back to top
10 Aralık, 2025, Çarşamba
Ana SayfaYayınlarEkonomi PolitikEkonomi Politik | Çin-Tayvan Geriliminin Dinamikleri

Ekonomi Politik | Çin-Tayvan Geriliminin Dinamikleri

Asya-Pasifik bölgesinde stratejik dengeleri belirleyen temel meselelerden biri olan Çin (Çin Halk Cumhuriyeti)-Tayvan (Çin Cumhuriyeti) ilişkileri, iki taraflı bir anlaşmazlık olmanın ötesinde, küresel güç rekabetinin merkezinde yer almaktadır. Son dönemde artan jeopolitik krizlerin getirdiği tansiyon, ekonomik karşı bağımlılık, teknolojik üstünlük yarışı ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin Tayvan politikasına yönelik stratejik tutumu meseleyi karmaşıklaştırmaktadır.

Bu bağlamda, analiz çalışması Çin-Tayvan gerilimini tarihsel kökenlerini, güncel dinamiklerini ve ABD’nin etkilerini ele almakta; söz konusu gerilimin sadece siyasi düzlemde değil giderek ekonomik bağımlılıklar, teknoloji üstünlüğü ve küresel güç rekabeti üzerinden sürdürüldüğünü ileri sürmektedir.

Tayvan’ın Çin Açısından Jeostratejik Önemine Kısa Bir Bakış

Harita 1:İlk Ada Zinciri

Kaynak: BBC News (2024)

Tayvan, Güney Çin Denizi’nde yaklaşık 36.000 kilometre karelik bir alana ve 24 milyon nüfusa sahip ana ada ve bağlı küçük adacıklardan oluşmaktadır. Çin ana karasına 160 kilometre uzaklıkta yer alan Tayvan, Doğu Çin Denizi ile Güney Çin Denizi’ni birbirine bağlayan kritik deniz iletişim hatlarının üzerinde bulunmaktadır. Bu konum, Tayvan’ı küresel ticaret rotalarında ve tedarik zincirlerinde önemli bir geçiş ve kavşak noktalarından biri hâline getirmiştir. Yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre, 2022 yılında Tayvan Boğazı’ndan 2,45 trilyon ABD doları değerinde mal, küresel deniz ticaretinin beşte birinden fazlası geçiş yapmıştır. Çin’in ise yıllık ticaretinin yüzde 21,9’u Tayvan Boğazı üzerinden gerçekleşmektedir.

Tayvan’ın Çin açısından stratejik öneminin bir diğer boyutu da Tayvan’ın bütünüyle Çin kontrolüne geçmesi durumunda; Doğu Çin Denizi, Güney Çin Denizi ve Sarı Denizi’ni Çin donanması ve hava kuvvetleri için stratejik bir geçit oluşturarak Çin’in savunma gücünü artırmasıdır. Diğer yandan, Çin’in adayı kontrol altına alma senaryosunda Tayvan’ın iki önemli ABD müttefiki olan Japonya ve Filipinler’e yakın konumu, Çin’e askeri bir avantaj sağlayarak hem açık denizlere erişim imkanını pekiştirmekte hem de bu ülkelere karşı coğrafi üstünlük sağlamaktadır.

Öte yandan Tayvan’ın özellikle son 20-30 yılda küresel önemini artıran bir diğer unsurun yarı iletken endüstrisindeki görece üstünlüğü olduğunu söylemek gerekir. Tayvan, küresel yarı iletken üretiminin yüzde 60’ına ve en gelişmiş yongaların yüzde 90’ına ev sahipliği yapmaktadır. Otomobilden bilgisayarlara, askeri teknolojilerden yapay zekaya kadar kritik birçok sektörün temel bileşeni olan yarı iletken pazarının 2030 yılında 1 trilyon ABD doları aşması beklenmektedir.

Bu avantajlı pozisyon, bir yandan bu sektördeki küresel tedarik zincirlerinin karmaşıklığı diğer yandan ABD-Çin teknolojik rekabeti sebebiyle Tayvan için kırılganlık oluşturabilmektedir. Biden ve Trump yönetimlerinin yerel inisiyatifleri destekleyerek dışarıda Çin+1 Stratejisi’ni agresif biçimde uygulama baskısı, Tayvan’ın değişen ticaret dengelerinde ibrenin ABD yönüne kaymasına sebep olmuştur. Ancak II. Trump yönetiminin ticaret açığı verilen ülkeleri mercek altına alması, Tayvan’ın da yüzde 32 ithalat vergisine tabi tutulmasına sebep olmuştur. Çin’in ABD’ye misillemelerinde önemli bir kalem olan yarı iletkenleri kullanması da tedarik zincirlerini iyice karmaşık hâle getirmektedir.

Son olarak, Çin açısından Tayvan mevzusu “milli mesele” olarak ifade edilmekte ve dolayısıyla bu konuda dışarıdan gelecek tenkit, yorum ve görüş içişlerine müdahale olarak nitelendirilmektedir.

Çin-Tayvan İlişkilerinin Tarihsel Arka Planı ve Siyasi Tansiyonun Sebepleri

Tayvan’ın yakın tarihine göz atıldığında, on yedinci yüzyılın başlarında Hollandalılar ve İspanyolların üsler kurduğu Tayvan adasının, 1895’ten İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Japonya’nın hükmü altında kaldığı görülmektedir. II. Dünya Savaşı’nın ardından 1945’te Çin Cumhuriyeti, Tayvan üzerinde yeniden egemenlik tesis etmiş ancak 1949’daki iç savaşın sonucunda Çin Komünist Partisi’nin zaferiyle milliyetçi hükümet (Kuomintang) Tayvan’a çekilmiştir. Chiang Kai-shek liderliğindeki bu yönetim, adada 1987’ye kadar süren sıkıyönetim altında otoriter bir idare kurmuş; 1990’larda ise demokratikleşme süreci başlamış ve 1996’da ilk doğrudan başkanlık seçimleri gerçekleştirilmiştir.

Tayvan hâlihazırda yalnızca 12 ülke tarafından resmi olarak tanınmakta ancak Avrupa Birliği, Somaliland ve 60’tan fazla Birleşmiş Milletler üyesi ülke ile gayriresmi temsilcilikler aracılığıyla diplomatik temaslarını sürdürmektedir. 1945-1971 yılları arasında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi üyeliği bulunan Tayvan’ın yerini 1971’de Çin Halk Cumhuriyeti devralmıştır.

Bu tarihsel arka plan, Çin ve Tayvan arasındaki siyasi gerilimin temel sebebi olarak gösterilebilir. Tayvan’ın statüsü Çin perspektifinden “Tek Çin İlkesi” çerçevesinde tanımlanmakta, öyle ki bu ilke, Çin ile diplomatik ilişki kurmayı amaçlayan her ülke ya da bölgesel yapılanma için ilk koşul olmanın yanı sıra Çin bakımından “kırmızı çizgi” olarak kabul edilmektedir. Tayvan meselesi, Çin’in iç işlerine ait bir mevzu olarak yorumlanmakta ve böylelikle yabancı müdahalelerden uzak tutulmak istenmektedir. Dahası, giderek artan bir vurguyla Tayvan’ın ana kara ile “yeniden birleşmesi” hedeflenmektedir.

Çin Devlet Konseyi’nin Tayvan politikasını resmi olarak çerçeveleyen 1993, 2000 ve son olarak 2022’de yayımladığı Beyaz Kitaplarda, Çin’in Tayvan’a yönelik stratejik pozisyonunun sertleştiği gözlemlenmektedir. 1993 tarihli Beyaz Kitap’taki “ülkelerin barışçıl yollarla, temaslar ve müzakereler aracılığıyla yeniden birleşmesini sağlamak” yaklaşımı, 2000’e gelindiğinde “barışçıl yollarla birleşmenin mümkün olmaması durumunda güç kullanımı seçeneğinin dışlanmadığı” belirtilerek gerektiğinde askeri unsurların kullanılabileceği mesajı verilmiştir. Şüphesiz, 2022 yılında yayımlanan Beyaz Kitap öncüllerinden daha net ve görece sert bir tonla “ulusal diriliş yolunda ilerlerken, ulusal yeniden birleşmeyi gerçekleştirmekte mutlaka başarıya ulaşacağız” ve doğrudan ABD’ye referansla “hiçbir güç veya kişinin ulusal birleşmeyi durduramayacağı” ifadelerini kullanmıştır.

Tayvan tarafında ise “Tek Çin İlkesi” gerek değişen siyasi yönetimler gerek anayasa bakımından farklı yorumlanmaktadır. Söz gelimi, Tayvan Anayasası’nın 4. maddesindeki “Çin Cumhuriyeti’nin mevcut ulusal sınırlarına göre belirlenen toprakları, ancak Ulusal Meclis kararıyla değiştirilebilir.” ibaresi Tayvan’ın kendini özerk gördüğü şeklinde yorumlanabilir. Öte yandan, Kuomintang (KMT) ve Demokratik İlerici Parti (DDP)’nin “Tek Çin İlkesi’ne” yaklaşımları birbirinden tezatlık gösterecek kadar farklıdır.

Çin-Tayvan Ekonomik İlişkilerinin Arka Planındaki Siyasi Şemsiye

Çin ve Tayvan arasındaki ekonomik ve ticari ilişkinin belirleyici etmenlerinin siyasi düzlem ile paralellik gösterdiğini söylemek mümkün. Nitekim, Çin’e doğrudan yatırım kararını 1994 yılında alan Tayvan, 1990’ların sonlarına gelindiğinde ticari bağlamda Çin yerine Güneydoğu Asya ile bağlarını geliştirmeyi hedefleyen bir politika değişikliğine gitmiştir.[1] Demokratik İlerici Parti (DPP)’nin 2001’de iktidara gelmesiyle “Aktif Açılım” politikasıyla Çin ile ticari ilişkilerin canlandırılması hedeflenmiş, ancak 2006 yılında tekrar kısıtlamalar getirilmiştir. Çin ve Tayvan arasındaki tercihli ticaret anlaşması ise yeniden hükümet değişikliği sonrasında 2010 yılında tesis edilmiştir. [2]

2016 yılında dönemin Devlet Başkanı Tsai Ing-wen’ın inisiyatifiyle deklare edilen Yeni Güney Yönelimli Politika (New Southbound Policy) ise Tayvan’ın Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ve Güney Asya’da altı devlet (Bangladeş, Butan, Hindistan, Nepal, Pakistan ve Sri Lanka) ile Avustralya ve Yeni Zelanda ile “ekonomik topluluk bilinci” ve “iş birliği için ortak bir uzlaşı” temelinde ilişkilerini geliştirmesini hedeflemektedir.

2024’e gelindiğinde ise uzun dönemdir yüzde 40 civarı seyreden Tayvan’ın Çin’e ihracat bağımlılığının yüzde 31,7’ye kadar gerileyerek son 22 yılın en düşük seviyelerine düştüğünü belirtmek gerekir. Nitekim, 2004-2024 yılları arasında Tayvan’ın seçili ticaret ortaklarıyla gerçekleştirdiği ticaret hacmini araştıran bir çalışmanın bulgularına göre; bu dönemde Çin ile ekonomik ilişkisi azalırken ABD ve ASEAN ile ticaretini geliştirdiği öne sürülmektedir (Görsel 1). Bu tablonun ABD’nin son yönetimlerinin küresel tedarik zincirlerinde Çin+1 Stratejisi’nin etkisinin ve Tayvan’ın ticaretini çeşitlendirme çabasının sonucu olduğu öne sürülebilir.

Madalyonun diğer yüzündeki aktör olan Çin’in Tayvan ile ticarete yaklaşımının siyasi zemini ise yukarı bahsedilen Beyaz Kitaplardaki ara cümleler ile satır aralarından okunabilir. Çin için Tayvan ile ekonomik ve ticari ilişkiler geliştirmek, ulusal birleşmeye giden yolda tüm Çin halkı için kapsamlı kalkınma hamlesi çerçevesinde ele alınmaktadır.

Grafik 1:2004-2024 Arası Tayvan’ın Seçili Ülkelerle Ticareti

Kaynak: Atlantic Council (2023)

Sonuç ve Öneriler

Çin-Tayvan ilişkilerindeki temel gerilim hattı, iki taraf arasındaki statü meselesidir. Öyle ki, son dönemde vurgusu artan bir biçimde Çin açısından “tamamlanmamış” bir mevzu olarak görülen yeniden birleşme argümanı, güç kullanma ihtimalini gündeme getirmektedir.

Mevcut konjonktürde Tayvan üzerinde bir sıcak çatışmanın yalnız Çin ve Tayvan arasında gerçekleşmeyeceği, ABD ve müttefiklerinin dahil olacağı Asya-Pasifik bölgesini aşan bir çatışmaya evrileceği öngörülebilir. Salt ekonomik, finansal ve ticari etkileri bakımından dahi ağır sonuçları olacağı kesindir.

Çin-Tayvan ilişkilerinde önemli bir aktör olan ABD’nin Soğuk Savaş’tan itibaren izlediği politikalar da bu bağlamda göz önünde bulundurulmalıdır. ABD’nin statüko mevzuna genel bakışı bir yana son dönemde belli sembolik eylemleri, söz gelimi, 52. Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin 2022’de Tayvan ziyareti, Başkan Biden’ın Tayvan “gafları”, Başkan Trump’ın ilk döneminde Tayvan Başkanı ile telefon görüşmesi, Biden’ın yemin töreninde 1970’lerin sonundan beri en yüksek temsilde Tayvanlı temsilci davet etmesi bu bağlamda dikkat çekicidir. ABD’nin mesajı, ABD’nin kurumsal Tayvan politikası sınırları içerisinde Tayvan ile ilişkilerin yürütüldüğünü öne sürse de Çin bakımından Tek Çin İlkesi’ne karşı olarak değerlendirilmektedir.

Böylelikle, Çin-Tayvan gerilimi tarihi arka planına ek olarak Çin-ABD küresel rekabet alanına eklenen bir denklem olarak da tezahür etmektedir. ABD-Çin teknoloji rekabeti bağlamında bu durum Tayvan’ı hem vazgeçilmez hem kırılgan bir aktör hâline getirmektedir.

Bu bağlamda, yanlış hesaplamalara mahal vermeden küresel tedarik ve değer zincirlerinin yönetişimin de ortak paydaya katkı verecek ve en önemlisi jeopolitik bir kırılma noktası olan Tayvan Boğazı’nda barış ve istikrarın korunmasına yönelik politikaların sürdürülmesi gerekmektedir.

Sibel Karabel, İstanbul Gedik Üniversitesi ASEAN başkanıdır.

[1] Çin resmi verilerin göre; 1978 yılında iki taraf arasındaki ticaret hacmi 46 milyon ABD doları iken, bu rakam 2021’e gelindiğinde yaklaşık 328 milyar ABD dolarını bulmaktadır. Syaru Shirley Lin, Taiwan’s China Dilemma: Contested Identities and Multiple Interests in Taiwan’s Cross-Strait Economic Policy (Stanford, CA: Stanford University Press, 2016), introduction.

[2] Tayvan’da 2008 yılında Kuomintang (KMT) partisi lideri Ma Ying-jeou’nun başkanlığı ile Çin-Tayvan ilişkilerinin en ılımlı döneminin yaşandığı öne sürülebilir. Ulaşım ve iletişim hizmetleriyle ilgili karşılıklı açılımlar ticari ve ekonomik iş birliği zemininin kuvvetlenmesine de fayda sağlamıştır. Syaru Shirley Lin, Taiwan’s China Dilemma: Contested Identities and Multiple Interests in Taiwan’s Cross-Strait Economic Policy (Stanford, CA: Stanford University Press, 2016), introduction.

 

İLGİLİ MAKALELER

Çok Okunan