Giriş
İsrail teolojik yapısının kurumsal çerçevesi, dini geleneklerle birlikte modern devlet işleyişindeki yapısal düzenlemeler yoluyla şekillenmektedir. Bu düzenlemelerin başında, 1921 yılında İngiliz mandası döneminde kurulan ve 1948 sonrası İsrail Devleti’nin resmi dini otoritesi olarak kurumsallaşan Hahambaşılık (ha-Rabanut ha-Raşit) gelmektedir. Aşkenaz ve Sefarad cemaatlerini temsilen biri Aşkenaz, diğeri Sefarad olmak üzere iki ayrı hahambaşının bulunması, İsrail Yahudiliği içindeki ayrışmayı kurumsal düzeyde yansıtan bir örnek olarak dikkat çekmektedir. Ancak bu ikili yapı, modern İsrail toplumunun artan dini ve kültürel çoğulluğuna ne ölçüde cevap verebildiği açısından yoğun biçimde tartışılmaktadır. Özellikle dünyanın farklı bölgelerinden gerçekleşen göçlerle birlikte dinsel çoğulculuğun ve çeşitlilik gösteren geleneklerin artması, Hahambaşılığın Yahudileri genel olarak temsil edemediğine dair eleştirileri de beraberinde getirmiştir. Bu kurumsal yapı, evlilik ve boşanma gibi kişisel hukuktan, kaşerut denetimi ve defin işlemlerine kadar geniş bir alanda tek yetkili dini merci olarak faaliyet göstermekte ve Yahudi kimliğinin tanınması gibi temel konularda da belirleyici olmaktadır. İsrail’de Hahambaşılık kurumunun günümüzdeki pozisyonunu belirleyen en temel unsur ise “Statüko Doktrini” olarak adlandırılan ve temelleri 1947’de David Ben-Gurion ile Agudat Yisrael arasında yapılan mutabakata dayanan düzenlemedir. Bu doktrin, devletin belirli alanlarda dini kurumların yetkisini tanımasını ve bu kurumların dini hukukla ilgili konularda resmi otorite olarak tanınmasını öngörmektedir. Böylece İsrail’de sekülerlik ilkesiyle doğrudan çelişen hibrit bir yapı ortaya çıkmıştır. Statüko Doktrini’nin günümüzde de varlığını sürdürmesi, dini gruplar ve siyasal partiler üzerinden desteklenmekte, bu durum Hahambaşılık kurumunun temsiliyet ve kamu kaynaklarına erişimi bağlamında ayrıcalıklı bir konumda kalmasını sağlamaktadır. Bu kurumun tarihsel kökleri ve güncel işleyişi, İsrail’in teolojik yapısındaki çeşitlilik bağlamında düşünüldüğünde önemli bir gerilim noktası hâline gelmektedir. Zira Hahambaşılık ve Statüko Doktrini, İsrail’de dinin kamusal hayata nasıl müdahil olduğunu, kimliklerin nasıl tanımlandığını ve din-devlet ilişkilerinin hangi ideolojik çerçevede sürdürüldüğünü göstermesi bakımından merkezi bir öneme sahiptir.
İsrail, modern siyasal yapılar içerisinde teolojik referanslarla şekillenmiş istisnai bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. İsrail’de mevcut bulunan bu yapı, inanç sistemiyle birlikte toplumsal sınıflaşmaların, etnik farklılıkların ve siyasal eğilimlerin iç içe geçtiği çok katmanlı bir toplumsal sistem üretmiştir. İsrail’in bu yapısı, etnik-kültürel yapıların ve dini grupların inanç sistemleri, yaşam pratikleri ve devletle ilişkileri etrafında şekillenmektedir. Bu açıdan bakıldığında İsrail’in teolojik yapısı, Yahudiliğin temel prensiplerine dayalı doktriner bir alana dayalı olmaktan çıkarak aynı zamanda bir siyasal çatışma, toplumsal sınıflaşma ve kültürel hegemonya alanı hâline gelmiştir.
Etnik Kültürel Yapılar
Aşkenaz ifadesi, tarihsel olarak Orta ve Doğu Avrupa kökenli Yahudi topluluklarını ifade etmek için kullanılan bir kavram olmuştur. Bu kelime, Orta Çağ İbrani literatüründe Almanya’yı belirtmek için kullanılmış, zamanla bölgedeki Yahudi kültürünü ve dini geleneğini ifade eder hâle gelmiştir. Aşkenaz Yahudilerinin dini gelenekleri, temel inançlar bakımından diğer Yahudi topluluklarıyla ortak olmakla birlikte ibadet uygulamaları, dini hukuk (halaha) yorumları ve kültürel ögelerde kendine has nitelikler taşımıştır. Süreç içerisinde Aşkenaz Yahudiliği, Ortodoks, Reform ve Muhafazakâr Yahudilik biçimlerini içeren çok katmanlı bir geleneğe sahip olmuştur. Dini yaşamda Aşkenaz geleneği, özellikle halahayla ilgili yorumlarda ve liturjide kendine özgü özellikler taşımaktadır. Sidur adı verilen dua kitaplarında, dini törenlerde ve yas uygulamalarında Aşkenaz usulü belirgin bir özellik göstermektedir. İsrail’deki resmi Hahambaşılık, Aşkenaz ve Sefarad olmak üzere iki başlı yapıdadır ve Aşkenaz Hahambaşı, Ortodoks kesimde güçlü bir otoriteye sahiptir.
İsrail’de Aşkenaz Yahudileri, özellikle devletin kuruluş sürecinden itibaren idari, ekonomik ve akademik yapının şekillenmesinde merkezi bir rol oynamıştır. 20. yüzyılın başlarında Avrupa’dan gelen Aşkenaz göçmenler, kibbutz hareketi, işçi sendikaları ve siyonist üst yapının omurgasını oluşturmuştur. İsrail Devleti’nin ilk başbakanı David Ben-Gurion başta olmak üzere pek çok siyasetçi, askeri yetkili, yüksek mahkeme üyesi ve üniversite rektörü Aşkenaz kökene sahip olmuştur. Bu durum, İsrail’deki diğer Yahudiler arasında devlet kurumları ve üst kademelerde sadece Aşkenazların söz sahibi olduğuna dair bir eleştirinin oluşmasına da neden olmuştur. Özellikle Sefarad ve Mizrahiler, “Aşkenaz hegemonyası”nı sorgulamış ve 1970’lerden itibaren siyasal etki alanlarını artırarak kimlik temelli itirazlarda bulunmuşlardır. Aşkenaz Yahudileri içinde sekülerlik oranı da yüksek olduğu için solun temelini oluşturan Meretz ve Avoda gibi partilere oy vermekte ve din-devlet ayrımını savunmaktadırlar.
İsrail’de mevcut bir başka etnik-kültürel yapıyı Sefaradlar oluşturmaktadır. Sefarad Yahudileri, köken olarak Orta Çağ İspanya’sından gelen Yahudileri tanımlamakla birlikte tarih boyunca Kuzey Afrika, Osmanlı ve Balkanlar gibi bölgelerde yaşamış, Ladino dilini konuşan Yahudi cemaatlerini ifade etmektedir. Dini açıdan Sefarad Yahudiliği, halahaya bağlılık açısından Ortodoks çizgide olmakla birlikte Aşkenaz geleneğine göre daha esnek ve kapsayıcı yorumlara açıktır. Bu bağlamda İsrail’deki Sefarad Hahambaşılığı, bu geleneğin temsilcisi olarak Sefarad cemaati için ayrı bir dini otorite oluşturmaktadır. Sefarad Yahudiliği, mistik geleneklere olan yakınlığıyla da tanınmaktadır.
İsrail’deki toplumsal hayatta Sefarad Yahudileri, Aşkenazlara kıyasla daha geniş bir yelpazede yer almaktadır. İçinde hem dindar hem de seküler bireylerin yoğun şekilde bulunduğu Sefaradlar, şehir merkezlerinde ve gelişmekte olan yerleşim bölgelerinde yaşamaktadır. Bu grup içinde Masorti yani geleneğe bağlı olan ama Ortodokslar kadar katı özellikler göstermeyen bir kesim de oldukça fazladır. İsrail’in kurulmasından sonraki ilk dönemlerde, Sefarad Yahudileri, Aşkenazların hâkim olduğu bürokrasi ve siyasal sistem içerisinde ikincil konuma itilmiştir. Bu durum Sefaradlar açısından sosyoekonomik eşitsizliklere ve kültürel aşağılanmalara muhatap olmakla sonuçlanmıştır. Sefaradlar çoğunlukla Mizrahi nitelendirmesiyle Doğulu, geleneksel, düşük gelirli ve eğitimsiz olarak gösterilmiştir. Bu söylemin ana nedeni ise Aşkenazların İsrail’deki üst kademelere hakimiyeti ve devlet yapısını dizayn etme gücü olmuştur. Siyasi temsiliyet açısından Sefarad Yahudileri, uzun süre sistem dışında kalarak merkezin uzağında konumlanmışlardır. Ancak Sefarad Hahambaşı olarak görev yapmış olan Ovadia Yosef tarafından 1984 yılında kurulan Şas Partisi, Sefarad kimliğinin dini ve siyasal ifadesi hâline gelmiştir. Bu parti, dini hukuka bağlı, geleneksel kültürü savunan, aynı zamanda da yoksul ve dışlanan kesimleri temsil eden bir kimlik ekseni oluşturma gayretinde olmuştur. Parti, dini eğitim kurumlarına kamu fonu sağlanmasını, yoksul ailelere sosyal yardımlar verilmesini, geleneksel Yahudi değerlerinin korunmasını ve Aşkenaz hegemonyasına karşı bir kimlik direnişini siyasal gündeminin merkezine koymuştur. İsrail’in teolojik yapısında geleneksel Ortodoksluğun önemli bir yorumunu taşıyan Sefaradlar, siyasal ve kültürel alanda Aşkenaz merkezli yapıya karşı güçlü bir direnç oluşturmaktadır.
İsrail’deki farklı bir grup olan Mizrahi Yahudileri, tarihsel olarak Orta Doğu, Kuzey Afrika, İran ve Orta Asya’daki Yahudi cemaatleri kapsayan geniş bir topluluktur. Mizrahi terimi İbranicede “Doğulu” anlamına gelmekte ve demografik çeşitlilikte genellikle Aşkenazların dışında kalan, Arapça, Farsça ve diğer yerel dilleri konuşan Yahudileri ifade etmek için kullanılmaktadır. Ancak bu kavram tarihsel ve kültürel olarak homojen olmayan bir grubu tanımlamakta ve içinde birçok alt topluluğu barındırmaktadır. Dini açıdan Mizrahi Yahudileri, halahaya bağlı geleneksel bir Ortodoksluk anlayışı taşımış, Aşkenazlara kıyasla daha halk merkezli ve mistik unsurlara açık bir dini yaşantıya sahip olmuşlardır. Musa b. Meymun’un ve Gaonlar döneminin halaha yorumları Mizrahi gelenek içinde baskındır. İsrail’e geldiklerinde Aşkenaz merkezli Hahambaşılık ve dini bürokrasinin etkisiyle bu gelenekler dönem dönem bastırılmış, yerel uygulamalar resmi yaklaşımlara uygun hâle getirilmeye çalışılmıştır. Mizrahi cemaatlerin birçoğunda Kabala’nın etkisi güçlüdür. Özellikle Lurianik Kabala öğretileri, Sefarad dünyasında olduğu gibi bu cemaatlerin dua kitaplarına ve geleneklerine de nüfuz etmiştir.
Mizrahi Yahudileri, 1948 sonrası İsrail’e büyük dalgalar halinde göç etmiştir. Arap-İsrail Savaşları ve İsrail’in farklı ülkelerdeki Yahudilere yönelik politikaları, Arap dünyasındaki Yahudi cemaatlerinin İsrail’e çeşitli operasyonlarla nakledilmesini sağlamıştır. Bu bağlamda 1950-1952 yıllarında Ezra ve Nehemya Operasyonlarıyla Irak’tan, 1961–1964 yıllarında Yahin Operasyonlarıyla Fas’tan, 1956–1967 yılları arasında Tunus ve Cezayir’den, 1979’dan sonra ise İran’dan yüzbinlerce Mizrahi, İsrail’e nakledilmiştir. Bu süreçte İsrail tarafından çoğu gelişmemiş bölgelerde oluşturulan Maʿabarot isimli geçici yerleşim merkezleri ve kalkınma şehirlerine yerleştirilen Mizrahi göçmenler, sosyal hiyerarşide alt kademelere itilmiştir. Siyasi düzlemde ise Mizrahi Yahudileri uzun süre temsil edilmeyen bir grup hâlinde kalmıştır. 1970’lerin sonunda kurulan Tami ve daha sonra Şas partileri bu boşluğu doldurmaya çalışmıştır. Ancak esas kırılma, 1977’de Menachem Begin liderliğindeki Likud’un seçimi kazanmasıyla yaşanmış ve Mizrahi kitle, ilk defa Aşkenaz işçi sınıfının temsil ettiği sol partilere karşı alternatif bir güç etrafında toplanmıştır. Begin’in Mizrahilere dönük olumlu yaklaşımı, bu grubun sağ siyasetle özdeşleşmesinde belirleyici olmuştur. Günümüzde Mizrahi Yahudiler, İsrail sağının özellikle Likud, Şas ve dindar-milliyetçi partilerin en önemli seçmen bloklarından birini oluşturmaktadır. Bu gruplar için kültürel tanınma, tarihi yaklaşım, dini otoritenin paylaşımı gibi kimlikle ilgili konular, ekonomik kalkınmadan bile önce gelmektedir. Mizrahiler, daha çok Masorti çizgiye yakın durmakta ve ne tam seküler ne de Haredi tarzında bir dindarlık göstermektedirler. Toplumsal yaşamda ise Aşkenazların gerisinde yer alsalar da son yıllarda bu fark azalmaya başlamıştır. Özellikle ordu, polis teşkilatı, yerel yönetimler ve bazı dini kurumlarda Mizrahi kökenlilerin temsili artmıştır. Bununla birlikte, üst kademelerde hâlâ ciddi bir temsil eşitsizliği bulunduğuna dair Mizrahilere ait eleştiriler bulunmaktadır.
Teymanim, Yemen Yahudileri için kullanılan isimdir. Yemen Yahudileri coğrafi olarak Mizrahi kategorisinin bir parçası olmakla beraber dini geleneklerinin özgünlüğü nedeniyle genellikle ayrı bir başlık altında ele alınmaktadır. Uzun bir geçmişe sahip olan Yemen Yahudileri, Arap Yarımadası’nın güneyinde izole bir hayat sürmüştür. Bu izolasyon, onların Yahudiliğin çok eski ifadelerini ve uygulamalarını korumasına imkân tanımıştır. Teymanimin teolojik yapısında özellikle halaha yorumlarındaki farklılıklar ile litürjik dil ve ezgilerdeki arkaik unsurlar ön plana çıkmaktadır. Yemen Yahudilerinin dini uygulamalarında en dikkat çekici husus ise Musa b. Meymun’un etkisidir. 12. yüzyılda yaşamış olan İbn Meymun, Yemen’deki Yahudi cemaatine ünlü İggeret Teyman (Yemen Mektubu) adlı mektupla hitap etmiştir. Daha da önemlisi Musa b. Meymun’un kapsamlı hukuk çalışması olan Mişne Tora, Yemen’de asırlarca temel halaha rehberi olarak benimsenmiştir.
Yemen Yahudileri teolojik olarak uzun süre mesihle ilgili beklentiler içinde yaşamışlardır ve tarih boyunca gerçekleşen sahte mesih hareketlerinden olumsuz etkilenmişlerdir. 1880’lerden itibaren Yemen’den Filistin’e göçler başlamış ve Sihirli Halı Operasyonları ile kitlesel olarak İsrail’e taşınmışlardır. İsrail’e gelen Yemen Yahudileri, bir yandan kadim geleneklerini yeni nesillere aktarmaya çalışırken diğer yandan modernleşme sürecinde bazı kültürel değişimlere de uğramışlardır. İsrail’e yerleştirilmeleri, Yemen Yahudileri için çoğunlukla sosyo-kültürel dışlanma ve ekonomik dezavantaj anlamına gelmiştir. Aşkenazların kontrolündeki devlet yapısı, Yemenlileri geleneksel yaşam tarzları nedeniyle “geri kalmış” olarak tanımlamış ve çoğu zaman asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya bırakmıştır. Eğitim, istihdam ve yerleşim alanlarında Yemen Yahudileri genellikle periferik bölgelere yönlendirilmiş, düşük ücretli işlerde istihdam edilmiş ve devletin modernleşme projelerine entegre edilirken geleneksel dini pratikleri ve sosyal yapıları göz ardı edilmiştir. Ayrıca 1950’li yıllarda Yemenli ailelerden yüzlerce çocuğun kaybolduğu iddiaları (Paraşat Yeladey Teyman) İsrail’de hâlâ tartışmalı bir toplumsal travma olarak varlığını sürdürmektedir.
Beta Yisrael topluluğu, tarihsel olarak Etiyopya’nın kuzeyindeki Tigray ve Amhara bölgelerinde yaşayan ve kendilerini İsrailoğulları’nın soyundan gelen bir Yahudi cemaati olarak tanımlayan gruptur. Geleneksel anlatılara göre bu topluluk, Kral Süleyman ile Saba Melikesinin soyundan gelen Menelik’in önderliğinde, Antik İsrail Krallığı’ndan ayrılmış ve Habeşistan’a yerleşmiştir. Dini yaşamlarında Beta Yisrael, klasik Rabbani Yahudilikten farklı bir çizgi izlemiştir. Talmud’un yer almadığı dini literatürleri, yalnızca yazılı metinlere dayalıdır. Kaşerut kuralları, Şabat uygulamaları ve bayram kutlamaları Beta Yisrael içinde özgün biçimlerde sürdürülmüştür. Bu farklılıklar, İsrail’de Hahambaşılığın Beta Yisrael’i “gerçek Yahudi” kabul etmesi konusunda uzun süreli çekinceler doğurmuştur. Özellikle Talmud eğitimi görmemeleri, Aşkenaz ve Sefarad halaha normlarına uymamaları, sinagog mimarisinden ibadet şekillerine kadar pek çok konuda farklılık göstermeleri ötekileştirilmelerine neden olmuştur. İsrail Hahambaşılığı, Beta Yisrael topluluğunu halaha açısından Yahudi olarak kabul etmekle birlikte evlilik gibi konularda ritüel banyosu (mikve) ve ihtiyat için dine giriş (giyur le-humra) talep etmektedir. Bütün bunlar ise Beta Yisrael topluluğunda ciddi tepkilere yol açmıştır.
İsrail Devleti, 1975 yılında Beta Yisrael’i Yahudi kabul ettiğini resmen ilan etmiş, ardından 1984’te Musa Operasyonu ve 1991’de Süleyman Operasyonu ile binlerce Etiyopyalı Yahudi İsrail’e nakledilmiştir. Ancak bu göç süreci, İsrail’de entegrasyon sorunlarını, ayrımcılık tartışmalarını ve tanınma krizlerini de beraberinde getirmiştir. Pek çok Etiyopyalı genç, İsrail toplumunda hem ten rengi hem de kültürel geçmişleri nedeniyle ayrımcılığa uğradıklarını belirtmiştir. Eğitim, istihdam, barınma ve güvenlik güçleriyle ilişkiler bağlamında Beta Yisrael üyeleri, sistematik eşitsizliklerle karşılaşmaktadır. 2015 yılında Damas Pakada adlı Etiyopyalı Yahudi askerin polis şiddetine maruz kalması ve ardından gelen protesto dalgası, bu eşitsizliğin kamusal alandaki görünür örneklerinden biri olmuştur. Beta Yisrael topluluğu, İsrail’e göç ettirilmelerinden bu yana geçen yaklaşık elli yıllık süreçte hem devlet politikalarının hem de toplumsal algının şekillendirdiği karmaşık bir yer edinmiştir. Başlangıçta “kurtarılan kardeşler” olarak dini ve ulusal söylemlerde idealize edilen bu topluluk, zamanla sosyoekonomik dışlanma, ırksal önyargı ve kurumsal ayrımcılık gibi sorunlarla yüzleşmek zorunda kalmıştır. Özellikle ikinci ve üçüncü kuşak Etiyopya kökenli gençler, eğitim sisteminde yaşanan eşitsizlikler, istihdamda ayrımcılık ve polisin orantısız şiddetine maruz kalma gibi yapısal sorunlarla yüz yüzedir.
Dindarlık Seviyesiyle İlişkili Yapılar
İsrail’deki tüm Yahudiler teknik olarak Hahambaşılığın yetki alanı altında bulunsa da kişisel dini tutum açısından ayrı gruplar içinde tasnif edilmektedirler. Bu bağlamda İsrailli Yahudilerin sınıflandırıldığı gruplar, dine karşı ilgisizlikten aşırı dindarlığa doğru Hilonim (seküler), Masortim (geleneksel), Datim (dindar-ortodoks) ve Haredim (aşırı dindar-ultra ortodoks) şeklindedir.
Hilonim, İsrail’deki Yahudi nüfusun en kalabalık alt grubunu oluşturmaktadır. Hilonim kavramı, yalnızca bireysel dindarlık düzeyini değil aynı zamanda bir dünya görüşünü, yaşam tarzını ve siyasal eğilimi de ifade etmektedir. Pew Araştırma Merkezi’nin araştırmasına göre İsrailli Yahudilerin yaklaşık %49’u kendini Hiloni olarak tanımlamaktadır. Bu oran, özellikle genç nüfus ve kentli kesimler arasında daha da artmaktadır. Hilonim, Yahudi kimliğini öncelikle etnik, kültürel ve tarihsel bağlamda değerlendirmekte ve dini inançlar ile ritüelleri bireysel tercihlere dayalı, sembolik ögeler olarak görmektedir. Dolayısıyla Hilonimin Pesah, Yom Kipur ve Hanuka gibi bayramlara katılım gösterebilmesi Tanrı buyruğuna itaat anlamı taşımamakta, daha ziyade kültürel aidiyet duygusuyla bu tutumlar gerçekleşmektedir. Hilonim’in sadece %18’i Tanrı’ya kesin olarak inandığını belirtmiştir. Geriye kalan büyük bir kısmı ya Tanrı inancını reddetmekte ya da bu konuda kesin bir yargıya varmaktan kaçınmaktadır. Bu durum, Hilonim’in geleneksel Yahudi teolojisinden büyük ölçüde koptuğunu gösterir. Eğitim düzeyi ve ekonomik statü açısından Hilonim’in üst konumda bulunduğu görülmektedir. Bunun bir sonucu olarak İsrail’de seküler yaşam biçimi, kültürel hegemonya üretiminde oldukça etkilidir.
Meretz, Yeş Atid, Avoda ve Hosen le-Yisrael gibi sekülerlik vurgusu yapan partiler, Hilonim’in yöneldiği siyasi gruplar arasında yer almaktadır. Bu partiler, sivil (medeni hukuka göre) evlilik, din-devlet ayrımı ve seküler eğitimin genişletilmesi gibi politikaları savunmaktadır. Hilonim’in en çok eleştirdiği konulardan biri İsrail’deki resmi Hahambaşılıkların yetkileri olmuştur. Bütün bunlarla birlikte Hilonim mutlak bir sekülerlik anlayışını savunmaz. Yapılan araştırmalara göre, Hilonim’in yaklaşık %60’ı Yahudi kimliğinin önemli olduğunu, bu kimliği kültürel miras ve tarihsel aidiyet bakımından yaşatmak gerektiğini belirtmektedir. Bu yönüyle Hilonim, Yahudi kimliğini dini formdan çıkartarak ulus merkezli bir yaklaşımla yeniden ele alan bir eğilim göstermektedir.
İsrail’deki Yahudi toplumunun önemli bir kısmını oluşturan Masortim, pratikte dini uygulamaları seçici biçimde sürdüren ancak yaşam tarzında modern unsurları benimseyen bireyleri tanımlamaktadır. Masortim ne Ortodoks Yahudiliğin katı kurallarına ne de Hilonim’in seküler yaşamına bütünüyle uyar. Bu yönüyle İsrail’deki dini kimlik çeşitliliğinin orta ekseninde yer almaktadır. Pew Araştırma Merkezi, İsrailli Yahudilerin yaklaşık %29’unun kendini Masorti olarak tanımladığını belirtmiştir. Masortim için dini günler anlam taşımakta ancak uygulamalar dini yükümlülükten çok ailevi ve kültürel devamlılık bağlamında gerçekleştirilmektedir. Masortim’in büyük bir bölümü Pesah’ta mayasız ürün tüketmeye özen gösterse de yılın geri kalanında kaşerut kurallarına titizlikle riayet etmemektedir. Yine Şabat günlerinde araç kullanmak, alışveriş yapmak veya seyahate çıkmak Masorti yaşam tarzının sıradan davranışları arasında yer almaktadır. Masortim çoğunlukla Tanrı’ya inandığını ifade etse de bu inancın göstergeleri, zorunlu ibadet pratikleriyle değil bireysel maneviyat ve ailevi geleneklerle ilişkili olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle Masorti kimlik, klasik Ortodoks teolojideki mitsva (dini yükümlülük) merkezli yaşamdan farklı olarak daha gevşek bir dini yaklaşım sergilemektedir. Masorti yaklaşım, özellikle Mizrahi ve Sefarad kökenli Yahudiler arasında yaygındır. Modernleşme süreciyle birlikte Masortim arasında da sekülerleşme eğilimleri görülmektedir. Özellikle genç kuşaklarda dini uygulamaların sembolik düzeye indirgenmesi, bu değişim sürecinin en önemli göstergesidir. Fakat Masorti kimlik, kurumsal düzeyde Reform ya da Muhafazakâr Yahudilikle özdeşleşmez.
Masortim genellikle merkez-sağ ve sağ eğilimli partilere yönelmektedir. Özellikle Likud, Şas ve Yisrael Beytenu gibi partiler, Masortiler tarafından destek görmektedir. Bu tercihler, Masorti seçmenin dini hassasiyetle birlikte milliyetçi refleksleri de benimsediğini göstermektedir. Bununla birlikte, Masortim arasında toplumsal çeşitlilik, dini çoğulculuk ve geleneksel değerlerin kamusal alanda temsili konusunda pragmatik tutumlar da yaygındır. Bu grup, bir yandan dini uygulamaların kamusal görünürlüğünü desteklerken öte yandan dini zorunlulukların birey üzerinde baskı kurmasına da karşı çıkar. Ancak son yıllarda Masorti kimliğin çözülmeye başladığına dair göstergeler artmaktadır. Eğitim düzeyi yükseldikçe ve kentleşme derinleştikçe Masorti bireylerin bir kısmı Hilonim kategorisine geçmekte diğer kısmı ise daha görünür bir dini yaşantıya yönelmektedir. Bu durum, Masorti kimliğin geçişken yapısının bir yansıması olarak değerlendirilmektedir. İsrail Demokrasi Enstitüsü’nün raporları, Masorti grubu içinde içsel çeşitliliğin arttığını ve homojen bir toplumsal bloktan ziyade yapı içinde kuşaklar arası geçişkenlik gösterdiğini ortaya koymaktadır.
Datim yani “dindar” olarak tanımlanan grup, İsrail’de genellikle Modern Ortodoks Yahudiler ve dindar siyonistlerden oluşmaktadır. Bu grup, hem dini yükümlülüklere sıkı bağlılık göstermekte hem de İsrail toplumunun ekonomik, askeri ve siyasal alanlarına aktif olarak katılım sağlamaktadırlar. Pew verilerine göre, İsrail Yahudilerinin yaklaşık %13’ü kendini Dati olarak tanımlamaktadır. Abraham Isaac Kook’un teolojik yaklaşımı, yapının ortaya çıkmasında belirleyici olmuştur. Kook, seküler siyonizmi Tanrı’nın tarihsel planının bir parçası olarak yorumlamış, İsrail Devleti’ni mesihsel kurtuluşa giden yolda ilahi bir aşama olarak görmüştür. Bu yorum, grup içinde din-devlet ilişkilerinin olumlu ve kutsal bir bütünlük taşıdığı fikrini şekillendirmiştir. Datim, günlük yaşamda halahaya riayet etmektedir. Şabat yasaklarına uymak, kaşerut kurallarına göre beslenmek, sinagoglara devam etmek ve dini bayramları geleneksel biçimde kutlamak bu grubun ortak davranış biçimidir. Ancak Datim içindeki bireyler, üniversite eğitimi almakta, İsrail Savunma Kuvvetleri’nde (IDF) zorunlu askerlik yapmakta, kamu sektöründe görev almakta ve siyasette aktif rol üstlenmektedir. Bu yönüyle Dati kimlik, dini bağlılık ile toplumsal entegrasyon arasında denge kurmaya çalışan bir anlayışı temsil etmektedir. Bu kimliğe sahip olanlar, dini müfredatla seküler eğitimin iç içe geçtiği “dini siyonist” okullarda eğitim almaktadır.
Siyasal açıdan Datim, dini Siyonist partilerde temsil edilmektedir. Tarihsel olarak Mafdal, günümüzde ise Dini Siyonist Parti, Bayt Yehudi ve Otzma Yehudit gibi partiler Datim’e mensup kitleden oluşan seçmen tabanına sahiptir. Bu partiler geleneksel dini değerlerin savunucusu olduğu gibi yasa dışı yerleşim politikalarının da destekçisi konumundadır. Datim’in bir kısmı ise Likud gibi sağ-muhafazakâr partilere yönelmektedir. Siyasi gündemlerinde dini eğitim bütçelerinin artırılması, Yahudi kimliğinin anayasal güvenceye alınması ve Yahudi yerleşimlerinin genişletilmesi gibi konular öne çıkmaktadır. Datim, sekülerleşmeye karşı temkinli bir duruş sergilemektedir. Bu gruba mensup bireyler arasında sivil evliliğe veya Şabat gününde toplu taşımaya dair muhalefet yaygındır. Ancak bu tutumlar, Harediler kadar radikal değildir. Teolojik söylemlerinde ise “Eretz Yisrael ha-Şlema” (Tam -Bölünmemiş- İsrail Toprağı) fikri büyük önem taşımaktadır. Bu yaklaşıma göre Tanah’ta vadedilen toprakların tamamı Yahudilere aittir ve bu topraklarda yerleşmek hem dini bir emir hem de milli bir görevdir.
İsrail’de en dindar grup olarak bilinen Harediler, geleneksel Yahudi yaşam tarzını modernite karşısında korumaya çalışan ve seküler kurumlarla arasına mesafe koyan bir toplumsal kesimi temsil etmektedir. İsrail’deki Yahudilerinin yaklaşık %9’u kendini Haredi olarak tanımlamaktadır. Haredi toplumu kendi içinde Litvanya kökenli, Hasidik ve Sefarad Haredi gibi alt gruplara ayrılmaktadır. Bu gruplar yeşiva eğitimiyle, Rebbe adı verilen karizmatik liderleriyle ve mistik uygulamalara yönelimleriyle ön plana çıkmaktadırlar. Harediler, yaşamın her alanında halahaya sıkı biçimde bağlı bir tutum göstermektedirler. Şabat, kaşerut, kadın-erkek ayrımı, kıyafet kuralları gibi alanlarda modern ortodoks gruplardan çok daha katı uygulamaları benimsemişlerdir. Erkekler siyah ve uzun elbise ile fötr şapka giyerken kadınlar vücut hatlarını kapatan uzun elbiselerle dolaşmaktadır. Televizyon, internet, seküler eğitim gibi konularda sert tepki gösterilmekte ve bunların kullanımı oldukça kısıtlanmaktadır. Eğitim sistemleri, resmi İsrail müfredatından büyük ölçüde ayrılmaktadır. Haredi okullar, dini metinler (Talmud, Tanah, halaha literatürü) üzerine odaklanmakta, matematik, İngilizce, fen bilimleri gibi dersler göz ardı edilmektedir. Haredi erkeklerin çoğu askerlik hizmetinden muaf tutulmakta bu da İsrail’de büyük tartışmalara yol açmaktadır. 1948’den itibaren Ben-Gurion ile Haredi liderler arasında yapılan Statüko Doktrini çerçevesinde bu muafiyet sağlanmış ancak nüfusun artmasıyla birlikte bu uygulama diğer Yahudiler arasında toplumsal eşitsizlik olarak değerlendirilmiştir. Özellikle seküler kesim, Haredi gençlerin devlete katkı sunmadan kamu kaynaklarından faydalandığını ileri sürmektedir. Yaşanan tüm bu tartışmalar ise İsrail’de derin ideolojik kutuplaşmayı gün yüzüne çıkarmaktadır.
İsrail’deki Harediler, özellikle Şas ve Yahadut ha-Tora partileri aracılığıyla temsil edilmektedir. Bu partiler, dini eğitim bütçelerinin artırılması, aile yardımlarının genişletilmesi ve sekülerleşme girişimlerinin engellenmesi gibi konular üzerine odaklanmaktadır. Haredi partiler genellikle koalisyon hükümetlerinde “denge unsuru” rolü üstlenmekte ve bu sayede dini kurumlara devlet fonlarının aktarılmasını sağlamaktadırlar. Haredim, kapalı toplum özelliği göstermesiyle diğer gruplarla sınırlı bir etkileşim içindedir. Kendi mahallelerinde yaşamakta, kendi okullarına gitmekte ve çoğunlukla kendi topluluklarındaki bireylerle sosyalleşmektedirler. Yine Harediler, Mesih gelmeden önce kurulan bir Yahudi devletini geçersiz saymakta, bölgede askeri operasyonlar ve siyasi yöntemlerle varlık göstermenin Mesih’in gelişini geciktirdiğini vurgulamaktadırlar. Bu nedenle İsrail bayrağı, ulusal marş ya da siyonist semboller Haredi kurumlarda görülmediği gibi bütün bunlara sert tepkiler gösterilmektedir. Özellikle Neturey Karta gibi bazı Haredi gruplar, İsrail Devleti’ne tamamen karşı çıkmaktadır. Ancak pragmatik nedenlerle devlet kurumlarıyla iş birliği yapan Haredi çevreler de mevcuttur.
Sonuç
İsrail Devleti’nin “Yahudi ve demokratik” kimlik söylemi etrafında inşa edilen teolojik yapısı, çok katmanlı ve çelişkili bir siyasal-sosyal yapı ortaya koymaktadır. Bu yapı, sekülerleşme eğilimlerini ve Ortodoks Yahudiliğin temel normlarını bünyesinde aynı anda barındırmaktadır. İsrail’in teolojik yapısı, inanç ile etnisitenin iç içe geçtiği, dini normların hukuki meşruiyetin belirleyicisi olduğu ve kimlik siyasetinin de meşru aracı hâline geldiği hibrit bir model ortaya koymaktadır. Bu modelin merkezinde Yahudi kimliği bulunsa da bunun ne olduğuna dair net bir ifade oluşturulmamıştır. Aksine, Aşkenaz, Sefarad, Mizrahi, Teymani ve Beta Yisrael gibi etnik-kültürel aidiyetler ile Hilonim, Masortim, Datim ve Haredim gibi dindarlık seviyesiyle ilgili gruplar, teolojik yapıyı iç gerilimler ve dönüşüm süreçleriyle şekillendirmektedir. Her bir grubun İsrail toplumu içindeki sosyo-politik konumu, sadece tarihsel kökenleriyle değil, aynı zamanda devletle kurdukları ilişki, ekonomik imkanlara erişimleri ve kurumsal temsil oranlarıyla da belirlenmektedir. Bu çerçevede Aşkenazlar, dini ve seküler alanda kurumsal temsil açısından merkezi konumda bulunmuştur. Fakat bu durum, özellikle Sefarad ve Mizrahiler tarafından “Aşkenaz hegemonyası” şeklinde tanımlanan kültürel ve yapısal bir asimetri olarak eleştirilmiştir. Nitekim 1970’lerden itibaren bu eleştirilere dayalı siyasal hareketliliklerin artması, İsrail siyasetinde Şas Partisi gibi yeni aktörlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamış ve teolojik farklılıkların siyasal temsil araçlarıyla birleşmesini mümkün kılmıştır.
Yahudilikle irtibatlandırılan tüm konularda Ortodoks kurumların tek yetkili kılınması, Reform ve Muhafazakârlık gibi alternatif Yahudi anlayışlarının kamusal meşruiyet kazanmasının önündeki en büyük engellerden biri olmaya devam etmektedir. İsrail’in teolojik yapısını anlamada yalnızca etnik ve mezhepsel çoğulluk değil, aynı zamanda dindarlık seviyeleri arasındaki farklılık da belirleyici olmaktadır. Hilonim’in yüksek eğitim ve ekonomik imkanlara erişimi, seküler yaşam biçiminin kültürel alanda üst kimlik olarak sunulmasına neden olmuş, buna karşın Haredim ve Datim, kamusal alanda dini normların görünürlüğünü artırmak adına siyasal alana aktif katılım göstermiştir. Kamusal fonların dağılımı, askerlik yükümlülüğü, eğitim müfredatı ve medeni evlilik gibi konular ise Harediler ile Hilonim arasında ciddi gerilimlere neden olmuştur. Dolayısıyla İsrail’in teolojik yapısı, kimlik tartışmalarını, toplumsal sınıflaşmayı ve kültürel iktidar ilişkilerini barındıran çok boyutlu bir sistemdir. Bu sistem, dini kurumların siyasi işlevini artırmakta ve toplumsal tabakalaşmayı derinleştiren etkenlere dönüşmektedir. Ortodoks olmayan Yahudilik yorumlarının marjinalleştirilmesi, etnik çeşitliliğin kültürel hiyerarşiyle bastırılması ve dini gruplar arasındaki eşitsizlikler, İsrail’in teolojik yapısının gerilim yüklü bir alan olduğunu ortaya koymaktadır.


