back to top
3 Şubat, 2026, Salı

ABD’nin Hint-Pasifik Stratejisinde Hindistan’ın Rolü

FokusABD’nin Hint-Pasifik Stratejisinde Hindistan’ın Rolü

ABD’nin Hint-Pasifik Stratejisinde Hindistan’ın Rolü

21. yüzyılda güç dengesi Hint-Pasifik’in derin sularında yeniden diriliyor. Küresel ekonomik ve stratejik ağırlık merkezinin Hint-Pasifik’e kaymasıyla, bir yanda Çin’in “Kuşak ve Yol Girişimi” ile inşa ettiği ekonomik nüfuz alanı, diğer yanda ABD’nin müttefiklerini de denkleme dahil ederek ördüğü ittifaklar kafesi, bölgeyi yeni güvenlik merkezi hâline getirdi. Bu coğrafyada hem dünya ticaretinin can damarı atıyor hem de “yeni soğuk savaşın” cepheleri doğuyor. Bu cephede ABD–Hindistan ilişkileri Çin’e karşı bir stratejik yakınlaşma sağlıyor. Çin’in yükselişini dengelemek ve çevrelemek için Hindistan’ın bölgedeki rolü ABD ve müttefikleri için vazgeçilmezdir. Fakat Trump döneminde benimsenen çıkarlara dayalı dış politika yaklaşımları bu ortaklığı sınayan adımlar attı.

ABD’nin Hint-Pasifik Stratejisi

Obama döneminde “Asya’ya Dönüş” politikası, ABD’nin odağını yavaş yavaş Orta Doğu’dan alıp Asya’ya kaydırmıştı. Çin’i açık bir stratejik tehdit olarak gören Trump’ın ilk iktidar dönemiyle başlayan stratejik dönüşümün etkisiyle ABD, “Asya-Pasifik” tanımını rafa kaldırıp “Hint-Pasifik” kavramını kullanarak yeni bir bölgesel zihin haritası inşa etti. Bu stratejinin en somut adımı, 2018 yılında ABD Pasifik Komutanlığı’nın (USPACOM) adının “ABD Hint-Pasifik Komutanlığı” (USINDOPACOM) olarak değiştirilmesi oldu. Bu hamle, ABD’nin operasyonel sahasını Hindistan’ı da kapsayacak şekilde genişlettiğinin askeri olarak göstergesiydi. Çin’i dengelemek için Hindistan’ı da denklemin içerisine sokan ABD, Malakka Boğazı’nın batısından itibaren Çin’i yeniden canlanan ittifaklarıyla birlikte çevrelemeye başladı. Washington’un 2019 tarihli Hint-Pasifik Stratejisi Raporu, Çin’i revizyonist bir güç ve ABD ulusal güvenliği için en büyük rakip olarak nitelendirerek bu yaklaşımın temelini attı.

2026 Ulusal Savunma Stratejisi’ne göre ABD, bölgede mutlak bir hakimiyet kurmak yerine, Çin’in hedeflerine ulaşmasını engelleyecek bir caydırıcılık stratejisi izliyor. Bu stratejinin nihai hedefi ise bölgenin Çin veya başka bir güç tarafından domine edilmesini engellemek ve ABD’nin bölgedeki ekonomik ve askeri erişimini garanti altına almaktır. Ayrıca ABD, ekonomik güvenliği ulusal güvenliğin temeli olarak görüyor. Bu bağlamda ABD, Çin ile ekonomik ilişkilerini “ayrışma” yerine “riskten arındırma” ilkesiyle yeniden düzenlemeyi amaçlıyor.

ABD, bölgedeki bu hedeflerine ulaşmak için “Quad” (ABD, Japonya, Avustralya, Hindistan) gibi mekanizmaları, AUKUS ittifakını ve ASEAN ile ilişkileri güçlendirmeye odaklandı. Bölgedeki ülkelerle ikili ilişkilerini de kuvvetlendiren ABD, müttefikleriyle entegre olduğu ittifaklarla bölgeye bir kafes örüyor. ABD’nin bölgedeki stratejisinde Hindistan, Çin’in bölgedeki hegemonyasını dengeleyebilecek en kritik aktör ve vazgeçilmez ortak olarak görülüyor.

Hint-Pasifik’te ABD ve Hindistan İlişkileri

2007 yılında kurulan fakat kış uykusuna yatan Quad’ın 2017’de tekrar canlanmasıyla Hindistan öne çıkmaya başladı. ABD ve müttefikleri için Hindistan, Çin’i dengeleyebilecek kapasiteye sahip en önemli bölgesel güçtür. ABD’nin Hindistan’ı desteklemesinin temel sebebi, kendi üzerindeki güvenlik yükünü hafifletmektir. Quad içerisinde Hint-Pasifik Deniz Alanı Farkındalığı (IPMDA) girişimi, Hindistan’ın bölgesel gücünü daha da önemli bir hâle getirdi. Hindistan, Quad’ın jeopolitik zeminini oluşturarak Çin’i güneyden çevreliyor ve dengeliyor. Bu şekilde Çin’in deniz gücünü ve karadaki bölgesel nüfuzunu sınırlıyor.

Hindistan, ABD ve diğer ortaklarla birlikte, Çin merkezli tedarik zincirlerine alternatif oluşturma çabasının merkezindedir. Hindistan, Quad çatısı altında ve ABD ile ikili olarak (iCET ve TRUST), yarı iletkenler, yapay zeka ve 5G/6G teknolojilerinde güvenilir tedarik zincirleri oluşturulmasını sağlıyor. Bu şekilde Çin’e karşı teknolojik bir çevreleme yapılıyor. Ayrıca, Maden Güvenliği Ortaklığı ile Çin’in nadir toprak elementleri üzerindeki tekeline karşı Hindistan’ın üretim kapasitesi ve Quad’ın yatırım gücü birleştirilerek tedarik güvenliği sağlanmaya çalışılıyor. Bu hamle, Çin’in kritik mineralleri bir silah olarak kullanma potansiyeline karşı dost ülkelerden tedarik” doktrinini somutlaştırıyor.

ABD, Hindistan’ı Hint Okyanusu’nda bir güvenlik sağlayıcısı olarak görerek, Çin donanmasını Malakka Boğazı’nın batısında karşılama görevini Hindistan’a devretmek istiyor. Ayrıca ABD, Hindistan’ın yükselişini destekleyerek Çin’i iki cepheli bir tehdit (Doğuda ABD ve Japonya, Güneybatıda Hindistan) ile karşı karşıya bırakıyor. Bu hem Çin’in kaynaklarını bölüyor hem de ABD’nin Pasifik’e odaklanmasını kolaylaştırıyor.

ABD, Hindistan ordusunu Amerikan sistemleriyle entegre ederek Hindistan’ın Rus silahlarına olan bağımlılığını kırmayı ve Çin’e karşı operasyonel bir uyum oluşturmayı amaçlıyor. Bu süreç, birkaç anlaşma ile kurumsallaştı; istihbarat paylaşımı içeren “BECA”, lojistik erişim sağlayan “LEMOA” ve iletişim güvenliği oluşturan “COMCASA”. Bu anlaşmalar sayesinde ABD, Hindistan’a gerçek zamanlı jeo-uzamsal istihbarat ve uydu verisi sağlıyor, Hindistan limanlarını yakıt ikmali ve bakım amacıyla kullanarak Hint Okyanusu’ndaki operasyonel menzilini genişletiyor ve Hindistan’ın şifreli iletişim cihazlarına erişmesini sağlıyor. Bu şekilde ABD, Hindistan üzerinden Hint-Pasifik’te Çin’e karşı donanmalarını takip ediyor, istiharabat bilgileri ediniyor ve operasyonel avantaj sağlıyor. Bunlara ek olarak ABD, jet motorları ve yarı iletkenler gibi önemli teknolojilerin Hindistan’a transferine izin vererek, Hindistan’ın savunma sanayisini Çin’e karşı güçlendiriyor.

ABD, Çin’in denizaltı filosunun Hint Okyanusu’ndaki varlığını büyük bir tehdit olarak görüyor. Bu nedenle, Hindistan’ın denizaltı savunma harbi kapasitesini artırmak ABD için önemli bir hedeftir. ABD, Hindistan’a sattığı P-8I Poseidon uçakları ve MQ-9B SeaGuardian İHA’ları ile Çin denizaltılarını izleme kapasitesini artırıyor. 2025’te kurulan Otonom Sistemler Sanayi İş Birliği (ASIA) ile de insansız deniz araçlarının ortak üretimi hedefleniyor. Bu iş birlikleri ile ABD ve Hindistan, Çin’in denizaltılarının hareketlerini kısıtlayacak bir deniz ablukası uyguluyor.

Hindistan Açısından ABD ile İlişkilerin Sorgulanması

Elbette bu ilişki sorunsuz değildir. Trump döneminde uygulanan tarifeler, ilişkinin çıkarlara dayalı doğasını ortaya koyuyor. ABD, Hindistan’ın Rusya’dan petrol alımını ve Çin ile ilişkilerini cezalandırarak onu tamamen kendi tarafına çekmeye zorluyor. Örneğin, Hint mallarına yüksek gümrük vergisi uygulanması açıkça Hindistan’ın Rusya ile olan enerji iş birliklerinden kaynaklanıyor.

Hindistan, ABD’nin bir müttefiki olmayı reddedip bunun yerine ortak kalmayı tercih ediyor. Fakat bu ilişki içerisinde ABD, ortaklık yerine zorlayıcı pazarlık anlayışını sürdürüyor. Bu da aynı zamanda Hindistan kamuoyunda ABD’ye yönelik olumsuz algının güçlenmesini de sağlıyor.

Hindistan, Quad’ın “Asya NATO’su” olarak etiketlenmesine en sert karşı çıkan üyedir. Hindistan, Çin’i doğrudan provoke edecek resmi bir askeri ittifak yapısından kaçınıyor. Çünkü Hindistan, Quad içinde Çin ile aktif bir kara sınırına sahip olan tek ülkedir. Bu durum, ABD veya diğer müttefiklere kıyasla Hindistan’ı Çin’in doğrudan askeri misillemesine karşı daha olası kılıyor. Bu nedenle Hindistan, Quad’ı askeri bir ittifak yerine, diplomatik ve teknolojik iş birliği platformu olarak kullanarak Çin’i “yumuşak dengeleme” stratejisiyle sınırlandırmayı tercih ediyor. Bu stratejiler, Hindistan’ın kendi büyük güç olma arzularıyla örtüştüğü sürece işliyor.

Hindistan, Washington’un “vekili” konumuna düşmemek için Rusya ve Küresel Güney kartlarını masada tutmaya devam ediyor. Hindistan’ın Hint-Pasifik stratejisi, “pragmatik dengeleme” üzerine kuruludur. Bir yandan ABD ve müttefikleriyle (Quad) Çin’i dengelerken diğer yandan Rusya ile savunma ve enerji bağlarını koruyor ve BRICS gibi platformlarda yer alarak stratejik özerkliğini korumaya çalışıyor.

ABD ve Hindistan arasında hâlâ kapsamlı bir ticaret anlaşmasının olmaması ve tek taraflı stratejiler de Hindistan’ı günümüzde AB ile ticaret anlaşmalarına yönlendiriyor. Bu anlaşma, taraflar arasındaki ticarette önemli tarife indirimleri ve pazar erişimi kolaylıkları öngörüyor. Hindistan-AB Serbest Ticaret Anlaşmasının imzalanması, ABD’ye verilen “tek seçeneğimiz sen değilsin” mesajıdır. Trump’ın Grönland üzerindeki iddiaları gibi Avrupa’yı rahatsız eden hamleleri ve Hindistan’a yönelik sert tutumu, Transatlantik ve Hint-Pasifik ittifaklarında çatlaklar oluşturuyorken bu çatlaklar Hindistan-AB yakınlaşmasıyla dolduruluyor. Her iki taraf da ABD ve Çin arasında sıkışmadan üçüncü bir kutupta buluşma çabasındadır.

Yasir Güneş
Yasir Güneş
Yasir Güneş, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler (İngilizce) bölümünde 2021 yılında lisans eğitimine başladı. Akademik kariyer hedefi doğrultusunda, İFTAM (İstanbul Fikir ve Toplum Araştırmaları Merkezi) Akademi bünyesinde 4 yıllık çok yönlü sosyal bilimler eğitimini tamamladı. Üniversite çatısı altında İlim ve Medeniyet Kulübü’nde üstlendiği başkan yardımcısı ve başkanlık görevlerinin ardından İlim ve Medeniyet Derneği’nde Yönetim Kurulu Üyesi olmuştur. Beraberinde eğitim erişebilirliği konusunda, sosyal sorumluluk projelerinde ve farklı STK’larda sivil toplum gönüllüsü olarak muhtelif görevler sürdürmektedir. Zorunlu stajını T.C. İçişleri Bakanlığı AB ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı’nda tamamlayan Güneş, akademik çalışmalarını çeşitli vakıf/dernek ve dijital platformlarda sürdürmektedir.
spot_img

Öne Çıkanlar

ilgili makaleler

spot_img