back to top
21 Nisan, 2026, Salı

İsrail’de İran Yahudileri

YayınlarAnalizİsrail’de İran Yahudileri

İsrail’de İran Yahudileri

Göç, Kimlik ve Toplumsal Entegrasyon

İran Yahudileri, dünyanın en köklü Yahudi topluluklarından birini oluşturmaktadır. Geçmişleri MÖ 6. yüzyıl Pers İmparatorluğu dönemine kadar uzanan bu tarihsel varlık, sadece İran’ın değil, aynı zamanda Yahudi diasporasının da önemli bir parçasıdır. Yüzyıllar boyunca İran topraklarında yaşamlarını sürdüren bu topluluk, siyasi ve toplumsal değişimlerin etkisiyle farklı dönemlerde çeşitli göç hareketlerine katılmıştır.

Bu çalışma, İsrail’de yaşayan İran Yahudilerinin tarihsel göç süreçleri, demografik özellikleri, kimlik inşası ve sosyo-politik yaklaşımları gibi konuları ele almayı amaçlamaktadır. Böylelikle hem İran-İsrail ilişkilerinin toplumsal bir boyutu aydınlatılacak hem de diasporanın kültürel sürekliliği incelenecektir.

İran Yahudilerinin Demografik Yapısı

İsrail’de yaşayan ve ülkenin genel nüfusunun ayrılmaz ve etkin bir parçasını oluşturan, İran kökenli Yahudiler ile onların torunları bu topluluğu teşkil etmektedir. “İsrail’deki İran Yahudi Cemaati” ifadesi, kullanışlı olmakla birlikte fazlasıyla geniş ve esnek biçimde tanımlanmış bir etno-kültürel ve demografik kavramdır. Bu adlandırma, aslında İran’ın farklı bölgelerindeki çok çeşitli ve birbirinden oldukça farklı kentsel, taşralı ve kırsal topluluklardan gelen, Farsça ve Yeni Aramice konuşan Yahudileri kapsamaktadır.[1]

Bugün İsrail’de yaklaşık 200-250 bin İran Yahudisinin bulunduğu tahmin edilmektedir. İsrail’de yaşayan bu topluluk her ne kadar İran dışında yaşasalar da hâlâ İranlılık kimliğine sıkı sıkıya bağlıdırlar.  Öyle ki İsrail ile İran arasında yaşanan gerilimlerden en fazla etkilenen kesim hiç şüphesiz İsrail’deki İran Yahudileridir. Topluluk mensupları ekseriyetle “Biz İsrailliyiz ama hâlâ İranlıyız.” ifadesini kullanmaktadır. Bu durum onların nasıl bir ikilem içinde kaldıkları göstermektedir.

İran Yahudileri, 1948’de İsrail’in bağımsızlığını ilan etmesinin ardından kitleler hâlinde İsrail’e göç etmişlerdir. Ancak çalışmanın ilerleyen kısımlarında detaylıca bahsedileceği üzere ilk göç hareketi bu değildir. Zira 1880’lerden itibaren başlayan göç hareketi hâlâ devam etmektedir. Diğer taraftan göç eden İran Yahudileri başta Kudüs olmak üzere Tel-Aviv, Holon, Bat-Yam, Rişon le-Zion, Kefar Saba, Nes Ziyyonah ve Rehovo’ bölgelerine yerleşmişlerdir. Bununla birlikte Netanya, Hayfa, Aşkelon, Aşdod ve Beerşaba’da da ikamet eden bir kesim bulunmaktadır.

Tel-Aviv yönetimi göçmenleri iskân politikası çerçevesinde, Fars Yahudilerinin bir kısmını tarımsal kooperatif yerleşim birimleri olan “moşavlara” yerleştirmiştir. Bu politikayla birlikte İran Yahudilerinin katılımıyla Agur, Amişav (günümüzde Petah Tikva’nın bir mahallesi), Avdon, Dovev, Eshbol, Givati, Givolim, Hodayah, Margaliyyot, Maslul, Melilot, Nes-Harim, Netiv ha- Shayarah, Nevev Yamin, Nogah, Pa’mei, Tashaz, Patish, Kadimah, Talmei Bilu ve Zerfah gibi pek çok moşav kurulmuştur. Bu yerleşimler yalnızca göçmenlerin barınma ihtiyaçlarını karşılamamış aynı zamanda İsrail’in kırsal kalkınma ve bölgesel nüfus dağılımını dengeleme politikalarının da bir yansıması olmuştur. Dolayısıyla söz konusu moşavlar, İran Yahudilerinin İsrail toplumuna entegrasyon sürecinin ve ülkenin ulus inşa politikalarının somut tezahürü olarak değerlendirilebilir.

İran Yahudilerinin İsrail’e Göçü

İran Yahudilerinin İsrail’e göçü, farklı tarihsel ve siyasi süreçlerle şekillenmiş çok katmanlı bir olgudur. Bu göç hareketi hem İsrail’in kuruluşu ve devlet politikalarıyla hem de İran’daki sosyo-politik dönüşümlerle doğrudan ilişkilidir. Tarihin çeşitli dönemlerinde İran’dan İsrail’e pek çok İran Yahudisi göç etmiştir.

İlk göç hareketlerine 1812 yılında Kuzey Iraklı Yahudilerin öncülük ettiği iddia edilmektedir. Bu göç hareketinin kapsamı sınırlı olmakla birlikte az sayıda İranlı Yahudi’nin iştirak ettiği ifade edilmektedir.[2]

İsrail’e giden ilk İran Yahudi topluluğu, 1815 yılında Şiraz’dan bir kervan ile yola çıkmıştır. Bu kervan ilk olarak Buşehr limanına gelmiş, bir gemi ile Basra’ya geçmiştir. Basra’dan kara yolu ile Şam’a ulaşan topluluğun bir kısmı Şam’da kalırken diğer kısmı Safed ve Kudüs’e ulaşmıştır. Bu iki şehre ulaşan Yahudi topluluğu bölgede İran Yahudi Cemaatinin çekirdeğini oluşturmuşlardır. Bununla birlikte İlk İran Yahudi göçmenlerinin göç için kullandığı bir diğer güzergâh ise Mısır olmuştur. Bu topluluk Buşehr üzerinden Mısır’ın Port Said şehrine, oradan da kervanlarla Kuzey Sina Çölü’ne geçerek Kudüs’e ulaşmışlardır. Her iki yolculuk da aylarca sürmüş olup çeşitli tehlikelerle karşılaşılmıştır. 1891’de Şiraz’da Harun Hokhohi’in yayımladığı bildiriden sonra İranlı Yahudi göçmenlerin sayısı 19. yüzyıl boyunca artarak devam etmiştir.[3] 1892’de Kudüs’teki Şiraz Fars göçmen sayısı bine ulaşmıştır. 1919’dan 1948’e kadar geçen otuz yılda Filistin’e 3536 İran Yahudi’si göç etmiştir.[4] Ancak bu göçlerin kişisel göç hareketleri olduğu görülmektedir. Zira ileride değinileceği üzere, İsrail’in bağımsızlığını ilan ettiği süreçteki göçlerle kıyaslandığında sayının oldukça sınırlı olduğu ortaya çıkmaktadır.

Diğer taraftan İran’daki Yahudi topluluk arasında sistematik bir teşkilatlanma meydana gelmiştir. 1880–1917 yılları arasında (ve büyük ölçüde İsrail’in kuruluşuna dek) İranlı göçmenlerin toplumsal yaşamı ve iç örgütlenmesi esas olarak sinagoglar ve bunlara bağlı kurumlar etrafında şekillenmiştir. 1894–1913 yılları arasında göçmenler, Kudüs’teki mahallelerinde altı sinagog inşa etmişlerdir. Farsça konuşan hahamların yönettiği bu sinagoglara gönüllü görevliler destek sağlamış, maddi ihtiyaçlar ise ağırlıklı olarak Kudüs’teki varlıklı İranlı bağışçılar ve İran’daki Yahudi cemaatleri tarafından karşılanmıştır. Kısıtlı imkânlara, yerel Yahudi kurumlarından ve otoritelerinden az destek görmelerine rağmen bu sinagoglar göçmenlerin dinî, eğitimsel ve sosyal hizmet alanlarındaki farklı ihtiyaçlarını karşılamaya gayret etmişlerdir.[5] 1900’de Kudüs’teki Farsça konuşan Yahudiler tarafından “Siyon Aşıkları Derneği” adlı bir sosyal yardım ve eğitim kurumu kurulmuştur.[6] 1906’ya gelindiğinde ise Farsça konuşan çocuklara yönelik iki geleneksel dinî okul açılmış ve 1907’den itibaren yaklaşık 80 çocuk bu okullara kaydolmuştur. Ayrıca Bu dönemde Buşehr kökenli göçmenlerin genç kuşakları tarafından, topluma eğitim ve sosyal destek sağlamak amacıyla “Barış ve Kardeşlik Derneği” kurulmuştur.[7]

1917’de İngiltere’nin İran’ı işgaliyle birlikte Yahudi azınlık koruma altına alınmıştır. Siyonizmin yükselişi bağlamında ise İran’daki Yahudilerin rolü giderek artmıştır. Bu dönemde, yalnızca siyonist faaliyetler yürüten “Geçmişin Dillerini Korumak” adlı bir örgüt kurulmuştur. 1918’de İran Yahudilerinin Siyonist Birliği kuruldu, diğer İran şehirlerinde şubeler açıldı. 1919’da Tahran’da İran Yahudilerinin ilk siyonist kongresi düzenlendi. Azizullah Naim’in başkanlık ettiği bu kongreye ülkedeki tüm siyonist örgütler katıldı. İran’daki siyonist hareket, Yahudi azınlığın gençleri arasında etkin siyonist derneklerin kurulmasını teşvik etti. Bu dernekler bağış toplama, Filistin topraklarının satın alınması için siyonist kurumlara yardım etme, İbranice dil ve edebiyatını yayma, eğitimsel dergi ve süreli yayınlar çıkarma gibi faaliyetlerde bulundu.[8] Bu doğrultuda “Hajeulah” (Kurtuluş) adlı Farsça bir dergi yayımlandı. Dahası 1918’de Tahran’da İbranice öğretimine yönelik önemli kitaplar basıldı.  Tahran’da siyonist hareketin yayın organı olan “Sina” adlı bir başka Yahudi dergisi yayımlandı ve şehirde ilk siyonist birlik kuruldu. 1914’te Hemedan’da “İbranice Öğretme Cemiyeti” kurulmuş ve aynı yıl İran’daki ilk siyonist dernek faaliyete başlamıştır. Yine bu dönemde hem Farsça hem de İbranice yayımlanan “Şalom” adlı siyonist bir gazete yayın hayatına başlamıştır.[9]

1917’de Balfour Deklarasyonu’nun ilanı sonrasında Filistin’de Osmanlı yönetimi sona ermiş, bölgede İngiliz mandası kurulmuştur. Bu süreçten sonra bölgede Yahudi kurumlarının faaliyetleri artmış, girişimleri hız kazanmıştır. Bölgedeki bu değişim İran’dan Filistin bölgesine Yahudi göçünü hızlandırmıştır. 1949 yılında İsrail Merkez İstatistik Bürosu tarafından yayınlanan resmi rakamlara göre 1917-1948 yılları arasında İran’dan yaklaşık 3632 Yahudi Filistin’e göç etmiştir.

İsrail’e diğer büyük göç dalgası 14 Mayıs 1948 yılında İsrail’in bağımsızlığını ilan ettiği yıllarda meydana gelmiştir. Bu süreçten sonra İran Yahudileri, İsrail’e karşı büyük sempati beslemişlerdir. Buna etki eden faktörlerin başında İran’da yaşanan anti-semitik propaganda gelmekteydi. İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi 1951’de İsrail’i gayri resmi tanımasına rağmen Filistin davasını savunmuş ve ülkedeki siyonist faaliyetleri yasaklamıştır. Dahası Tahran yönetimi, İran Yahudilerini anti-siyonist görüşlerini ilan etmeye ve ülkedeki herhangi bir siyonist faaliyeti resmen reddetmeye zorlamıştır. Ancak İran’daki Yahudi topluluğu üyeleri bu konuda herhangi bir pozisyon almayı reddetmiş ve sessiz kalmayı seçmiştir. 1950’de İran Yahudileri arasında göç dalgası hızlanmıştır. Bu göç süreci, İsrail’in Yahudi Ajansı üzerinden resmi olarak desteklenen ve gayri resmi yollarla İsrail’e göç eden iki akış şeklinde gerçekleşmiştir. Her iki akış da Mossad Le Aliyah Beth ve diğer başlıca Yahudi kuruluşları tarafından kolaylaştırılmıştır.[10] Özetle 1948’de İsrail’in kurulmasıyla İran’dan İsrail’e 40 binden fazla Yahudi göç etmiştir.

1944’te Kuzey İsrail’deki Atlit Göçmen Kampına İran’dan Gelen Yeni Göçmenler

1953 sonrası İran’dan İsrail’e Yahudi göçü büyük ölçüde yavaşlamıştır. Bunun üzerine Yahudi Ajansı ve JDC, İran’daki Yahudi okullarına yatırım yaparak genç kuşakların kimliğini ve İsrail’e bağlılığını güçlendirmeyi amaçlamıştır. Ancak bu dönemde İran Yahudi toplumu, Orta Doğu’daki diğer Yahudi topluluklarına kıyasla Batılı topluluklara daha yakın bir sosyal yapıya sahipti. Bu nedenle siyonist kimliğin eğitim yoluyla güçlendirilmesi hedeflense de yerel topluluk liderleri ile İsrailli kurumlar arasında gerilimler yaşanmıştır.[11]

1960 ve 1970’li yıllarda İran Yahudileri ile Şah Pehlevi arasındaki ilişkilerin iyi olması nedeniyle göç dalgası yavaşlamıştır. Zira bu dönemde İran’da birçok Yahudinin refah seviyesi artmıştır. İran üniversitelerinde 4000 Yahudi öğrenci öğrenim görmekteydi.  Özetle Şahın son döneminde İran Yahudileri ülkede refah içinde yaşamıştır.

1979 İran İslam Devrimi’nin ardından İran’dan İsrail’e göç dalgası artmıştır. Bu süreçte İran dış politikasında anti-siyonizm söylemi ağırlık kazanmıştır. İran’da artan anti-siyonizm söylemi ülkedeki Yahudileri benzeri görülmemiş bir baskıya maruz bırakmıştır. Bu süreç içinde İran’dan İsrail’e ciddi oranda Yahudi göçü artmıştır. Özellikle İran’ı terk eden grup Şah döneminde İsrail ile ticari ilişkiler kurmuş iş adamları ve tüccarlardı. Bunlar yeni hükümetten gelebilecek misillemeden korkmaktaydı.[12]

İran ve İsrail arasındaki karşılıklı çıkarlar, özellikle 1980’lerde devam eden gizli iş birliklerine olanak sağladı. İsrail, İran’a askeri teçhizat sağlarken Humeyni yönetimi Yahudilerin İsrail ve ABD’ye göçüne izin verdi. Bu iş birliği pragmatik ve geçici çıkarlara dayanıyordu; İran’ın Yahudi azınlığa yönelik resmi politikalarının düşmanlık ekseninde sürmesini ise değiştirmedi.[13]

İsrail’deki İran Yahudilerinin Sosyolojik Yapısı

İsrail’de yaşayan Fars Yahudileri, tarihsel olarak köklü bir kültürel ve dini mirasa sahip olan İran Yahudi topluluğunun göçmen kuşaklarıdır. 1948 sonrası başlayan Aliya dalgalarıyla birlikte İran’dan İsrail’e taşınan bu grup hem İsrail’in etnik çeşitliliğini hem de Yahudi diasporasının sosyal yapısını şekillendiren önemli bir unsur olarak öne çıkmaktadır. İran Yahudilerinin İsrail’deki sosyolojik yapısı, göç öncesi İran’daki sosyal statüleri, dini pratikleri, ekonomik faaliyetleri ve dilsel kimlikleri ile birlikte İsrail’e adaptasyon süreçleri, toplumsal dayanışma biçimleri ve kültürel aktarım mekanizmaları üzerinden incelenebilir.

İran Yahudileri, diğer Mizrahi gruplar gibi İsrail’de zaman zaman olumsuz bir imajla karşılaşmıştır; özellikle varlıklı ve eğitimli kesimlerin göç etmemesi, göç edenlerin daha düşük sosyo-ekonomik statüye sahip olduğu algısını güçlendirmiştir. Yeni gelenlerin çoğunluğunun serbest ticaretle uğraşması, bu algıyı pekiştiren bir faktör olmuştur. 1979 İslam Devrimi sonrası İran’ın İsrail’e düşmanca yaklaşımı, İranlı Yahudilere yönelik olumsuz tavırları daha da artırmıştır. Dil açısından, İran Yahudileri standart Farsçayı Yahudi olmayanlarla iletişim için kullanırken taşra şehirlerinde kendilerine özgü lehçeler geliştirmişlerdir. Bu lehçeler İbranice ve Aramice unsurlar içermekte ve çoğu karşılıklı anlaşılabilir değildir; ayrıca Loterā’i adlı, İbranice ve Aramice kelimeleri Farsça morfoloji ile birleştiren gizli bir jargon da ticari ve güvenlik amaçlı kullanılmıştır. Bu dilsel çeşitlilik İranlı Yahudileri, Arapça ortak dili olan diğer Mizrahi topluluklardan ayırmış ve göçmenlerin diğer topluluklarla iletişim kurabilmek için önce İbranice öğrenmelerini gerekli kılmıştır.[14]

İranlı Yahudilerin 1950’lerdeki İsrail’e göçü, kültürel ve toplumsal farklılıklar nedeniyle entegrasyon açısından da zorluklar taşımıştır. Yahudi Ajansı temsilcileri, bu göçmenlerin çalışma becerilerinin sınırlı ve Yahudi kültürel farkındalıklarının eksik olduğunu, bu durumun onları İsrailli diğer gruplardan izole ettiğini belirtmiştir. Aşkenazi Yahudiler, bu farklılıkları “antisosyal” davranış ve tembellik gibi özelliklerle açıklamış, İranlı Yahudilerin İsrail toplumuna uyum sağlamadaki güçlüklerini bu bağlamda yorumlamıştır.[15]

İran Yahudilerinin İsrail’e göçü, özellikle 1948–1960 yılları arasında, büyük ölçüde taşra ve kırsal bölgelerden gelen, modern eğitim, mesleki beceri ve ekonomik sermayeden yoksun kitlelerle gerçekleşmiştir. Bu durum, onların İsrail’in hızlı modernleşme sürecine uyumunu zorlaştırmış; çoğunu altyapı, tarım ve sanayi projelerinde düşük vasıflı iş gücü olarak konumlandırmıştır. Göçmenlerin önemli bir kısmı geçici kamplar ve gelişim kentlerine yerleştirilmiş, sonraki kuşaklar ise büyük şehirlerin çevresine yönelmiştir. Zamanla İran Yahudileri küçük ve orta ölçekli ticari işletmelerde yoğunlaşmış, eğitim ve mesleki niteliklerde belirgin bir ilerleme kaydetmişlerdir. Buna rağmen Batılı kökenli Yahudilerle aralarındaki eğitimsel, mesleki ve siyasal temsil farkları sürmüştür.[16]

İran’dan gelen Yeni Göçmenler, 1979’da Bir İbranice Dersine Katılıyor

Bununla birlikte, ikinci ve üçüncü kuşak İranlı Yahudiler arasında yükseköğrenim görmüş doktor, mühendis ve akademisyenler yetişmiş; bazıları ise siyaset, ordu ve dini liderlikte üst düzey konumlara ulaşmıştır. Cumhurbaşkanı Moshe Katsav, Savunma Bakanı Shaul Mofaz, Genelkurmay Başkanı Dan Halutz ve Hava Kuvvetleri Komutanı Eitan Ben Eliyahu gibi isimler bu yükselişin sembolik örnekleridir. Ayrıca başhaham Eliyahu Bakshi Doron, akademisyen Ezra Sion Melammed, sanatçı Rita ve yazar Dorit Rabinyan gibi isimler İran kökenli Yahudilerin İsrail’in toplumsal, kültürel ve entelektüel hayatına önemli katkılarını yansıtmaktadır.[17]

Günümüzde İran Yahudilerinin hâlâ tam manasıyla İsrail’e adapte olamadığı söylenilebilir. Birçoğu İranlı kimliklerine, kültürel miraslarına ve daha fazlasına güçlü bir bağ hissetmektedir. Öyle ki anavatanlarından ayrılalı yıllar geçse de İranlılık kimliğini hâlâ sürdürmektedirler. Bugün Güney Tel-Aviv’de Küçük Pers bölgesi olarak adlandırılan bölgede İran kültürünü yansıtan restoranlarla varlıklarını sürdürmektedir. Bu bölge, İran’dan gelen baharatlar ve ürünlerin olduğu, Fars restoranlarının bulunduğu bir alandır. Bu bölgede İran yemeklerini ve kültürünü hâlâ yaşatmaya çalışmaktadırlar. Dahası bu kitle İsrail’de yaşamalarına rağmen Farsça konuşmaya devam etmekte, İran bayramlarını kutlamayı sürdürmektedir.

İsrail’deki İran Yahudileri, İran’daki bağlarını hâlâ sürdürmektedirler. Birçoğu hâlâ İran’daki akrabaları ile sosyal medya ve çeşitli iletişim araçları ile görüşmekte, İran’da yaşananları yakından takip etmektedir. Öyle ki 2022’de İran’da meydana gelen Mahsa Amini olayları sonrasında meydana gelen protesto eylemlerinde reaksiyon dahi göstermişlerdir. Bu topluluk kadınların öncülüğünde gelişen hareketlere destek amacıyla mitingler düzenlemiştir. Gösterilerde “Zan, Zendegi, Azadi” (Kadın, Yaşam, Özgürlük) sloganı öne çıkarken, İran’da uzun yıllardan beri toplumsal kesimlere baskı uygulayan rejime yönelik eleştiriler dile getirilmiştir. Ekim ayı başında Tel Aviv ve Kudüs’te gerçekleştirilen eylemler basında geniş yer bulmuş; Tel Aviv Belediye Binası söz konusu sloganla ışıklandırılmıştır. Kadın göstericiler, İran’ın farklı şehirlerindeki kadınlarla dayanışma amacıyla saçlarını kesmiş, 29 Ekim’de ise Tel Aviv’deki Rabin Meydanı’nda Mahsa Emini’nin vefatının kırkıncı günü anısına geniş katılımlı bir toplantı düzenlemişlerdir. Bu gelişmeler, İsrail’deki İran kökenli topluluğun İran’daki olaylarla güçlü kimliksel ve duygusal bağlarını sürdürdüğünü göstermesi bakımından dikkat çekicidir.[18]

İran kökenli Yahudiler İran’da meydana gelen güncel olayları, Tel-Aviv’de “Radison” adlı radyo istasyonu üzerinden yayınlamaktadır. Radison günün 24 saati Farsça yayın yapmakta olup İran şiiri, müziği, siyaseti ile ilgili içerikler üretmektedir. Radyo misyonunu İslam rejimi öncesinde dostane ilişkiler içinde olan İran ile İsrail halkları arasındaki barışçıl ilişkileri devam ettirmek olarak ifade etmektedir.

İsrail’deki İran Yahudilerinin Siyasi Eğilimleri

İsrail’deki İran Yahudilerinin siyasi eğilimlerini tespit etmek oldukça güçtür. Zira İsrail’de gerek akademik çalışmalarda gerek anket çalışmalarında bu konuya has spesifik bir çalışma pek mevcut değildir. Ancak ülkedeki İran Yahudileri ile yapılan mülakatlar, devlet yönetim kademesine gelen figürler bu konuda fikir verebilir. Ek olarak İsrail basınında çıkan haber içerikleri de bu konuda bize yardımcı olabilir.

Demografik olarak İsrail’de önemli bir yer tutan İran Yahudileri, siyasi etkileri bağlamında da büyük önem arz etmektedir. Bu noktada İran Yahudilerinin tutumunu belirleyen etmenler kimlik, aidiyet ve güvenlik politikalarıdır.

İsrail’deki İran Yahudilerinin daha çok Merkez-Sağcı Parti Likud’a oy verme eğiliminde olduğu görülmektedir.[19] Bunun sebebi büyük çoğunluğun muhafazakâr dini çevrelerden gelmeleri, gerek siyasi gerek dini açıdan muhafazakâr eğilimlerini korumalarından kaynaklanmaktadır. Bu durum ise özellikle İran karşısında sert bir tutum benimseyen Netanyahu’ya ve Likud Partisi’ne desteği güçlendirmiştir. Nitekim son otuz yılda İranlı Yahudilerin çoğunlukla Likud’a oy verdiği belirtilmektedir. İsrail kamuoyunda, özellikle pazar yerleri gibi gündelik yaşam alanlarında dahi, İran’la yapılacak nükleer anlaşmaya karşı geniş bir muhalefet gözlemlenmektedir. Endişeler yalnızca İran’ın nükleer silah geliştirme ihtimaliyle sınırlı kalmamakta; aynı zamanda anlaşmanın ekonomik yaptırımların kaldırılmasına yol açarak İran’ın güçlenmesine neden olacağı yönünde de kaygılar dile getirilmektedir. Dahası, İran Yahudileri’nin Netenyahu’nun İran’a yönelik ilk askeri müdahale koalisyonu girişimine karşı çıktığı görülmektedir. İran Yahudileri’nin, Netenyahu ve partisini askeri müdahale dışında farklı sebeplerle desteklediği şeklinde yorumlanabilir.[20]

Bununla birlikte İran Yahudilerinin İsrail siyaset sahnesinde etkin olduğu da görülmektedir. İsrail eski Cumhurbaşkanı Moşe Katsav, İsrail’in ilk Mizrahi kökenli cumhurbaşkanı olmuştur. Dahası etnik köken olarak İran kökenli olup 1948 sonrası göç eden kitle arasındadır. Ayrıca Katsav’ın Likud kökenli olduğu ve 1977 seçimlerinde Likud’dan milletvekili olarak İsrail parlamentosuna girdiği görülmektedir.

İlk İran Kökenli İsrail Cumhurbaşkanı Moşe Katsav

İsrail siyasetinde etkin rol üstlenen bir diğer İran Yahudisi isim de Şaul Mofaz’dır. Mofaz, İsrail Genelkurmay Başkanlığı yapmış daha sonra da Likud Partisi’nden siyaset sahnesine atılmıştır. Öyle ki Mofaz, Likud Partisi’nde Netenyahu’ya karşı parti liderliğine aday olmuş ancak adaylıktan çekilmiştir. Dahası Likud Partisi’nden ayrılarak Kadima’ya geçmiştir.

Günümüzde de hâlâ İsrail Parlamentosunda milletvekilliği ve bakanlık yapmış isimler mevcuttur. Bu isimlerin başında Galit Distel-Atbaryan gelmektedir. Arbatya da yine diğerleri gibi Likud Partisi’nden milletvekilliği ve Enformasyon Bakanlığı görevinde bulunmuştur. Arbatyan’ın Filistin meselesine dair görüşleri oldukça katıdır. Öyle ki Gazze’nin haritadan silinmesi gerektiğini ifade etmektedir.

İran Yahudilerinin sağ/merkez-sağ partilere, özellikle de Likud’a yöneldiği, bunun temelinde güvenlik kaygılarının, milliyetçi söylemlerin ve toplumsal entegrasyon arayışlarının bulunduğu vurgulanmaktadır. Bununla birlikte kuşak, eğitim ve yaşam alanı farklılıklarına bağlı olarak heterojenlik gözlenmekte; özellikle şehirli ve eğitimli genç kuşaklarda merkez ve liberal partilere yönelim dikkat çekmektedir. Kimliksel düzlemde ise İran Yahudileri bir yandan İsrail’deki Mizrahi azınlık deneyiminin getirdiği sosyo-kültürel ayrışmalarla, diğer yandan İran geçmişlerinin şekillendirdiği siyasal duyarlılıklarla konumlanmakta, bu durum onların İran-İsrail ilişkilerine dair politikalarda temkinli bir yaklaşım sergilemelerine yol açmaktadır. Geçmişte Shaul Mofaz ve Mordechai Zar gibi, günümüzde ise Galit Distel-Atbaryan, Osher Shekalim ve Meirav Ben-Ari gibi siyasetçiler aracılığıyla bu topluluğun İsrail siyasetinde temsil edildiği görülmektedir. Nihayetinde halihazırda günümüzde İran Yahudileri arasında Likud Partisi’nde aktif görev alan parlamentoya giren pek çok isim sayılabilir.

İsrail’deki İran Yahudilerinin Teşkilatları

İran Yahudilerinin İsrail’e kitlesel göçü 1948 sonrası ve özellikle 1979 devrimiyle arttı; göç sürecinin başlangıcından itibaren cemaat, sinagoglar etrafında örgütlendi ve daha sonra sivil toplum kuruluşları biçiminde çeşitlendi. Bu tarihsel arka plan, günümüz teşkilatlanmasının temellerini oluşturur.

Topluluğun en eski ve tanınmış kuruluşlarından biri Merkezi İranlı Göçmenler Örgütü (Central Organization of Iranian Immigrants in Israel)’dür. Kurum, İran’dan göç eden Yahudilerin İsrail’e adaptasyonunu kolaylaştırmayı amaçlar. Bu doğrultuda yeni gelen göçmenlere rehberlik eder. Dahası barınma, öğrencilere burs yardımı ve topluluk dayanışma etkinlikleri yapar. Ek olarak İran Yahudi kültürel mirasını korumak, Farsça gelenekleri yaşatmak, kültürel etkinlikler düzenlemek ve topluluğun geçmişine dair hafızayı canlı tutmak da misyonu arasında yer almaktadır.

İran Yahudilerinin İsrail’de teşkil ettiği diğer bir STK da Merage/ Iranian Community Program’dır. Bu kuruluş da tıpkı Merkezi İranlı Göçmenler Örgütü gibi İran’dan İsrail’e göç eden Yahudilerin ülkeye entegrasyonunu hızlandırmayı kendisine misyon edinmiştir. Merage 1998’de  David ve Laura Merage tarafından kurulmuştur. Merage, İranlı Yahudilere eğitim, burs, istihdam ve toplumsal katılım alanlarında istihdam sağlamaktadır. Dahası vakıf, genç İranlı Yahudilerin zorunlu askerlik hizmetine katılımları, istihdam olanaklarına erişimleri ve kendi iş girişimlerini hayata geçirmeleri süreçlerinde destek sağlanmıştır. Zaman içerisinde bu program genişleyerek ülke genelinde dokuz kadın kulübünü kapsayan, İsrail’deki İranlı kadınların güçlendirilmesine yönelik özgün bir kurumsal çerçeveye dönüşmüştür.[21]

1995’te kurulan Maccabee Vakfı da İsrail’de İran Yahudisi öğrencilere burs veren bir vakıf olarak öne çıkmaktadır. Vakıf sadece öğrencilere burs vermekle kalmamakta bunun yanı sıra İran Yahudi mirasını korumakta; İran Yahudilik tarihi, edebiyatı, kültürel araştırmalarıyla birlikte İran çalışmalarına destek vermektedir.

İran-İsrail Savaşı Bağlamında İsrail’deki Fars Yahudilerinin Tutumu

İran ve İsrail arasında 13 Haziran’da meydana gelen ve 24 Haziran’da sonra eren, on iki gün süren çatışma tarihe “12 Gün Savaşı” olarak geçmiştir. Bu savaşta şüphesiz İsrail’de bulunan Fars Yahudilerinin tutumu oldukça önem arz etmektedir. Zira iki devlet arasında uzun yıllardır meydana gelen gerilimde en çok endişe duyan topluluk İsrail’deki İran Yahudileri olmuştur. Bu doğrultuda adı geçen savaşta mevcut topluluğun tavırları hakkında kaynaklar oldukça sınırlıdır. Bu süreçte İsrail’deki İran Yahudileri, bir yandan İsrail vatandaşları olarak devletin güvenlik kaygılarını paylaşırken, diğer yandan İran kökenli geçmişleri nedeniyle İran rejiminin olası hamlelerini dikkatle takip etme eğilimindedir. Times of Israel’de yer alan ifadeler, topluluk içerisinde doğrudan bir “istisnai baskı” beklentisinin bulunmadığını ancak üyelerin İran’da yaşayan aile fertleri ve akrabalarının maruz kalabileceği muhtemel misillemeler konusunda kaygı duyduklarını ortaya koymaktadır.

Öte yandan İsrail’de yaşayan İranlı Yahudiler, İran’daki savaş baskısı altındaki Yahudi cemaatine yönelik empatik bir bilinç geliştirmekte ve bu doğrultuda hareket etmektedirler. Özellikle medya organları, diaspora kuruluşları ve sosyal medya platformları üzerinden İran’daki Yahudilerle dayanışma mesajlarının sıkça dile getirildiği görülmektedir. Bazıları için bu dönemin “gerginlik zamanı” olduğu, günlük iletişim ve dini uygulamalarda dikkatli davranılması gerektiği yönünde bir yaklaşım hâkimdir. Açıkça siyaseten taraf belirlemek yerine çoğunlukla “sessiz kalma stratejisi” ve düşük profil sürdürme eğilimi gözlemlenmektedir.

İsrail’de yaşayan Fars Yahudileri, mevcut savaş sürecini yakından takip ederken açık politik pozisyon almaktan ziyade daha temkinli davranmışlardır. Bu doğrultuda sessiz kalmayı tercih etmişlerdir. Bunun sebebi mevcut süreçte hem İsrail toplumunun milli birlik beklentisi hem de İran’daki aile ve akraba bağlarının güvenlik konusundaki hassasiyetleri olabilir. Ek olarak İsrail’deki Yahudilerin savaş sürecinde çifte endişe yaşadığı bazı İsrailli basın kaynaklarına yansımıştır. Bu endişelerin ilki İran’da yaşayan ailelerinin güvenliğine ilişkindir; zira bu süreç içinde Tahran yönetiminin ülkedeki Yahudilere karşı baskı uyguladığı iddia edilmektedir. İkinci endişe ise yaşadıkları ülke olan İsrail’in güvenliğine yönelik kaygılardır. Bu durum İsrail’deki İran Yahudilerinin kimliksel bir ikilem yaşadığını da göstermektedir. Nitekim son on yılda yayımlanan çeşitli raporlarda İsrail’de yaşayan İran Yahudilerinin önemli bir kısmının İran’a karşı askeri bir müdahaleyi desteklediği görülmektedir.[22] Diğer taraftan ise savaş sırasında İsrail medyasının İran Yahudilerinin özel bir grup olarak öne çıktığına dair geniş haberler yer almamaktadır.

İranlı Yahudilerin kültürel kimliklerini korumak ve sosyal yardımlaşmayı geliştirmek maksadıyla kurulan bir diğer vakıf ise Kuruş Evi (Hause of Khoresh)’dir. Vakıf İranlı Yahudilerin etnik kimliklerini güçlendirmeyi ve topluluk arasındaki bağı kuvvetlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda çeşitli etkinlikler düzenlemektedir. Bu etkinlikler arasında öne çıkanlar konserler ve törenlerdir.[23]

Sonuç

İsrail’deki İran Yahudileri, tarihsel kökenleri, kültürel mirası ve diaspora deneyimleri ile hem İsrail hem de İran toplumlarıyla ilişkili, özgün ve çok katmanlı bir topluluk kimliğiyansıtmaktadır. 1948 sonrası ve özellikle 1979 İran İslam Devrimi sonrasında gerçekleşen kitlesel göçler, topluluğun İsrail’e entegrasyon sürecinde önemli sosyo-ekonomik ve kültürel zorluklara yol açmış; göçmenlerin eğitim, mesleki beceri ve ekonomik sermaye açısından eksiklikleri, ilk kuşak için uyum süreçlerini güçleştirmiştir. Bununla birlikte, ikinci ve üçüncü kuşak İran kökenli Yahudiler, eğitim, siyaset, ekonomi, kültür ve sanat gibi alanlarda kayda değer bir görünürlük elde ederek İsrail toplumunda etkin bir konum kazanmış, bu başarılarıyla hem ulusal yapıya katkıda bulunmuş hem de İranlı kimliğini sürdürme kapasitesini göstermiştir.

Topluluğun siyasal tutumları, güvenlik kaygıları, milliyetçi eğilimler ve İran geçmişinden taşınan deneyimlerin etkisiyle şekillenmekte; özellikle Mizrahi kimlikleri ve İranlı kökenleri, sağ ve merkez-sağ partilere, özellikle de Likud’a olan eğilimlerini açıklamaktadır. Aynı zamanda, genç ve eğitimli kuşaklarda daha liberal ve merkez partilere yönelim gözlenmekte, bu durum topluluk içinde heterojen bir siyasal profil ortaya koymaktadır. Kültürel alanda ise İran Yahudileri, sinagoglar, dernekler ve vakıflar aracılığıyla Fars dili, gelenekleri ve bayramlarını yaşatmakta, toplumsal dayanışmayı güçlendirmekte ve diaspora kimliğinin sürekliliğini temin etmektedir.

İran Yahudilerinin İsrail’deki konumu, transnasyonel aidiyetleri ve diaspora kimlikleri bağlamında ayrıca kriz dönemlerinde belirginleşmektedir. Özellikle İran-İsrail gerilimlerinin yoğunlaştığı dönemlerde topluluk, hem İsrail devletinin güvenlik kaygılarını gözetmekte hem de İran’daki akrabaları ve kültürel bağları üzerinden empatik bir duyarlılık sergilemektedir. Bu ikili konum, topluluğun kimliksel ikilemlerini ortaya koymakta ve onların hem ulusal hem de kültürel kimliklerini aynı anda sürdürebilen bir diaspora örneği olarak değerlendirilmesini mümkün kılmaktadır.

Sonuç olarak, İsrail’deki İran Yahudileri, ulusal vatandaşlık bilincini benimserken İranlılık kültürel mirasını da koruyan sosyal, siyasal ve kültürel katkılarıyla İsrail toplumunda etkin bir yer edinmiş, özgün bir diaspora topluluğu olarak varlıklarını sürdürmektedir. Bu topluluk, hem entegre olmuş bir İsrailli grup hem de köklü etnik ve kültürel mirasını aktaran bir topluluk olarak diasporik kimliğin çok boyutlu bir örneğini temsil etmektedir.

Dipnotlar:

[1] David Yeroushalmi, “Israel ii. Jewish Persian Community,” Encyclopadia Iranica, 16, 2.

[2] Me’mun Kewaan, İran Yahudileri, Çev. Şahin Bal (Mana Yayınları, 2017), 72.

[3] Kewaan, İran Yahudileri, 72.

[4] Raphael Patai, Jadid Al-Islam: The Jewish “New Muslims” of Meshhed, (Wayne State Univerwsity Press,1997), 86.

[5] Yeroushalmi, “Israel ii. Jewish Persian Community”.

[6] Yeroushalmi, “Israel ii. Jewish Persian Community”.

[7] Yeroushalmi, “Israel ii. Jewish Persian Community”.

[8] Husam Kassai Hussein ve Wedad Abdolrahman al-Karni, “The Iranian Revolution and the Reality of Jews in Iran After 1979,” Journal for Iranian Studies 7, no. 17 (2023): 21.

[9] Hussein ve al-Karni, “The Iranian Revolution and the Reality of Jews in Iran After 1979,” 21.

[10] Alessandra Cecolin, “Iranian Jewish Aliyah in 1951: An Historical Analysis of Iranian Jewish Emigration to Israel,” Studies in Ethnicity and Nationalism 18, no. 3 (2018): 224-226.

[11] Lior B. Sternfeld, Between Iran and Zion: Jewish Histories of Twentieth-Century Iran Account (Stanford University Press, 2018), 80-81.

[12] Hussein ve al-Karni, “The Iranian Revolution and the Reality of Jews in Iran After 1979,” 22.

[13] Hussein ve al-Karni, “The Iranian Revolution and the Reality of Jews in Iran After 1979,” 23-24.

[14] Michal Tannenbaum ve Galit Peleg, “Language and Identity among Iranian Immigrants in Israel”, Journal of Multilingual and Multicultural Development, 41, 9 (2020): 765-766.

[15] Alessandra Cecolin, “The Power of Silence: Rethinking Iranian Jews’ Power Relations During the Qajar Dynasty,” British Journal of Middle Eastern Studies 51, no. 1 (2024): 25-27.

[16] Yeroushalmi, “Israel ii. Jewish Persian Community”.

[17] Yeroushalmi, “Israel ii. Jewish Persian Community”.

[18] Sternfeld, Between Iran and Zion.

[19] Michal Shamir ve Asher Arian, “Collective Identity and Electoral Competition in Israel,” American Political Science Review 93, no. 2 (1999): 265–270.

[20] Sternfeld, Between Iran and Zion.

[21] Zev Stub, a.g.h.

[22] Sternfeld, Between Iran and Zion.

[23]  Rachel Sharaby, “Cultural Syncretism in Definitional Ceremonies of Iranian Immigrants,” Advances in Anthropologys, 12 (2022): 112-113.

spot_img

Öne Çıkanlar

ilgili makaleler

spot_img