Macaristan parlamento seçimi, nüfusu 10 milyondan az olan bir Orta Avrupa ülkesi için alışılmışın çok ötesinde uluslararası ilgi gördü. Görece yeni bir parti olan Tisza (Saygı ve Özgürlük Partisi), oyların yarısından fazlasını alarak sandalyelerin üçte ikisini kazandı; önceki iktidar koalisyonu Fidesz-KDNP ise %40’ın altında kaldı.
Bu sonuç, 2010’dan beri seçimleri kazanan ve güçlü bir sistem kuran Viktor Orbán’a karşı sürpriz bir yenilgiydi. Orbán’ın kurduğu yapı, içeride güçlü bir iktidar bloğu yaratırken; ABD (özellikle Donald Trump), Rusya, Çin ve Türkiye ile ilişkiler kurarak çok yönlü bir dış politika izledi. Ancak bu yaklaşım, AB içinde izolasyona ve önemli fonların kesilmesine yol açarak ekonomik büyümeyi zayıflattı.
Tisza Partisi’nin Yükselişi
Tisza’nın büyük zaferinde ekonominin rolü belirleyiciydi. 2022 sonrası Macaristan ciddi bir enflasyon krizi yaşadı (2022: %14,5; 2023: %17,6). Enflasyon 2026’ya kadar %4,4’e düşse de seçmenler bunu unutmadı; çünkü vaat edilen büyüme gerçekleşmedi. Reel ücret düşüşleri, seçmenlerin hükümeti cezalandırmasına yol açtı. Aynı anda yolsuzluk skandalları da öfkeyi artırdı. İktidara yakın iş çevrelerinin hızlı zenginleşmesi, özellikle enflasyon ortamında tepki çekti. Ayrıca Cumhurbaşkanı Katalin Novák’ın bir pedofili davasındaki af kararı gibi skandallar, Fidesz’in muhafazakâr söylemini zayıflattı son yıllarda.
Orbán’ın Yenilgisinin Sebepleri
Orbán’ın 2010 yarattığı “merkezi güç” stratejisi; dindar ve sağcı elitlerle işçi ve kırsal kesimleri birleştirerek uzun süre başarılı oldu. Sol ve liberal muhalefet ise parçalı kaldı ve etkili bir alternatif oluşturamadı. Sağda ise Jobbik ve Mi Hazánk gibi partiler Fidesz tarafından gölgede bırakıldı. Muhalefet, medya ve kaynak üstünlüğü nedeniyle Fidesz’i yenemedi. Bu durum 2024’te değişti. Daha önce tanınmayan Péter Magyar, bir medya platformunda yaptığı çıkışla dikkat çekti. Eski bir adalet bakanının eşi olan ve Fidesz kökenli bir isim olarak içeriden yaptığı eleştiriler büyük ilgi gördü.
Kısa sürede etrafında bir hareket oluştu ve Tisza’nın liderliğini alarak 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde %29 oy kazandı. Başlangıçta muhalefetten oy çekti ancak sonrasında Fidesz’i de geçmeye başladı. Dönüm noktası 2024 sonbaharı oldu. Anketlerde Tisza öne geçti. Parti, muhalefeti büyük ölçüde birleştirdi ve özellikle şehirli orta sınıf ile entelektüellerden destek aldı.
Magyar’ın ülke çapında yürüttüğü yoğun saha çalışması kritik rol oynadı. İki yılda 700 yerleşim yerini ziyaret ederek seçmenle doğrudan temas kurdu. Aynı zamanda sosyal medyayı çok etkili kullanarak güçlü bir dijital varlık oluşturdu. Yeni medya platformları da muhalefetin mesajlarının yayılmasını kolaylaştırdı.
Böylece seçim, hükümetin sunduğu “egemenlik ve savaş dışı kalma” söyleminden çıkarak Orbán’a karşı bir referanduma dönüştü. Genç seçmenlerin mobilizasyonu ile katılım %80’e ulaştı. Tisza kendini merkez sağ ve Avrupa yanlısı olarak tanımlasa da esasen geniş bir “anti-Orbán” koalisyonudur.
Orbán’ın sistemi baskıdan çok “dahil etme” (co-option) üzerine kuruluydu. Macaristan’da ne devlet ne de muhalefet şiddet kullanımına yatkın değildir; son ciddi örnek 2006’da yaşanmıştır. Buna rağmen seçim uluslararası rekabetten bağımsız değildi. ABD’li yetkililer destek mesajları verdi, Rus müdahalesi iddiaları ortaya atıldı ve Batılı servislerin sızıntılarla sürece etki etmiş olabileceği öne sürüldü.
İktidar değişimiyle birlikte dış politikada yön değişikliği bekleniyor. AB ve komşularla ilişkilerin iyileşmesi, Visegrád iş birliğinin canlanması ve Budapeşte–Varşova hattının güçlenmesi öngörülüyor. Ukrayna ile ilişkilerin de daha yapıcı hale gelmesi muhtemel.
Tisza, seçim kampanyasında tercihi “Doğu mu Batı mı” veya “Avrupa mı Moskova mı” olarak çerçeveledi. Yeni dönemde AB ile daha uyumlu, pragmatik bir dış politika bekleniyor. Ancak ulusal çıkar vurgusu nedeniyle tamamen sorunsuz olmayacaktır.
Orbán döneminde desteklenen radikal sağ Avrupa ittifakları zayıflayabilir. Yeni hükümetin, Almanya, Avusturya ve Polonya gibi ülkelerle aynı siyasi çizgiye yaklaşması bekleniyor.
Çin, Rusya ve Türk devletleriyle ilişkiler daha kurumsal ve mesafeli bir yapıya bürünebilir; Orbán’ın “Doğu Açılımı” politikası terk edilebilir. Bu durum, özellikle Rusya’nın bölgedeki etkisinin azalmasına yol açabilir. ABD ile ilişkilerin de daha kurumsal bir zemine oturması beklenirken, ekonomide büyümenin yeniden canlanacağı umut edilmektedir. Bu süreçte AB fonlarının erişime açılması kritik bir önem taşıyacaktır; ancak yıllar süren gerilimin ardından karşılıklı güven inşa etmek zaman alabilir. Bu noktada Polonya örneği bir model olarak alınabilir.
Sonuç olarak Péter Magyar, Macaristan’ı Batı ittifakı içinde yeniden konumlandırma yetkisi aldı. Orbán’ın kurduğu merkezi sistemi devralan Magyar’ın, bu yapıyı nasıl dönüştüreceği belirleyici olacaktır.


