back to top
10 Aralık, 2025, Çarşamba
Ana SayfaYayınlarAnalizİnançtan İktidara: İran’da Şii Kimliği

İnançtan İktidara: İran’da Şii Kimliği

Giriş

Tarihsel süreç içerisinde hem dinî hem de siyasal boyutlarıyla şekillenen Şiilik, özellikle İran’da benzersiz bir gelişim göstererek toplumsal yapının ve devlet anlayışının temel unsurlarından biri hâline gelmiştir. Bilhassa Safeviler döneminde Şii İslam anlayışı, diğer Müslüman devletlerden farklı olarak kültürün de dahil edilmesiyle gelişmiştir. Dinî ve kültürel temellere dayanan bu anlayış, milliyetçiliğin ön plana çıktığı Pehlevi dönemine kadar etkinliğini korumuştur. Pehlevi döneminde geri planda tutulan dini kimlik, 1979 İran Devrimi ile birlikte kendisini çok güçlü bir şekilde göstermeye başlamıştır.[1]

Görsel 1:Devrimin İlk Anlarında Silahlı Kadınlar Tahran’da Bir Meydanda Nöbet Tutuyor

 

Kaynak: Al-Jazeera

İran’da Şiilik ve Toplumsal Yapı

Teokratik bir Cumhuriyet olarak yönetilen ve İslam’ın dini otoritesini cumhuriyetçilik unsurlarıyla birleştiren kendine has siyasi bir sisteme sahip olan İran’da Dini lider Ayetullah Humeyni, devrimini tamamen Şii mezhebi temeline dayandırmış ve bu kapsamda özellikle “imamet” doktrinine vurgu yapmıştır. [2] Her ne kadar 1979 İran İslam Devrimi’nden sonra yönetim şekli Şii mezhebi temelli tesis edilse de ülkedeki ilk teokratik sistem Safevi dönemine kadar dayandırılmaktadır. Nitekim İran’da Şiîliğin hâkim İslâmi mezhep olarak yükselişinin 1501 yılında Safevîlerin yükselişiyle aynı döneme denk düştüğü görüşü genel bir kabuldür. [3]

Sünnî bir mazisi olan bir dergâhın tarikattan devlete uzanan serüveni sadece bugünün İran’ını değil, bölgesel Orta Doğu tarihinin denklemlerini de derinden etkilemiştir. Dolayısıyla yaklaşık iki asır süren Safevi iktidarı, İran ve Şiâ tarihinin en mühim kilometre taşlarından biri olmuş; bu dönemde İran’ı Şiîleştirmek Safevi iktidarının esas maksadı olmuştur.

Bir dönem Sâsânîlerin hâkimiyetindeki İran coğrafyasında en yaygın dinî grup olan Mecûsîler, topraklarının Müslümanlar tarafından fethedilmesiyle birlikte tedricen İslam’a geçmişlerdir. Bunlar arasında özellikle şehirli ve varlıklı ailelerden/asillerden gelenler, ayrıcalıklı konumlarını korumak için ihtilaf ve muhalifliğin temsilciliğini yapan Şiiliği değil, egemen elitlerin benimsediği şekliyle Sünnî merkezli din anlayışını tercih etmişlerdir.  Tâhirîler ve Sâmânîler gibi Abbâsî vasilerinin Abbâsî Halifeliğinden koparak özerkliklerini ilan etmeleri, Sünnîliğin bölgede yükselen gücüne katkıda bulunmuştur. [4] Şiiliğin İran’la özdeşleştirilmesi iki aşamalı bir tarihsel süreci yansıtmaktadır. Bunlardan ilkinin Safevi Hanedanlığı döneminde Şiiliğin devlet dini ilan edilmesi, ikincisinin ise Kaçarlar döneminden itibaren bağımsız hiyerarşik bir ruhban sınıfının oluşturulması süreci olduğu söylenebilir. Bu dönemlerde Şiiliğin yükselişi, siyasal iktidarın boyutu, coğrafyanın genişliği, nüfusun büyüklüğü ve kültürel nüfuzun boyutunu da içeren bir dizi faktörle ölçülebilir.[5] Bugün ise %99’u Müslüman olan 90 milyonluk ülke nüfusunun yaklaşık %90’ının Şii olduğu İran’da bu oran, tüm dünyadaki Şii nüfusunun %40’ını teşkil etmektedir.

Harita 1: İran’ın Nüfus Yoğunluğu

Kaynak: Britannica

İran’da din-devlet ilişkisine girmeden önce Şiilik kavramının niteliği ve kapsamına değinmek yerinde olacaktır. Kelime anlamı olarak “tâbi olmak, desteklemek; şâyi olmak, çoğalmak” anlamına gelen “şiyâ” kökünden türediği öne sürülen Şîa kavramı “taraftar, yardımcı, destekleyici; bir işi gerçekleştirmek için bir kimse etrafında toplanan grup” anlamlarına da gelmektedir. Peygamber efendimizin vefatını takiben hilafet makamının Hz. Ali ve onun soyundan gelenlere (Ehl-i Beyt) geçmesi gerektiğini savunan Şia inancını takip edenler ise Şii olarak isimlendirilmektedir.[6]

İran devlet geleneğinde önemli bir yere sahip olan Şii inanç sisteminin ülkenin iç ve dış politikası üzerinde etkili olduğu söylenebilir. İran devlet geleneğinde protesto ve yas kültürünü temel alan bu inanç sisteminin etkilerinin birtakım tarihsel arka planlara dayandığı görülmektedir. Fatimilerden Safevilere ve günümüze kadar gözlemleyebileceğimiz bu inanç sistemi İslam coğrafyasında daha farklı bir yol izlemiştir.  Şii devlet anlayışı Hz Muhammed ve Hz Ali’nin kurduğu devletin haricinde diğer devletleri ulvi devlet olarak görmemektedir. Sünnilikteki hilafet anlayışından farklı olarak Şiilikte imam anlayışı geliştirilmiştir. İmam hem dini hem de siyasi bir lider olarak kabul edilmiştir.[7]

Görsel 2: Devrim Lideri Ruhullah Humeyni

Kaynak: The Times of Israel

Şiiliğin İnanç Esasları

  1. Tevhid

İslamiyet’te Hz. Âdem’den son peygamber Hz. Muhammed’e kadar devam eden risalet sürecinin en mühim ve en esas akidesi olarak kabul edilen tevhid anlayışı, On iki İmam Şiası’nda da “Usûlü’d-Din” olarak belirlenen esasların başında gelmektedir. [8] Tevhid en genel anlamıyla “Allah’ın zâtında, sıfatlarında, mâbud oluşunda bir ve tek olduğunu zihin ve kalp yoluyla kabul etme” anlamına gelmektedir. [9]

  1. Adl (Adalet)

Şiiliğin en temel inanç esaslarından olan adalet kavramı, Allah’ın adil oluşu anlamına gelmektedir. Bu prensibe göre kulun fiillerinden kendisi sorumludur. Bu ilke, Allah’ın zulmetmeyeceği ve fiillerinde hikmet olduğu anlamına gelmektedir. Yine bu ilkeye göre Allah insanlara iyiyi de kötüyü de tercih edebilecek ve uygulayabilecek irade ve güç bahşetmiştir.[10]

  1. Nübüvvet

“Allah ile insanlar arasında irtibat kuran, insanları hem kendileri hem de evren hakkında bilgilendirip onlara ebedî hayat için hazırlanma yolunu öğreten ilâhî bir müessese” olan nübüvvet, Allah’ın vahiy yoluyla öğrettiği bilgileri ve O’nun emirlerini insanlara ulaştırıp ilâhî elçilik görevini yapma anlamına gelmektedir.[11] Şiilikte nübüvvet anlayışı, Sünnilikle paralel olsa da imametin nübüvvetin bir devamı olduğu fikriyle ayrışır. Peygamberlerin masumiyetine (ismet) vurgu yapılır.

  1. İmamet

Şii mezhebinin temelini Hz. Muhammed’in vefatından sonra yerine geçecek halifenin, peygamberin soyundan biri olması gerektiği tartışması oluşturmaktadır. Bu çerçevede Sünnilik nazarında hilafet ile imamet arasında önemli bir fark yoktur. Buna karşın Şii mezhebi nazarında bu iki mefhum aynı anlamı ifade etmemektedir. Şii fıkhına göre nas ve tayin ile belirlenmiş lider imam olurken başka bir yolla İslam aleminin başına geçen lider ise halifedir. Kerbela vakası akabinde ortaya çıkan fikirlerin başında imamet prensibine göre Hz. Ali’den başlayarak sırayla gelen imamlar masumdur. [12]

  1. Mead

Özellikle kelâm ve felsefede kıyamet için kullanılan bir terim olan mead mefhumu “dönüş, dönüş yeri” anlamlarına gelmektedir. Şii fıkhının beş esasından sonuncusu olarak niteleyebileceğimiz bu kavram ile kastedilen ahiret inancıdır.

Tüm bu esaslar Şii fıkhını etkilerken Şii fıkhı ile yönetilen İran’da siyasetten içtimai konulara kadar tüm yasalar bu kapsamda ele alınmıştır. Dolayısıyla İran’da kimlik temelli siyasetin tezahürü gerek iç siyasette gerek dış politika kararlarında rahatlıkla gözlemlenebilmektedir.

İran’da Din-Devlet İlişkisi ve Velayet-İ Fakih

On iki imam düşüncesini benimseyen Şiî fırkası olarak da tanımlanan İsnâaşeriyye ise İran’daki Şii nüfusun % 64-88’ini kapsamaktadır. Dolayısıyla inanç sisteminde yer alan gaybet doktrini, İran yönetiminde de etkisini göstermiştir. On ikinci imamın kayboluşu ile başlayan “gaybet dönemi” İran’da imamet sistemini perçinlerken “İmam” hem dini hem de siyasi bir lider olarak tanınmıştır. Bu kapsamda Devrim Lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni tarafından geliştirilen velayet-i fakih kavramına değinmek yerinde olacaktır. “Temel dayanağını İsnâaşeriyye Şiiliğinin teşkil ettiği ve kelime anlamı açısından ‘fakihin tasarruf yetkisi’ yahut ‘fakihin velayeti’ anlamına gelen velayet-i fakih kavramı; Ayetullah Humeyni’ye göre Peygamber soyundan gelen masum on ikinci imamın Gaybet-i kübra (Büyük Gaybet) adı verilen vakadan sonra yokluğunda adil bir fakihin vekaleten vazifeyi üstlenmesi gerekliliği olarak tanımlanmıştır” [13] Devrim Lideri Ayetullah Humeyni ise geliştirdiği Velayet-i Fakih sisteminin gerekliliğine ilişkin görüşünü “Gaybet döneminde de İslam’ın mali, siyasi, hukuki, cezai ve iktisadi sistemle ilgili tüm disiplin kurallarının devam etmesi, ümmeti şer’i hükümlerle yönetmeyi ve yönlendirmeyi gerekli kılmaktadır. Ümmetin çıkarlarını güvence altına alma ve adaletin idaresini garanti altına alma sorumluluğuna layık olan kişi belirlemelidir.” kelimeleri ile ifade etmektedir.[14] Bu paradigmaya göre “en bilgili ruhani”, yeryüzünde ilahi adaletin tesis edilmesiyle nihai bir dönüş yapacağına inanılan on ikinci imamın temsilcisi olarak kabul edilmiştir. Siyasi alanda karar alma süreçlerine dahil olma yetkisine sahip olan bu yeni etkin din adamları, Şii İslam tarihinin ilk teokratik iktidarının kurulmasına katkıda bulunmak -ve hatta belki de bu iktidarı şekillendirmek- üzere ortaya çıkmış ve böylece yüzyıllardır hâkim olan sessiz gelenekçi ekolden kopmuşlardır.

Görsel 3: Şah Gitti (Solda)- İmam Geldi (Sağda)

Kaynak: qudsonline

Fakat İslâm Devrimi’nin ideolojisi, İran dini liderinin tüm yönetim mekanizmasının üzerinde olduğu velayet-i fakih kavramından çok daha fazlasıdır. Humeyni’nin dünya görüşüne göre insanlar “mustazaflar” (ezilenler) ve “müstekbirler” (ezenler) olarak ikiye ayrılmıştır. Ve ilkini ikincisinden korumanın yolu İslam’dan geçmektedir. Bu dünya görüşünün temelinde İslami yönetim, devrimci Şiilik ve pan-islamizmin yanı sıra Batı emperyalizmine, ABD’ye ve İsrail’in varlığına karşı düşmanlık da yatmaktadır. [15] Dolayısıyla bu motivasyon bilhassa devrimi takip eden yıllarda yönetimden çoğunluğu Şii olan halkına da sirayet etmiştir. Bu durum, İran halkının devrimi takip eden yıllarda ABD konsolosluğunun basarak 444 gün süren rehine krizinde görülmektedir.

Öte yandan bu yönetim sistemi bugün Şiilerin yaşadığı coğrafyalara kendi rejimini ihraç etme çabası içerisindedir. İslam dünyasında Şiilik azınlık olarak kalmaya devam ederken Tahran yönetimi Şii Hilali olarak adlandırılan coğrafyada faaliyet göstermeye çalışmaktadır. Bu projenin getirisi olduğu kadar maliyeti de yüksektir. Çünkü ihraç edilen fonlar ülke içinde fakirleştirilen halk tarafından karşılanmaktadır. Ülkeye uygulanan ambargolarla ekonomisi bozulan ülke, Orta Doğu’da var olabilmek için gayrisafi hasılasının büyük çoğunluğunu savaş ekonomisine harcamaktadır.

İran’da Şii Nüfusun Genel Durumu

Bugün Şiilerin çoğunlukta olduğu dünyanın en büyük ülkesi konumunda olan İran’da, Şii nüfus CIA World Factbook ve CRS raporlarına göre, İran’daki Müslüman nüfusunun %92,2 gibi büyük bir oranı oluşturmaktadır. Bu da toplam nüfusun yaklaşık %90’ını oluşturan 66 milyondan fazla insana tekabül etmektedir. Dolayısıyla bu durum İran’ı Şii İslâm’ın tartışmasız kalbi hâline getirmektedir. Her ne kadar “İran ve Şiiler” demografik yoğunluk açısından neredeyse birbirine geçmiş olsalar da başta Irak olmak üzere diğer ülkelerde de çoğunluğu oluşturan önemli Şii Müslüman nüfusları bulunmaktadır. [16]

Harita 2: Orta Doğu’da Şii Nüfusu

Kaynak: Worldview

İslam dünyasında Şii inancının siyasi, içtimai ve mezhebi merkezi olan İran’da “Şiilik” salt bir inanç sisteminden ziyade İran nüfusunun kimliğini, sosyal ilişkilerini ve devlet mekanizmasını tertip eden tarihi bir kudrettir. Her ne kadar günümüz İran’ında gündelik yaşam Şiilikle iç içe geçmiş olsa da ülkenin sanatı, edebiyatı ve mimarisi, sahip olduğu köklü ulus geleneğini ve erken antik dönemde Orta Doğu ve Güney Asya’ya yayılmış olan daha geniş bir edebi kültürü her daim hatırlatmaktadır.

680 yılında Şiilerin üçüncü imamı olan Hz. Hüseyin’in yakın ailesi ve taraftarlarıyla birlikte Kerbela Savaşı’nda Emevi halifesi Yezid’in askerleri tarafından katledilmesine ve Hz. Hüseyin’in kendi soyunu siyasi iktidara geri getirme girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasına kadar uzanan şehadet söylemi, Şii kültürünün önemli bir bileşeni olmuştur. İran’da Şiiler Kerbela Vakası da denen bugünün yıl dönümünü muhtelif ritüeller ve yas törenleri eşliğinde anmaktadır. Aşura, Taziye, Erbain yürüyüşü gibi ritüeller, toplumsal dayanışmayı güçlendirmenin yanı sıra, tarihi bilincin diri kalmasına da hizmet etmektedir. Bu ritüeller, sadece Şii nüfus içerisinde bir aidiyet duygusu oluşturmakla kalmamakta aynı zamanda İran’ın teokratik yönetim şeklinin meşruiyetini de tesis etmektedir.

Kerbelâ’nın anısı Fars kültürünün tamamına nüfuz ederek şiirde, müzikte ve Şiî nüfusunun dünya görüşünde de kendini göstermektedir. Kerbela’ya atıfta bulunulmayan hiçbir dini tören tamamlanmış sayılmaz ve en az bir gün yas tutulmadan geçen hiç bir ay görülmemektedir. Pehlevi döneminde her yıl düzenlenen sanat festivalleri, müzisyenlerin ve yerel el sanatlarının teşvik edilmesi gibi monarşinin hiçbir çabası bu temel tutumu değiştirmeyi başaramamıştır. Hatta kimi kamusal alanlarda gülme ve sevinç gösterileri bazı çevrelerce hoş karşılanmamaya, hatta günah sayılmaya devam etmektedir.[17]

Görsel 4: İran’da Muharrem Ayı Gelenekleri

Kaynak: mehrnews

Kamuoyuna sirayet eden bu kültürün en önemli unsurunu ulema sınıfı oluşturmaktadır. İslam dünyasının pek çok yerinde ulema, toplumsal ve siyasi yapının modernleşme sürecinin bir sonucu olarak geleneksel rollerini kaybetmiş olsa da İran uleması İran’ın yakın tarihindeki pek çok önemli olayda önemli bir rol oynamakla kalmamış, aynı zamanda 1979 İran Devrimi’nden bu yana en güçlü sosyo-politik sınıf olarak ortaya çıkmıştır. [18]

Öte yandan İslam Devrimi’nin ideolojisi her ne kadar doğası gereği İslami olsa da İran İslam Devrimi’nin önde gelenleri, milliyetçiliğin davalarını ilerletme gücünün farkında olmuşlardır. Bu nedenle 1979’dan sonra İranlı liderler, İran kimliğini İslam ile sentezleyerek din temelli milliyetçi duyguları harekete geçirmeye çalışmışlardır. Bu da Pehlevi hanedanının İslam öncesi İran kimliğine yaptığı vurguyla önemli ölçüde erozyona uğrayan Şiilik ile İran kimliği arasındaki bağın yeniden canlandırılması anlamına gelmektedir. [19] Fakat nüfusunun yarısından fazlasının 30 yaşın altında olduğu İran’da söz konusu genç nesil, müesses nizamın tesis edildiği devrime yetişememiş, ekseriyetle internetle büyürken küresel kültürle temas etmiş bir nesildir.

Bugün İran’ın geleceğinin önemli bir kısmı gençlerin elindedir. Şii İran nüfusunun büyük bir kısmı gençtir ve bu nesil ebeveynlerinden çok daha farklı bir dünyada büyümüştür. İnternet ve sosyal medya aracılığıyla bilgiye erişimleri sayesinde küresel trendlere, farklı fikirlere ve farklı yaşam tarzlarına tanık olmuşlardır. Bu da gözle görülür bir kuşak değişimine yol açmış; pek çok genç İranlı daha fazla sosyal özgürlük, ekonomik fırsatlar ve daha az izole bir uluslararası duruş için arzularını dile getirmiştir. Her ne kadar Şii kimliklerine derinden bağlı olsalar da pek çok genç dini gelenek ile modern yaşam arasında bir denge arayışındadır. Bu dinamik İslam Cumhuriyeti için hem zorluklar hem de fırsatlar yaratmaktadır. İster reform ister daha sıkı kontroller yoluyla olsun, hükümetin bu gelişen isteklerle nasıl başa çıkacağı, İran’daki Şii nüfusun ve dolayısıyla ülkenin yörüngesini derinden şekillendirecektir. İran’ın geleceğini, süregelen inancı, zengin kültürel mirası ve halkının gelişen hayalleri arasındaki büyüleyici etkileşim belirleyecektir. [20] Fakat yeni jenerasyonun Şii yönetimin tesisinde mihenk taşı olan bu gibi travmatik vakaları tecrübe etmemesi zamanla Şii yönetim ile gençlik arasındaki uçurumu derinleştirmektedir.  Hatta kimi zaman yönetimle genç nüfusun karşı karşıya geldiği gözlemlenmektedir. Bu çerçevede en yakın örnek 2022’de Mehsa Emini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar gösterilebilir.

Hatırlanacağı üzere 1979 Devrimi’nden önce protestolara katılan özellikle Tahran Üniversitesi öğrencileri Şah iktidarını devirerek monarşik rejimin yıkılmasında muazzam bir etkiye sahip olmuştur. Dolayısıyla bu tecrübe doğrultusunda, üniversite öğrencilerinin İran’daki hükümetler için her zaman potansiyel bir tehdit unsuru olması, yönetimin her zaman tetikte olmasına sebebiyet vermiştir. İslami yönetim bu anlamda üniversite öğrencilerini kontrol altına almak için ciddi yollar izlerken çok temkinli davranmaktadır. İran’ın en büyük ve en eski üniversitesi olan Tahran Üniversitesi’nde eda edilen Cuma namazları ve hutbeler bu kapsamda örnek olarak gösterilebilir. Her ne kadar vaazların içeriği bütünüyle dinî olsa da birçok siyasi söylem ve dış politika malzemesi de bu vaazlarda yer almaktadır. Fakat uzmanlara göre günümüzde İranlıların birçoğu açısından bu gibi devrimci vaatlerin ne cazibesi ne de ikna ediciliği kalmıştır.[21]

Görsel 5: Tahran Üniversitesi’nde Cuma Namazı

Kaynak: AA

İran’da Şii Kimliği ve Geleceği

Tarih boyunca İran toplumunun ve yönetiminin biçimlenmesinde din daima önemli bir rol oynamıştır. Antik Pers İmparatorluğu’ndan modern İslam Cumhuriyeti’ne kadar dinî değerler hem İran kimliğinin hem de siyasi yapısının iki temel taşından biri olmuştur. Bu etkinin sadece teorik olmadığı; İran’da dini inançların iletişim ve rutinler üzerindeki yaygın etkisine bakılarak kolaylıkla anlaşılabilir. Şii İslam etrafında şekillenen İran’ın dini kimliği, kamusal ve özel hayata nüfuz etmektedir. Dinî bayramlar millî etkinliklerdir, camiler halkın merkezî mekânlarıdır, dinî semboller ve anlatılar millî bilincin içine işlemiştir. Kanunlar, İslami prensiplerden türetilmiş ve kurumların yapısı dini değerlerin muhafaza edilmesi üzerine inşa edilmiştir. Bu kapsamlı nüfuz; siyasetiyle, toplumuyla, uluslararası ilişkileriyle İran’a dair her türlü tartışmanın kaçınılmaz olarak İran’ın devlet dininin temel ve yönlendirici rolünü kabul etmesi gerektiği anlamına gelmektedir. Özetle İran’daki din anlatısı çok geniş bir tarihsel derinliğe, yaygın bir toplumsal etkiye ve günümüzün kompleks sınamalarına ev sahipliği yapmaktadır. Özünde, Safevi hanedanlığı ile başlayan ve 1979 İslam Devrimi ile sağlamlaşan bir miras şeklinde yorumlanabilen On İki İmam Şiiliği bugün bu coğrafyada devlet dini olarak sağlam bir şekilde yerleşmiştir. Bu temel kimlik yalnızca ülkenin yasalarını ve yönetimini değil, aynı zamanda halkının günlük yaşamını, kültürel ifadelerini ve küresel etkileşimlerini de şekillendirmektedir.

Görsel 6: İran’da Aşura Etkinlikleri

Kaynak: Tasnim News

İran’ın hâkim inancı olan Şii mezhebinin ülkeyi kapsayan nüfuzu, salt dini uygulamaların çok ötesine uzanmakta; ülkenin sosyal normlarına, hukuk sistemine, eğitim müfredatına ve hatta dış politikasına derinden nüfuz etmektedir. Kadınlara yönelik kamusal alanlarda uygulanan kıyafet uygulamalarından alkol yasağına kadar, Şii içtihadından türetilen İslami yasalar ülkenin yasal çerçevesini belirlemektedir. Dini törenler, özellikle de Şii İmamların şehadeti anısına yapılanlar, ülkenin kültürel takviminin merkezinde yer almaktadır. Eğitim, ilkokuldan üniversiteye kadar, kapsamlı bir dini eğitim içermekte ve gelecek nesillerin Şii İslam’ın ilkelerini iyi bir şekilde öğrenmelerini sağlanmaktadır. İlahiyat fakültelerinin ötesinde, dini eğitim devlet okulu sistemine entegre edilerek İslami değerler ve öğretiler küçük yaşlardan itibaren pekiştirilmektedir. Dini eğitime yönelik bu kapsamlı yaklaşım, On iki İmam merkezli Şii inancı ilkelerinin Şii İran nüfusunun kolektif bilincinde derinlemesine yer etmesini, dünya görüşlerini, toplumdaki ve dünyadaki yerlerine ilişkin anlayışlarını etkilemesini sağlamaktadır. Başta dini eğitim olmak üzere eğitim, İran’da Şii kimliğinin korunması ve yayılması için bir mihenk taşıdır. Örneğin Kum, sadece bir şehir değil, Şii teoloji çalışmaları için küresel bir merkez olarak dünyanın dört bir yanından öğrenci ve akademisyenleri kendine çekmektedir. Havza da denen ilahiyat fakülteleri, geleceğin din adamlarının yetiştirildiği, İslam hukuku, felsefesi, ahlakı ve tarihinin derinlemesine incelendiği kurumlardır. Bu kurumlar, Şii düşüncesinin sürekliliğini ve yeni nesil dini liderlerin yetiştirilmesini sağlayarak İran Şii nüfusu için entelektüel ve manevi manzaranın şekillendirilmesinde hayati bir rol oynamaktadır. [22]

Eğitimin yanı sıra, İran’ın dış politikası da genellikle Şii bir mercek üzerinden çerçevelenmiş, devletin diğer ülkelerle olan ilişkileri ve bölgesel çatışmalar karşısındaki tutum bu çerçevede değerlendirilmektedir. Bu nedenle, İran ve Şiilerin hikayesi basit bir demografik olgudan çok daha fazlasıdır. Şii bakış, İran’ın ulusal kimliğinin temelini, dış politikasının güçlü itici gücünü ve Orta Doğu’nun İran merkezli süregelen jeopolitik anlatısının esas unsurunu oluşturmaktadır. İran’ın 16. yüzyıldaki Safevi iktidarından 1979’daki İslam Devrimi’ne kadar uzanan süreçte Şiilik, İran devletinin dokusuna ayrılmaz bir şekilde işlemiş, onu Sünni çoğunluğa sahip komşularından ayırmış ve bölgesel hedeflerini şekillendirmiştir. “Şii Hilali” kavramı, İran’ın sınırlarının ötesindeki Şii topluluklar üzerindeki algılanan ideolojik ve siyasi etkisinden kaynaklanan bölgesel kaygıları ve stratejik hesapları çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu dinamik, barış ve istikrar üzerinde önemli etkileri olan karmaşık bir ittifaklar ve rekabetler ağına katkıda bulunmaktadır.

Görsel 7: Orta Doğu’da Şii Hilali

Kaynak: Valdai

Sonuç

Şii mezhebi, İran’da yalnızca bir inanış değil, aynı zamanda devletin ideolojik temeli ve toplumsal kodun ana unsuru olarak da karşımıza çıkmaktadır. Fakat zamanla değişen nesiller, bölgesel tansiyonlar ve iç siyasetteki meşruiyet bunalımları, bu kimliğin geleceğini belirsizleştirmektedir. İran’daki Şii yapının hem içerideki dönüşüm baskılarına hem de dış tehditlere nasıl yanıt vereceği, ülkenin istikrarı ve bölgedeki rolü açısından belirleyici olacaktır.

İran’ın Şii nüfusunun nüanslarını anlamak, sadece İran’ın kendisini değil, aynı zamanda Orta Doğu’nun daha geniş dinamiklerini ve küresel ilişkilerin karmaşık dokusunu anlamak için de kilit öneme sahiptir. İran iç beklentiler ve dış baskılar arasında yol almaya devam ederken sahip olduğu Şii nüfusun merkezi olma statüsünü koruyacaktır. Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in kritik kararlarında vurgulandığı gibi, İran yönetiminin tercihleri bu önemli demografinin gelecekteki gidişatını doğrudan etkileyecektir.

Fatih Yoncalık, Haber7 dış haberler editörüdür.

Kaynakça

[1] Caferoğlu, O. C. ve Ünal, S. (2024). “The Role of Shiism in the Foreign Policy of the Islamic Republic of Iran”, Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Issue 62, Denizli, pp. 333-352.

[2] Demirci, Süleyman. “The Iranian Revolution and Shia Islam: The Role of Islam in the Iranian Revolution” 1309 – 4688 (Print) Volume 5 Issue 3 p. 37-48, May 2013

[3], [4] Hakyemez, Cemil. “The Origins of Twelver Shīʿism in Iran”, Turkish Journal of Shiite Studies 3/1 (June 2021): 7-30. doi: 10.48203/siader.888039

[5] Perry, Elise. “The rise of Shi’ism in Iran.” Cross-sections 6 (2010): 121-136.

[6] Mustafa, Öz. “ŞÎA”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sia#1 (02.07.2025).

[7] Karakuş, Girayalp. (2020). Iran Real Politics and Political Motivation of Shiite. Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 5/1, 110-124. DOI: 10.33905/bseusbed.728266

[8] Koç, Zafer (2022) “Şiî mezheplerde tevhid anlayışı / The conception of unity of god in Shiite sects” Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi

[9] Mevlüt Özler, “Tevhid”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/tevhid#1 (08.07.2025).

[10] İlhan, A. (1996). Şiîlik ve Ana Prensipleri. Erdem, 8(23), 375-396

[11] Yusuf Şevki Yavuz, “Nübüvvet”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/nubuvvet#1 (08.07.2025).

[12] Kaymal, C. (2017). Şia’da İmamet Meselesi ve Egemenlik. Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2(1), 172-195. https://doi.org/10.33905/bseusbed.309422

[13] Yoncalık, Fatih (2022). “Ruhullah Humeyni dönemi İran İslam Cumhuriyeti ideolojisinin İran’ın güvenlik yapılanması üzerindeki etkisi / The impact of the ideology of the Islamic Republic of Iran in the era of Ruhollah Khomeini on Iran’s security structure” İstanbul Medeniyet Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi

[14] Muhammed C. H. Kaşani, , “Velayet-i Fakih ez Didgâh-e İmam Humeyni ” http://www.imamkhomeini.ir/fa/n121477/ [Erişim: 14.03.2022]

[15], [19] Institute Global, “The Fundamentals of Iran’s Islamic Revolution” https://institute.global/insights/geopolitics-and-security/fundamentals-irans-islamic-revolution [Erişim: 03.07.2025]

[16] The World Fatcbook, https://www.cia.gov/the-world-factbook/countries/iran/ [Erişim: 03.07.2025]

[17] Britannica. https://www.britannica.com/place/Iran/Resources-and-power [Erişim: 03.07.2025]

[18] Varol, Fatih The Politics of the Ulama: Understanding the Influential Role of the Ulama in Iran, Milel ve Nihal: İnanç, Kültür, ve Mitoloji Araştırmaları Dergisi, 2016, cilt: XIII, sayı: 2, s. 129-152 İngilizce

[20], [22] Global Insıght Daily, https://buildinfo.debian.net/wmttrending16/iran-shia-muslim-population.html [Erişim: 03.07.2025]

[21] Politika Akademisi. https://politikaakademisi.org/2012/09/18/the-status-of-iranian-youth/ [Erişim: 03.07.2025]

Fatih Yoncalık
Fatih Yoncalık
İstanbul Üniversitesi Fars Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olan Fatih Yoncalık, yüksek lisansını İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yaptı. Trakya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora programına devam eden Fatih Yoncalık, öğrenim hayatı boyunca muhtelif gazete ve dergilerde bilhassa dünya gündemi ve Orta Doğu üzerine çeşitli yayınlar yaptı. Meslek hayatına AKŞAM Gazetesi’nde başlayan Yoncalık, Eylül 2024’ten bu yana Haber7.com’da “Dış Haberler Editörü” olarak görev yapmaktadır. İyi derecede Farsça ve İngilizce bilen Yoncalık, bugüne kadar birçok düşünce kuruluşlarında araştırmacı yazar olarak yer aldı.
İLGİLİ MAKALELER

Çok Okunan