19 Şubat Perşembe günü Hanau terör saldırısının altıncı yıl dönümüydü. 2020 yılında Almanya’da gerçekleşen bu kanlı ırkçı terör saldırısında dördü Türk olmak üzere dokuz göçmen hayatını kaybetti. Geçmişte Türk göçmenleri hedef alan Mölln (1992), Solingen (1993) ve NSU (2000-2007) cinayetleri gibi aşırı sağcı ırkçı terör saldırılarını yaşamış olan Almanya’nın, aşırı sağ terörü durdurma ve engelleme konusunda yeterince başarılı olduğunu söylemek maalesef güçtür.
Nitekim 1993 faciasını yaşamış olan Solingen’de, 2024 yılında gerçekleşen bir başka kundaklama sonucunda Bulgaristan vatandaşı dört Türk daha feci şekilde yakılarak katledildi. Bu gelişmeler, aşırı sağcı terör tehdidinin münferit değil, süreklilik arz eden ve konjonktürel olarak yükselişte olan bir güvenlik tehdidi olduğunu göstermektedir.Zira her terör saldırısının ardından yapılan tartışmalar, kurulan araştırma komisyonları ve yürütülen mahkeme süreçleri sonucunda Almanya’nın aşırı sağcı terörle mücadelede kalıcı ve etkili bir başarı sağlayamadığı görülmektedir.
Başarının ötesinde, Soğuk Savaş sonrası dönemde ve özellikle 11 Eylül sonrasında yükselen İslam düşmanlığıyla birlikte aşırı sağcı fikirlerin giderek normalleştiği ve ana akıma taşındığı görülmektedir. Bu çerçevede yapılan birçok araştırma, Avrupa genelinde aşırı sağcı ve şiddet eğilimli hareketlerin etkinliklerini artırdığını ortaya koymaktadır.
Almanya Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın en son yayımlanan 2024 yılı raporuna göre aşırı sağcı kişi potansiyeli Almanya’da 2024 yılında endişe verici bir şekilde yaklaşık %25 oranında artarak 40.600’den 50.250’ye yükselmiştir. Bu sayı içinde 15.300 şiddet eğilimli aşırı sağcı radikal bulunmaktadır. Bu rakam 2023 yılında ise 14.500 kişiydi.
Almanya’da ve Avrupa’da güvenlik makamları açısından özel bir zorluk, kendi kendine radikalleşen ve bilinen aşırı sağcı yapılarla açık bir bağlantısı olmadan hareket eden, “yalnız kurt” olarak tanımlanan faillerden kaynaklanmaktadır. Almanya’da toplam aşırı sağcı suç ve şiddet eylemleri 2024 yılında neredeyse yarı yarıya artarak 37.835’e yükselmiştir. Bunların 1.281’i şiddet suçudur (bir önceki yıla göre %11,6 artış).
Önümüzdeki dönemde aşırı sağcı parti ve terör gruplarının Avrupa’da ve Almanya’da daha da etkili olması maalesef güçlü bir ihtimaldir. Zira hem dış hem de iç konjonktür, aşırı sağın güçlenişini destekleyen bir zemin sunmaktadır.
Dış konjonktür açısından bakıldığında, Amerika Birleşik Devletleri’nde güçlü bir Trump iktidarının varlığı ve Trump’ın aşırı sağcı hareketlere ve partilere verdiği açık destek, Avrupa’daki aşırı sağ için önemli bir ivme oluşturmuştur. Trump ve çevresinin Avrupa’daki seçimlere müdahale girişimleri ve aşırı sağcı partilere verdiği açık destek bu süreci daha görünür kılmaktadır. Bu siyasi atmosferden cesaret alan şiddet eğilimli aşırı sağcı terör grupları da faaliyetlerini artırmaktadır.
Avrupa Liberal Forumu tarafından yayımlanan “The Rise of Far-Right Violence in Europe” raporuna göre aşırı sağcılar, ulusötesi çevrimiçi topluluklarda birbirlerinden ilham almaktadır. Her yeni saldırı, benzer ya da daha büyük eylemler için motivasyon kaynağı olmaktadır. Bu ağlar merkeziyetsiz olmasına rağmen özellikle ABD ile Avrupa arasında uluslararası bağlantılar her geçen gün güçlenmektedir.
Avrupa ve Almanya’da aşırı sağcı terör gruplarıyla ilgili birçok raporun dikkat çektiği ortak nokta, bu bağlantıların çoğunlukla açık ve kapalı çevrimiçi gruplar ve forumlar aracılığıyla kurulmasıdır. Bu platformlarda aşırı sağ ideolojiler yayılmakta; çevrimiçi alan aynı zamanda eleman devşirme platformu işlevi görmektedir.
İç konjonktüre bakıldığında ise son yirmi yılda Avrupa’da ana akım partilerin zayıflaması ve buna alternatif olarak aşırı sağcı partilerin ve hareketlerin yükselmesi için oldukça elverişli bir ortamın oluştuğu görülmektedir. Uluslararası ticaretten aldığı pay daralan Avrupa Birliği ve üyesi ülkelerde refahın yeniden dağıtılacağı bir döneme girilmektedir. Bu süreçten kaybedeceğini düşünen geniş kitlelerin, tarihte olduğu gibi, aşırı sağcı partilerin popülist söylemlerine yönelme riski artık yalnızca bir olasılık değil, yaşanan bir gerçektir.
EUROPOL’ün “Avrupa Birliği’nde Terörizmin Durumu ve Trendler 2025” raporu ile Almanya Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın 2024 raporu ise çok daha kaygı verici yeni bir gelişmeye işaret etmektedir. Bu gelişme, yapay zekâ ve diğer yenilikçi teknolojilerin sürekli şekilde istismar edilmesidir. Bu teknolojiler; eleman kazanma, propaganda, eylem yöntemleri ve finansman araçları açısından yeni imkânlar sağlamaktadır. Bu gelişmiş teknolojik araçlar tehdit ortamını dönüştürmekte ve geleneksel terörle mücadele ile kolluk kuvvetlerinin müdahale yöntemlerini güçleştirmektedir.
Bu çerçevede çocukların ve gençlerin terörizm ve şiddet içeren aşırılığa katılımı 2024 yılında artmaya devam eden kaygı verici bir gelişme olmuştur. Ruh sağlığı sorunları, sosyal izolasyon ve dijital bağımlılık gençler arasındaki radikalleşmenin temel kolaylaştırıcı unsurlarıdır. Aşırı sağcı çevrelerde saldırı planlama ve hazırlığı nedeniyle tutuklanan bazı şüphelilerin çok genç yaşta olması ciddi kaygı yaratmaktadır. Öne çıkan gelişmelerden biri, aşırı sağcı şiddet yanlılarının “764” veya “Com” ağları olarak bilinen çevrimiçi okültist ve satanist topluluklarla artan etkileşimidir. 2024 yılında yeni çevrimiçi platformların sayısı ile üretken yapay zekâ ve diğer yeni teknolojilerin propaganda ve nefret söylemi üretimi ile yayılmasında kullanımının aşırı sağ çevrelerde rekor seviyelere ulaştığı görülmüştür.
Avrupa Komisyonu’nun RAN (Radicalisation Awareness Network) raporuna göre de aşırı sağ şiddeti AB genelinde artış göstermektedir ve bu durum tehdidin önlenmesi ve karşılanması için yeterli tedbirlerin alınması gereğini ortaya koymaktadır. Ancak mevcut önleme ve şiddet içeren aşırılıkla mücadele (P/CVE) tedbirlerinin çoğu, otuz yıl önceki aşırı sağcı şiddet dalgasına yanıt olarak tasarlandığından yetersiz kalmaktadır.
Bütün bu tabloya bakıldığında Avrupa ve Almanya’nın yeni bir aşırı sağcı terör dalgası dönemine girmek üzere olduğunu söyleyebiliriz. Avrupa ve Almanya bu tehditle ancak terör ve radikalleşme ile mücadelede bir paradigma değişikliğiyle baş edebilir. Bu adımlar atılmazsa Hanau ve Solingen facialarının tekrar etmesi bir ihtimal değil, zaman meselesidir.


