Bezalel Yoel Smotrich, İsrail siyasetinde yükselen aşırı sağcı ve dindar-ulusalcı bir figür olarak son yıllarda hem ülke içinde hem uluslararası alanda dikkat çekmektedir. 1980 doğumlu Smotrich, “Dini Siyonizm” (ha-Tzionut ha-Datit) adlı partinin lideridir ve İsrail Maliye Bakanı olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda Savunma Bakanlığı bünyesinde Batı Şeria’daki sivil yönetimden de sorumlu olarak atanmıştır. Aşırı muhafazakâr ideolojisi, Yahudi dini kurallarına dayalı bir devlet vizyonu ve uzlaşmaz bir milliyetçilik ile öne çıkan Smotrich, İsrail’in en sağ ideolojik hükümetlerinden birinde kilit rol üstlenmiştir. Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler perspektifinden bakıldığında, Smotrich’in yükselişi, İsrail’de din ile milliyetçiliğin kesişiminde oluşan siyasi dalganın ve bunun uluslararası yansımalarının incelenmesi açısından önemli bir örnektir.
Siyasi Düşünce ve Kimliğinin Şekillendiği Yıllar
Bezalel Smotrich, 27 Şubat 1980 tarihinde, İsrail’in 1967’de işgal ettiği topraklar arasında bulunan Golan Tepeleri’ndeki Haspin adlı bir Yahudi yerleşiminde dünyaya gelmiştir. Smotrich’in ailesi, Yahudi geleneğine sıkı sıkıya bağlı ve İsrail’in işgal ettiği bölgelerdeki Yahudi yerleşimlerini savunan ideolojik bir dünya görüşünü benimsemiştir. Babası Haim Yehuda Smotrich tanınmış bir Ortodoks hahamı olarak oğlunun görüşlerinde derin bir etki oluşturmuştur. Smotrich’in çocukluğu ve ilk gençlik yılları ise işgal altındaki Batı Şeria’da yer alan Beyt El adlı yerleşim biriminde geçmiştir. Beyt El, Filistin topraklarında uluslararası hukuka aykırı biçimde kurulan ideolojik yerleşimlerden biri olarak tanınmış ve aynı zamanda radikal yerleşimci hareketin merkezlerinden kabul edilmiştir. Bu çevre, Smotrich’in siyasi düşünce ve kimliğinin şekillenmesinde belirleyici bir rol oynamıştır. Evliliğinden sonra Batı Şeria’nın kuzeyindeki İsrail tarafından 1970’lerde kurulmuş eski bir yerleşim yeri olan Kedumim’de yaşamaktadır.
Küçük yaşlardan itibaren hem yoğun bir dini eğitim almış, hem de içinde bulunduğu yerleşimci çevre sayesinde Filistinlilere yönelik çatışma ve şiddet eylemlerinin meşrulaştırıldığı bir ortam içerisinde yetişmiştir. İlk öğrenimini dini okullarda tamamladıktan sonra, ülkenin en önemli yeşivalarından biri olan Merkaz ha-Rav’da eğitim görmüştür. Merkaz ha-Rav, İsrail’deki dini Siyonist ideolojisinin beşiği olarak bilinmekte ve kurucusu Rav Avraham Kook’un öğretileri etrafında, Yahudilik ile Siyonizmi kaynaştıran bir dünya görüşünü aktarmaktadır. Smotrich ayrıca Kudüs’teki Yeşivat Yeruşalayim li-Tzeirim ve Batı Şeria’daki Kedumim Yerleşimi’nde bulunan bir diğer yeşivada da öğrenim görmüştür. Bu okullar ona Ultra Ortodoks-Milliyetçi (Haredi Dati Leumi) bir bakış açısı kazandırmıştır. Böylece hem dini kurallara tavizsiz bağlılık hem de İsrail devletine ve ordusuna aktif hizmet anlayışını bir araya getiren ideolojik altyapıya sahip olmuştur. Eğitimindeki hocaları ve almış olduğu müfredat, onun İsrail devletinin ilahi bir plana hizmet ettiğine dair inancı benimsemesini de sağlamıştır. Dini eğitimini takiben, 25 yaşında katıldığı İsrail Savunma Kuvvetleri’nde (IDF) Genelkurmay Başkanlığının Operasyonlar Dairesi’nde sekreter olarak görev yapmıştır.
Smotrich, hukuk öğrenimi görmeyi tercih etmiş ve Kudüs yakınlarındaki ha-Kirya ha-Akademit Ono’da hukuk lisansını tamamlayarak avukatlık ruhsatını almıştır. Ardından Kudüs İbrani Üniversitesi’nde kamu ve uluslararası hukuk alanında yüksek lisans programına başladıysa da bu eğitimini tamamlamamıştır. Bu eğitim, onun ileride yargı politikaları konusundaki söylemlerini ve “dini kurallara dayalı bir devlet” anlayışını şekillendirmesinde etkili olmuştur.
İsrail hükümetinin 2005 yılında gerçekleştirdiği Lübnan’dan ve Gazze’den tek taraflı geri çekilme planına karşı radikal protesto eylemlerine katılmıştır. Batı Şeria’daki yerleşimleri savunan binlerce Yahudi arasında Smotrich de ön saflarda bulunmuştur. Smotrich, hükümetin Gazze Şeridi’ndeki tüm yerleşimleri tahliye etme kararına direnmek amacıyla düzenlenen yasadışı eylem ve gösterileri de organize eden isimlerden birisi olmuştur. Bu faaliyetleri nedeniyle İsrail iç güvenlik servisi Şin Bet tarafından “Yahudi aşırılıkçılığı” şüphesiyle tutuklanmış ve üç hafta boyunca gözaltında tutulmuştur. İstihbarat yetkilileri, Smotrich ve arkadaşlarının, protestoları tırmandırmak için şiddet eylemleri planladıklarını dahi belirtmiştir.
Resmi Siyasi Kariyeri
Bezalel Smotrich’in resmi siyasi kariyeri, 2000’li yılların sonlarına doğru şekillenmeye başlamıştır. Radikal sağ cenahta kendini gösteren bir lider olarak, 2009 yılında yapılan genel seçimlerde, dini-milliyetçi partilerin çatı koalisyonu durumundaki Ulusal Birlik Partisi (ha-İhud ha-Leumi) listesinde yer almıştır. Ancak parti seçimde beklenen oy oranına ulaşamamış ve Smotrich Meclis’e girememiştir. Smotrich, siyasi örgütlenme becerisini 2012 yılında Regavim adlı bir örgütün kurulmasında da kullanmıştır. Regavim, İsrail topraklarında, özellikle Batı Şeria’nın C Bölgesi ve Negev bölgesinde Filistinlilere ait yapıları izlemek ve bunların çeşitli gerekçeler bulunarak yıkılması için hukuki girişimlerde bulunmak amacıyla kurulmuş bir örgüttür.
2013 yılına gelindiğinde Smotrich bu kez dini Siyonist hareketin ana partisi olan Yahudi Evi (ha-Bayit ha-Yehudi) listesinde seçimlere katılmıştır. Yahudi Evi, o dönem Naftali Bennett liderliğinde, geleneksel çizgisini devam ettirmekle birlikte daha modern bir imaj çizmeye çalışmaktaydı. Smotrich ise bu listede yer alan radikal unsurlardan birisi olarak kabul edilmiştir. 2013 seçimlerinde Yahudi Evi partisi başarı gösterse de Smotrich liste sıralamasında gerilerde kaldığı için Knesset’e girememiştir. Mart 2015’te yapılan genel seçimlerde ise Smotrich, ilk kez Knesset üyesi olmayı başarmış, uzun bir sürecin sonunda İsrail parlamentosunda yerini almıştır. Knesset’teki ilk döneminde Smotrich, parti grubu içinde hızla yükselerek Knesset Başkanvekili seçilmiştir. Knesset içinde tartışmalı çıkışlar yapmaktan çekinmeyen Smotrich, muhalif milletvekilleriyle girdiği sert polemiklerle tanınmış, yasama çalışmalarında özellikle Yahudi yerleşimcilerin çıkarlarını ilgilendiren konulara odaklanmıştır. 2018 yılında Yahudi Evi partisi içindeki ayrışmalar sonrasında Smotrich, partinin radikal kanadı olarak bilinen Tkuma’nın liderliğine seçilmiştir. Smotrich’in liderliğe gelmesiyle birlikte Tkuma, daha özerk bir yapıya kavuşmuştur. Nisan 2019’da yapılan erken seçim öncesi, Netanyahu’nun arabuluculuğuyla Rafi Peretz liderliğindeki Yahudi Evi ile Tkuma yeniden birleşerek Ulusal Birlik adı altında ortak liste kurmuştur. Bu ittifakın içinde, daha önce marjinal sayılan aşırı sağ Otzma Yehudit de Netanyahu’nun baskısıyla bir ölçüde entegre edilmiştir. Smotrich, bu ortak listenin ikinci sırasında yer alarak Knesset’e girmiş ve Haziran 2019’da Ulaştırma Bakanı olarak atanmıştır. Şabat günü kamuya ait altyapı çalışmalarını durdurma talimatı, bakanlığı döneminde tartışma yaratmış, seküler kesim tarafından eleştirilse de Smotrich, “Yahudi devletinin kutsal günlerinde kamusal alanda dini hassasiyet gözetilmelidir.” diyerek kararını savunmuştur.
Eylül 2019 seçimlerinde Smotrich yine aynı ittifakın parçası olarak Knesset’e girmiş, fakat Netanyahu, 2020 başlarında merkezdeki Mavi-Beyaz ittifakı ile bir birlik hükümeti kurunca, Smotrich muhalefete geçmiştir. 2021 seçimleri yaklaşırken Smotrich, Dini Siyonizm partisi adıyla bağımsız bir liste oluşturmuş ve kahanist Itamar Ben-Gvir liderliğindeki Otzma Yehudit, Avi Maoz liderliğindeki ultra-muhafazakâr Noam partisi ve diğer küçük partilerle güç birliği yapmıştır. Böylece Mart 2021 seçimlerine “Dini Siyonizm İttifakı” adı altında birleşik liste hâlinde girmişlerdir. Haziran 2021’de merkez ve sol partilerin de desteğiyle Naftali Bennett ve Yair Lapid bir koalisyon kurmuş ve Smotrich muhalefette kalmıştır. Bu dönemde Smotrich, yeni hükümeti “gayrimeşru” ilan ederek özellikle Bennett’e sert saldırılar yöneltmiş, onu sağ seçmenin iradesini çalarak solu ve Arapları iktidara taşıyan bir “hain” olmakla suçlamıştır.
İsrail, Kasım 2022 genel seçimlerine giderken dengeler tekrar Smotrich’in lehine dönmüş ve Netanyahu, bir yıllık muhalefetin ardından iktidarı geri almak için sağ blokta tam bir birlik sağlamaya çalışmıştır. Bu amaçla, Smotrich ve Ben-Gvir ikilisini yeniden ortak listeye ikna etmiştir. Kampanya süresince, artan güvensizlik hissi, Filistin meselesinde çözümsüzlük ve yaşanan gerginlikler gibi konular üzerinden Smotrich ve müttefikleri radikal söylemlerde bulunmuşlardır. Bu söylemlerinde “güçlü Yahudi kimliği, güvenlik ve düzen” temaları ön planda tutulurken; liberal kesimler “ülkeyi zayıflatan unsurlar” olarak eleştirilmiştir. Sonuçta, Smotrich öncülüğündeki ittifak oyların yaklaşık yüzde 11’ini alarak 14 milletvekili çıkarmış ve Knesset’in üçüncü büyük grubu haline gelmiştir. Bu, dini Siyonist hareketin ve aşırı sağın İsrail tarihinde aldığı en yüksek oy oranı olmuştur. Aralık 2022’de kurulan yeni hükümette Smotrich, Maliye Bakanı olmuş ayrıca Savunma Bakanlığı içerisinde özel bir yetkiyle “ikinci bakan” pozisyonunu elde etmiştir. Bu ikinci rol, Batı Şeria’daki Sivil İdare ve İsrail’in Filistin topraklarındaki politikalarının koordinasyonunu kapsamıştır. Başka bir deyişle, Smotrich fiilen Batı Şeria’da bir otorite elde ederek yerleşimlerle ilgili en yetkili isim haline gelmiştir.
Maliye Bakanı olarak Smotrich, klasik ekonomi politikalarının ötesinde ideolojik hedeflerini gözeten bir duruş sergilemiştir. İlk bütçe görüşmelerinde koalisyon anlaşmalarına uygun olarak dindar Yahudi topluluklarına ve İsrail’in işgali altındaki uluslararası hukuka aykırı yerleşim bölgelerine büyük kaynak aktarılmıştır. Yine Savunma Bakanlığı içindeki yetkileri sayesinde Smotrich, Batı Şeria’da hızlı ve geri dönülmez adımlar atma stratejisini hayata geçirmiştir. Örneğin Mart 2023’te Knesset’te onaylanan bir yasa ile, 2005’teki Çekilme Yasası’nın Batı Şeria’ya dair maddeleri iptal edilmiş ve bu sayede İsrail, daha önce tahliye etmek zorunda kaldığı Homeş gibi noktalara tekrar yerleşimin önünü açmıştır. Smotrich, bu yasanın mimarlarından biri olarak, “tarihi bir yanlışı düzelttiklerini” vurgulamaktan da geri durmamıştır. Yine kendi denetimine giren Sivil İdare’nin kararlarıyla, pek çok kaçak Yahudi yerleşim ön karakollarının retroaktif olarak yasallaştırılması için çalışmıştır. Smotrich, kendisi açısından tarihi bir fırsatı değerlendirerek küçük bir partiden devletin kilit bakanlıklarını kontrol eden bir aktöre dönüşmüştür. Parti lideri olarak karizması, hitabet yeteneği ve tabanıyla kurduğu ideolojik bağ, onun aşırı sağ blok içinde doğal lider kabul edilmesini sağlamıştır. Bu yükseliş, İsrail siyasetindeki genel sağa kayma eğilimiyle örtüşür niteliktedir. Özellikle Likud liderliğindeki koalisyonlara eklemlenerek kendi gündemini uygulamaya koyması, İsrail’de koalisyon siyasetinin dinamiklerini de etkilemiştir. Smotrich, küçük ama ideolojik olarak uç noktalardaki partilerin stratejik konumlanma ile nasıl bir güç elde edebileceğinin dikkat çekici bir örneği hâline gelmiştir.
Görsel 1: 2023’te İsrail Maliye Bakanı Smotrich (sağda) İsrail Başbakanı Netanyahu ile basın toplantısı için Kudüs’te

Kaynak: Al Jazeera
Dünya Görüşü
Bezalel Smotrich’in dünya görüşü, Yahudi dini yasalarının üstünlüğünü savunan teokratik bir yönelim ile etnik-ulusalcı bir doktrini birleştirmektedir. Smotrich açıkça Yahudi dini hukukuna dayalı bir yönetim özlemi dile getiren ender İsrailli politikacılardandır. Ona göre ideal bir İsrail, “Kral Davud ve Süleyman zamanındaki gibi” Tanrı’nın yasalarıyla yönetilen Yahudi krallığı modeline yakın olmalıdır. Smotrich, 2019 yılında bir konferansta yaptığı konuşmada “Hepimiz istiyoruz ki devlet, Tevrat ve halahaya uygun davransın.” sözleriyle bu vizyonunu ortaya koymuştur. Bu ifadeler, liberal ve seküler kesimlerde infial yaratsa da Smotrich kendi tabanına yönelik tutumunu sürdürmüştür. Bu teokratik vizyon, pratik siyasete de yansımaktadır. Ulaştırma Bakanı olduğu dönemde Şabat gününde altyapı çalışmalarını durdurma kararı, resmi nikâh ve boşanma işlemlerinin dini otoriteye bırakılmasını savunması, kamusal alanlarda kadın-erkek ayrı düzenlemelere izin verilmesini istemesi gibi adımlar, onun dini kuralları kamusal düzene entegre etme çabasının örnekleridir. Smotrich 2019’da “Adalet Bakanı olursam yargıyı Tevrat hukuku ışığında restore edeceğim.” dediğinde, Netanyahu “İsrail bir halaha devleti olmayacak.” şeklinde bir açıklama yapmak zorunda kalmıştır.
Smotrich’in ideolojisinin en katı unsurlarından biri de Filistin toprakları üzerindeki egemenlik iddiasıdır. Filistinliler için bağımsız bir devleti değil, en iyi ihtimalle bireysel düzeyde “ikamet hakkı” veya üçüncü ülkelere göç seçeneklerini öngörmüştür. Smotrich defalarca, Ürdün Nehri’nden Akdeniz’e kadar olan toprakların tek hakiminin İsrail olması gerektiğini vurgulamıştır. Batı Şeria’yı tarihi isimleriyle “Yehuda ve Şomron” olarak adlandırmış ve buraların ilhak edilmesini uzun vadeli bir hedef olarak görmüştür. Mart 2023’te Paris’te bir toplantıda yaptığı “Filistin diye bir halk yoktur.” açıklaması dünya çapında tepki çekmiştir. Bu sözleriyle, Filistinlilerin tarihsel hakikatini inkâr etmiş ve onların varlığını “son yüzyılın bir icadı” olarak nitelemiştir. Smotrich’e göre, İsrail egemenliğini kabul etmeyen ve bir Yahudi devletinin hakimiyetinde yaşamayı içselleştirmeyen Filistinlilere üç seçenek sunulmalıdır: Transfer (gönüllü veya teşvik edilerek başka ülkelere gitmeleri), Yahudi egemenliğini kabullenmeleri (siyasal haklar olmaksızın İsrail yönetimi altında kalmaları) ya da direnmeleri hâlinde İsrail tarafından yenilgiye uğratılmaları veya diğer bir ifadeyle yok edilmeleri. Bu katı “üç seçenek” formülü, onun Filistin meselesine dair çözüm vizyonunun ne denli tek taraflı, dayatmacı ve insani değerler ile uluslararası hukuktan uzak olduğunu göstermektedir. Eleştirmenler bu yaklaşımı, etnik temizlik niyetiyle eş tutmaktadır. Nitekim Smotrich, 2023 sonlarında başlayan ve Gazze’ye yönelik soykırıma varan saldırılar sonrasında yaptığı bir konuşmada “Gazze’nin tamamen ele geçirilmesi ve nüfusunun yarısının iki yıl içinde göçe teşvik edilmesi mümkündür.” demiştir.
Smotrich’in Batı Şeria politikaları da oldukça dikkat çekicidir. Knesset’te sunduğu yasa teklifleri ve desteklediği hükümet kararları ile yerleşimlerin genişletilmesi, yeni Yahudi yerleşim noktalarının kurulması, Filistinlilere ait arazilerin kamulaştırılması gibi uygulamalara meşruiyet kazandırmaya çalışmıştır. Örneğin, 2017’de kabul edilen ve kamuoyunda “Düzenleme Yasası” olarak bilinen kanunun hararetli destekçilerinden birisi olmuştur. Bu yasa, özel Filistin arazileri üzerine izinsiz inşa edilmiş bazı Yahudi yerleşim birimlerini, arsa sahiplerine sonradan tazminat ödeyerek kamulaştırma yoluyla yasallaştırmayı öngörüyordu. Yüksek Mahkeme daha sonra bu yasayı anayasaya aykırı bulup iptal etse de Smotrich gibiler için amaç, “toprak üzerinde fiili durum yaratıp bunu geri döndürülemez kılmak” olmuştur. Bu strateji, klasik bir de facto ilhak yöntemi olarak değerlendirilir. Önce sahada gerçeklik değiştirilmekte, sonra hukuk buna uydurulmaktadır. Smotrich’in denetimindeki Regavim gibi örgütler de Filistinlilerin topraklarını kaybetmesini hızlandıran hukuki süreçlerde aktif rol almıştır. Sonuç olarak Smotrich, Filistin sorununda barışçıl bir çözüme inanmayan, aksine tarihi, dini, ideolojik, demografik ve coğrafi üstünlük vurgusuna söylemlerinde yer veren radikal bir siyasetçidir.
Smotrich, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı gibi prensiplere şüpheyle yaklaşan bir siyasetçi olmuştur. Onun gözünde İsrail’de yargı, sol liberal elitin tahakküm aracıdır ve demokratik seçimlerle gelen çoğunluğun iradesine ket vurmaktadır. Bu nedenle, yargı erkini dizginlemek ve seçilmiş hükümetin önündeki engelleri kaldırmak, ideolojik öncelikleri arasındadır. Bu bağlamda, dini hukukun karar alma süreçlerine daha fazla nüfuz edebilmesi için seküler mahkemelerin etkisinin azaltılmasını arzulamaktadır. Hakim atamalarında hükümetin söz sahibi olması, Yüksek Mahkemenin Meclis tarafından basit çoğunlukla alınan kararlara müdahale edememesi, “makullük denetimi” gibi denetim mekanizmalarının sınırlandırılması gibi maddeler, onun yıllardır dile getirdiği taleplerle örtüşmüştür. Bu reformları, “yargının elindeki gereksiz güçlerin budanması ve halkın seçtiklerinin rahat icraat yapabilmesi” olarak sunmuştur. Dolayısıyla Smotrich’in gözünde mevcut sistem içinde güçlü bir yargı, İsrail’in Yahudi kimliğini tam manasıyla gerçekleştirmesinin önünde bir engeldir.
Bezalel Smotrich’in siyasi faaliyetlerinin arkasında, belirli toplumsal ve ideolojik grupların güçlü desteği bulunmaktadır. Yerleşimci kitleler, dindar milliyetçi çevreler ve bazı aşırı sağ örgütler Smotrich’i hem ideolojik olarak beslemiş hem de onu siyasi arenada desteklemiştir. Dini Siyonizm, 20. yüzyıl başlarından bu yana Yahudi milliyetçiliğini dindar bir çerçevede yorumlayan ideolojik bir akımdır. İsrail’in kuruluşundan sonra uzun yıllar boyunca bu akımın siyasi temsilcisi, Mafdal olmuştur. Bu kesim genel olarak Siyonist idealleri benimsemiş ancak seküler kurucu kadrolardan farklı olarak Tevrat merkezli bir toplum hedeflemiştir. Bezalel Smotrich, işte bu hareketin günümüzdeki yüzlerinden birisi hâline gelmiştir. Dini Siyonizm adını taşıyan oluşumun lideri olması, adeta bütün bir hareketin siyasi liderliğine talip olduğunu da göstermektedir. Smotrich, kendisini tarihsel Mafdal çizgisinin devamı gibi gösterse de aslında geleneksel dini Siyonistlerden daha radikal bir duruş sergilemiştir. Yine de tabanı büyük ölçüde bu harekete mensup kişilerden oluşmuştur. Ulusal-dini görüşlerin etkili olduğu liselerden mezun, yeşiva eğitimi almış, kipa takan ama hepsi Yahudi kimliğini ve vadedilmiş toprakları merkeze koyan bir kitle de Smotrich’in destekçileri arasında yer almıştır. Bu kitlenin bir bölümü şehirlerde yaşayan dindar muhafazakarlar, bir bölümü de Batı Şeria’daki yerleşim topluluklarıdır.
Görsel 2: Haim Drukman ve Bezalel Smotrich

Kaynak: The Sietch
Smotrich’i en güçlü destekleyen kesimlerin başında, Filistin bölgesindeki yasadışı yerleşim yerlerinde yaşayan Yahudiler gelir. İsrail’in 1967 savaşı sonrasında işgal ettiği Batı Şeria ve bir dönem Gazze topraklarında sivil yerleşimler kurma politikası, ulusal-dini kesimin bir projesi olarak öne çıkmıştır. Buralarda yaşayan yüzbinlerce Yahudi yerleşimci, ideolojik olarak İsrail’in sınırlarının genişletilmesi gerektiğine ve bu toprakların Yahudilere Tanrı tarafından vadedildiğine inanmaktadır. Smotrich’in hayat hikayesi de doğumundan itibaren bu yerleşimlerle örülüdür. Dolayısıyla yerleşimciler Smotrich’i “kendi içlerinden çıkmış” bir lider olarak benimsemişlerdir. Smotrich, 2023 Şubat’ında Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilerin yaşadığı Huvvara köyüne saldırmaları sonrasında “Huvvara’yı yerle bir etmeliyiz.” şeklinde bir paylaşım yapmaktan geri durmamıştır. Yine yerleşimci radikallerden oluşan ve Filistin köylerine terör saldırıları düzenleyen Hilltop Youth gibi gruplar da Smotrich’i kendi mücadelelerinin siyasi hamisi olarak görmüşlerdir. Genel olarak Smotrich, İsrail’in sağ ve aşırı sağ ekosisteminde kilit bir bağlantı noktasıdır. Dini Siyonizm’in ana gövdesinden yeraltı aşırı sağ hücrelere, hepsine dokunan ve onları siyasi iktidar potasında bir araya getiren bir figür haline gelmiştir.
Türkiye’ye Dair Görüşü
Bezalel Smotrich’in dış politika perspektifinde Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye, göz ardı edilecek bir bölge ülkesi değil aksine temkinle yaklaşılması ve yakından takip edilmesi gereken bir ülke olarak konumlanmıştır. Ona göre Türkiye, İsrail ile stratejik ilişki kurulabilecek bir ülke değil, potansiyel tehdit olarak görülmelidir. Türkiye’nin Filistin meselesindeki insan hakları ve uluslararası hukuka dayalı yaklaşımları İsrail’in çıkarlarına ters bir tutum şeklinde algılamaktadır. Bu nedenle hem siyasi söylemlerinde hem de somut politika adımlarında Türkiye’ye karşı mesafeli ve düşmanca bir tutum sergilemiştir. Smotrich’in Erdoğan liderliğindeki Türkiye’ye dair söylemleri oldukça olumsuzdur. Erdoğan’ın insan hakları ve uluslararası hukuk vurgusu, Smotrich tarafından “İsrail düşmanlığı” olarak nitelendirilmiştir. Smotrich, Erdoğan’ı uluslararası arenada İsrail’i itibarsızlaştırmaya çalışan bir lider olarak tanımlamıştır. 2022’de Türkiye ile İsrail arasında ilişkilerin normalleştirilmeye çalışıldığı dönemde muhalefette olan Smotrich, İsrail Cumhurbaşkanı Yitzhak Herzog’un Ankara ziyareti sırasında Türkiye karşıtı söylemlerini sürdürmeye devam etmiştir.
7 Ekim 2023’ten itibaren İsrail’in Gazze’ye yönelik insanlık dışı saldırıları sonrasında Türkiye’nin İsrail’e sert tepki göstermesi ve Erdoğan’ın İsrail’i “terör devleti” olarak suçlaması Smotrich’i oldukça rahatsız etmiştir. Özellikle Türkiye’nin İsrail’e yönelik ihracatının sonlandırılmasına yönelik kararları sonrasında Maliye Bakanı sıfatıyla, yıllardır yürürlükte olan Türkiye-İsrail Serbest Ticaret Anlaşması’nın askıya alınması talimatını vermiştir. Smotrich, Ekim 2023 sonunda yaptığı açıklamada, “Erdoğan hükümeti resmen ekonomik boykot ilan etti. Bu, Türkiye’nin uluslararası ticaret taahhütlerinin ihlalidir.” diyerek serbest ticaret rejimini tek taraflı olarak sonlandıracaklarını duyurmuştur. Bu kapsamda, Türkiye menşeli ürünlere uygulanan tüm gümrük imtiyazlarının kaldırılacağını ve hatta Türkiye’den ithal edilen ürünlere mevcut vergilere ek olarak yüzde 100 ek gümrük vergisi konacağını ilan etmiştir. İlginç olan durum Smotrich’in, söz konusu adımı siyasi bir mesaj olarak kurgulamış olmasıdır. Kısa aralıklarla çok sayıda seçimin yapıldığı, ancak birbirinden çok uzakta bulunan siyasi çizgilerin bir araya gelerek koalisyon hükümetlerini kurulabildiği ve her seçim sonrasında farklı kabinelerin oluştuğu İsrail’deki siyasi süreç içerisinde Smotrich’in bu kararı “Erdoğan iktidarda kaldığı sürece yürürlükte olacaktır.” şeklinde duyurması oldukça dikkat çekicidir.
Smotrich, Türkiye’nin Filistin meselesindeki rolünü kısıtlamak için de çağrılarda bulunmuştur. Özellikle Doğu Kudüs’te Türkiye’nin artan kültürel ve dini nüfuzundan rahatsızlık duymaktadır. Türkiye’nin Kudüs’te çeşitli projeler yoluyla etkin olmaya başlamasından ciddi rahatsızlık duymuş ve İsrail hükümetine bunları engelleme yönünde telkinlerde bulunduğu basına yansımıştır. Bu bağlamda, Osmanlı tarihine göndermeler yaparak “Türkler Kudüs’te dört asır hüküm sürdü ama artık o devir kapandı.” şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Smotrich’in gerek Filistin’e yönelik eylemlerine gerekse Türkiye hakkında yapmış olduğu açıklamalara Dışişleri Bakanlığınca sert tepkiler gösterilmiştir.
Bezalel Smotrich, Paris’teki bir konuşmasında “Filistin halkı diye bir şey yoktur.” şeklinde bir ifade kullanmış ve bu sözleri uluslararası toplumda büyük tepkiyle karşılanmıştır. Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, bu sözlerin “ırkçı ve tarihi çarpıtan bir zihniyeti yansıttığını” belirterek Smotrich’i en güçlü şekilde kınamıştır. Bakanlık, bu tür açıklamaların, bölgede barış ve istikrarın önündeki en büyük engellerden biri olduğunu da belirtmiştir. Yine Smotrich’in, İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşimleri resmen ilhak etmesi gerektiğine dair yaptığı açıklamalar üzerine Dışişleri Bakanlığı “Bu açıklamalar, uluslararası hukukun açık bir ihlalidir ve iki devletli çözüm vizyonunu baltalamaktadır.” şeklinde bir açıklamada bulunmuştur. Smotrich, 2024 yılının başlarında yaptığı bir başka açıklamada, Gazze’ye insani yardım gönderilmesini eleştirmiş ve “Gazzelilerin açlıkla cezalandırılmasının meşru olabileceğini” ima etmiştir. Bu açıklama, Avrupa Birliği başta olmak üzere uluslararası kamuoyunda infial yaratırken, Dışişleri Bakanlığı da “İsrail hükümeti mensubu bir kişinin bu insanlık dışı sözleri, sadece ahlaki değil aynı zamanda hukuki olarak da suç teşkil etmektedir.” sözleriyle sert bir kınamada bulunmuştur. Bu ifade, Smotrich’in açıklamalarına doğrudan uluslararası bir suç perspektifinden yaklaşan nadir örneklerden biridir.
Smotrich’e Türkiye’den verilen bir başka tepki, Başbakan Netanyahu’ya hitaben yazdığı bir mektupta, Türkiye’nin olası ateşkes görüşmelerinden dışlanması gerektiğini savunması nedeniyle verilmiştir. Smotrich mektubunda, Türkiye’nin süreçte yer almasının İsrail’in çıkarlarına zarar vereceğini iddia etmiştir. Dışişleri Bakanlığı ve Türkiye’nin Kudüs Başkonsolosluğu bu girişimi, İsrail’in “barış diplomasisini sabote etme çabası” olarak değerlendirmiştir. Smotrich’in, Gazze’nin “tamamen yok edilmesi” gerektiğine dair yaptığı açıklamalar da Dışişleri Bakanlığı tarafından sert bir şekilde kınanmıştır. Bakanlık, “Bu söylemler, insanlık vicdanında asla kabul görmeyecek yayılmacı ve tahripkar bir anlayışın tezahürüdür.” açıklamasında bulunmuştur. Bezalel Smotrich’in Türkiye’ye yönelik söylemleri ve politikaları, özellikle 2023-2024 yılları arasında Erdoğan yönetimini doğrudan hedef alan bir çizgiye evrilmiştir. Türkiye ise bu açıklamalara karşılık insan hakları ve uluslararası hukuk vurgusu taşıyan diplomatik açıklamalar yayımlamış, İsrail hükümetindeki bu söylem diliyle diplomatik temaslarını sınırlamıştır. Smotrich’in tüm bu açıklamaları, kendisinin diplomatik bir kriz figürü haline gelmesine neden olmuştur.
Bezalel Smotrich’in İsrail hükümetinde üst düzey bir konuma yükselmesi, ülkenin uluslararası ilişkilerinde de hissedilir yankılar uyandırmıştır. Zira Smotrich’in sert çizgisi ve tartışmalı açıklamaları, sadece iç politikada değil, dış dünyada da tepki çekmektedir. Hem yakın müttefikler olan ABD ve Avrupa ülkeleriyle ilişkilerde, hem de Ürdün, Mısır, BAE ve Bahreyn gibi bölgesel komşular ile ilişkilerde Smotrich faktörü belirgin bir gerilim unsuru haline gelmiştir. Şubat 2023’te Smotrich, “Huvvara köyü yerle bir edilmeli” şeklindeki ifadeleri nedeniyle ABD Dışişleri Sözcüsü tarafından “tiksindirici ve sorumsuz” bulunarak kınanmıştır. Washington, Başbakan Netanyahu’ya kamuoyu önünde Smotrich’i dizginlemesi çağrısında bulunmuştur. Bu durum, ABD yönetiminin bir İsrail bakanını bu denli sert eleştirmesinin ilk örneği olmuştur.
Smotrich’in İsrail kabinesindeki varlığı Avrupa’da da endişe yaratmıştır. Mart 2023’te Paris’te özel bir anma etkinliğine katılması bile Fransız hükümetini zor durumda bırakmış; Fransa Dışişleri Bakanlığı, Smotrich’in “kabul edilemez açıklamalarına” katılmadıklarını beyan eden bir açıklama yayımlamak zorunda kalmıştır. Ayrıca AB, 2023’te Batı Şeria’da yasa dışı ön karakolların onaylanması ve Filistin yapılarının yıkılması konusunda İsrail’e protesto notaları iletmiştir.
Çeşitli Avrupa ülkeleri de Smotrich’e yönelik tepkiler göstermiştir. Özellikle Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkelerde basın; Smotrich ve ekibini “İsrail’in aşırı sağı” olarak manşetlere taşıyarak hükümetlerine “bu kişilerle ilişkilerde dikkatli olunması gerektiği” mesajı vermiştir. Yine 2024 Ağustos’unda Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, İsrailli bakanlar Bezalel Smotrich ve Itamar Ben-Gvir’in Filistinlilere yönelik nefret söylemleri nedeniyle insan hakları ihlali temelinde yaptırım uygulanmasını AB dışişleri bakanlarının gündemine taşıdığını açıklamıştır.
Smotrich’in söylemleri bölgedeki Arap ülkeleri tarafından sıklıkla rahatsız edici bulunmuş ve sert tepkiler gösterilmiştir. Özellikle Ürdün, Smotrich’ten rahatsızlığını en açık gösteren ülke olmuştur. Mart 2023’te Smotrich’in “Filistin halkı yoktur.” sözlerini bir İsrail haritası önünde yapması ve bu haritadaki İsrail sınırlarının Ürdün’ü de kapsar şekilde gösterilmesi Amman’da adeta şok etkisi yaratmıştır. Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, Smotrich’i “ırkçı ve sorumsuz bir kışkırtıcı” olarak tanımlayarak uluslararası toplumu, kınamada bulunmaya çağırmıştır. Ürdün Kralı II. Abdullah, İsrail’deki bu yeni hükümetin Kudüs’ün statüsüne ve Ürdün’ün Harem-i Şerif ve Mescid-i Aksa üzerindeki vesayet rolüne saygı göstermemesinden de endişe duyduğunu belirtmiştir. Smotrich ve Ben-Gvir gibiler, Kudüs’teki statükoyu kabul etmeyen açıklamalar yapmışlardır. Bu da Ürdün’le gerginliği tırmandırabilecek en önemli konu hâline gelmiştir.
Sonuç itibarıyla, Bezalel Smotrich’in uluslararası ilişkilerdeki konumu oldukça tartışmalıdır. ABD ile güven bunalımı, AB ile soğukluk, komşularla gerginlik ve yeni dostlarla sıkıntılar, Smotrich döneminin ayırt edici zorlukları olmuştur. Smotrich’in İsrail dış politikası üzerindeki etkisi gelecekte de hem ülke içinde hem uluslararası alanda tartışılmaya devam edecektir. Bezalel Smotrich’in yaşam öyküsü ve siyasal kariyeri, İsrail’de din, ideoloji ve politikanın iç içe geçtiği karmaşık dinamikleri yansıtmaktadır. Dindar bir yerleşimciden devletin maliyesini ve fiilen toprak siyasetini yöneten bir bakana dönüşen Smotrich, muhaliflerince “ırkçı ve demokrasi karşıtı bir tehlike” olarak tanımlanmaktadır. Siyaset bilimi açısından Smotrich vakası, çoğulcu bir demokraside aşırı ideolojik bir partinin kilit pazarlık gücü elde etmesinin sonuçlarını gözler önüne sermektedir. Bu bağlamda Smotrich, milliyetçi-Yahudi popülizminin İsrail’deki yükselişinin en önemli aktörlerinden birisidir. Smotrich’in kişisel yolculuğu, İsrail siyasetinin ve toplumunun geçirdiği dönüşümü de anlamaya yardımcı olmaktadır. Smotrich’in öncülük ettiği fikirler ve politikalar, gelecekte İsrail’in karakterini ve bölgedeki dengeleri şekillendirmeye devam edebilecektir.


