İran denildiğinde akla ilk gelen kimlik çoğunlukla Farslar olsa da bu coğrafyanın asıl taşıyıcı gücü ve tarihsel omurgası büyük ölçüde Türklerden oluşmaktadır. Yüzlerce yıl boyunca İran’ın siyasî, askerî ve idarî yapısını şekillendiren Türk hanedanları yalnızca iktidarı değil, aynı zamanda devlet aklını ve toplumsal düzeni de kurmuşlardır. Gaznelilerden Selçuklulara, Safevîlerden Kaçarlara kadar uzanan Türk hâkimiyeti, İran’ın imparatorluk geleneğinin temel taşı olmuştur. Bugün dahi İran sınırları içinde 20 ila 40 milyon arasında olduğu tahmin edilen Türk nüfusu, sadece bir etnik azınlık değil, İran’ın geçmişinden günümüze uzanan sosyo-politik ve kültürel sürekliliğinin taşıyıcısıdır. Ancak bu derin tarihî ve toplumsal varlığa rağmen İran Türkleri, modern dönemde kimlikleri bastırılmış, kültürel hakları sınırlandırılmış ve siyasal temsil mekanizmalarının dışında bırakılmıştır. Bu çalışma, İran Türklerinin tarihsel mirasını, kültürel sürekliliğini ve günümüzde karşılaştığı yapısal sorunları analiz ederek İran’ın görmezden gelinen ama onsuz da anlaşılamayacak olan Türk yüzünü görünür kılmayı hedeflemektedir.
Resmî dili Farsça olan İran’da, toplumunun yüzde 65’ini Farslar, yüzde 15’ini Azerbaycan Türkleri, yüzde 7’sini Kürtler, yüzde 6’sını Lurlar, yüzde 2’sini Araplar, yüzde 2’sini Beluçlar, yüzde 1’ini Türkmenler, yüzde 1’ini Kaşkaylar, yüzde 1’ini diğer Türkler, yüzde 1’inden azını Ermeni, Asuri/Keldani ve Gürcüler oluşturmaktadır. Ancak etnik kimlik gruplarının sayıca oranları tahminî rakamlar üzerinden ifade edilmektedir. Zira bu kimlik gruplarının sayılarını net bir şekilde ifade edecek veriler bulunmamaktadır. Dahası İran’ın demografik yapısı incelendiğinde ülkenin homojen bir nüfusa sahip olmadığı görülmektedir.[1]
İran tarihi incelendiğinde ülkenin, pek çok hanedanlığın hâkimiyeti altına girdiği görülmektedir. Bu bağlamda Elamlarla başlayan İran hâkimiyet süreci Pers, Med, Sasani, Gazneli, Selçuklu, Harzemşahlar, Büveyhoğulları, Sâmânîler, Tâhirîler, Timur, Akkoyunlu, Karakoyunlu, Safevîler, Avşar ve Kaçar Sülaleleri gibi devletlerin hükümranlığı ile devam etmiştir.[2] Bu bağlamda görüldüğü üzere İran’da uzun yıllar Türk hâkimiyeti söz konusudur. Nitekim İran tarih yazımında Türklerin bunun dışına itilmesi hâlinde İran tarihinin yazılması pek mümkün görülmemektedir. İran’daki tarihî serüveniyle, hâlihazırda İran’da hatırı sayılır bir nüfusa sahip olan İran Türkleri tarihsel ve siyasi perspektifte mevcut çalışmanın konusu olarak ele alınacaktır.
Modern Bir Ulus-Devlet Olarak İran’ın Etnik Politikası
Modern İran’ın başlangıcı sayılabilecek Kaçarlar döneminde İran’ın devlet sınırları belirginleşmiş, etnik gruplar belli noktalarda yoğunlaşmıştır. Bu dönemde egemen grup Türkler olmuş, askerî ve idari işlerde Türkler aktif rol üstlenmişlerdir. Ancak Kaçar idaresi eski geleneklere dayanan ümmet anlayışını benimsemiş, Türklere hiçbir özel hak ve ayrıcalık tanımamıştır. Hatta devlet ve kamu işlerinde Farsça resmî dil olarak kabul edilmiştir.[3]
Kaçarlar döneminde azınlık olarak ifade edilen kesimler; Hristiyanlar, Yahudiler ve Zerdüştler’dir. Kaçarlar bu azınlıklara kendi liderlerini seçme, dernek kurma, kendi okullarını açma, vergi toplama hakkı tanımıştır. Dahası hukuk kurallarına tâbii olma, ibadethane açma hakkı vermiştir. Kaçar Şahları azınlıklarla muhatap olması gerektiğinde dîni liderlerle iletişim kurmuştur.[4]
21 Şubat 1921’de bir darbe sonucu iktidarı ele alan General Rıza Han[5], İran’da Fars milliyetçiliği üzerinden İranlılık kimliği oluşturmaya çalışmıştır.[6] Bu doğrultuda Paniranizm’in en önemli idealleri arasında, başta Türkler olmak üzere İran’daki gayr-i Fars halkları hızlı bir şekilde Farslaştırmak ve İran’dan silmek bulunmaktadır.[7] Bu minvalde ülkedeki bölgesel farklılıkları ortadan kaldırarak merkezî bir devlet, Batı tarzında reformlar yapmıştır.[8] Rıza Şah, 1930’da Farsçayı ülkenin resmî dili ilan etmiş, yerel dillerin kullanımını ve Farsça dışındaki dillerde kitap ve gazete basımını yasaklamıştır. Türklerin kimliklerini yok etmek adına propagandalar yürütmüştür, kendi fikirlerini yüceltmek adına Kamu Rehberliği Cemiyeti’ni kurmuştur.[9] Eğitimde, devlet dairelerinde, basın yayın faaliyetlerinde, Farsça dışında farklı dillerin kullanılması yasaklanmıştır.[10]
Şah rejiminin bu baskıcı politikası halkın üzerinde etkisi olduğu kadar etnik kimlik gruplarını da rahatsız etmiştir. Bu doğrultuda İran’da yeni bir devrimin taşları döşenmiştir. Bu süreçte İran toplumunda bir lider olarak ortaya çıkan Ayetullah Ruhullah Humeyni toplumun tüm kesimleri tarafından desteklenmiştir. Nihayetinde, 16 Ocak 1979’da Şah Muhammed Rıza Pehlevî İran’ı terk etmiş, 1 Şubat 1979’da da Humeyni İran’a gelerek Şahlık rejimini sona erdirmiştir.[11]
İran’da yeni rejimle birlikte Şiîlik bünyesinde tüm halkların eşit olduğu bir sistem kurulduğu ifade edilmiştir. Dahası, yeni rejimle birlikte yeni ilan edilen anayasanın 14. maddesinde; din, dil ve ırk ayrımı yapmaksızın herkesin kanun önünde eşit olduğu ifade edilirken (İran İslâm Anayasası) 15.maddesinde resmî dilin Farsça olduğu belirtilerek dîni ve etnik azınlıkların dillerinin kullanılmasına da izin verilmiştir.[12] Ancak bu madde sadece kâğıt üzerinde kalmıştır.
İran’da Türkler: Tarihsel ve Siyasal Dinamikleri
İran’da nüfus yoğunluğu bakımından en kalabalık etnik kimlik grubu Türklerdir. Türkler, İran’da nüfusun yüzde 15’ini oluşturmaktadır.[13] İran Türklerinin nüfusunun, resmî rakamlar çelişkili olsa da 20 ile 40 milyon arasında olduğu iddia edilmektedir.[14] Türkler arasında yoğunluğu Azerbaycan Türkleri oluşturmakta olup çoğunlukla Şiî mezhebine mensupturlar. Türkmenler ise Sünnî mezhebine mensuptur.[15] Bununla birlikte Türkmen Sahra Türklerinin nüfusları tahminî olarak 2,5 milyon civarındadır. Kaşkayların nüfusunun ise 3,5 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir.[16]
İran’ın resmî dili Farsça olmasına rağmen İran Türklerinin çoğunluğu Azerbaycan Türkçesi konuşmaktadır. Bunun dışında İran’da yaşayan diğer Türk grupları, Türkçenin farklı lehçelerini konuşmaktadır.[17] Öte yandan Türkler, ülkenin farklı bölgelerinde dağınık olarak yaşamlarını sürdürmektedirler. İran’daki Türklerin çoğu, Güney Azerbaycan olarak adlandırılan İran’ın kuzeybatısında yoğunlaşmıştır.[18] Bunun yanı sıra İran’ın kuzeydoğusunda Horasan bölgesinde “Horasan Türkleri”, İran-Türkmenistan sınırında Türkmen-Sahra bölgesinde “Türkmen Sahra Türkleri”, Kaşkayların ise hemen hemen hepsi İran’ın güneyinde yer alan Fars eyaletinde yaşamaktadır.
Harita 1: Türklerin Yoğun Yaşadığı Bölgeler

Kaynak: Tap Persia Travel Around Persia
Tarihsel Süreçte İran Türkleri
Türkler, İran coğrafyasına 8. yüzyılın başlarından itibaren yerleşmiştir. Selçuklulardan önce Tebriz ve Urmiye civarı Türklerin çok yoğun olduğu bir yerdir. Hatta söz konusu coğrafya, Türkmenlerin Anadolu’ya yaptıkları akınlarda merkezi üs olmuştur.[19] İran’a yoğun Türk göçü, Gazneliler ve Selçuklular döneminde yaşanmıştır.[20] Bu süreç içinde İran, Türk hâkimiyeti altında bulunmaktadır. Öyle ki İran’ın milletleşme süreci Türkler sayesinde başlamıştır. Bu milletleşme süreci Akkoyunlular ile başlamış, Safevîlerle devam etmiştir. İran’ın milletleşmesini sağlayan en önemli unsur, ülkede yaşayan Türkmen boy ve aşiretler olmuştur.[21]
Harita 2: İran’da Kaşkay Türkleri

Kaynak: Fikriyat
Büyük Azerbaycan, 10 Şubat 1828’de Rusya ve İran arasında imzalanan Türkmençay Antlaşması ile ikiye bölünmüştür. Aras nehrinin kuzeyi Ruslara, güneyi ise İran’a bırakılmıştır. Ancak bu durum, şekli bölünmüşlüğün ötesine geçmemiştir. Zira kuzey ve güney aynı tarihe, vatana geleneğeve göreneğe sahiptir. Kaçar Hanedanlığının yıkılması ve, Pehlevîlerin iktidara gelmesiyle Türkler ikinci plana atılmıştır.[22]
Bununla birlikte Azerbaycan Türkleri kendi etnik kimliklerini koruyabilmek amacıyla birtakım reaksiyonlar göstermişlerdir. 1920 yılında Muhammed Hiyabani önderliğinde Azadistan hareketi, Tahran yönetimine karşı isyan girişiminde bulunmuştur. Bu isyanın önderi Şeyh Muhammed Hiyabani, din adamı kökenli, iyi eğitim almış bir kişidir. Siyasi anlamda etkin bir isim olan Hiyabani II. Meclis’te milletvekilliği yapmıştır. 1919’da İran-İngiliz petrol antlaşmasına muhalif olan Hiyabani, Azerbaycan Demokratik fırkasını kurmuştur ve Tahran’dan gelen emirleri reddetmiştir. Azerbaycan’ın ismini Azadistan olarak değiştirmiş ve bağımsızlığını ilan etmiştir. Tahran hükümeti bunu reddederek Hiyabani’yi bu kararından vazgeçirmek için diplomatik görüşmeler gerçekleştirmiştir. Dahası Hiyabani’ye rüşvet teklif etmiş, Hiyabani ise bu teklifi reddetmiştir. Nihayetinde Tahran Hükümeti son çare olarak Azerbaycan’a ordu göndermiştir, Hiyabani ve arkadaşları ile çatışmıştır. Bu çatışma sonucunda Hiyabani ve arkadaşları öldürülmüştür, Azadistan ortadan kaldırılmıştır.[23]
İran Devrimi’ne Kadar İran Türklerinin Pozisyonu ve Siyasal Paradigmalar
Fotoğraf 1: Azerbaycan Demokrat Fırkası

Kaynak: Turkish Forum
Birinci Dünya Savaşı’nın getirmiş olduğu konjonktürel durum çerçevesinde İran’ın kuzeyi Ruslar tarafından işgal edilmiştir. Ruslar, Şah döneminde tutuklanan Cafer Pişevari’yi serbest bırakmıştır ve kendi çıkarları doğrultusunda bağımsız bir Güney Azerbaycan Devleti kurmasına müsaade etmiştir. Pişevari hapisten çıkınca, önce Tahran’da Türkçe yayın yapan “Ajir” gazetesini kurmuş sonrasında siyasete atılıp Tebriz’den milletvekili olmuştur. 3 Eylül 1945’te Tebriz’de Azerbaycan Demokrat Fırkasını (ADF) kurmuştur. Bu süreçte parti kurul toplantılarını gerçekleştirmiştir ve partiyi teşkilatlandırmıştır. ADF’nin, 2 Kasım 1945’teki birinci kongresinde Cafer Pişevari yeniden başkan seçilmiştir, kongre sonunda bir bildiri yayınlanmıştır. Bu bildiride ADF, vilayet encümenlerinin ve Azerbaycan otonomisinin tanınması, ana dilin kabulü, toprak reformu, işsizliğin önlenmesi, sanayileşme ve Azerbaycan’dan toplanan vergilerin Azerbaycan’a harcanması konusunda taleplerde bulunmuştur.[24]
Harita 3: 1945-1946 Yılları Arasında İran Azerbaycan’ı Haritası

Kaynak: Stratejik Ortak
10-20 Kasım tarihlerinde halk, mitingler yaparak Güney Azerbaycan’da kansız bir şekilde kontrolü ele almıştır. Şahlık rejimi memurları ve jandarmasına karşı çıkılarak Tahran’la iletişim kesilmiştir. Azerbaycan’a müdahale edecek olan İran kuvvetleri, Kazvin’de Ruslar tarafından durdurulmuştur. Nitekim bu gelişmelerin ardından 27 Kasım 1945’te ADF seçimle iktidara gelmiştir. Bu süreç içinde ADF bölgede reformlar yapmıştır. Türkçe eğitim dili hâline getirilmiştir. Köylülere toprak dağıtılmıştır. Tebriz Bankası, Tebriz Radyosu, Tebriz Devlet Üniversitesi ve Millî Kütüphane kurulmuştur. Bölgenin yeraltı kaynakları millîleştirilmiştir. Bu sırada Tahran yönetimi Rusya ile İran petrolleri karşılığında anlaşmıştır. Bu anlaşma neticesinde Rusların Güney Azerbaycan’ı boşaltması, Pişevari’yi endişelendirmiştir. Bu sırada İran orduları Güney Azerbaycan’a girmiştir. Cafer Pişevari ise parlamentoda bir gizli oturum yaparak üç seçenek sunmuştur: Birinci seçenek Türkiye’ye ilhak olmaktır, bu Türkiye’ye zarar verecekse ikinci seçenek Türkiye’nin desteğini alarak bağımsızlık ilan etmektir, Türkiye’den olumlu cevap alınmazsa üçüncü seçenek İran bünyesinde kalmaya devam etmektir. Bu görüşmeler esnasında İran orduları Güney Azerbaycan’a girmiştir. Halk ile ordu arasında mukavemet gerçekleşse de İran buradaki Türk mukavemetinde başarılı olmuştur. Cafer Pişevari ve arkadaşları sınırı geçerek Azerbaycan’a kaçmıştır.[25]
Devrim Sonrası İran’da Türk Siyasi Hareketleri ve Güç Dağılımı
1970’li yıllarda İran’da Şah rejiminin otoriter ve baskıcı uygulamaları, emperyalist güçlerin ülke üzerindeki etkisiyle birleşerek halk arasında derin bir hoşnutsuzluğa yol açmıştır. Bu sosyo-politik koşullar, İran toplumunu giderek bir devrim sürecine sürüklemiştir. Bu devrimin kaderini belirleyen aktörlerden biri şüphesiz Türkler olmuştur. Bu dönemde Türkler arasında demokratik hak ve özgürlükleri ile ön plana çıkan isims Kazım Şeriatmedari olmuştur. Şeriatmedari, İran Türkleri arasında sözü geçen bir isim olup Azerbaycan’da Halk Müslüman Partisi’ni kurmuştur. 1978’de Tebriz’de 700 bin kişinin katıldığı mitingi organize etmiştir. Bu mitingde halk ile Tahran yönetimi arasında çatışmalar meydana gelmiştir[26] Şah taraftarları Kazım Şeriatmedari’ye ve Humeyni’ye karşı karalama kampanyası başlatmış, bu durum Güney Azerbaycan’da 2 gün süren geniş çaplı protestoların başlamasına neden olmuştur. Hatta bu durum Tebriz’de 20 gün süren olaylara sebep olacak kadar hararetlenmiştir. Bu süre içinde göstericiler Tebriz radyosunu ele geçirmişlerdir. Bu olaylar ülke geneline yayılmış ve Şah ülkeden kaçmak zorunda kalmıştır. Humeyni sürgünden dönmüş ve ülkede İslâm Devrimi gerçekleşerek yeni bir rejime geçilmiştir.[27]
Devrimin ilk yıllarında Türklere nispi özgürlük sağlandığı görülmüştür. Türkler bu dönemde bazı siyasi ve kültürel örgütler kurmuştur. Azerbaycan Demokrat Parti kurulmuş, Azerbaycan gazetesi ve dergisi yayın hayatına başlamıştır. Dahası birçok Türkçe neşriyat yayınlanmış, İran’da Türkçe yayın organlarının sayısı artmıştır. Ancak bu yayınlar uzun ömürlü olmamıştır. Dahası 1980 yılında Azerbaycan Demokrat Partisi’nin faaliyetlerine de son verdirilmiştir. Ancak dünyada konjonktör değişmeye başlamıştır, Sovyetler Birliği dağılmaya yüz tutmuştur. Bu doğrultuda Kuzey Azerbaycan bağımsızlığına kavuşmuştur. Bu durum Güney Azerbaycan’da büyük etki oluşturmuştur, İran Türkleri arasında milliyetçi söylemler artmıştır. Hatta Güney Azerbaycan Millî Uyanış Hareketi (GAMOH) kurulmuş, Mahmut Ali Çehregani hareketin doğal lideri konumuna gelmiştir. Çehregani İran Türklerinin sorunlarını ABD ve Avrupa’da sıkça dile getirmiştir.[28]
İran’daki Türkler ise İran’ın bütünlüğü çerçevesinde birtakım etnik haklar talep etmiştir. Bu amaçla aralarında pek çok Türk entelektüelinde imzasının bulunduğu ve anayasanın 15’inci ve 19’uncu maddeleri çerçevesinde birtakım hakların tanınmasını talep eden müracaat, 1998 yılında dönemin İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’ye iletilmiştir. Bu haklar genel olarak Türkçe eğitim, radyo ve televizyonlarda Farsçayla birlikte Türkçe programlara yer verilmesi, üniversitelerde Azerbaycan dil ve edebiyatı kürsülerinin kurulması, Türkçe çocuk edebiyatı yayınlarına müsaade edilmesi şeklinde olmuştur.[29]
Mahmud Ahmedinejad döneminde (2005-2013) İran Türkleri, siyasi temsilden dışlanmış; kültürel ve dil hakları üzerinde baskı, ekonomik ihmal ve rejime karşı artan hoşnutsuzluklar gibi zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. 2006 yılında Iran Daily gazetesinde Azeri Türklerini aşağılayan bir karikatürün yayınlanması Tebriz, Urmiye ve Erdebil gibi Türklerin yoğunluklu yaşadığı şehirlerde kitlesel eylemlere dönüşmüştür. Bu protestolar Devrim Muhafızları Ordusu ve Besic tarafından sert bir şekilde bastırılmış, pek çok kişi gözaltına alınmıştır.Bununla birlikte, azınlıkların dilleri anayasal olarak garanti altına alınsa da Ahmedinejad döneminde Türkçe eğitim ve yayıncılığı ciddi şekilde kısıtlanmıştır. Azerbaycan Türkçesiyle yayın yapan yerel medya organları sıkı denetim altına alınmış, bazıları da kapatılmıştır.
2006 protestolarından sonra İran’daki İran Türkleri arasında millî kimlik bilincinin güçlendiği görülmektedir. Bu doğrultuda 2009’daki olaylı İran seçimlerinde, azınlıklara eşit haklar sözü veren Mir Hüseyin Musevi Türklerin yoğun olduğu bölgelerde yüksek oy potansiyeli oluşturmuştur. Ancak Musevi’nin seçimleri kaybetmesi, İran’da olayların çıkmasına sebep olmuştur. Zira İran halkı seçim sonuçlarında şaibe olduğunu düşünmüştür. Bu doğrultuda protestolara Azerbaycanlı aktivistler de katılmıştır, hatta birkaç aktivist ölmüştür.[30]
27 Eylül 2020’de Azerbaycan ile Ermenistan arasında meydana gelen 44 günlük II. Karabağ Savaşı, İran Türkleri açısından yakından takip edilmiştir. Nitekim bu savaş İran Türkleri arasında milliyetçilik ve millî kimlik aidiyetini geliştirmiştir. Bu bağlamda İran’ın Ermenistan’a silah ve lojistik mühimmat desteği verdiği iddiası, İran Türkleri arasında geniş tepkilere yol açmıştır. Bu doğrultuda İran Türkleri Tebriz, Urmiye gibi Türklerin yoğun yaşadığı bölgelerde sokak protestoları yapmıştır, sosyal medyadan kampanyalar yürütmüşlerdir. Dahası 2021’de II. Karabağ Savaşı’nın zafer yıldönümünü kutlamak maksadıyla pek çok İran Türk’ü sokaklara dökülmüştür.
Mahsa Amini’nin 16 Eylül 2022’de İran’ın Ahlak Polisi tarafından gözaltına alınması ve şüpheli ölümü sonrası başlayan “Kadın, Yaşam, Özgürlük” protestolarında, İran Türkleri aktif bir rol oynamıştır. Türklerin yoğun yaşadığı bölgeler, rejime karşı gösterilerin önemli merkezleri olmuştur. Türklerin yoğun olarak yaşadığı Doğu ve Batı Azerbaycan, Zencan gibi bölgelerde protestolara katılım yoğun olmuştur. Tebriz ve Urmiye protestoların önemli merkezlerinden olmuştur, Tebriz’de üniversite öğrencileri ve gençler sokaklarda rejim karşıtı “Azadlıq, Ədalət, Milli Hökumət” (Özgürlük, Adalet, Millî Hükümet) gibi sloganlar atmıştır. Türk kadınlarının, başörtüsü zorunluluğuna karşı çıkarak protestolarda ön saflarda yer aldığı rapor edilmiştir. Tebriz ve Urmiye’de kadınlar, rejimin kadınlara yönelik baskıcı politikalarına karşı sokaklara çıkmıştır.
Sonuç ve Değerlendirme
İran etnik yapısı itibarıyla homojen olmayan mozaik yapıya sahip bir ülkedir. Bununla birlikte İran’da devletin asli unsuru olan Farslardan sonra en yoğun nüfusa sahip olan etnik kimlik grubu Türklerdir. İran’da Azeri Türkleri, Kaşkaylar, Afşarlar, Halaç Türkleri gibi pek çok Türk boyu mevcuttur. Bununla birlikte sayıca yoğun olan Azeri Türkleri, İran siyasi ve toplumsal hareketlerinde daha aktiftir. Bu bağlamda İran Türkleri, İran için önemli bir konuma sahiptir.
Öte yandan tarihsel süreç incelendiğinde İran’a hâkimiyetin uzunca yıllar Türklerin elinde olduğu görülmektedir. Öyle ki 10. yüzyılda Gaznelilerle başlayan İran hâkimiyeti, 1925’te Rıza Şah’ın darbeyle İran’da iktidarı ele geçirmesine kadar sürmüştür. Bu doğrultuda bakıldığında İran’ın yaklaşık bin yıl Türk hâkimiyeti altında kaldığı görülmektedir.
Rıza Şah’ın ülkenin mutlak hâkimi ve dönemin konjonktürel durumu, İran’da Fars milliyetçiliği minvalinde reformların yolunu açmıştır. Bu bağlamda Rıza Şah ülkedeki etnik kimlik gruplarını bir tehdit unsuru olarak algılamış ve asimilasyon politikası gütmüştür. Bu durum ise İran Türkleri arasında tepkilere neden olmuştur. Bu doğrultuda 1920’de Muhammed Hiyabani, 1945’te Cafer Pişevari İran’ın kuzeyinde (Güney Azerbaycan) bağımsızlıklarını ilan ederek kendi millî kimliklerini muhafaza etmeyi arzulamışlardır. Ancak meydana gelen bu iki bağımsızlık hareketi de Tahran yönetimi tarafından sert bir şekilde bastırılmıştır.
1979 İslâm Devrimi’ne giden süreçte de Türklerin aktif rol oynadığı görülmektedir. Kazım Şeriatmedari’nin Humeyni’yi desteklemesi ve Pehlevî’ye karşı çıkması, İran Türklerini de Humeyni etrafında birleştirmiştir. Ancak Şeriatmedari’nin Şah’a karşı çıkmasının temel sebeplerinin; demokratik hak ve özgürlüklerin, asimile politikasının reddi olması gözden kaçmamalıdır. Nitekim devrim sonrasında kısmen Türkler bu haklarına kavuşsa da bu çok uzun ömürlü olmamıştır. İslâm rejimi, Pehlevî rejiminin uyguladığı etno-politikanın farklı bir versiyonunu uygulayarak asimile politikasına devam etmiştir. Zira azınlık hakları anayasal olarak garanti edilse de bunun kâğıt üzerinde kaldığı görülmektedir. İslâm Cumhuriyeti’nin bu politikası İran Türkleri arasında milliyetçilik duygusunu iyice körüklemiştir. 2006’daki karikatür krizinde Türklerin sokak protestoları, Traktör Sazi maçlarında atılan sloganlar, bunun en büyük göstergesidir.
Fotoğraf 2: Traktör Sazi Tribünleri, Hocalı Katliamını Anıyor.

Kaynak: Amerikanın Sesi
Türklerin, Tahran yönetiminden talepleri ana dilde eğitimve basın-yayın faaliyetleri olmuştur. Ancak Tahran yönetimi iktidardan bağımsız olarak bu talepleri ya görmezden gelmiş ya da engel olmak için çaba sarf etmiştir. Bu doğrultuda Tahran yönetiminin İran’daki Türk nüfusunu kendileri için bir tehdit unsuru olarak gördüğü, asimile politikasıyla bu tehdidi ortadan kaldırmaya çalıştığı ifade edilebilir. Her şeyden önce Güney Azerbaycan’ı Kuzey Azerbaycan’dan ayırmanın yönteminin bu olduğuna kanaat getirilmiştir. Ancak İran Türklerinin Kuzey Azerbaycan’dan uzaklaştırılamayacağı görülmektedir. Zira II. Karabağ Savaşı’nda ortaya koydukları refleks İran için baskı unsuru olmuştur. İran’ın Ermenistan’a destek iddiaları Türk bölgelerinde protestolara neden olmuştur, Tahran yönetimi açıklama yapmak zorunda kalmıştır.
Son yıllarda İran’da meydana gelen demokratik sokak protestolarında Türklerin de aktif olarak meydanlarda bulunduğu görülmektedir. Mahsa Amini protestolarında Tebriz’de atılan sloganların barışçıl hak talebi olduğu görülmektedir. Bu doğrultuda Türklerin, Beluçlar ve Kürtler gibi silahlı direniş yerine demokratik protesto yöntemi kullandığı görülmektedir. Türklerin silahlı direniş yerine GAMOH gibi gruplar vasıtasıyla diaspora çalışması yaptığı ifade edilebilir.
Öte yandan 13 Haziran’dan İsrail’in İran’a saldırısı sonrasında iki ülke arasında 12 gün süren şiddetli bir çatışma meydana gelmiştir. Bu çatışmada İsrail’in İran içinde yürüttüğü istihbarat faaliyetleri sonrası verdiği zarar azımsanmayacak derecede yüksektir. Bu çatışma karşısında ülkede yüksek nüfusa sahip olan Türklerin pozisyonu merak edilen konulardan biridir. Bu bağlamda İsrail, Türklerin yoğun olarak yaşadığı en önemli şehirlerden Tebriz’i vurmuştur. Bu noktada İran Türklerinin İsrail’e karşı bir tavır sergilemesi mümkün gözükebilir. Bunun yanında İsrail’in sadece İran değil bölgenin diğer coğrafyalarında yürüttüğü soykırımlar da İran Türklerinin İsrail’e olan bakışını olumsuz yöne çekmiştir. Dahası İran Türklerinin rejimden her ne kadar beklentileri olsa da ayrılmak gibi bir niyet taşımamaktadırlar. Bu noktada bölgedeki Türklerin İsrail’den yana olmaları mümkün değildir.
Ali Şahin, İran araştırmacısıdır.
[1] “Etnik Gruplar ve Diller”, T.C. Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı, İran Genel Görünüm Kitabı, s.25.
[2] Tufan Karaaslan, Ortadoğu’nun Coğrafyası, Nobel Yayınları 4. Baskı, Ankara 2006, s.66. ; Samad Moghanırahımı, “Tarihten Günümüze İran’daki Türkler ve Türk-İran İlişkileri”, Asya Araştırmaları Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, C.5,S.2,s.213.
[3] Yenisey,a.g.e.,s.97.
[4] Edvand Abrahimian, Modern İran Tarihi, İş Bankası,
[5] Abrahimian,a.g.e.,s. 25.
[6] Sarıkaya,a.g.e.,s.87.
[7] Aygün Attar, İran’ın Etnik Yapısı, Divan Yayıncılık, Ankara-2006,s.93
[8] Gülara Yenisey, İran’da Etnopolitik Hareketler, Ötüken Neşriyat, İstanbul-2008,s.107
[9] Sarıkaya,a.g.e.,s.88.
[10] Abrahimian,a.g.e.,s.112.
[11] Barış Adıbelli, PaxPersica İran Jeopolitiği, I Q Yayınları, İstanbul-2017,s.43.
[12] Iran Republic of Islamic Constitution of 1979 with Amendments through 1989,s. 12
[13] “Etnik Gruplar ve Diller”, T.C. Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı, İran Genel Görünüm Kitabı, s.25.
[14] Bülent Erdil, “İran’daki Türkçülük Akımları Ve Bu Akımların İran’daki Etkileri”, Uluslararası Kriz ve Siyaset Araştırmaları Dergisi, C.5,S.2 , s.595.
[15]Hussein D. Hassan, “Iran: Ethnic and Religious Minorities”, CSR Report for Congress, s.5
[16] Ali Şahin, “Etno-Milliyetçi Hareketler Açısından İran’ın Etnik Politikaları”, Varlıq, C.27,S.1.,s.61.
[17] G. Doerfer, “Azerbaijan VIII. Azeri Turkish”, Encyclopedia Iranica, C.3, Fas.3,s.245.
[18] Erdil,a.g.m.,s.598.
[19] Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, Ötüken Yayınları, İstanbul 2015, s. 106
[20] Abdullah Yegin, İran Siyasetini Anlama Klavuzu, SETA, Ankara-2013,s.69
[21] Yalçın Sarıkaya, Tarihi ve Jeopolitik Boyutlarıyla İran’da Milliyetçilik, Ötüken, İstanbul-2008,s.151-152.
[22] Ali Kafkasyalı, İran Coğrafyasında Türkler, Bilgeoğuz, İstanbul-2011,s.33.
[23] Kafkasyalı,a.g.e.,s. 35.
[24] Sadık Sarısaman, “Güney Azerbaycan’da Kurulan Azerbaycan Millî Hükümeti ve Türk Kamuoyu”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, C. 13,S. 25,s.166-167.
[25] Sarısaman,a.g.m.,s. 178-179.
[26] Selçuk Duman, Güney Azerbaycan Türklerinin Demokratik Hak ve Özgürlük Mücadelesi,Berikan Yayınevi, Ankara-2017,s.88
[27] Duman,a.g.e.,s.89
[28] Bilgehan Atsız Gökdağ- Rıza Heyet, “İran Türklerinde Kimlik Meselesi”, Bilig, C.30,s.58-59.
[29] Attar, a.g.e,s.327-328.
[30] Asim Jannatoglu, “The Mınorıty Rıghts Of Azerbaıjanı Turks In Iran”, Middle East Review of International Affairs,C.20,S.1, s.9
