back to top
9 Şubat, 2026, Pazartesi

Trump Dış Politikası

FokusTrump Dış Politikası

Trump Dış Politikası

Çin’i Çevreleme Politikasından Tasfiye Stratejisine Geçiş

2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS), ABD’nin küresel öncelik hiyerarşisinde devrim niteliğinde bir değişikliğe işaret etmektedir. Belge, on yıllardır süregelen Avrupa ve Orta Doğu odaklı yaklaşımı bir kenara bırakarak Batı Yarımküre’yi Amerikan güvenliğinin “birincil ve hayati” alanı olarak kodlamıştır. Bu stratejik yönelim, belgede açıkça “Monroe Doktrini’ne Trump Ekli” (The Trump Corollary to the Monroe Doctrine) olarak adlandırılmakta ve 1823 tarihli orijinal doktrinin 21. yüzyıl şartlarına uyarlanmış, çok daha müdahaleci bir versiyonunu sunmaktadır.

Bu yeni doktrinin temel dayanağı, Batı Yarımküre’deki herhangi bir “Yarımküre dışı rakibin” askeri, ekonomik veya stratejik varlığının, ABD’nin ulusal güvenliğine doğrudan bir tehdit oluşturduğu kabulüdür. ABD, bölgedeki ülkelerin egemenlik haklarını, Amerikan güvenlik şemsiyesi ile uyumlu oldukları sürece tanıyan bir “şartlı egemenlik” anlayışına geçiş yapmıştır. Strateji belgesinde yer alan “Yarımküre dışı rakiplerin güçlerini veya diğer tehdit edici yeteneklerini konumlandırma veya stratejik açıdan hayati varlıklara sahip olma veya bunları kontrol etme yeteneğini reddedeceğiz” ifadesi, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) kapsamında Latin Amerika’da edindiği liman, enerji santrali ve telekomünikasyon altyapılarına yönelik açık bir mücadele ilanı niteliğindedir.

Kaydet ve Genişlet Formülü

ABD’nin bu yeni yaklaşımı, “Kaydet ve Genişlet” olarak formüle edilen çift yönlü bir mekanizmaya dayanmaktadır. “Kaydet” boyutu, bölgedeki müttefik hükümetlerin ABD’nin güvenlik mimarisine entegre edilmesini, göç ve uyuşturucu trafiğiyle mücadelede birer ileri karakol olarak kullanılmasını öngörmektedir. “Genişlet” boyutu ise ABD’nin ekonomik ve askeri nüfuzunu agresif bir şekilde artırarak Çin’i bölgeden uzaklaştırmayı hedeflemektedir.

Bu stratejinin en kritik unsuru, ekonomik ilişkilerin “güvenlikleştirilmesidir”. Çin’in Latin Amerika ile olan ticari ilişkileri, Trump yönetimi tarafından ABD’nin kuşatılmasına yönelik jeostratejik bir hamle olarak okunmaktadır. Bu bağlamda ABD, bölge ülkelerini Çin ile ilişkilerini kesmeye zorlamak için gümrük tarifeleri, yatırım kısıtlamaları ve gerektiğinde doğrudan rejim değişikliği operasyonlarını içeren geniş bir zorlayıcı diplomasi araç setini devreye sokmuştur.

Venezuela Müdahalesi

ABD’nin Venezuela’ya yönelik müdahalesi, 2025 NSS belgesinde çizilen teorik çerçevenin sahadaki en somut ve sert uygulaması olmuştur. 3 Ocak 2026 tarihinde gerçekleştirilen askeri operasyonla Nicolas Maduro’nun yakalanarak ABD’ye getirilmesi, yüzeysel bakışla bir “narko-terörle mücadele” veya “demokrasi inşası” hamlesi gibi görünse de operasyonun derin stratejik mantığı doğrudan Çin ile ilgilidir.

Venezuela, dünyanın kanıtlanmış en büyük petrol rezervlerine sahip ülkesi olarak, son on yılda Çin’in enerji güvenliği stratejisinin merkezinde yer almaktaydı. Çin, Venezuela’ya sağladığı 60 milyar doları aşan krediler karşılığında, “petrol karşılığı borç” anlaşmalarıyla enerji ihtiyacının önemli bir kısmını bu ülkeden karşılamaktaydı. Maduro rejiminin ayakta kalması, Çin’in Batı Yarımküre’deki en önemli stratejik ortağının korunması anlamına geliyordu. ABD’nin müdahalesi, bu stratejik ortaklığı kökünden kesip attı. Çin, Orta Doğu’dan gelen petrole alternatif olarak gördüğü ve Malakka Boğazı gibi ABD kontrolündeki darboğazlardan geçmek zorunda olmayan Venezuela petrolünden mahrum bırakıldı. Çin’in Venezuela’daki milyarlarca dolarlık alacaklarının tahsili, rejimin değişmesiyle belirsizliğe sürüklendi. Üstelik Venezuela’nın ağır petrol rezervlerinin ABD rafinerilerine yönlendirilmesi, ABD’nin küresel enerji piyasalarındaki fiyat belirleyici rolünü pekiştirecek ve “yeniden sanayileşme” hedefleri için ucuz enerji girdisi de sağlayacaktır.

Grönland Üzerindeki Talepler

Trump’ın Grönland’ı satın alma isteği ve sonrasında NATO müttefiklerine yönelik gümrük vergisi tehditlerine kadar varan baskı politikası, ABD açısından son derece rasyonel bir jeopolitik hesaba dayanmaktadır. Bu ilginin merkezinde “Nadir Toprak Elementleri” bulunmaktadır.  Çin, günümüzde nadir toprak elementlerinin küresel işlenmesinde %80-90 oranında bir tekele sahiptir. Bu elementler, F-35 savaş uçaklarından elektrikli araç bataryalarına, rüzgâr türbinlerinden güdümlü füze sistemlerine kadar modern sanayinin ve savunma teknolojisinin bel kemiğidir. Grönland, Çin dışındaki en büyük işlenmemiş REE rezervlerine (neodimyum, praseodimyum, disprosyum vb.) ev sahipliği yapmaktadır. ABD’nin Grönland stratejisi, Çin’in bu alandaki tekelini kırmayı amaçlamaktadır. 2025 NSS belgesinde vurgulanan “kritik tedarik zincirlerine erişimin güvence altına alınması” maddesi, Grönland üzerindeki baskının temel dayanağıdır.

Grönland, aynı zamanda jeostratejik konumuyla da ABD’nin “Büyük Stratejisi”nin kilit taşıdır. Küresel ısınma ile birlikte Arktik Okyanusu’nun buzsuzlaşması, Kuzey Denizi Rotası’nı ticari ve askeri kullanıma açmıştır. Çin, kendisini “Arktik’e yakın devlet” olarak tanımlayarak bölgede “Kutup İpek Yolu”nu inşa etmeye çalışmaktadır. ABD için Grönland, Kuzey Atlantik ile Arktik arasındaki geçiş noktası olan GIUK (Grönland-İzlanda-İngiltere) Boşluğu’nun kontrolü anlamına gelmektedir. Rus nükleer denizaltılarının Atlantik’e açılmasını engellemek ve Çin’in Arktik’teki askeri/ticari genişlemesini durdurmak için Grönland’ın konumu önem taşımaktadır. ABD’nin adada bulunan Thule Hava Üssü’nü “Altın Kubbe” füze savunma sisteminin bir parçası olarak modernize etme planları, bölgenin askeri önemini de artırmaktadır. Trump yönetiminin, Grönland üzerindeki taleplerini kabul ettirmek için Danimarka, İngiltere, Almanya gibi NATO müttefiklerini %25’e varan gümrük vergileriyle tehdit etmesi, ABD’nin Çin ile mücadelesinde “müttefiklik hukukunu” dahi araçsallaştırdığını göstermektedir.

“Sınırsız Dostluk” İttifakına Kissenger Hamlesi

ABD’nin büyük stratejisinin nihai ayağı, Çin ve Rusya arasındaki “Sınırsız Dostluk” paktını kırmaktır. 2025 NSS belgesinde yer alan “Rusya ile stratejik istikrarı yeniden tesis etme” hedefi, bu planın diplomatik kılıfıdır. ABD, Rusya’yı tamamen köşeye sıkıştırmanın onu daha fazla Çin’in kucağına ittiğini fark etmiştir. Bu nedenle, “Rusya’yı Ukrayna’da kazançlı çıkartacak bir anlaşma” sunarak Moskova’yı Pekin’den koparmayı amaçlamaktadır. Bu, klasik bir “Kissinger Hamlesi”nin güncel versiyonudur. Soğuk Savaş’ta Çin’i yanına çekerek SSCB’yi izole eden ABD, bugün Rusya’yı nötralize ederek Çin’i yalnızlaştırmak istemektedir.

İran’ın bu stratejideki rolü, Rusya ve Çin arasındaki en zayıf halkanın koparılmasıdır. İran hem Çin’in enerji tedarikçisi hem de Rusya’nın askeri partneri (İHA tedariki vb.) olarak bu eksenin çimentosu işlevini görüyordu. ABD, “Gece Yarısı Çekici” operasyonuyla İran’ı askeri ve ekonomik olarak zayıflatıp “etkisiz eleman” haline getirerek Rusya’yı Orta Doğu’da partnersiz, Çin’i ise enerjisiz bırakmıştır. Bu durum, Rusya’yı ABD ile anlaşmaya daha mecbur hâle getirirken Çin’in stratejik derinliğini yok etmiştir.

Doğrudan Tasfiye ve Mahrum Bırakma Stratejisi

2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi ve takip eden eylemler bütünü, ABD’nin Çin ile mücadelesinde “çevreleme” politikasından “doğrudan tasfiye ve mahrum bırakma” stratejisine geçtiğini kanıtlamaktadır. Trump yönetimi, dünyanın farklı coğrafyalarındaki krizleri birbirinden bağımsız olaylar olarak değil, Çin’in küresel güç projeksiyonunu besleyen damarlar olarak görmektedir. Venezuela Operasyonu ile Çin’in Batı Yarımküre’deki enerji kaynağını kesmiştir. Grönland baskısı ile Çin’in teknolojik üstünlüğü için gerekli madenlere erişimini engellemiştir. İran müdahalesi ile Çin’in Orta Doğu’daki stratejik ortağını ve petrol tedarikçisini kısıtlamıştır. Zengezur hamlesiyle Çin’in Avrupa’ya uzanan lojistik yoluna ABD kontrol noktası koymuştur. Rusya politikasıyla Çin’in nükleer müttefikini, ittifaktan koparmak için diplomatik manevra alanı açmıştır.

Sonuç olarak ABD, Çin’i askeri bir çatışmayla değil, kaynaklarını (petrol, madenler) keserek, lojistik yollarını (Arktik, Orta Koridor) tıkayarak ve müttefiklerini (Rusya, İran, Venezuela) etkisiz hâle getirerek boğmayı hedefleyen total bir jeopolitik savaş yürütmektedir. Bu strateji, 21. yüzyılın güç dengesini belirleyecek olan, kaynaklar ve coğrafya üzerindeki hakimiyet mücadelesinin en sert aşamasıdır.

Gürkan Demir
Gürkan Demir
Gürkan Demir, İstanbul Ticaret Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde yazdığı “Türkiye’nin Terörle Mücadelede Önleyici Müdahale Stratejisi” başlıklı tez ile yüksek lisansını tamamladı. Ardından Kamu Diplomasisi alanında bir yüksek lisans derecesi daha aldı. Çalışma alanları arasında terör, uluslararası güvenlik, Balkanlar, kamu diplomasisi ve siyasal iletişim gibi konular bulunmaktadır. Demir’in editörlüğünü üstlendiği 21. Yüzyıl Türk Dış Politikasına Bölgesel Bakışlar ve Yeniden Jeopolitik: Bölgesel İstikrar Arayışları adlı iki kitap çalışması ve kendi kaleme aldığı Türkiye’nin Terörle Mücadele Strateji adlı bir kitap çalışması bulunmaktadır. Milat Gazetesinde köşe yazarlığı yapan Demir, Türkiye Araştırmaları Vakfı’nda araştırmacı olarak çalışmaktadır.
spot_img

Öne Çıkanlar

ilgili makaleler

spot_img