraşmıştı. “Gençlerin kıyma makinelerinden geçirildiği” gibi akıl almaz her türlü iddiayı üreterek darbe ortamını inşa etmeye CHP bizzat katkı sunmuş, İnönü Menderes’e “seni artık ben bile kurtaramam” gibi imalarla tehditler savurmaktan geri durmamıştı. Sonuç; darbe ve idamlar oldu. Darbenin ardından CHP iktidar oldu. Sonrasında bu tür siyaset bir gelenek hâlini aldı. CHP için Demirel, “Morrison Süleyman”dı. Özal “takunyalı”, Erbakan “mürteci” idi. CHP’nin başka bir söyleme ihtiyacı yoktu. Bürokratik vesayetin kanatları altında medya ve benzeri aparatların da desteğiyle CHP dışı tüm siyasetçileri ve siyasi partileri ağır baskı altına alarak günlerini geçirdiler.
Erdoğan da ilk günlerden itibaren CHP için bir nefret imgesi hâline getirildi. Fakat 23 yıl boyunca deviremedikleri Erdoğan’a karşı hem nefret hem de örtülü bir hayranlık ve gizleyemedikleri bir kıskançlık baş vermeye başladı. Erdoğan’ın karizması, başarısı ve icraatları inkâr edilecek cinsten değil. Daha da önemlisi bu sefer ne yaptılarsa deviremediler. Bir de kendilerine dönüp baktıklarında elle tutulur, Erdoğan’la mukayese edilebilir tek bir siyasi liderlik bulamadılar. Atatürk’ten bu yana CHP tarihinde kitleleri ardında birleştirebilen ve sahici bir siyaset üretebilen tek bir lider çıkamamış.
İnönü zaten hep ikinci adamdı. Ecevit yeni şeyler söyledi ama solu arkasında toparlayabilecek bir liderlikten mahrum olduğu gibi kendisi de solun içinde hep bir hizip ve hep bir hayal kırıklığı olarak kaldı. İnönü’ye karşı aday olduğunda da küsüp gittiğinde de DSP’yi kurduğunda da Ecevit solun karizmatik lideri değil, ayrıştırıcı ismi olarak görüldü. Bugün komik geliyor ama bir ara Erdal İnönü’den bile lider çıkarmayı denediler. Tabii ki olmadı, olamadı. Deniz Baykal’ın hizipçiliği ise Ecevit’i mumla aratacak cinstendi. Hem hizipçiliği hem de statükoculuğuyla Deniz Baykal hiçbir zaman solu birleştirip iktidara taşıyacak bir lider olamadı. Arada gelip geçen zavallı Altan Öymen, Hikmet Çetin ve Murat Karayalçın gibi isimleri hiç saymıyorum. Ama bilenler bilir, bir ara Murat Karayalçın’dan bile lider çıkarmayı denediler. “Hikmet Abi” güzellemeleri de yaptılar. İnanır mısınız bir ara kaset kumpasının ardından CHP’nin başına geçen Kılıçdaroğlu’nu bile kahramanlaştırma çabaları oldu. “Gandi Kemal”, “demokratik amca”, “pirom, dedem”, “sakin güç” gibi saçma sapan algı çalışmalarıyla olmayacak dualara âmin dediler. Arada kaynamasın, bir ara da “çare Sarıgül”dü. Gençler bilmeyebilir, buraya kadar indikleri bile olmuştu. O konuyu isterseniz hiç deşmeyelim. “Fizikçi Muharrem” gibi kısa ömürlü denemeleri hiç saymıyorum. Neye ellerini attılarsa kurudu gitti. Öbür tarafta Erdoğan dimdik duruyor ve siyasi ajandasını takip ediyor. CHP için katlanılabilir bir mağlubiyet olmanın çok ötesine geçti.
Son dönemde de durum pek farklı değil. Hatta daha da absürt bir havaya büründü. Konuşmayan Mansur Yavaş’tan sırf konuşmuyor diye, boykot ve sokak çağrısı yapan Özgür Özel’den sırf ergenlik yapıyor diye kendilerine lider çıkartmaya çalışan CHP’nin, hırsızlık ve yolsuzluğu savunmak için sokak çağrısı yapmasını da çok saçma bir eylem olarak görmemek lazım. Hırsızlık ve yolsuzluk savunacak hâle kadar geldiler. Erdoğan’ın karakteri, karizması ve başarısı altında öylesine ezildiler ki ne olduğunun kim olduğunun hiç önemi yok. “Kazanacak bir isim olsun yeter.” diye düşünür hâle geldiler. Hatta onu bile aştılar. Allayıp pullayıp kazanacağına kendilerini inandırabilecekleri yarım yamalak bir isim bulsalar bile peşinden koşmaya razılar. Düşünsenize, Amerikan Başkanı İsrail Başbakanı’nın yüzüne “Erdoğan çok zeki, çok güçlü. 2000 yıldır yapılamayanı yaptı.” diye Erdoğan’ı överken CHP kendine parti teşkilatlarını birleştirebilecek bir lider bile bulamamış. Böyle bir ortamda CHP’nin Erdoğan kompleksi kabardıkça kabarıyor. Erdoğan’ı devirmek için her şeyi mubah gören bu ruh hâli hırsızı bile kahraman ilan etmeye kalkabiliyor. Ancak sonuç hep aynı olmuştur. Önce kahraman ilan ederler gerçekler ortaya çıktıkça da hakaret ve küfre dönerler. Ecevit’ten Baykal’a, Kılıçdaroğlu’ndan Muharrem İnce’ye şimdi hepsine her türlü hakareti yine kendileri yağdırıyor.
İyi de böylesi bir aymazlık seneler boyunca nasıl sürdürülebilir diye düşünebilirsiniz. Cevap basit: Bu kompleks öylesine bir hâl aldı ki, akıl almayacak yalanlara dahi inanır hâle geldiler. Hatırlar mısınız İstanbul Havalimanı inşası esnasında ne yalanlara inandıklarını. Ben hiç unutamıyorum. Havalimanının yapıldığı arazi bataklıkmış ve birkaç yıl içinde havalimanı batacakmış. Uçaklar dönüş için Bulgaristan hava sahasına girmek zorunda kalacağı için her uçak inişinde Bulgaristan’a vergi ödenmek zorunda kalacakmış. Marmaray su sızdırıyormuş. Aslında KAAN yokmuş. Bir mobilya firması tahtadan maket üretmiş, hepsi o kadarmış. İHA’lar SİHA’lar markette satılıyormuş. TOGG İtalya’da üretiliyormuş. Karadeniz’den gaz falan çıkmamış, Rusya’dan ithal ediliyormuş. Her seçim öncesi AK Parti Gabar’dan petrol bulduğu yalanını devreye sokuyormuş. Esed genel af ilan etmiş. Suriyeliler artık evine rahatça dönebilirmiş. Türkiye’de 13 milyon mülteci varmış, Türkiye bunlara maaş bağlamış. Hastanelerde mülteciler sıra beklemiyormuş. Anketler bu sefer en az yüzde 60 ile iktidara geleceklerini söylüyormuş. 48 saat daha direnirlerse NATO müdahale edecekmiş. Külliyenin klozetleri altındanmış. Kız kulesi çalınmış. Bahçeli’yi bir dublör canlandırıyormuş. Ben saymaktan yoruldum. Belki siz okumaktan yoruldunuz. Ama bunların hepsini yaşadık, gördük. Ciddi ciddi bu yalanları ürettiler ve peşine düştüler.
Şu deli saçmalarını ortaya atan ve bunlara inananların sonuçta Kılıçdaroğlu’ndan Özgür Özel’den lider çıkartmaya çalışmaları da normaldir. Mansur Yavaş’a veya Ekrem İmamoğlu’na biçilen değer de bunlardan farklı değildir. Abartılarla ve algı çalışmalarıyla bir lider inşa edip o sayede Erdoğan’ı zayıflatma veya devirme hayalinden başka bir şey değildir. Helvadan kendi putunu inşa edip sonra yine kendi yiyen cahiliye Araplarına ne kadar da benziyorlar? Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi muamelesi yapanlar sonunda hayal kırıklığıyla daha da saldırgan hâle geliyor. Ne Gezi’de mesele ağaçtı ne de Saraçhane’de İmamoğlu. Mesele hep Erdoğan düşmanlığı ve kompleksiydi.
Aslında Erdoğan düşmanlığı ve kompleksi dışında bir siyaset geliştiremedikleri ve bu nedenle de kavga dilinden uzaklaşamadıkları için Türkiye’nin geleceğine dair hiçbir şeyi önemsemedikleri gibi lidermiş gibi sundukları isimleri de önemsemiyorlar. Bunun en açık örneğini yine Saraçhane’de ortaya koydukları tiyatroda gördük. Sözüm ona Ekrem İmamoğlu’na destek olmaya gelmişler. Ama nedense İmamoğlu lehine tek bir slogan tek bir pankartları bile yoktu. Sloganları da pankartları da Erdoğan’a hakaret ve küfür olarak düzenlenmişti. Çünkü Erdoğan kompleksi her şeyin üstündedir. “Bir hırsızlık ve yolsuzluk şebekesini savunmak için nümayiş yapılır mı?” diye sorulduğunda sözüm ona hukuk ve demokrasiyi savunduklarını iddia ettiler. Ama onu da önemsedikleri yok. Eğer öyle olsaydı yakıp yıkmak, boykot çağrısı yapmak yerine hukukun işleyişine saygı duyarlardı. Ama hepimiz biliyoruz ki mesele ne hukuk ne ahlak ne demokrasi ne de İmamoğlu. Mesele Erdoğan kompleksi.
Hatırlayın Gezi ayaklanmasında da “mesele ağaç değil” demişlerdi. Bir ağacı hatta bir odunu ne kadar önemsiyorlarsa İmamoğlu’nu da ancak o kadar önemsiyorlar. Her şey bir araçtan ibaret. Erdoğan aleyhine köpürtebilecekleri her ne varsa peşine düşerler. İşte bu nedenle CHP’deki Erdoğan kompleksinin dinamiklerini çok iyi anlamamız gerek.
Bu yıllar içinde inşa edilmiş ve CHP’nin içinde çok iyi işleyen bir mekanizma. Ve maalesef zaman zaman da ülkemizin tüm siyasi gündemini işgal edecek hallere gelebiliyor. Bilinçli bir biçimde meydana getirilmiş yankı odalarının içinde normal şartlarda Erdoğan veya AK Parti siyasetine kişisel husumet veya kompleks duymaması gereken insanların üzerine bile bunu boca ettiler. Kendilerine ait televizyon kanallarında veya fonlanmış çeşitli sosyal medya mecralarında, nefret seanslarında tribünler kurup nefret ayinleri yoluyla futbol holiganlığına benzer bir ruh hâlini bilerek kurguladılar. En iyi bildikleri iş negatif siyaset olduğundan kendilerince çok da başarılı oldular. Kendi içlerindeki siyasi lider eksikliğini Erdoğan üzerinden kapatmaya çalıştılar.
Hepimiz biliyoruz ki, bu hâl ülkemizde siyasetin normal bir zeminde ilerlemesine engel oluyor. Karşımıza siyasi iktidara alternatif oluşturabilecek bir muhalefet partisi çıkmıyor. İktidar kendiyle yarışır hâle geliyor. Sonuç itibarıyla de nefret ve kompleks kendi kendini bir çığ gibi büyütüyor. Başa dönüyoruz. Kutuplaşma, sokak, vandallık alıp başını gidiyor.
Sorumluluk sahibi insanların bu hâlden çıkmak için ülkemizin geleceği adına düşünmesi ve tartışması gerek. CHP yöneticilerinin öyle ya da böyle çeşitli araç ve yöntemlerle belli bir oranda seçmen kitlesini bu nefret dilinin etrafında toplaması kabul edilebilir değil ama anlaşılabilir. Sonuçta nefret dili ve kutuplaşmanın dayanılmaz cazibesine kendisini kaptıranlar hep olacaktır. Ancak bunun yaygınlaşması, kronik bir sorun hâline gelmesi demektir. O nedenle de yaygınlık kazanmaması için mücadele verilmesi gerekir. Düşünüründen siyasetçisine aklı başında kimselerin artık bu nefret balonunu patlatması bu kompleksi bitirecek söylemleri geliştirmesi gerek.
Recep Tayyip Erdoğan bu ülkenin demokrasi tarihinin en büyük lideridir. Ülkeye kazandırdıkları tek tek sayılamayacak kadar çoktur. Ülke tarihinde yapılan icraatların en az beş katını Erdoğan gerçekleştirmiş ve ülkenin en temel sorunlarını o çözmüştür. Küresel siyasette yaşanan büyük çalkantılar ve karmaşa esnasında Türkiye’nin yani hepimizin en büyük avantajı Erdoğan gibi güçlü bir siyasi lidere sahip olmaktır. Dünyada büyük güçlerin çökeceği veya yükseleceği bir dönemde Türkiye’nin de en az yüzyıllık kaderinin temellerinin atılacağı bir dönemde kompleks yapmadan güçlü bir siyasi lidere sahip olmanın keyfini yaşamak tüm ülke vatandaşlarının lehinedir. Erdoğan markası CHP’nin Erdoğan kompleksine heba edilmemelidir. CHP’nin kendi beceriksizliğini ve yetersizliğini örtmenin aracı olmamalıdır.
Siyasi propaganda amacıyla değil gerçekten samimi ve objektif bir gözlemi ifade etmek için söylüyorum. İster sevin ister sevmeyin ister inanın ister inanmayın Türkiye’nin kaderi biraz da Erdoğan’ın kaderiyle şekillenir hâle geldi. Bu nedenle Erdoğan’ın siyasetine sahip çıkmak bir anlamda Türkiye’nin geleceğine de sahip çıkmak anlamına geliyor. Erdoğan kompleksine teslim olanlar bunu anlamayabilir. Ancak komplekse kapılmayan makul milyonlarca insan bu gerçeği çok daha yakından gözlemledikçe CHP’nin seçmene dayatmak istediği nefret dili ve kompleks dağılacaktır. Önümüzdeki dönemde Türkiye’ye yapılacak en büyük hizmetin bununla mücadele etmek olduğunu düşünüyorum.
Ey CHP! Aslında Erdoğan sizin kompleks duyabileceğiniz bir lider olmanın çok ötesine geçmiş görünüyor. Kompleks duyabilmeniz için mukayese edilebilir olmanız lazım. Dışardan bakan bir siyaset gözlemcisinin bile kolayca görebileceği gibi Erdoğan dünya çapında bir siyasi liderlik inşa ediyor. Parti olarak kompleks zihniyetini bir kenara bıraksanız ve gerçekten bir muhalif parti gibi alternatif siyaset geliştirseniz en azından ülke geleceğine katkı sunabilirdiniz. Gerçi CHP’den ümidimizi keseli çok oldu. Ama en azından CHP’ye çeşitli nedenlerle gönül vermiş makul milyonlarca insana seslenebiliriz. Ey CHP’ye gönül vermiş kardeşlerimiz. Siyasi elitlerinizin size dayattığı bu nefret ve kompleksi size aşılamalarına müsaade etmeyin. Erdoğan bu ülke için, hepimiz için, Türkiye için büyük bir şans. Gelin siz de bu şansa destek olun ve güçlü Türkiye’yi inşa eden bir liderin peşinde ona destek olun. Geleceğimiz için, hepimiz için, güçlü Türkiye için…
