Kurulduğu günden bugüne Filistin’i yok etmeye yönelik politikalar izleyen İsrail, zaman zaman sağlanan ateşkeslere rağmen her seferinde daha büyük saldırılarla bu çabasını sürdürmektedir. Hamas’ın askeri kanadı tarafından 7 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirilen Aksa Tufanı Operasyonu, Gazze’de yaşanan süreci yeni bir aşamaya taşımıştır. Hamas’ın İsrail’in güneyine yönelik geniş çaplı saldırısıyla başlayan Gazze savaşı, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yoğun hava bombardımanı ve ardından kara harekâtı başlatmasıyla derinleşmiştir. Ancak 7 Ekim’e bir günde gelinmediği unutulmamalıdır. Yıllardır ağır ambargo altında, dünyadan izole edilmiş ve adeta açık cezaevini andıran Gazze Şeridi’nin bu durumu, söz konusu saldırının arka planını oluşturmaktadır. Gazze’yi kontrol eden Hamas’ın İsrail yerleşimlerine yönelik ani askeri operasyonu sırasında çok sayıda İsrail vatandaşı Gazze’ye götürülmüştür. İsrail’in beklemediği bu hamlenin ardından kısa süreli şoku atlatan İsrail, Gazze’ye topyekûn bir askeri saldırı başlatmıştır. İki yılı aşkın süredir devam eden saldırılarda sivil hedefler de dâhil olmak üzere Gazze’nin tamamı yoğun bombardımana maruz kalmıştır. İsrail, rehineleri kurtarma operasyonlarında büyük ölçüde başarısız olurken, 2025 yılı Ocak ayında sağlanan kısa süreli ateşkeste bazı rehineler teslim edilmiş, ancak kırılgan ateşkes yeniden bozulmuştur. Süreç boyunca Gazze’de altyapı büyük ölçüde tahrip edilmiş, on binlerce sivil hayatını kaybetmiş, sağlık sistemi çökmüş ve kitlesel yerinden edilmeler yaşanmıştır. Savaşı takip eden yüzlerce Filistinli ve yabancı gazeteci de saldırıların hedefi olmuş; 7 Ekim 2023’ten bu yana yaklaşık 300 gazeteci hayatını kaybetmiştir.
Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ), Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) ve Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) gibi meslek kuruluşları tarafından yayımlanan raporlarda Filistin ve Gazze gazeteciler için çalışmanın çok zor ve tehlikeli olduğu bölgeler olarak ifade edilmektedir. İsrail tarafından öldürülen gazeteciler ile ilgili her kuruluş kendi önceliklerine ve ilkelerine göre istatistikler yayınlanmaktadır. RSF’nin metodolojisi yalnızca gazetecilerin mesleki faaliyetleriyle “doğrudan ilişkili” olduğu düşünülen cinayetleri içermektedir.
Ajans France Press (AFP), Associated Press (AP), BBC News ve Reuters, düzenli olarak Gazze’den haber geçen kuruluşlar arasındadır. Yabancı pasaport taşıyan gazetecilerin girişinin yasak olması sebebiyle Filistinli gazeteciler bu haber kuruluşları üzerinden Gazze’de neler olup bittiğini sınırlı imkanlarla dünyaya anlatmaktadır. Gazetecileri Koruma Komitesi CEO’su Jodie Ginsberg, Gazze’de yaşananların uluslararası alanda kınanmadığına dikkat çekerek İsrail’e karşı gereken tepki ortaya koyulmadığı için gelecekteki çatışmaların da gazeteciler için tehlikeli bir emsal oluşturmasından endişe ettiğini dile getirmiştir. İsrail’in, işgal altındaki topraklarda gazetecilik yapan isimleri kasten hedef haline getirdiği bilinmektedir. Gazetecilik faaliyeti yoluyla işgali belgelemek ve yaşananları dünyaya duyurmak İsrail’e göre çoğu kez bombalardan ve kurşunlardan daha büyük tesirler meydana getirmektedir. Gazeteciler, üzerlerinde “Press” yazılı çelik yelek ve baretler taşımalarına rağmen İsrail askerleri tarafından vurularak öldürülmektedir. Siyonist çevreler bu kasıtlı öldürme olaylarını görmezden gelmeyi tercih etmektedir.
Dünya kamuoyuna “meşru müdafaa” hakkını kullandığını savunan İsrail, saldırılarını Hamas’ı tasfiye hedefiyle devam ettirdiğini iddia etmektedir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve bazı devletler her şart altında İsrail’e sonsuz ve sınırsız destek verirken uluslararası toplumda sivillerin korunmaması, orantısız güç kullanımı ve insani hukukun ihlali tartışmaları öne çıkmaya başladı. Gazze’de devam eden savaş bölgesel istikrarsızlığı arttırdı. Gerilimlerin sonucu olarak Lübnan, İran, Yemen ve Katar İsrail saldırılarının hedefi oldu. Yemen ve İran’dan İsrail’e misilleme saldırıları gerçekleştirildi. Kızıldeniz’deki ticaret kısmen sekteye uğradı. İç savaştan yorgun düşen ve 2024 yılı 8 Aralık günü Esad rejiminin çökmesi sonrası yeniden yapılanma sürecine giren Suriye de İsrail’in yoğun saldırılarının hedefi oldu. Golan Tepeleri’nde işgal bölgesinin genişletilmesi yönünde İsrail’in saldırıları devam etti. Bu süreçte Gazze’de ateşkes girişimleri ve insani yardım çağrıları ise kalıcı bir çözüm üretemeden sınırlı kalmaya devam etmektedir. Ekim 2025’te Türkiye’nin de garantörler arasında yer aldığı ateşkes anlaşması kırılganlığını sürdürmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri ana akım medya kuruluşlarının haber üretim pratiklerinde öteden beri İsrail lehine bir tutum ve haber dili sergilemektedir. 7 Ekim 2023 sonrasında Gazze’de yaşanan kapsamlı insani yıkım bağlamında dünyanın değişik bölgelerinde İsrail’in Gazze halkına karşı yürüttüğü sistematik saldırılar karşısında tepkiler yükselirken ABD medyası her şartta İsrail’i desteklemeye devam etmektedir. CNN, Fox News gibi televizyon kanallarının yanı sıra New York Times, Washington Post gibi etkin gazeteler ile Associated Press haber ajansı gibi önde gelen medya kuruluşları haberlerinde kullandıkları dil ve üslup bakımından Siyonizm etkisi altında bulunduklarını bariz bir şekilde ortaya koymuşlardır. ABD medyasında Siyonizm etkisi tarihsel bir eğilim korurken özellikle 7 Ekim sonrasında açık biçimde kurumsal ve ideolojik bir çerçeveye dönüşmüştür. Siyonist çevreler bu etkiyi yapısal medya sahipliği ilişkileri üzerinden pekiştirirken sahip oldukları lobi ve çıkar gruplarının kurumsal etkilerini de kullanmaktadır. Buna bağlı olarak editoryal dili haber çerçevelemesi ve söylemleri de yönlendirebilmektedir. Amerikan medyası üzerinde etkide bulunmak isteyen lobiler sahip oldukları bağlantılar hala işe yaramazsa bu sefer medya profesyoneli gazetecilere yönelik sansür gibi yollara başvurmaktadır. Lobilerin baskıları sonucu, medya çalışanlarına yönelik işten çıkarma ve ifade özgürlüğü baskısı gibi yolları izlemektedir. Siyonist çevreler İsrail lehine bir kamuoyu oluşturmak üzere medya üzerinde dört temel eksen temelinde çalışmaktadır. Bunlar; medya sahiplik yapısı, lobi çalışmaları, editoryal süreçlere müdahale ve medya çalışanlarını yıldırma olarak sıralanabilir.
İsrail-Filistin çatışması konusunda ABD ana akım medyası yıllardır değişmeyen bir çizgi takip etmektedir. Siyonizm etkisi sebebiyle ABD medyasında yer alan Orta Doğu haberlerinde genellikle İsrail odaklı güvenlik söylemini merkeze yerleştiren bir üslup çerçevesinde haberler sunulmaktadır. New York Times, Washington Post, CNN ve Fox News gibi ana akım medya kuruluşları Filistin’e dair haberlerinde “belirsizlik”, “şüphe” ve “doğrulanmamış bilgi” gibi haber çerçevesi oluşturarak yayın yapmaktadır.
7 Ekim 2023 sonrası Gazze’de yaşanan büyük ölçekli İsrail askeri operasyonlarında Gazze’deki hastaneler, okullar, mülteci kampları, sığınma alanları ve altyapı hedef alınmıştır. Bu durum uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmiştir. İnsani bir tutum takınan çok sayıdaki ülkenin halkları hükümetlerin yasaklama çabalarına rağmen Filistin halkı ile dayanışma için meydanları doldurup Gazze’ye destek olmuştur. ABD medyasının bu süreçteki umursamaz pozisyonu akademik çevrelerde tartışma konusu olmuştur. Birçok gazeteci, medya çalışanı ve akademisyen, 7 Ekim sonrası ABD medyasının tarafsızlık ilkesinden tamamen uzaklaştığını ve İsrail yanlısı bir editoryal dil benimsediğini savunmuştur. Bu çalışma, ABD medyasındaki Siyonizm etkisini daha geniş bir perspektifle değerlendirmekte, özellikle medya çalışanlarına yönelik baskıları da analize dâhil ederek özgün bir çerçeve sunmaktadır.
ABD Medyasında Siyonizm Etkisinin Arka Planı
Amerika Birleşik Devletleri’nde medya sistemi oligopolistik bir yapıdadır. Disney, Comcast, Paramount, News Corp ve Warner Bros Discovery gibi dev medya şirketleri faaliyet göstermektedir. Bu şirketler yüzlerce kanalı, gazeteyi ve dijital platformu kontrol etmektedir. Söz konusu şirketlerin bağış ağları ve CEO düzeyindeki politik ilişkileri, özellikle İsrail yanlısı lobi örgütleriyle yakın ilişki içerisindedir. ABD’deki ana akım medya kanallarından Fox News’ın sahibi Rupert Murdoch, Evanjelist-Siyonist ideolojiyi açık biçimde desteklediğini çeşitli beyanlarla ortaya koymuştur. Aynı şekilde New York Times’ın sahiplerinden Sulzberger ailesi tarihsel olarak İsrail’e destek veren bağış ağlarının önemli üyeleridir. Etkin medya kuruluşlarından CNN ve Warner Bros Discovery yöneticileri AIPAC etkinliklerine düzenli bağış yapmaktadır. Söz konusu bu bağlar ABD’deki haber dolaşımının “yönlendirici kurumsal zeminini” meydana getiren yapısal sistemi beslemektedir.
Siyonist Kökenli Lobi Kuruluşları
Amerika Birleşik Devletleri’nde İsrail’in kuruluşunu ve varlığını tüm dünyada desteklemek amacıyla çok sayıda sivil örgüt kurulmuştur. Bunların en önemli işlevi başta Amerikan kamuoyunda dolayısıyla dünyada İsrail lehine lobi faaliyetleri yürütmektir. Bu sivil yapılar politika yapıcılar ve karar alıcılar üzerinde etki gücüne sahip organizasyonlar olarak dikkat çekmektedir. Söz konusu yapıların en etkililerini şöyle sıralamak mümkündür.
1- American Israel Public Affairs Committee (AIPAC): Bu kuruluş Amerika Birleşik Devletleri’nde faaliyet gösteren ve İsrail’in güvenliğini ve çıkarlarını destekleyen en etkili lobicilik kuruluşlarından biridir. 1951 yılında kurulan AIPAC, ABD’nin İsrail’e yönelik askerî, ekonomik ve diplomatik desteğinin sürdürülmesi ve güçlendirilmeyi hedeflemektedir. AIPAC, hedefleri doğrultusunda ABD Kongre üyeleri başta olmak üzere yönetim yetkilileri ve kamuoyu üzerinde etkide bulunmaktadır. Kuruluş doğrudan bağış yapan bir siyasi eylem komitesi (PAC) olmamakla birlikte İsrail yanlısı politikaları desteklemektedir. İsrail taraftarı politik figürler ve adaylar lehine güçlü bir siyasal ağ ve etki alanı oluşturmaktadır. ABD dış politikasında Orta Doğu başta olmak üzere İsrail-Filistin meselesi ve bölgesel güvenlik konularında önemli kurumsal bir aktör olarak kabul edilmektedir.
2- Anti-Defamation League–İftira ve Nefretle Mücadele Birliği (ADL): İsrail henüz kurulmadan yıllar önce kurulan Siyonist örgütlerden olan ADL, 1913 yılında ABD’de faaliyetlerine başlamıştır. Bir sivil toplum kuruluşu tüzel kişiliğine sahip bulunan örgüt antisemitizm, her türlü nefret söylemi, ayrımcılık ve aşırılıkla mücadele etmeyi amaçladığını deklare etmektedir. ADL başlangıçta Yahudilere yönelik iftira ve ayrımcılığa karşı kurulmuştur. Zaman içinde ırkçılık, nefret suçları, aşırıcılık, çevrim içi nefret söylemi ve ayrımcı ideolojilerin izlenmesi şeklinde faaliyet alanını genişleterek çalışmalarını sürdürmektedir. ADL faaliyet alanlarına ilişkin eğitim programları geliştirmektedir. Aynı zamanda yayımladığı raporlarla kamuoyunu bilgilendirerek politika yapıcılara öneriler sunmaktadır. ADL, bilhassa ABD ve Avrupa’da nefret suçları ve antisemitizm istatistikleriyle bilim çevrelerinde sıkça referans verilen bir kurum niteliği taşımaktadır.
3- Committee for Accuracy in Middle East Reporting and Analysis (CAMERA): Raporumuzun doğrudan odak noktasını oluşturan ABD’deki medya kuruluşları ile ilgilenen Siyonist menşeli kuruluş olan CAMERA 1982 yılında kurulmuştur. Orta Doğu’ya ilişkin haber ve analizlerde özellikle İsrail-Filistin meselesinde medyada “doğruluk ve denge” ilkesini savunduğunu iddia eden CAMERA ABD merkezli bir izleme ve savunuculuk kuruluşu olarak tanınmaktadır. CAMERA medya mecralarında gazeteler, televizyon kanalları ve dijital medya içeriklerini takip etmektedir. Bu takipler neticesinde hatalı, eksik ya da yanlı bulduğunu iddia ettiği yayınlara yönelik düzeltme taleplerinde bulunmaktadır. Ayrıca yayımladığı raporlar ve kamuoyu açıklamaları ile İsrail lehine kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadır. CAMERA destekçileri tarafından medya okuryazarlığı ve haber doğruluğuna katkı sunan bir kuruluş olarak görülmektedir. Medya eleştirmenleri CAMERA’nın İsrail yanlısı bir perspektiften hareket ettiğini ve bu nedenle eleştirilerini seçici biçimde yönelttiğini dile getirmektedir.
4-StandWithUs: İsrail’i desteklemeyi ve İsrail’e yönelik eleştirilere karşı savunuculuk yapmayı amaçlayan bir başka uluslararası kuruluş olan StandWithUs ise 2001 yılında ABD’de kurulmuştur. Bir sivil toplum kuruluşu olan bu kurum çalışma alanını üniversite kampüslerine yoğunlaştırmıştır. Üniversite kampüslerinde, medyada ve dijital platformlarda İsrail karşıtı söylem olarak gördüğü içeriklerle mücadele etmeye odaklanan StandWithUs, eğitim materyalleri hazırlayarak konferanslar düzenlemektedir. Gençlere yönelik aktivizm programları yürüten StandWithUs, antisemitizmle mücadeleyi temel hedeflerinden biri olarak tanımlamaktadır. ABD dışında Avrupa ve diğer bölgelerde de şubeler aracılığıyla faaliyet gösteren bu kuruluş İsrail devlet politikalarına yönelik eleştirileri zaman zaman antisemitizmle eşitlemektedir. Tek taraflı bir söylem üretmekle eleştirilen kuruluş tıpkı diğerleri gibi Siyonist emellere hizmet etmeyi sürdürmektedir.
Yukarıda faaliyet alanlarını belirtilen Siyonist emellere hizmet için kurulan AIPAC, ADL, CAMERA, StandWithUs gibi kuruluşlar medya faaliyetleri ile doğrudan ve dolaylı olarak ilgilenmektedir. Haber içeriklerini izlemekle işe koyulan bu örgütler editoryal birimleri doğrudan ve dolaylı kampanyalarıyla baskı altına almaktadır. Haklı şekilde yapılan İsrail eleştirilerini “antisemitizm” ile ilişkilendiren söylemsel rehberler yayınlamaktadır. Bilhassa ABD’de çalışanların sosyal medya mesajları üzerinde etkili olmaktadır. Söz konusu durum Amerikalı düşünür Chomsky ve Herman’ın “propaganda modeli” diye tanımladığı ideolojik filtrelerin güncel bir örneğini teşkil etmektedir.
ABD Medya Kuruluşlarının Haber Dili
Amerika’daki etkin medya kuruluşları, CNN ve Fox News gibi televizyon kanalları, New York Times ve Washington Post gibi etkin gazeteler ile Associated Press haber ajansından oluşmaktadır. Ülke kamuoyunu şekillendiren, gündemi belirleyen haberlerin çoğu bu kanallardan yayılmaktadır. Kurumların 7 Ekim 2023 sonrasındaki haber söylemi incelendiğinde ağırlıklı olarak Siyonist kurum ve kuruluşların bariz şekilde etkili oldukları görülecektir.
New York Times (NYT): Gazete 7 Ekim sonrasında İsrail ordusunun açıklamalarını birincil kaynak olarak sunmuştur. Gazze Sağlık Bakanlığı’nın verilerini sistematik biçimde “şüpheli” gösterilmeye çalışılmıştır. Hastane saldırılarını uzun süre “patlama” olarak haberleştirmiştir. Filistinli sivillerin öldürülmesini “çatışmalarda hayatını kaybedenler” gibi öznesiz ifadelerle çerçevelemiştir. Bu şekilde ABD kamuoyunda İsrail lehine bir kamuoyu oluşması için çaba harcamıştır. Gazetenin iç bünyesinde de ideolojik çatışmalar ve çalışanlara baskılar yaşanmıştır.
NYT çalışanları kendilerine Gazze’deki çocuk ölümlerini ele alan haberlerin manşete taşınmaması konusunda editoryal baskılar yapıldığını çeşitli vesilelerle dile getirmişlerdir. Filistin’e empati içeren sosyal medya paylaşımında bulunan gazetede çalışanlarına yönelik kurum içinde disiplin süreci başlatılmıştır. Yine gazete çalışanları arasından bulunan bazı Filistinli kökenli gazetecilerin haber yazım süreçlerinden dışlandığını açıklanmıştır. Bu durum, kurum içi ideolojik yönlendirmelerin haber üretimini nasıl etkilediğini bariz şekilde göstermektedir.
CNN International (CNN): Amerika Birleşik Devletleri’nin dünya genelinde yayın yapan uluslararası televizyon yayın kuruluşu 7 Ekim sonrası haberlerinde İsrail yetkililerinin açıklamalarını stüdyo bağlantılarıyla sürekli aktararak İsrail lehine bir tutum sergilerlerken aynı süreçte Filistinli kaynakların görüşlerine daha az yer vermiştir. İsrail saldırıları sonrası Gazze’de meydana gelen ölü sayılarının verilmesini üst yöneticilerin “editoryal risk” olarak nitelendirdiği dile getirilmiştir. Bu süreçte CNN çalışanlarına yönelik baskılar yaşanmıştır. Filistin yanlısı gönderi paylaşan birçok çalışan görevden alınarak ekrandan uzaklaştırılmıştır. Buna bağlı olarak iç yazışmalar sızdırılmış ve çalışanların “Filistin söylemine mesafe koymaları” istendiği ortaya çıkmıştır.
Fox News: Amerikan iç kamuoyunun şekillenmesinde önemli etkiye sahip olan Fox News televizyon kanalı da tıpkı CNN kanalı gibi haber söylemini daha ideolojik bir çerçevede sunmaktadır. 7 Ekim sonrası Gazze’deki sivil ölümler “Hamas’ın sorumluluğu” olarak izleyiciye aktarılmıştır. İsrail operasyonları “terörle mücadele” çerçevesinde meşrulaştırılmıştır. Filistin’in haklılığını dile getirerek İsrail’i eleştirenler “antisemitik eğilimler” ile ilişkilendirilmiştir. Fox News’ın süreçteki tutumu Evanjelik-Siyonist temelli bir güvenlik söylemini medya-politika ilişkisi içinde yeniden üretmek şeklinde biçimlenmiştir.
Washington Post ve Associated Press: ABD’nin etkin gazetelerinden Washington Post (WP) ve Associated Press (AP) daha nötr yorumsuz bir çizgi sunma çabası içinde olmuştur. Ancak, 7 Ekim sonrasında yaşanan olayları anlatan Filistinlilerin tanıklıkları “doğrulanmamış” olarak etiketlenmiştir. İsrail tarafından yapılan açıklamalar ise “varsayılan doğru” ve “hakikat” olarak kabul edilerek haberleştirilmiştir. Ayrıca, haber ajansı olarak tarafsız bir tutum sergilemesi beklenen AP, İsrail tarafından hedef gösterilen muhabiri işten çıkararak kurumsal baskılara boyun eğen bir tutum sergilemiştir.
Medya Çalışanlarına Yönelik Siyonist Baskılar
ABD medyasında gazetecilere yönelik baskılar işten çıkarılma ve sözleşme iptalleri şeklinde de ortaya çıkmıştır. 7 Ekim sonrası en çarpıcı örneklerden birisi Filistin’i destekleyen bir paylaşım yapan Condé Nast çalışanı görevden alınmıştır. The Intercept muhabiri Naomi Klein, CNN tarafından “ekran ideolojisine uygun olmadığı” gerekçesiyle davet listesinden çıkarılmıştır. NBC, Filistinli gazeteci Ayman Mohyeldin’in programlarını süreli olarak askıya almıştır. Burada verilen örnekler ABD medya kuruluşlarının ideolojik sınırlarını net biçimde ortaya koymaktadır. Aynı süreçte ABD medya çalışanları editoryal sansüre de maruz kalmıştır. Çalışanların aktardığına göre kelime ve ifade yasakları şeklinde sansür türleri uygulanmıştır. Bu bağlamda “işgal”, “soykırım” ve “apartheid” gibi kelimeler üzerinde özelikle durulmuştur. Haber başlıklarının yönetim tarafından yeniden yazılması talep edilmiştir. Medya içeriklerinde İsrail eleştirilerinin uzman yorumlarından çıkarılması da talepler arasında yer almıştır. Gazze’deki yıkım görüntülerinin “duygu manipülasyonu” gerekçesiyle yayınlanması engellenmiştir. Söz konusu baskılar aslında gazetecilik etiği, düşünce ve ifade özgürlüğü açısından ciddi sorunlar meydana getirmektedir.
ABD medyasındaki Filistinli/Arap gazeteciler ayrımcı uygulamalar ile yüz yüze gelmiştir. Bu gazeteciler savaş alanına gönderilmemiş, editoryal kararlarda söz sahibi olmaları engellenmiştir. Bu gazetecilerin sosyal medya paylaşımları sıkı biçimde takip edilmektedir. Yaşanan bu durum ABD’deki ırk ve etnik köken temelli bir kurumsal ayrımcılığı ortaya koymaktadır.
ABD medyasında görev yapan gazeteciler sendikal baskı ve örgütlenme engelleri ile de karşı karşıya bırakılmıştır. New York Times Guild dahil birçok sendika Gazze’deki sivillere destek açıklaması yapmak istediğinde yönetim tarafından engellenmiştir. Çalışanların dayanışma e-postaları görmezden gelinmiştir. Süreçte medya yönetimleri “kurumsal tarafsızlık” ilkesi gerekçesinin arkasına sığınmıştır. Süreçte yapılan toplu açıklamalar sansüre takılmıştır. Yaşanan durum eğer İsrail’in çıkarları söz konusuysa Amerikan medya çalışanlarının düşünce ve ifade hürriyeti başta olmak üzere kolektif haklarını da kısıtlayan bir mekanizmaya işaret etmektedir.
Sonuç
Sonuç olarak ABD medyasındaki Siyonizm etkisi üç katmanda incelenebilir. Birinci katmanı medyanın “sahiplik yapısı” oluşturmaktadır. Amerikan medyasında sahiplik yapısı fonlar, bağış ağları ve lobiler aracılığıyla kurumsal bir ideolojik zemin oluşturmaktadır. İkinci katmanı ise “kurumsal yapı” oluşturmaktadır. Kurumsal yapı kurduğu mekanizmalarla editoryal kararları etkileyerek çalışanlar üzerindeki baskılar meydana getirmektedir. Aynı yapı içinde sansür ve cezalandırma mekanizmaları da devreye girerek bu zemini pekiştirmektedir. Üçüncü katmanı ise “söylemsel yapı” oluşturmaktadır. Bu bağlamda kullanılan haberin dili ile çerçeveleme teknikleri önem taşımaktadır. Aynı şekilde haberdeki kimliklerin temsili ve gerçekliğin inşası da önemlidir. Haberlerin İsrail menfaatleri doğrultusunda şekillenmesinde bu tutumlar belirleyici bir önem arz etmektedir. Bu katmanlar birlikte uygulandığında ABD medyasında güçlü, sarsılmaz ve sürekli tekrarlayan İsrail lehine Filistin aleyhine bir Siyonist hegemonya oluşmaktadır.
7 Ekim sonrası ABD medyasının Gazze haberlerinde sergilediği ideolojik yönelimi hem kurumsal hem söylemsel düzeyde analiz eden bu çalışma ABD medyasında Siyonizm etkisinin sadece içeriklerle sırlı kalmadığını ortaya koymaktadır. Çalışma aynı zamanda takınılan ideolojik tutumun medya çalışanlarının özgürlüğüne ve haber odalarının işleyişine de yön verdiğini ortaya koymuştur. Konuya gazetecilik etiği açısından bakıldığında ise özgürlükler ülkesi ABD’de ifade özgürlüğü daralırken tarafsızlık ilkesinin zedelendiği gözükmektedir. Süreçte haber dili İsrail lehine tek yönlü bir güvenlik paradigmasına dönüşmüştür. Söz konusu süreçte medya çalışanlarına yönelik ideolojik baskılar artmıştır. Ortaya çıkan tablo ABD medyasının demokratik işleyişi ve halkın haber alma özgürlüğü açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Gelinen noktada dünyanın geri kalanında büyük anlamlar yüklenen özgürlükleri merkeze alan “Amerikan rüyası” bir illüzyona dönüşmüştür.


