back to top
11 Aralık, 2025, Perşembe
Ana SayfaFokusUkrayna Savaşı, Avrupa’nın Geleceği ve Türkiye

Ukrayna Savaşı, Avrupa’nın Geleceği ve Türkiye

ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği görüşme sonrasında Ukrayna yeniden dünya gündeminin birinci sırasına yerleşti. Vaşington’dan gelen bu beklenmedik hamle hem Ukrayna’da hem de Avrupa’da endişeyle karşılandı. Trump’ın tutumu Avrupa’da kıta için yeni bir güvenlik mimarisinin oluşturulması tartışmalarını da beraberinde getirdi. Bu çerçevede Avrupa, son dönemde kendisine mücavir bölgelerde yaşanan gelişmeler karşısında izlediği poklitikalar nedeniyle konumu güçlenen Türkiye’nin, kendisi için artan önemine binaen tutum değişikliğine gitti.

12 Şubat’ta Trump-Putin telefon görüşmesi dünya gündemine bomba gibi düştü. Esasında Trump seçim kampanyası sırasında Putin ile doğrudan temasa geçeceğinin sinyalini verdi.  Dolayısıyla, mesele görüşmenin gerçekleştirilmiş olmasından ziyade görüşme hakkında önceden Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelensky ve ABD’nin Avrupalı müttefiklerine haber verilmemiş olmasıydı. Daha Trump-Putin görüşmesinin yansımaları sürerken ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’in Münih Güvenlik Konferansı’nda ev sahibi Almanya başta olmak üzere, Avrupa ülkelerine yönelik eleştirel konuşması ABD’nin Avrupa-Atlantik ittifakına bakışında Trump yönetimiyle birlikte kayda değer bir değişimin olacağını ortaya koydu. 28 Şubat 2025 tarihinde Beyaz Saray’da Trump ile Zelensky arasında kameralar önünde yaşanan söz düellosu ise Avrupa’nın vakit kaybetme lüksünün artık kalmadığını ve hem Ukrayna’nın hem de kendi güvenliğini sağlamak için bir an evvel hareket etmesinin şart olduğunu gösterdi.

Trump’ın yeniden başkan seçilmesiyle ilişkilerde iniş-çıkışlar olabileceğini az çok öngören Avrupalı liderler, fırtına etkisi yaratan ikinci Trump dönemine hazırlıksız yakalandı. Dünyada yaşanan savaşların da etkisiyle artan belirsizlik karşısında Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğu savunma harcamalarını artırma ve Ukrayna’ya destek verme konusunda mutabık kaldı. Ancak bu noktada Avrupa’nın içerisinde homojen bir yapı olmadığını vurgulamak gerekir. Zira Batı Avrupa ülkelerinin Rusya’ya bakışıyla eski Varşova Pakti ülkeleri ve hatta bugün AB ve NATO üyesi olan eski Sovyet Cumhuriyetlerinin Rusya’ya bakışı arasında ciddi nüanslar bulunuyor. Bu durum da yaşlı kıtanın Rusya’ya karşı birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmesini dönem dönem zorlaştırıyor. Nitekim, Zelensky-Trump görüşmesi sonrasında birçok Avrupa ülkesinin lideri Zelensky ve Ukrayna’ya yönelik destek içeren mesajlar yayınlarken Macaristan’dan ve Slovakya’dan farklı bir tepki geldi.

2 Mart 2025 tarihinde Londra’da düzenlenen Ukrayna Zirvesi’ne tüm Avrupa ülkelerinin davet edilmemiş olması da belirli ölçüde söz konusu fikir ayrılığının bir yansımasıydı. Tabiatıyla burada belki esas neden ABD askerlerinin konuşlandığı, Ukrayna’ya asker göndermeye olumlu bakan, her iki ülke üzerinde nüfuz sahibi olan ve müzakerelere genel itibarıyla yapıcı katkıda bulunabilecek ülkelerin davet edilmiş olmasıydı.

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, toplantı sonrasında dört konu üzerinde durulduğunu açıkladı. Bunlar özetle: Ukrayna’ya yardımların sürdürülmesi, Ukrayna’nın egemenlik ve güvenliğinin sağlanması ve müzakere masasında olması, ileride yeniden bir işgalin yaşanmaması için Ukrayna’nın kendini savunma yeteneklerinin artırılması ve bir “gönüllüler koalisyonu” oluşturularak barış anlaşmasının savunulması, Ukrayna’nın güvenliğinin sağlanması olarak sıralanabilir. Starmer Avrupa’nın üzerine düşeni yapacağını belirtirken ABD’nin de destek sağlaması gerektiğini yineledi.

Starmer ayrıca, Fransa ve birkaç ülkeyle birlikte bir plan üzerinde çalışacaklarını ve bunu ABD’ye sunacaklarını belirtti. Toplantı sonrasında Fransız basınına konuşan Macron, planın detayları hakkında bilgi vererek taraflar arasında bir aylık bir ateşkesin öngörüldüğünü söyledi. Macron ayrıca Avrupa’nın savunma kapasitesinin artırılmasına ilişkin çalışmalar yürütmesi için Avrupa Birliği Komisyonu’nu yetkilendirecekleri bilgisini paylaştı.

Londra’da bu gelişmeler yaşanırken Atlantik Okyanusu’nun diğer yakasında Cumhuriyetçi siyasetçiler Zelensky’nin özür dilemesi ve hatta istifa etmesi gerektiği yönünde açıklamalarda bulunuyordu. Demokrat Partili politikacılar ise Trump ve yönetiminin tavrına tepkiliydi. Haftasonu ailesiyle birlikte kayak kaymaya giden Vance’i bir grup Amerikalı “git Putin’le kayak kay” ve “vatan haini Vance” yazılı dövizlerle protesto etti.

Türkiye’nin Artan Rolü

Avrupa ile ABD arasındaki çatlak derinleşirken Avrupa Türkiye ile ilişkileri güçlendirmenin yollarını aramaya başladı. Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da ABD ile Rus Dışişleri Bakanlarının bir araya geldiği gün, Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky’nin Ankara’da bulunması, Ukrayna’daki savaşın üçüncü yıl dönümünde Macron’un Vaşington’da, Avrupalı liderlerin Kiev’de bulunduğu gün Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Ankara’da olması herhalde bir tesadüf değildi.

Savaşın başından bu yana Kiev ve Moskova’ya eş mesafede duran ve savaşın bir an evvel sonlanması için ilk günden itibaren yoğun bir diplomatik çaba içine giren Türkiye; İstanbul görüşmeleriyle, esir takasıyla ve Tahıl Koridoru anlaşmasıyla taraflar arasında bir “dürüst arabulucu” olabileceğini ispatladı.

Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kabine toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada: “Avrupa Birliği’ni ekonomiden savunmaya, siyasetten uluslararası itibara, içine düştüğü çıkmazdan sadece Türkiye, Türkiye’nin tam üyeliği kurtarabilir.” demesi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da birkaç gün sonra “Avrupa güvenlik mimarisi yeniden oluşacaksa bunun Türkiyesiz olması mümkün değil.” açıklaması, Türkiye’nin Avrupa nezdinde artan öneminin bilindiğine ve Türkiye’nin de Avrupa’nın geleceğinde yer almaya istekli olduğuna işaret ediyor.

Macron’un ABD’ye gitmeden aradığı liderler arasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bulunması, Bakan Fidan’ın Türkiye’yi temsilen Londra’daki sınırlı katılımlı toplantıya iştirak etmesi ise Avrupa’nın da bu durumun idrakında olduğunu gösteriyor. Geçtiğimiz hafta Vaşington’da temaslarda bulunan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, bir düşünce kuruluşundaki hitabında Türkiye’nin önemine değindi ve “AB olarak tamamen kendi içimize kapanmanın akıllıca olduğunu düşünmüyorum. Diğer ülkelere ihtiyacımız var. Örneğin, Türkiye’ye ihtiyacımız var. Birleşik Krallık endüstrisine de ihtiyacımız var.” dedi. Kallas’ın bu ifadeleri AB’nin Türkiye’ye yönelik değişen tutumunun tezahürüydü.

Avrupa’nın ABD olmadan Ukrayna’daki savaşı sona erdirmesi, yakın zamanda yeni bir güvenlik mimarisi üzerinde uzlaşması ve bunun için gerekli finansman kaynaklarını bulması zor. Ancak Avrupa 21. yüzyılın sınamalarıyla başa çıkmak ve kendisini küresel bir güç olarak konumlandırmak istiyorsa bunu Türkiye olmadan yapması mümkün değil.

Gülru Gezer, dış politika danışmanıdır.
Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Gülru Gezer
Gülru Gezer
Gülru Gezer, Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümü’nden mezun oldu, ardından Brugge Avrupa Koleji’nde yüksek lisans yaptı. 2000-2002 yılları arasında NTV’nin Dış Haberler Servisi’nde Editör Yardımcısı olarak çalıştı, 2003 yılında Dışişleri Bakanlığı’na girdi. 2003-2007 yılları arasında Avrupa Birliği dairesinde, 2007-2009 yılları arasında Şam Büyükelçiliği’nde, 2009-2010 yılları arasında Türkiye’nin AB Daimi Temsilciliği’nde çalıştı. 2010 yılında merkeze dönerek 2014’e kadar Dışişleri Müsteşarı Özel Kalem Müdürü olarak görev yaptı. 2014 yılında Los Angeles’a Başkonsolos olarak atandı, 2017 yılında ise Moskova Büyükelçiliği’ne tayin oldu. 2019 yılında Ankara’ya döndü ve son olarak Bakan Yardımcısı Özel Kalem Müdürü olarak görev aldı. 2021 yılında Dışişleri Bakanlığı’ndan ayrıldı. Gülru Gezer, halihazırda dış politika danışmanlığı, köşe yazarlığı ve televizyon yorumculuğu yapmaktadır.
İLGİLİ MAKALELER

Çok Okunan