back to top
11 Aralık, 2025, Perşembe
Ana SayfaYayınlarAnalizTürkiye'nin Afrika Boynuzu ve Akdeniz'deki Stratejik Hamlesi

Türkiye’nin Afrika Boynuzu ve Akdeniz’deki Stratejik Hamlesi

Libya ve Somali Örnekleri

Giriş

Türkiye’nin dış politikası son 10 yılda elde edilen başarılarla coğrafi sınırlarının ötesine, kritik jeopolitik bölgelere uzanan bir derinlik kazanmıştır. Özellikle Libya ve Somali’nin Ankara ile diplomatik, ekonomik ve askeri alanlarda stratejik ortaklık kazanması en çarpıcı örneklerdendir. Türkiye’nin dış politika gündeminde yer alan Doğu Akdeniz’in jeostratejik ağırlığının son yıllarda giderek arttığını görmekteyiz, bu bağlamda Ankara’nın Libya’ya yönelik yeni açılımı “Mavi Vatan” vizyonunun güncel bir yansıması olarak öne çıkmaktadır. Libya’da farklı siyasi ve askeri aktörlerle yürütülen temaslar, yalnızca ikili ilişkilerin yeniden canlandırılması değil, aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel enerji ve güvenlik stratejisini pekiştirme çabası olarak da okunmalıdır.

Bu yazıda, Türkiye’nin Bingazi ve Somali üzerinden geliştirdiği ilişkilerin, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları anlaşması ve enerji güvenliği açısından nasıl bir anlam taşıdığı ele alınmaktadır. Çalışma, Türkiye’nin Libya’da neden deniz yetki alanları ve enerji güvenliğini merkeze aldığını, Somali’de ise neden enerji iş birliği, askeri eğitim, akademik eğitim ve modernizasyon ile devlet yönetim sistemlerinin geliştirilmesi alanlarına odaklandığını net bir şekilde göstermektedir. Bu bağlamda metinde; Türkiye’nin bu iki kritik coğrafyada “yumuşak güç” ile “sert güç” unsurlarını dengeli şekilde kullanarak bölgesel ve küresel aktörler karşısında Mavi Vatan’daki haklarını korumaya ve güvenliğini inşa etmeye yönelik stratejisi ele alınacaktır.

Fotoğraf 1: Libya ve Askeri Gemileri Arasında Ortak Eğitim

Kaynak: Anadolu Ajansı

Libya Politikası: Jeopolitik ve Güvenlik Odaklı Denge Unsuru

Muammer Kaddafi, Libya’da liderlik yapmış olduğu dönemde Müslüman ülkelerin daha çok birleşmesi adına söylemlerde bulunurken aynı zamanda Batı’nın ve diğer emperyalist güçlerin yayılmacı ve maksimalist adımlarına karşı yapmış olduğu eleştiriler ile hafızalarda yerini korumaktadır. Bu söylemler Kaddafi’nin Libya’da devrilmesini hızlandırmıştır. Libya’da başlayan iç karışıklık başta Fransa, İtalya ve ABD’nin desteklemesiyle hız kazanmış, ilk olarak Fransız savaş uçaklarının Kaddafi güçlerini bombalaması ile süreç farklı bir yere evirilmiştir. Kaddafi’nin 2011 yılında devrilmesi sürecinde başta Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır destekli Halife Hafter milisleri, Libya içerisinde bulunan muhalif ve ayrılıkçı aşiretlerden oluşan silahlı gruplar, Libya ordusu ve güvenlik güçlerine karşı saldırıya geçmiş; önemli ölçüde ilerleme sağlamıştır. Bu süreçte Türkiye, Birleşmiş Milletler nezdinde meşru kabul edilen Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin daveti üzerine Libya’da sahadaki dengeyi değiştiren en kritik aktör olarak dahil olmuştur. Özellikle 2019 yılında UMH ile Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası’nı imzalamış ve kuşatma altında bulunan Trablus şehrini Hafter güçlerinden kurtarılmasına başta kurmay, istihbarat ve İHA/SİHA desteğiyle önemli katkıda bulunmuştur. Bu sürece paralel olarak Türkiye, Libya’da savaşın tahrip ettiği tedarik zincirleri nedeniyle ortaya çıkan insani gereksinimleri; TİKA, Kızılay ve AFAD aracılığıyla iyilik gemileri organizasyonları ile gıda ve sağlık malzemelerinin tedarikini sağlayarak Libya’da yaşamını sürdüren dost ve kardeş Libya halkının yanında yer almıştır. Günümüze gelindiğinde Trablus hükümeti ve Hafter ile yakın ilişkiler kurulmakta, Libya’nın yeniden toparlanıp daha güvenli ve huzurlu bir hâle gelmesi adına askeri, ekonomik ve diplomatik çalışmalarını sürdürmektedir. Libya UMH ile 2019 yılında yapılan deniz yetki alanlarının sınırlandırılması ile ilgili mutabakat muhtırası Türkiye ve Libya’nın Akdeniz’deki hak ve menfaatlerinin korunması adına önem taşımaktadır. Türkiye-Libya arasındaki ilişkiyi jeopolitik boyut, güvenlik ve askeri iş birliği, ekonomik çıkarlar açısından değerlendirmekte fayda var.

  • Jeopolitik Boyut: Deniz yetki alanları anlaşması, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) iddialarını destekleyen ve bölgedeki hidrokarbon kaynakları üzerindeki söz hakkını güçlendiren kritik bir adımdır. Bu anlaşma, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) maksimalist MEB iddialarını dengeleme amacını taşımakta ve Türkiye’nin “Mavi Vatan” doktrininin bir uzantısı olarak görülmektedir.
  • Güvenlik ve Askeri İş Birliği: Türkiye, UMH/UBH‘ye askeri eğitim, danışmanlık ve lojistik destek sağlayarak Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu (LUO) güçlerinin Trablus’a ilerleyişini durdurmasında önemli rol oynamıştır. Bu destek, Libya’da siyasi bir çözümün önünü açmayı ve Türkiye’nin bölgedeki uzun vadeli stratejik çıkarlarını (deniz yetki alanları, enerji arama hakları) güvence altına almayı Türkiye ile Libya’nın köklü bağlarının korunmasını hedeflemektedir.
  • Ekonomik Çıkarlar: Türk şirketleri için Libya’daki yeni yatırım fırsatları, Türkiye’nin istikrarlı bir Libya hükümetini desteklemesi adına önemli ekonomik motivasyon kaynaklarından biri olarak düşünebiliriz.
Fotoğraf 2: MİT Başkanı Kalın, Bingazi’de Hafter ile Görüşürken

 

Kaynak: TRT Haber

Türkiye’nin Libya politikası, özellikle Doğu Akdeniz’de bölgesel ve küresel aktörlerle (Mısır, BAE, Fransa, İtalya, ABD, Rusya vb.) farklı pozisyonlarda olması nedeniyle gerilimlere sahne olmuş ancak son dönemde diplomatik normalleşme çabaları ön plana çıkmıştır. Ankara’nın Libya ile yürüttüğü çok boyutlu temaslar, potansiyel enerji anlaşmaları ve ortak arama faaliyetleri için zemin hazırlamaktadır. Bu çerçevede Libya, yalnızca bir enerji sağlayıcı ülke değil, aynı zamanda Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki diplomatik manevra alanını genişleten bir ortak olarak değerlendirilmektedir. Türkiye’nin enerji güvenliği hedefi, Rusya ve İran gibi enerji tedarikçilerine olan bağımlılığını azaltarak çeşitlilik sağlama stratejisi ile doğrudan bağlantılıdır.

Somali’deki Çalışmalar: Yumuşak Güç ve Devlet İnşası

Fotoğraf 3: Türkiye, Somali Denizlerinde 3 Blokta Doğal Gaz ve Petrol Arayacak

 Kaynak: Anadolu Ajansı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tarihi 2011 ziyaretiyle başlayan ve 2025 yılında Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un Türkiye ziyaretine kadar uzanan süreçte Somali’de yaşanan kronik kıtlık krizleri ve ülke içerisinde bulunan iç-dış destekli başta Eş-Şebab ile DEAŞ gibi terör örgütlerinin yaratmış olduğu gıda, sağlık ve güvenlik sorunları ile mücadele eden Somali’nin yanında Türkiye yer almıştır. Somali’nin askeri ve siyasi otoritesini zayıflatan ve insani yardımların ulaşmasını engelleyen terör tehdidine karşı Türkiye, başkent Mogadişu’da kurduğu en büyük askeri üssü TURKSON ile Somali ordusunun omurgasını oluşturan önemli birlikleri eğiterek sert güç kapasitesini artırmış, 2024 yılında Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması imzalayarak Somali karasularının güvenliğini fiilen üstlenmiştir. Bunun yanında başta TİKA, Kızılay ve AFAD gibi kurumlar ile Somali’nin sağlık, gıda ve yerel yönetimler alanlarında iyileşebilmesi adına desteğini ve çalışmalarını devam ettirmektedir. Türkiye ayrıca Oruç Reis gemisi ile Somali açıklarında Somali adına hidrokarbon arama faaliyetleri yürütmekte ve Türk donanması ile Somali karasularının güvenliğini sağlamaktadır.

Etiyopya ile yaşanan gerilimde Somali-Etiyopya arasında üstlenilen arabuluculuk rolü ile yaptığı desteği salt yardım boyutundan çıkarıp bölgesel bir enerji ve güvenlik ortaklığına dönüştürmüştür. Bu gelişmeler nezdinde Türkiye’nin okyanusa açılması, uzun menzilli füze testleri yapabilme kapasitesine sahip olması, uzaya roket gönderme imkanına kavuşacak olması, askeri ve sivil ticaret yollarının güvenliğini tesis edebilmesi adına stratejik bir duruş sergilemektedir. Aşağıda yer verdiğimiz maddelerde Türkiye-Somali ilişkileri daha açıklayıcı olarak anlatılmaktadır.

  • İnsani ve Kalkınma Yardımı: Türkiye, TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı), Kızılay ve STK’lar aracılığıyla Somali’ye kapsamlı insani ve kalkınma desteği sağlamıştır. Bu destek, altyapı (Mogadişu Havalimanı, limanlar), sağlık, eğitim (burslar) ve doğrudan bütçe desteklerini içermektedir.
  • Güvenlik ve Devlet İnşası: Türkiye, Somali’nin ulusal ordusunun inşası ve eğitimi konusunda kritik bir rol üstlenmiştir. Mogadişu’daki Türk Görev Gücü Komutanlığı, yabancı bir ülkenin en büyük askeri eğitim üslerinden biri olup Somali ordusunun terör örgütleriyle mücadelesinde önemli destek sağlamakta, Somali askerlerine Türkiye’de de askeri okullarda ve kışlalarda eğitimler verilerek Türk askeri zekasının ve tecrübesinin dost ve müttefik Somali devletine de kazandırılması niyeti güdülmektedir.
  • Stratejik Deniz İşbirliği: Son dönemde, Türkiye ve Somali arasında imzalanan savunma ve ekonomi iş birliği anlaşması, Türkiye’nin Somali karasularını deniz güvenliği açısından 10 yıl boyunca korumasını öngörmektedir. Bu anlaşma, korsanlıkla mücadele ve deniz kaynaklarının korunmasına yardımcı olurken Türkiye’ye bölgede petrol ve doğal gaz arama-çıkarma hakkı gibi potansiyel ekonomik fırsatlar da sunmaktadır.

Türkiye’nin Mavi Vatan Vizyonu

Türkiye’nin Libya ve Somali’deki faaliyetleri, Ankara’nın dış politikasında artan bir stratejik derinliği ve bölgesel aktör olma yolundaki isteğini göstermektedir. Her iki ülkede de Türkiye, geleneksel diplomatik ve insani yardım araçlarının yanı sıra, askeri iş birliği ve stratejik ekonomik anlaşmaları da içeren kapsamlı bir yaklaşım benimsenmiştir. Somali’de insani yardım ve devlet inşası (yumuşak güç) ön plandayken, Libya’da jeopolitik çıkarların korunması için askeri destek (sert güç) kritik bir denge unsuru olmuştur. Bu angajmanlar, Türkiye’nin bölgesel ve küresel görünürlüğünü artırmış, onu Afrika Boynuzu ve Doğu Akdeniz’de çatışma önleme ve çözümünde önemli bir aktör olarak konumlandırmıştır.

Sonuç olarak, Türkiye’nin Libya’daki siyaseti, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları ve enerji güvenliği gibi jeopolitik haklarını merkeze alırken; Somali’deki çalışmaları, insani kalkınma, devlet inşası ve uzun vadeli askeri iş birliği yoluyla bölgesel ortaklık kurma hedefini yansıtmaktadır. Bu iki farklı coğrafyadaki aktif rol, Türkiye’nin dış politikasının esnekliğini ve stratejik derinliğini gözler önüne sermektedir. Zira Mavi Vatan’ın güvenliği Somali’den başlamaktadır. Öyle ki güneyden kuzeye çıkan yol Doğu Akdeniz’dir. Dolayısıyla Türkiye’nin buradaki varlığı Mavi Vatan doktrininin bir göstergesidir.

2024 yılının Şubat ayında imzalanan “Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması”nı ise kurulan ilişkilerde bir kilometre taşı olarak öne çıktığını görmekteyiz. Bu bağlamda, Çerçeve Anlaşması kapsamında Türkiye ve Somali arasında imzalanan “Hidrokarbon Arama ve Üretim Anlaşması”, iki ülke arasındaki ilişkilerin ne kadar derinleştiğinin bir kanıtı niteliğindedir. Anlaşma, Türkiye’nin Somali’deki petrol ve doğal gaz kaynaklarını araştırmasını, değerlendirmesini, geliştirmesini ve üretimini kapsamaktadır. Bu iş birliği, yalnızca Türkiye’nin Afrika kıtasındaki stratejik konumunu güçlendirmekle kalmamakta, aynı zamanda Somali’nin ekonomik bağımsızlık ve istikrar sağlama potansiyelini de artırmaktadır.

Türkiye’nin Somali’deki varlığı, Afrika’daki stratejik etkisini artırmak açısından önemli bir referans noktası oluşturmaktadır. Bu anlaşma, Türkiye’nin bölgesel istikrar hedefiyle uyumlu olarak Afrika’daki nüfuzunu genişletmekte ve enerji güvenliğini sağlamak için kaynaklarını çeşitlendirmesine olanak tanımaktadır. Bu süreç, Türkiye’nin hem bölgesel güvenlikte hem de enerji jeopolitiğinde vazgeçilmez bir aktör hâline gelme hedefiyle doğrudan bağlantılıdır. Bu kapsamda Türkiye denizlerdeki hak mücadelesine devam edecektir.

Nazlı Mumay, gazetecidir.

Nazlı Mumay
Nazlı Mumay
Nazlı Mumay, İstanbul doğumlu bir gazeteci ve televizyon habercisidir. Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden mezun olduktan sonra Anadolu Üniversitesi Radyo-Televizyon Programcılığı önlisans ve Marmara Üniversitesi’nde Radyo-Televizyon alanında yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Gazeteciliğe üniversite televizyonlarında başlayan Mumay, ALTUS Prodüksiyon, Flash TV, Kon TV, Akşam Gazetesi ve Gaziosmanpaşa Belediyesi’nde muhabirlik, editörlük ve sunuculuk görevlerinde bulunmuştur. 2020’den bu yana TVNET bünyesinde kıdemli editör, muhabir ve haber seslendirmeni olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda akşam haber akışının sorumluluğunu üstlenmekte, son dakika gelişmelerini sahadan ya da canlı bağlantılarla aktarmaktadır. Çeşitli medya akademilerinde eğitim almış Türkiye Araştırmaları Vakfı ve Diplomasi Vakfı gibi kurumların seminerlerine katılmış; “Küresel Dış Siyaset ve Güvenlik Atölyesi” gibi platformlarda moderatörlük yapmıştır. Habercilik, diksiyon, medya etiği ve dijital medya alanlarında 30’dan fazla sertifikalı eğitime katılmıştır.
İLGİLİ MAKALELER

Çok Okunan