Hindistan’ın karizmatik lideri Narendra Modi, hem ülkesinin siyasi çehresini dönüştüren hem de uluslararası arenada derin tartışmalara yol açan bir figür olarak öne çıkıyor. Hindu milliyetçiliğinden ekonomik reformlara, küresel ittifaklardan toplumsal kutuplaşmalara uzanan geniş bir yelpazede şekillenen liderliği, Hindistan’ı dünyanın en güçlü beşinci ekonomisi yaparken, aynı zamanda demokratik değerler ve azınlık hakları konusunda eleştirilerin odağına da yerleştirdi. Bu portre, Modi’nin siyasi kariyerinin dönüm noktalarını, ideolojik köklerini, destekçi ağlarını ve Türkiye ile olan karmaşık ilişkilerini analiz ederek, onun yalnızca bir lider değil, aynı zamanda çağdaş Hindistan’ın çelişkilerini temsil eden bir fenomen olduğunu ortaya koymayı amaçlıyor.
Erken Yaşam ve Eğitim
Narendra Damodardas Modi, 17 Eylül 1950’de Hindistan’ın kuzeybatısındaki Gucarat eyaletinin küçük bir kasabası olan Vadnagar’da dünyaya geldi. Damodardas Mulchand Modi ve Heeraben Modi’nin altı çocuğundan üçüncüsü olarak, mütevazı bir ailede büyüdü. Ailesi, geleneksel bir Ghanchi (yağ tüccarı) topluluğuna mensuptu ve maddi imkânları kısıtlıydı. Genç Narendra, çocukluğunda ailesine yardım etmek için Vadnagar tren istasyonunda çay satarak aile bütçesine katkıda bulundu.
Görsel 1: Narendra Modi’nin Çocukluğu

Kaynak: BBC
Vadnagar’daki yerel bir okulda eğitim gören Modi, öğrencilik yıllarında tartışma kulüplerine katılarak hitabet yeteneğini geliştirdi. Hitabet yeteneğinin gelişmesiyle Sanskrit dili ve Hindu felsefesine olan ilgisi artmıştı. Dolayısıyla bu ilgisi, onun erken yaşlarda milliyetçi Hindu ideolojisine yakınlaşmasını sağladı. 1967’de ise henüz 17 yaşındayken ailesinin isteğiyle evlendirildi; ancak bu evlilik sembolik kaldı ve Modi, siyasi kariyerine odaklanmak için eşinden ayrıldı.
Siyasi Kariyerin Başlangıcı
1970’lerde, Hindistan’ın en güçlü Hindu milliyetçisi organizasyonu olan Rashtriya Swayamsevak Sangh (RSS)’e katıldı. Burada örgütlenme, liderlik ve ideolojik eğitim aldı. RSS’nin disiplinli yapısı, Modi’nin karakterini şekillendirdi ve onu Bharatiya Janata Partisi (BJP)’nin gelecekteki yıldızı haline getirdi.
Görsel 2: Narendra Modi’nin RSS’de Çalıştığı Yıllar
Kaynak: BBC
1980’lerde, BJP’nin Gucarat kanadında örgütlenme sorumlusu olarak çalışmaya başlayan Modi, L.K. Advani gibi BJP’nin önde gelen isimlerinin dikkatini çekti ve 1990’larda partinin ulusal düzeyde yükselişine katkı sağladı.
2001’de, Gucarat’ta yaşanan deprem felaketi sonrası dönemin başbakanı Keshubhai Patel’in yönetim zayıflığı nedeniyle BJP, Modi’yi Gucarat Başbakanı olarak atadı. Modi, bu göreve geldikten kısa bir süre sonra 2002 Gucarat ayaklanmaları ile sarsıldı. Hindu-Müslüman çatışmalarında 1000’den fazla kişi hayatını kaybetti ve Modi, olaylardaki rolü nedeniyle uluslararası eleştirilerin hedefi oldu. Ancak, yargı süreçlerinde suçlamalardan aklandı ve destekçileri, bu olayları bir “toplumsal patlama” olarak tanımladı.
Modi, 2001-2014 arasında Gucarat’ı Hindistan’ın en hızlı büyüyen eyaleti haline getirdi. Altyapı yatırımları, sanayi teşvikleri ve yabancı sermayeyi çekme politikalarıyla “Gucarat Modeli” adı verilen bir kalkınma stratejisi uyguladı. Gucarat Modeli, Hindistan için aslında daha karma ekonomik kalkınmacı modelin benimsendiği Kongre Partisi yıllarından kopuşu ve neo-liberal bir paradigmaya geçiş sürecini temsil etti. Bu başarı, onu 2014 genel seçimlerinde BJP’nin Başbakan adayı yaptı.
Hindistan Başbakanı Olarak Modi (2014-2025)
2014’te “Ache Din” (İyi Günler) sloganıyla yola çıkan Modi, Hindistan’ın en büyük seçim zaferlerinden birini kazanarak başbakan oldu. Görev süresince, GST vergi sistemi ve demonetizasyon gibi ciddi ekonomik reformları, “Make in India” ile yerli üretimi teşvik projeleri, Mangalyaan Mars görevi ve Rafale jetleri alımı gibi uzay ve savunma alanında atılımları ve de Ayodhya’da Ram Mandir inşası ve Keşmir’in özerkliğinin kaldırılması gibi Hindu milliyetçiliğini öne çıkaran politikalarıyla öne çıktı. Hâlâ daha ülkenin Başbakanı olarak görevine devam eden Modi, Hindistan’ı dünyanın en büyük 5. ekonomisi yapmayı başardı, ancak eşitsizlik, işsizlik, tarım reformlarındaki protestolar ve Müslüman azınlığa yönelik ayrımcılık iddiaları gibi sorunlarla da mücadele etmek zorunda kaldı.
Disiplinli, çalışkan ve karizmatik bir lider olarak tanınan Modi, basit bir yaşam sürüp, vegan beslenerek ve yoga yapmayı teşvik eder. Öte yandan, sosyal medyayı etkili kullanması ve dünya liderleriyle kurduğu kişisel ilişkiler (Trump, Netanyahu, Putin) onu küresel bir figür hâline getirmiştir. Hatta Modi’nin, Türkiye Cumhurbaşkanının Hindistan ziyaretinde “sarılma diplomasisi” bağlamında Recep Tayyip Erdoğan’ı kucaklaması ülke gündeminde oldukça ilgi görmüştür. Bugün, Hindistan siyasetinin en güçlü ismi olarak kabul edilen Modi, tarihe hem bir reformcu hem de tartışmalı bir Hindu milliyetçisi lider olarak geçmiştir.
Modi’nin İdeolojisi ve Siyasi Yaklaşımının Ekonomik Kalkınmacılığa Etkisi
Narendra Modi’nin siyasi kimliği, genel olarak Hindu milliyetçiliği (Hindutva), ekonomik reformizm ve güçlü merkezi yönetim üzerine inşa edilmiştir. Ancak 2014-2019 arası yıllara karşılık gelen birinci döneminde ekonomik reformculuğu öne çıkmaktayken; 2019 sonrası ikinci döneminde ekonomik krizlerin de etkisiyle Hindutva gündemi ağır basmıştır. Liderliği boyunca Hindutva ideolojisini askeri stratejiden bürokratik dönüşüme kadar devlet politikalarına entegre etmeye çalışan Modi, bir yandan da Hindistan’ı küresel bir güç merkezi hâline getirmeyi hedeflemektedir.
Modi, Gucarat Modeli olarak bilinen kalkınma stratejisini ulusal düzeye taşıyarak Hindistan’ı “dünyanın imalat merkezi” yapmayı hedefledi. Ancak politikaları hem başarı hem de tartışma yaratmıştır. Bu kapsamda yabancı sermayeyi çekmek adına üretim sektörüne vergi indirimleri ve kolaylıklar sağlayan “Make in India” ve ülkenin dijital altyapısını güçlendirerek e-devlet hizmetlerini yaygınlaştıran “Digital India” gibi girişimler, Modi dönemi büyük projeler ve altyapı yatırımları olarak bilinir. Bu örneklere Yüksek Hızlı Tren Projeleri ve akıllı şehirler inşasıyla ulaşım ve kentleşme atılımları da eklenebilir.
Diğer yandan ekonomi alanında oldukça eleştirilen tartışmalı kararlar aldığı da her zaman gündemde yerini almıştır. Örneğin 500 ve 1000 rupilik banknotların iptali, kara para ve yolsuzlukla mücadele amacı taşısa da, ekonomiye ani bir darbe vuran ve küçük işletmeleri zora sokan Demonetizasyon (2016) girişimi buna örnek olabilir. Yine çiftçilerin serbest piyasaya erişimini kolaylaştıran Tarım Reformları (2020) gibi yasalar, büyük protestolara yol açmış ve geri çekilmek zorunda kalmıştır. Netice itibariyle işsizlik oranlarının (özellikle genç nüfusta) ve gelir eşitsizliğinin artmaya devam ettiği Modi dönemi ekonomik performansı, 2023’te İngiltere’yi geride bırakarak dünyanın 5. büyük ekonomisi olma gibi bir sonuca aracılık etmiştir.
Modi’nin İç Politikası:
Hindu Milliyetçiliği (Hindutva) ve Kültürel Politikalar
Modi’nin siyasi kariyerinin şekillendiği ana kaynak olarak hiç şüphesiz Hindistan Gönüllüler Örgütü (Rashtriya Swayamsevak Sangh – RSS) ilk sayılması gerek aktördür. 6 milyon üyesiyle Hindistan’ın en güçlü sivil toplum örgütü olan RSS, yerel düzeyde eğitim kampları ve sosyal faaliyetlerle her zaman BJP’ye taban desteği sağlamıştır. RSS’nin yanında, dini meselelerde daha radikal söylemleri benimseyen Dünya Hindular Konseyi (Vishva Hindu Parishad – VHP) ve gençlik kanadını oluşturan Bajrang Dal gibi gruplar da hem Ram Mandir hareketinin öncülüğünü yapmışlar hem de örneğin 2022’de 50.000’den fazla dini etkinlik organize edebilmişlerdir. Kırsal bölgelerde ise vaazlar yoluyla siyasi destek mobilizasyonu sağlayan Hindu Din Adamları Ağı ise her zaman seçimlerde Modi’yi desteklemişlerdir.
Modi’nin siyasi duruşunun en belirgin özelliği, Hindistan Gönüllüler Örgütü (Rashtriya Swayamsevak Sangh – RSS) kökenli Hindutva ideolojisidir denilebilir. Bu görüş, Hindu kültürünün ve değerlerinin Hindistan’ın ulusal kimliğinin temeli olmasını savunur. Modi’nin bu ideolojiyi uygulama biçimi en temelde “dini simgelerin siyasallaştırılması” aracılığıyla sağlanmıştır. Hindu inancında kutsal sayılan ineklerin kesimini kısıtlayarak Müslüman ve Dalit topluluklarını ekonomik açıdan zor durumda bırakan Gauraksha (inek koruma) yasaları burada örnek olarak gösterilebilir. Ama bu politikaların sembolik zirvesi, şüphesiz 2020’de başlanan Ayodhya’daki Ram Mandir (Rama Tapınağı) inşasıdır ki BJP’nin 1992’de yıkılan Babri Camii’nin yerine Hindu tapınağı yapma vaadini yerine getirmesi açısından sembolik bir zafer olarak görülmüştür.
Görsel 3: RSS’nin Hintli Gönüllüleri (AFP)

Kaynak: Middle East Eye
Hindu inancının siyasallaştırılması bağlamında azınlık politikaları açısından eleştirilen ve doğrudan Müslüman ve Dalit grupları hedef alan düzenlemeler de burada hafızalara kazınmıştır. Mesela 2019’da Cemmu Keşmir’in özerk statüsünün kaldırılması ve bölgenin doğrudan merkezi yönetime bağlanması, Hindistan’ın tek Müslüman çoğunluklu eyaletindeki demografik yapıyı değiştirme çabaları olarak yorumlanmıştır. Benzer şekilde Vatandaşlık Değişiklik Yasası (CAA, 2019), Müslüman olmayan göçmenlere vatandaşlık yolunu açarken, ülke içinde Müslüman karşıtı ayrımcılık iddialarını artırmıştır. Tüm bunların yanında, tarih ve eğitim politikalarına da el atan Modi dönemi siyaseti, okul müfredatlarında Hindu mitolojisi ve milli kahramanlık hikayelerinin ağırlık kazanmasıyla seküler tarih anlayışının zayıfladığı eleştirilerine yol açmıştır.
Modi’ye yönelik bir diğer eleştiri ise otoriterlik ve muhalefete yönelik baskılardır. Modi’nin merkeziyetçi yönetim tarzı, siyasi başarısına katkı sağlamışken, demokratik kurumların zayıfladığı eleştirilerine neden olmuştur. Basın özgürlüğü endeksinde Hindistan’ın 161. sıraya düşmesi, yargı bağımsızlığına müdahale iddiaları ve muhalif aktivistlerin “terörle mücadele yasaları” kapsamında tutuklanması Batılı demokrasiler tarafından sıkça eleştirilen konular olmuştur. Özellikle 2024 yılında Modi siyasetine muhalif Delhi hükümetinin Başbakanı olan Arvind Kejriwal’in ülke tarihinde ilk tutuklanan eyalet başbakanı olması 2024 Genel Seçim ittifaklarını şekillendirmiş, ama genel seçimlerde biraz sendelense de Delhi eyalet seçimlerinde seçmenlerin desteği Modi siyasetinden yana olmuştur.
Ekonomik Elitler ve İş Dünyası
Modi döneminde altyapı projelerinden doğrudan yararlan Mukesh Ambani’nin Reliance Industries ve 2020-2023 arası servetini 10 kat artıran Adani Group gibi büyük sanayici aileler Modi siyasetinin ekonomik finansmanına karşılık gelmiştir. Her ne kadar demonetizasyon küçük işletmeleri olumsuz etkilemiş olsa da Modi dönemi “Startup India” programıyla desteklenen 70.000’den fazla yeni girişim bağlamında KOBİ’ler ve girişimciler de Modi siyasetinin iş dünyası unsurlarını teşkil etmişlerdir. Son olarak “havalenin siyasallaşması” gündemiyle ilişkili daha çok ABD ve Körfez ülkelerinde ikamet eden başarılı Hint kökenlilerin oluşturduğu diasporanın ülke ekonomisine yıllık 100 milyar doları aşan döviz girdisi sağlaması yine Modinomics’i ayakta tutan faktörlerden biri olmuştur.
Demografik Gruplar
Hindistan’da Modi döneminin en önemli özelliklerinden biri orta sınıfların büyümesi olmuştur. Son 10 yılda 300 milyon kişi orta sınıfa katılmışken, tüketim ekonomisinin büyümesinden memnun bu kesimler Modi yanlısı demografinin merkezini oluşturmuşlardır. Yüzde 65’inin 35 yaş altında olan ülke nüfusu, Hindistan’a her zaman demografik bir avantaj sağlamışken; “Digital India” ve teknoloji odaklı politikaların hitap ettiği bu genç nüfusun desteği, Modi’nin son yıllarda gençler arasında yüzde 68 onay oranını almasını sağlamıştır. Kırsal kesim sakinlerini de unutmayan Modi, her ne kadar 2020 tarım reformları bağlamında güven kaybı yaşamış olsa da, PM-KISAN programıyla 120 milyon çiftçiye doğrudan nakit destek verme gibi programları sayesinde tarım toplumundan da anlamlı bir destek alabilmektedir.
Coğrafi Destek Merkezleri
Modi’nin 2019’da Uttar Pradesh’te 62 sandalyeden 62’sini kazanması hâlâ akıllardayken; buradaki önemli nokta, Gucarat, Uttar Pradeş, Madhya Pradeş gibi eyaletlerden oluşan Hindi Kuşağı’nın (Hindistan’ın kuzey ve batısı) Modi tabanının kalesi olmasıyla ilgilidir. Altyapı projeleri ve şehir modernizasyonu gündemleriyle ise Modi, Mumbai, Delhi, Bangalore gibi metropollerde kentsel oy blokları inşa edebilmiştir. Şüphesiz tüm faktörlere, 300.000 WhatsApp grubuyla koordinasyon gibi seçim mühendislikleri, Ujjwala (80 milyon haneye mutfak tüpü) ve Swachh Bharat (110 milyon haneye tuvalet) programları gibi sosyal yardım ve 50 milyon X takipçisi gibi medya ve dijital strateji destek mekanizmaları da eklenebilir.
Modi’nin Dış Politikası ve Güçlü Liderlik İmajı
Modi, Hindistan’ı “Vishwaguru” (Dünya Lideri) konumuna yükseltmek için aktif ve iddialı bir diplomasi izlemek isteyen bir siyasetçi olarak bilinir. Bu kapsamda Kongre döneminden kalan Rusya ile derin tarihi ve kurumsal ilişkilerine rağmen, ABD ile savunma iş birliği (Quad ittifakı), Fransa ile Rafale savaş uçakları anlaşması ve İsrail’den silah alımlarının artırılması gibi yeni davranışsal açılımlarla Batı ile stratejik ittifaklar kurma yoluna gitmiştir. Tabi bu proaktif dış politikası, Çin ve Pakistan ile gerilimler yaşamasına neden olabilmiş ve Himalayalar’daki kriz örneklerinde olduğu gibi Çin ile ilişkileri gerilebilmiştir. Pakistan’a yönelik sert söylemler ve Keşmir’deki askeri operasyonlar aracılığıyla ise milliyetçi tabanı motive etmekten geri durmamıştır. Dış politikada sadece kaba kuvvet merkezli ilerlemeyen Modi, bir taraftan diaspora politikalarıyla yurt dışındaki Hindistan kökenlileri BJP’ye yakınlaştırmış, diğer taraftan “Uluslararası Yoga Günü” gibi girişimlerle yumuşak gücü kullanmayı ihmal etmemiştir.
Görsel 4: Narendra Modi 9. Uluslararası Yoga Günü (2023) Kapsamında Birleşmiş Milletler’de

Kaynak: Anadolu Ajansı
Türkiye ile Siyasi ve Diplomatik İlişkilerinde Temel Dinamikler
Narendra Modi’nin Türkiye politikası, genel hatlarıyla stratejik ihtiyat, ideolojik farklılıklar ve kontrollü ekonomik iş birliği ekseninde şekillenmiştir. İki ülke arasındaki ilişkiler, Keşmir meselesi, İslam dünyasındaki rekabet ve küresel güç dengeleri nedeniyle inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir.
Modi döneminde Türkiye ile yaşanan en derin anlaşmazlık Keşmir sorunu bağlamında yaşanmıştır. Türkiye’nin Pakistan yanlısı tutumu, Modi hükümeti tarafından “Hindistan’ın iç işlerine müdahale” olarak görülmüş ve buna karşılık Yunanistan ilişkiler geliştirilmeye çalışılarak Kıbrıs sorunu üzerinden karşılık verilmeye çalışılmıştır. 2019’da Cemmu-Keşmir’in özerkliğinin kaldırılması sonrası Erdoğan’ın BM’deki eleştirileri, ilişkileri germiş ve Hindistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’yi “terörizme destek vermekle” suçlayan resmi açıklamalar yapmıştır.
Keşmir konusundaki gerginlik, çoğu zaman uluslararası örgütler düzlemine de yansımış ve özellikle İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) bu konuda rekabet alanı haline gelebilmiştir. Türkiye’nin Keşmir konusunu İİT gündemine taşıma çabaları, Yeni Delhi’de her zaman tepkiyle karşılanmıştır. Hindistan’ın 2019’da Körfez ülkelerinin desteğiyle İİT’ye onur konuğu olarak davet edilmesi ise Abu Dabi görüşmelerinde krize yol açmış ve örgütle ilgili işlevsellik sorununun gündeme getirmiştir.
Son dönemlerde Karabağ Savaşı bağlamında ise gerginliklere yeni bir gündem maddesi eklenmiştir. Gerek Türkiye-Pakistan-Azerbaycan’ın geliştirmiş olduğu üçlü ittifak gerekse de Pakistan’ın Türk savunma sanayisiyle iş birliği, Türkiye ve Hindistan arasında yeni bir rekabet alanı açmış ve Hindistan hem Ermenistan’la ilişkilerini derinleştirmeye başlamış hem de zarar gören Kuzey-Güney Koridoru’na alternatif IMEC gibi girişimlerde rol oynamaya çalışmıştır.
Türkiye ile Ekonomik İlişkiler: Potansiyel ve Engeller
İki ülke arası ticaret hacminin 10 milyar dolar seviyelerinde olduğu ilişkilerde Türkiye’nin ihracatı, makine, bakır, tekstil gibi kalemlere denk gelmekteyken; Hindistan’ın başlıca kalemleri otomotiv yedek parça, ilaç, kimyasallardan oluşmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomik ilişkileri geliştirme amaçlı attığı adımlar, Hindu milliyetçisi kamuoyu yüzünden çoğu zaman yeterli ilgiyi görememişken; Hindistan’nın büyük bir gıda krizi yaşadığı pandemi sonrası fiyatları dengelemede büyük rol oynayan “Türk soğanları” hala daha unutulmuyor.
Savunma sanayii alanında Hindistan, Türk hava savunma sistemlerine (HİSAR) ilgi göstermiş, ancak siyasi gerilimler nedeniyle anlaşma yapılamamışken, başta Türk Bayraktar TB2 SİHA’ları olmak üzere Türkiye’nin askeri teknolojisine olan Pakistan’ın ilgisi, Hindistan’ı en başından bu yana rahatsız etmiştir. Ekonomik iş birliği bağlamında en büyük potansiyele sahip olan alan enerji sektörüyken, buradaki fırsatların değerlendirilmesi ise yine Türkiye’nin iyi niyetine bağlı olduğu görülüyor. Türkiye’nin Doğu Akdeniz gazı projelerine Hint şirketlerinin katılımı hâlâ daha tartışılıyorken; TANAP projesinde Hindistan’ın potansiyel alıcı olması yine enerji bağımlılığını çeşitlendirmek isteyen Hindistan’ın lehine olabilecektir.
Hindistan’ın Türkiye ile Toplumsal ve Kültürel Etkileşiminde Attığı Adımlar
Batı dünyası ve Körfez ülkeleri kadar olmasa da Türkiye’de yaşayan 3.500 Hindistan vatandaşı her geçen gün güçlenen bir diaspora haline geliyor ve özellikle İstanbul’da ticaret yapıyor. Hint turist sayısı 2024 yılında 1 milyon rakamına ulaşmışken, bu rakamlar Modi dönemindeki yüzde 50’lik bir artışa işaret ediyor. Türkiye’de her geçen gün güçlenen yoga sektörü, yoga ve Hindistan’daki Müslümanların ilgisini çeken Türk Sufizmi arasında bir karşılılık yaratabileceğini düşündürüyor. Bollywood filmlerinin Türkiye’deki popülaritesi yüzde 10 bandına takılıyorken, Türk dizileri Pakistan sınırlarında olduğu gibi sektörün firmaları tarafından tercih edilmiyor. Toplumsal ve kültürel bu az yakınlaşmanın nedenleri, şüphesiz iç siyasi gelişmelerle yakında ilişkili ilerliyor. Hindistan medyasında Türkiye, “Pakistan’ın müttefiki” olarak sunuluyorken, Türk medyasında ise Modi, “Müslümanlara baskı yapan lider” imajıyla yer buluyor.
Modi Hindistan’da 2029’a kadar iktidardayken, daha iyi ilişkiler adına beklentiler, dış politikada yeni denge arayışları, gündeme alınabilecek kritik başlıklar ve uzun vadeli ekonomik iş birlikleriyle alakalı görülüyor. Modi yönetimi, Türkiye’nin Keşmir söylemini yumuşatmasını en önemli öncelik olarak belirlemişken, Çin’in Batı Asya’daki artan etkisi, iki ülkeyi yakınlaştırabilecektir. Bu bağlamda G20 ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi platformlar iki ülke için arabuluculuk fırsatları sunabilecektir ve böylece hem ticaret hacminin 15 milyar dolara çıkarılması gibi hedefler hem de özellikle Afrika pazarında savunma sanayii üçüncü ülke iş birlikleri geliştirilebilecektir.
Dr. Hayati Ünlü, Milli Savunma Üniversitesi Müşterek Harp Enstitüsü’nde öğretim üyesidir.



