Güney Kore’de 3 Haziran 2025 tarihinde gerçekleşen başkanlık seçimleri, ülkenin iç siyasi gidişatını ve mevcut jeopolitik manzaradaki stratejik konumunu önemli ölçüde yeniden şekillendiren kritik bir dönüm noktası olmuştur. Demokratik Parti (DP) adayı Lee Jae-myung, oyların %49,42’sini alarak başkanlığı kazanmış, Halkın Gücü Partisi (PPP) adayı Kim Moon-soo’nun %41,15’ini ve Yeni Reform Partisi adayı Lee Jun-seok’un %8,34’ünü geride bırakmıştır. Bu sonuçla Lee, 1987 demokratik geçişinden bu yana Güney Kore’nin dördüncü liberal başkanı unvanını elde etmiştir.
Eski Başkan Yoon Suk-yeol’un 3 Aralık 2024’teki başarısız sıkıyönetim ilanı akabinde görevden azledilmesi ve Anayasa Mahkemesi’nin 4 Nisan 2025’te azli oybirliğiyle onaylaması, Lee’yi başkanlık için favori konuma getirmişti. Seçim kampanyası süresince Lee, farklı kamuoyu araştırma kuruluşları tarafından gerçekleştirilen anketlerde Kim’e karşı istikrarlı bir şekilde belirgin bir farkla üstünlüğünü korudu. 2022 başkanlık seçimlerinde Yoon’a karşı yaşadığı yenilginin ardından ikinci denemesinde başkan seçilen Lee, görevine herhangi bir geçiş dönemi olmaksızın başladı. Bu makale, Lee Jae-myung’un zaferini açıklayan faktörleri, iç siyasi ortamın stratejik bütünlük üzerindeki etkilerini ve bu iktidar geçişinin Güney Kore’nin dış ilişkilerine yönelik stratejik yansımalarını incelemektedir.
Lee Jae-myung’un Zaferi Ne Anlama Geliyor?
Lee Jae-myung’un başkanlık zaferi, Yoon’un sıkıyönetim ilanı ve akabinde gerçekleşen azil sürecinin ardından Güney Kore kamuoyunda yönetime ilişkin oluşan memnuniyetsizlik ve değişime duyulan güçlü taleple yakından ilişkilidir. Seçim kampanyası boyunca gerçekleştirilen çok sayıda anket ve araştırma, Güney Kore kamuoyunun önemli bir kesiminde Yoon yönetimine ilişkin bir değişim eğilimi ve farklılaşma beklentisinin bulunduğu yönünde veriler sunmuştu. Bu kopuşu sağlamanın en kesin yolu olarak, ana liberal aday olan DP’li Lee’ye verilen oylar öne çıktı.
Lee’nin ülke genelindeki oy oranı ve yayılımı, sadece katı liberal taban destekçilerinin değil, aynı zamanda merkezci seçmenlerin çoğunluğunun ve hatta birçok muhafazakar seçmenin de DP adayına yöneldiğini gösterdi. Bu bağlamda, muhafazakar seçmenler arasında, Kim Moon-soo’nun Yoon başkanlığından belirgin farklılıklar getirecek bir aday olmaktan ziyade, eski yönetimin sürekliliğini temsil ettiği yönündeki algı nedeniyle, önemli bir bölümünün Lee Jun-seok’a oy verme eğilimine yönelmesine yol açtı. Muhafazakar oylardaki bu bölünme de Lee Jae-myung’un zaferini kolaylaştıran kritik bir faktör oldu.
İç Siyasi Ortam ve Stratejik Bütünlük Üzerindeki Etkileri
Erken seçim, Yoon Suk-yeol’un Aralık 2024’teki sıkıyönetim ilanı ve Nisan 2025’te ülkenin en yüksek mahkemesi tarafından onaylanan görevden alınmasının doğrudan bir sonucuydu. Bu olay, ülkedeki ideolojik ayrılıkları şiddetlendirmiş ve siyasi kurumlara yönelik kamuoyu güvensizliğini de derinleştirmişti. Başkanlık yarışında önde gelen adaylar DPK’den Lee Jae-myung ile muhafazakar Halkın Gücü Partisi’nden (PPP) Kim Moon-soo, birer siyasi partinin başkanlık adayının ötesinde, ülkedeki derin siyasi kutuplaşmanın simgesel temsilcileri olarak görülmeye başlanmıştı.
Muhafazakar tarafta, PPP, Yoon’un görevden alınmasının ardından iç çekişmeler ve kamuoyu şüpheciliği ile boğuştu. Eski bir işçi aktivisti ve iki dönem valilik yapmış olan Kim Moon-soo, PPP adaylığını, daha merkeziyetçi bir isim olan eski başbakan ve vekaleten Başkan Han Duck-soo ile değiştirme girişimlerinin yaşandığı çalkantılı bir ön seçim sürecinin ardından garantilemişti. Bu iç mücadele, muhafazakar kamp içinde kalıcı çatlaklar bırakmış ve bunun bir neticesi olarak PPP’den ayrılan başka bir muhafazakar aday, Lee Jun-seok, bağımsız olarak seçim kampanyasını sürdürmüştü.
Seçim kampanyaları boyunca, parti içi kırılmaların ve iki ana adayın rekabetinin ötesinde, toplumsal cinsiyet eşitliği meselesi, seçimler üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olabilecek nitelikte olmasına rağmen, büyük ölçüde göz ardı edilmiş ve siyasetin periferisinde kalan önemli bir konu olarak öne çıktı. Özellikle genç seçmenler arasında cinsiyet ekseninde artan siyasi kutuplaşma, derinlemesine bölünmüş bir seçmen kitlesine işaret etmektedir. Bu yapısal eşitsizliklerin ele alınması, Güney Kore’nin demokratik meşruiyeti ve toplumsal uyumu için hayati önem taşımakta ve ülkenin dışarıya karşı birleşik bir stratejik cephe oluşturma yeteneğini etkileme potansiyeline sahiptir. Bu konuda, 2023’te Aile ve Cinsiyet Eşitliği Bakanlığı tarafından yapılan anket sonuçlarına göre, cinsiyet rollerine ilişkin katılaşan ve değişen algılar, yeni yönetimin karşı karşıya kalacağı derin toplumsal sorunların karmaşıklığını ve aciliyetini daha da belirginleştirmektedir.
Yoon’un görevden alınmasını çevreleyen siyasi kargaşa, Güney Kore demokrasisindeki kırılganlıkları daha da gün yüzüne çıkarmış, bunlar arasında şiddetli ideolojik bölünmeler, derinleşen kutuplaşmalar ve vekaleten başkanların hızlı değişimi bu istikrarsızlığı daha da artırmıştı. Ülkedeki yetkili kurumlar nihayetinde Yoon’u görevden almada başarılı olsa da Kore yasalarının belirsizliği ve yasal süreçlerin siyasallaşmasıyla ilgili endişeler devam etmektedir. Hukuk sistemine karşı oluşan güvensizlik ve uzun zamandır beklenen iç siyasi reform arzusu, mevcut yönetimi büyük belirsizliklerle baş başa bırakma potansiyeli taşımaktadır.
Ayrıca, 3 Haziran’daki kurye çalışanlarının oy kullanma hakları konusu, işçi korumaları ve demokratik katılım hakkında daha geniş bir endişeyi örneklemektedir. Çoğu kurye çalışanı özel istihdam edilmiş işçiler olarak sınıflandırıldığından, İş Kanunu kapsamındaki korumalardan, yani Seçim Günü gibi resmî tatillerde ücretli izin de dahil olmak üzere, mahrum kalmaktaydı. İşçi ve sivil toplum grupları, bu işçilerin anayasal oy kullanma haklarını kullanabilmelerini sağlamak için bir teslimatsız gün talebinde bulunmuştu. Bu sorun, görünüşte bir iç mesele gibi görünse de demokratik sürecin meşruiyeti ve kapsayıcılığı üzerinde etkili olabilecek yeni seçilen yönetime duyulan kamuoyu desteğini zayıflatabilecek yapısal eşitsizliklerin derinliğini gözler önüne sermektedir.
Dış İlişkiler için Stratejik Etkiler
Bu seçimin sonucu, Güney Kore’nin dış politikasını, özellikle de gelişen ABD-Çin rekabeti içindeki konumunu ve Kuzey Kore ve Japonya ile ilişkilerini derinden etkileyecektir.
ABD-Güney Kore İttifakı: Her iki önde gelen aday da ABD-Güney Kore ittifakının önemini onaylarken, ittifakın geleceğine yönelik yaklaşımları farklılık göstermekteydi. Kim Moon-soo, birlikte çalışabilirliği güçlendirmeyi ve Kuzey Kore’ye karşı nükleer caydırıcılığa öncelik vermeyi savunmuş, Karşılıklı Savunma Anlaşması’nda revizyonlar önermişti. Bu muhafazakar yaklaşım, ittifakı Güney Kore’nin güvenliğinin temel taşı olarak görmekle uyumlu görünmekteydi. Kim, Güney Kore’nin bir krizde ABD nükleer operasyonunu desteklemek için konvansiyonel askeri varlıklarını seferber etmesi ve barışçıl uygulamalar yoluyla Seul’ün nükleer potansiyelini güçlendirmesi gerektiğini savunuyordu, bu yaklaşım, ittifakı güçlendirmekle uyumlu olsa da aynı zamanda nükleer caydırıcılıkta daha fazla kendi kendine yeterlilik arzusuna da işaret etmekteydi ki bu, Washington için hassas bir konudur.
Başkan seçilen Lee Jae-myung ise, füze savunma sistemini ve saldırı yeteneklerini geliştirme ihtiyacını kabul etmekle birlikte, savaş zamanı operasyonel kontrolün (OPCON) Kore kuvvetlerine devrini desteklemektedir. Bu duruşu, askeri egemenliğe yönelik bir adım olarak görülse de ABD birliklerinin geri çekilmesine yol açabileceği korkusuyla bazı muhafazakarların gözünde ABD-Güney Kore ittifakını zayıflatma potansiyelini taşımaktadır. Buna rağmen, tarihsel olarak, iktidara gelen liberal başkanlar, ABD askeri varlığına yönelik çekincelerine rağmen ittifakı sürekli olarak desteklemişlerdir.
Yeni seçilen hükümetin önünde duran önemli bir bilinmez ise Donald Trump’ın ABD başkanlığına geri dönüşüdür. Trump’ın ittifaklara yönelik pragmatist yaklaşımı, geçmişte Güney Kore’den önemli ölçüde artırılmış ev sahibi ülke destek ödemeleri talep etmesi ve sürekli askeri desteğe yönelik şüpheciliği, Lee hükümeti üzerinde önemli bir baskı oluşturabilir. Bu durum, Güney Kore’de nükleer silah geliştirilmesi yönündeki kamuoyu desteğini daha da artırma potansiyeli taşımaktadır. Nitekim bu fikir, daha önce Yoon yönetimi tarafından dile getirilmiş ve halihazırda bazı DPK üyeleri tarafından barışçıl nükleer yeniden işleme bağlamında tartışılmaktadır. DPK’li yeni Başkan Lee Jae-myung, Trump’ın “Önce Amerika” yaklaşımını da olumlu bir şekilde değerlendirmiş ve Trump yönetimiyle, özellikle Kuzey Kore ile yeniden angajman süreci yürütülmesi durumunda, olası bir pragmatik uyumun mümkün olabileceğini öne sürmüştür.
Çin ile İlişkiler: Seçim sonucu, Güney Kore’nin ABD-Çin rekabetine yaklaşımında bir politika sıfırlamasına yol açabilir. Lee Jae-myung, Çin ile ilişkileri geliştirme yönünde bir eğilim sergilemekte; bu bağlamda güven artırıcı önlemlere, ticari ve kültürel etkileşimlere odaklanmayı önceleyen bir duruş benimsemektedir. Daha önce, Pekin ile ilişkileri ciddi şekilde geren THAAD füze savunma sisteminin konuşlandırılmasını eleştirmiş olsa da bunu mevcut bir hakikat olarak görmektedir. Pekin ile ekonomik ve yatırım bağlarının önemini ve derinliğini güçlendirmeye olan eğilimi, mevcut Çin-Güney Kore Serbest Ticaret Anlaşması’nın daha da geliştirilmesine yol açabilir. Buna karşılık, Kim Moon-soo, ABD ile güvenlik ve teknoloji konularındaki uyumu güçlendirmeye daha meyilli politikalar izleyecekti. Bu yaklaşım Çin ile olan ilişkilerin daha kırılgan zeminlere evrilmesine yol açacaktı.
Kim kazanmış olsaydı da yapısal faktörler yeni başkanı Çin’in artan ekonomik etkisiyle mücadele etmeye zorlayacaktı. Güney Kore, 2023’te Çin ile 31 yıl sonra ilk ticaret açığını kaydetmiş ve Çin’in ileri imalata yaptığı yatırımlar Güney Kore’nin teknolojik liderliğini zorlayacak bir pozisyona koymuştur. Dahası, göreve gelen Lee yönetiminin, ticaret dengesizliklerini giderecek ve Kuzey Kore’nin emellerini hafifletmek için Çin’in yardımını gerektirecek yeni bir modus vivendi bulmasına da ihtiyacı vardır. Bu açıdan, Pekin’in devam eden diplomatik girişimleri, çatlakları onarmaya istekli olduğunu göstermekte ve yeni Güney Kore liderliği için bir fırsat sunmaktadır.
Kuzey Kore’ye Yönelik Politika: Kuzey Kore’ye yaklaşımlar, adaylar arasında başka bir önemli farklılığı temsil etmekteydi. Seçilen mevcut Başkan Lee Jae-myung, Koreler arası askeri gerilimi azaltma paktlarını yeniden canlandırmayı, sınır bölgelerinde barışı sağlamayı ve insani iş birliğini ve alışverişleri yeniden başlatmayı savunmaktadır. Kuzey Kore’ye karşı daha aktif ve ileri görüşlü bir pragmatizm ile yaklaşan Lee, sağlam askeri hazırlıklar ve açık iletişim kanallarının gerekliliğini de vurgulamaktadır. Ayrıca, özellikle Trump’ın Kim Jong Un ile yeniden bir angajman girişiminde bulunması durumunda, Güney Kore’nin çabalarını ve girişimlerini ABD-Kuzey Kore görüşmeleriyle senkronize etmeyi ummaktadır.
Tersine, Kim Moon-soo, Kuzey Kore’ye karşı caydırıcılık kapasitelerini artırmaya ve barışçıl uygulamalar yoluyla Seul’ün nükleer potansiyelini güçlendirmeye öncelik verecekti. Kim, bir kriz anında ABD nükleer operasyonunu desteklemek için konvansiyonel askeri varlıkları seferber edeceğini savunmaktaydı. Bu yönden Kim’in duruşu, Lee’ninkinden daha sert ve görevden alınan Yoon Suk Yeol’un rejim değişikliğini fiili bir Güney Kore hedefi haline getiren katı çizgisinin devamı olarak görülecekti. Angajman ve caydırıcılık arasında sonuçlanan bu seçim, bölgesel istikrar için derin etkilere sahip olacak; bu açıdan DPK adayı Lee’nin zaferi, Pyongyang ile ilişkileri yeniden canlandırmak için proaktif bir çabaya yol açabilir.
Japonya ile İlişkiler: Görevden alınan Yoon yönetimi, Güney Kore kamuoyuna rağmen Japonya ile ilişkileri önemli ölçüde artırmıştı. Kim Moon-soo kazanmış olsaydı, bu politikaları sürdürme olasılığı yüksek olacaktı. Kim, iki ülkenin komşu olması nedeniyle tarihi ve sınırlara dayalı sorunlar dışında hiçbir anlaşmazlık olmayacağını belirtmekteydi. Ayrıca, özellikle havacılık ve uzay teknolojisinde Japonya ile ikili savunma iş birliğini de geliştirmeyi savunmaktaydı.
Bu bağlamda, yeni Başkan Lee Jae-myung da daha önce Yoon’u Japonya’nın uşağı olduğu iddiasıyla eleştirmiş olsa da son zamanlarda Tokyo ile iyi ilişkiler kurmayı savunmakta ve ABD ve Japonya ile üçlü iş birliğini güçlendirme sözü vermektedir. Tarihi ve bölgesel sorunları kabul etmekle birlikte, özel sektör alışverişleri ve ekonomik iş birliğinin önemini vurgulamaktadır. Geçmişteki daha saldırgan tutumlarına rağmen, Japon halkına karşı daha iyi hisler beslediğini ifade etmektedir. Lee, Japonya’dan daha fazlasını talep etse de ilişkileri aktif olarak düşürme olasılığı düşük görünmektedir. ABD liderliğindeki ittifak yapısı içinde iş birliğinin gerekliliğini kabul eden bu yaklaşım, Japonya’ya karşı daha pragmatik, ancak potansiyel olarak rakibinden daha sert bir yaklaşım sunmaktadır.
Diğer Stratejik Hususlar: Lee Jae-myung, enerji ve ticaret güvenliği için stratejik bir girişim olarak Kuzey Asya-Avrupa Arktik ticaret rotasının geliştirilmesini desteklemektedir. Nakliye mesafelerini kısaltabilecek ve petrol tedarikini çeşitlendirebilecek bu plan, ülkenin rafineri endüstrisi tarafından olumlu karşılanmaktadır. Bu projenin tam olarak aktifleşmesiyle birlikte Hürmüz Boğazı veya Tayvan Boğazı gibi geleneksel rotalara olan bağımlılığı azaltarak Güney Kore’nin enerji güvenliğini artıracaktır. En önemlisi, Lee, Rusya ile ilişkilerin geliştirilmesinin plan için çok önemli olduğunu vurgulamakta ve Moskova’ya stratejik ekonomik faydalar için potansiyel bir diplomatik açılımı işaret etmektedir. Bu Arktik rotası arayışı ve Rusya ile geliştirilmiş bağlar, Güney Kore’nin ekonomik ve jeopolitik yöneliminde önemli bir kaymayı temsil edebilir. Bu durum, özellikle Avrupa ile ilişkilerin önemine şüpheyle yaklaşılmasına ve ABD liderliğinde katı bir şekilde devam eden ilişkilerden potansiyel olarak sapmaya yol açabilir. Demokrat Parti, temel planlar, Cumhurbaşkanlığı altında bir Arktik Güzergâh Komitesi, bir bilgi merkezi ve girişim için Ar-Ge hükümleri dahil olmak üzere Arktik rotayı oluşturmak için özel bir yasayı aktif olarak teşvik etmektedir.
Eski Başkan Yoon’un azli, müteakip diğer görevden almalar ve erken seçim gibi faktörlerin neden olduğu liderlik boşluğu döneminde, kilit müttefiklerin ve ortakların Güney Kore’yi ikili toplantılar için bypass etmesi, istikrarlı bir yönetimin tesis edilmesinin aciliyetini ortaya koyuyordu. Bu durumla bağlantılı olarak, ABD tarafından uygulanan tarifeler, Çin’in Sarı Deniz’deki zorlamaları ve Kuzey Kore’nin Rusya’ya asker konuşlandırması gibi dış politika zorlukları, siyasi kargaşa nedeniyle ele alınmayan veya yetersiz ele alınan sorunlar olarak devam etmektedir. Yeni başkanın, Güney Kore’nin konumunu yeniden güçlendirmek ve bu acil sorunları ele almak için uluslararası toplumla hızla yeniden ilişki kurması gerekecektir.
Sonuç
Güney Kore’nin 3 Haziran’daki seçimi, iç siyasi bir çekişmeden daha fazlası olmuş; ülkenin önümüzdeki beş yıl boyunca stratejik yönünü tanımlayan kritik bir dönüm noktasıdır. Yoğun siyasi kutuplaşma ve Başkan Lee Jae-myung’un karşı karşıya olduğu yasal zorluklar, etkili yönetişimi ve dış politikadaki uygulamaları engelleyebilecek kırılgan bir demokratik ortamı gözler önüne sermektedir. Bu açıdan seçim sonuçlarının stratejik etkileri derin olacaktır. Bir Lee Jae-myung başkanlığı, Kuzey Kore ile daha pragmatik bir angajmana ve Çin ile ilişkilerin yeniden değerlendirilmesine işaret ederken, ABD ittifakını Pekin ile daha fazla ekonomik ve diplomatik bağlarla dengelemeye çalışabilir. Aynı zamanda, Trump yönetiminin pragmatist dış politikasıyla uyum sağlama istekliliği ve Arktik rotası ile Rusya ile geliştirilmiş bağlara odaklanması, Güney Kore’nin dış politika hesaplarına yeni karmaşıklıklar da getirebilir. Kim Moon-soo’nun zaferi ise, Yoon yönetiminin Kuzey Kore’ye karşı sert çizgisini muhtemelen pekiştirecek ve aynı zamanda Çin ile de daha az uzlaşmacı bir yaklaşımla ABD merkezli bir ittifakı güçlendirecekti.
Nihayetinde, Güney Koreli seçmenlerin 3 Haziran’da karşı karşıya kaldığı seçim, sadece iki birey veya parti arasında değil, ulusun hızla değişen dünyadaki rolü ve konumu için iki farklı stratejik vizyon arasındaydı. Sonuç olarak, bu seçimler Kuzeydoğu Asya’daki güç dengesini ve bölgesel istikrarı kaçınılmaz olarak etkileyecek ve Güney Kore’nin küresel jeopolitik düzendeki konumunu yeniden şekillendirecektir. Yeni başkan, ülkenin ekonomik refahı ve güvenliği tehlikedeyken, bölünmüş bir halkı birleştirme ve tehlikeli bir uluslararası ortamda yol alma gibi zorlu bir görevle karşı karşıya kalacaktır. Yeni yönetimin hem iç demokratik kırılganlıkları hem de dış stratejik zorlukları ele alma yeteneği, Güney Kore’nin geleceği için kritik olacaktır.


