back to top
10 Aralık, 2025, Çarşamba
Ana SayfaYayınlarAnalizTürkiye’nin “Çelik Kubbesi”

Türkiye’nin “Çelik Kubbesi”

Rusya-Ukrayna Savaşı ve İsrail’in İran’a düzenlediği hava saldırıları gündemdeki yerini koruyor. Avrupa ve Orta Doğu ülkeleri ise bölgedeki çatışmaların genişlemesi nedeniyle hava ve füze savunma kapasitelerini artırmaya çalışırken Türkiye, ASELSAN’ın 50’nci yılında “sistemler sistemi” olarak nitelendirilen Çelik Kubbe yüksek teknolojili katmanlı savunma sistemine ait 47 ayrı unsuru Türk Silahlı Kuvvetlerine teslim etti.

ASELSAN tesislerinde 27 Ağustos 2025 tarihinde düzenlenen törende Türk Silahlı Kuvvetlerine önemli bir kabiliyet kazandıracak 460 milyon dolar değerindeki SİPER, HİSAR, KORKUT hava savunma sistemleri, 35 mm Modernize Çekili Top Sistemi, PUHU ve REDET elektronik harp sistemi teslim edildi. Öte yandan 280 milyon dolar değerindeki 14 tesisin açılışı ve 1,5 milyar dolarlık yatırım büyüklüğüyle son yılların en büyük sanayi yatırımlarından biri olan, tamamlandığında Avrupa’nın en büyük hava savunma tesisi olacak Oğulbey Teknoloji Üssü’nün temel atma töreni gerçekleştirildi.

Çelik Kubbe, günümüzde tehdit yelpazesinin sürekli genişlediği bir ortamda, ülkelerin öncelikli stratejik ihtiyaçlarından biri hâline gelmiş olan hava ve füze savunma sistemleri alanında hayata geçirilen bu AR-GE ve altyapı yatırımları Türkiye’nin savunma sanayiinde bağımsızlığını pekiştirme ve bölgesel bir güç olmaktan küresel güç olma hedeflerine yönelik atılan stratejik adımların somutlaşmış ürünüdür.

Coğrafi açıdan büyük bir ülke olmanın sonucu olarak sorunlu birçok ülke ile komşu olan Türkiye, sürekli güçlü olmasını zorunlu kılan bu bölgede varlığını tehlikeye sokabilecek çok sayıda hava tehdidi ile karşı karşıyadır.

Soğuk Savaş döneminde Sovyetleri Birliği tehdidi altındaki Türkiye, çareyi ABD’nin başı çektiği NATO’da gördü ve güvenliğini bu ittifaka emanet etti. 1962’de patlak veren Küba krizinde, İzmir-Çiğli’de konuşlandırılan Jüpiter füzelerinin 1963’te sökülmesi, 1964’teki meşhur Johnson mektubu, 1974’te Türkiye’ye konulan ambargo Washington’un bir müttefik olarak Türkiye’yi nasıl göz ardı edebileceğini gösterdi. Siyasi, ekonomik ve askerî açıdan buhran içinde olan Türkiye, güvenliğinin dış kaynaklardan edinilecek sistemlerle sağlanamayacağını anladı; yerli ve millî savunma sanayinin önemini görerek ASELSAN, TUSAŞ ve İŞBİR gibi birçok kurumu ortaya çıkardı.

Fotoğraf 1: İran’ın Hayber (Hürremşehr-4) Adı Verilen Orta Menzilli Balistik Füzesi

Kaynak: Anadolu Ajansı

Yanı Başımızdaki Tehlike

İran, 1980 ve 1988 yılları arasında gerçekleşen, “galibi olmayan savaş” olarak da bilinen Irak savaşından sonra Rusya, Çin ve Kuzey Kore’nin desteği ile balistik füze teknolojilerine önemli bir yatırım yaptı ve bu durumun sonucunda bölgenin en geniş balistik füze envanterine sahip ülkesi konumuna geldi. Bu durum uzun yıllardır Türkiye için tehdit oluştururken İran’ın ürettiği ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nda kullanılan maliyet etkin ve düşük süratleriyle tespit ve imha edilebilmesi zor olan Şahit-136 kamikaze dronlarının etkisi akabinde İran’ın yine bu ve buna benzer dronları Haziran 2025’te On İki Gün Savaşı’nda İsrail’e karşı yoğun şekilde kullanması kamikaze dronları tehdit olarak karşımıza çıkardı.

Nükleer bir güç olmasının yanı sıra İsrail, Orta Doğu’nun teknolojik olarak en gelişmiş füze envanterlerinden birine sahiptir. Bölgenin en modern hava gücüne sahip olan İsrail’in F-35, F-16 ve F-15 savaş uçakları ve bunlardan atılan çeşitli uzun menzilli seyir füzeleri, 3500-6500 km menzile sahip JERİCHO balistik füze ailesi ve dünyanın önde gelen kamikaze dron, İHA/SİHA üreticisi ve kullanıcısı olması Türkiye’nin önündeki en ciddi tehditlerin başında gelir.

Yunanistan ise hava gücünün etkinliğini artırmak amacıyla F-16’larını modernize ediyor, ayrıca Fransa’dan tedarik ettiği Rafale savaş uçaklarından oluşan filosunu genişletmek amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Öte yandan, 2030’lu yılların başında F-35 uçaklarını da hizmete alarak Ege ve Akdeniz’de hava hâkimiyeti noktasında önemli bir aşama kaydedecektir. Bunlara ilaveten 250+ kilometre menzilli SCALP uzun menzilli seyir füzelerine sahip olması ve sayısını artırmak istemesi ayrıca İsrail ile yürüttüğü askerî iş birliği kapsamında seyir füzeleri tedarik edecek olması Türkiye için büyük bir sorun teşkil ediyor.

Rusya’nın sahip olduğu askerî güç ve Ermenistan’ın kısıtlı da olsa envanterinde olan balistik ve güdümlü füzeler bir tehdit olarak karşımızda duruyor. Türkiye’nin karşısında duran bir diğer tehdit ise Rusya-Ukrayna Savaşı’nda yoğun bir şekilde kullanılan muharebe sahasının en etkin oyuncularından olan FPV dron, kamikaze İHA, mikro/mini İHA’lardır. Buradan elde edilen bilgi ve dersler başta PKK/YPG/PYD ve DAEŞ olmak üzere çeşitli terör örgütleri tarafından hızlıca sahaya yansıtıldı. Birçok defa TSK’ya ait üslere karşı sınır içinde ve hattında, Suriye’de ve Irak’ta çeşitli dron saldırıları gerçekleştirildi. Bu durum Türkiye’nin yakın zamanda karşılaştığı ve karşılaşacağı tehditlerin başında gelir.

Hava Savunmada Dışa Bağımlılık

ABD ve NATO güvenlik şemsiyesi altında bir hava savunma stratejisi izleyen Türkiye, ABD’den tedarik edilen 1955 yılında MIM-3 Nike Ajax ve 1959 yılında MIM-14 Nike Hercules uzun menzilli hava savunma füze sistemleri ile 1983’te Birleşik Krallık’tan Rapier Standard B1 alçak irtifa hava savunma sisteminin alımı dışında uzun yıllar hava tehditlerine karşı geniş savaş uçağı filolarına önem verdi, hava savunma sistemlerini geri planda bıraktı. 1991 Körfez Savaşı döneminde, SCUD füzelerine karşı önlem olarak ABD tarafından Patriot sisteminin Türkiye’ye yerleştirilmesi, hava savunma sistemlerinin önemini ortaya çıkardı ve arayışa girilmiş olmasına rağmen herhangi bir ilerleme kaydedilemedi. 2003 yılında İkinci Körfez Savaşı’nda da hava savunma sistemi tedariki gündeme gelmesine rağmen bir sonuç alınamadı. Ancak, 2000’li yılların başında ABD’den ikinci el olarak MIM-23 HAWK sistemi tedarik edildi.

1960’lı yıllardan bu yana balistik füze tehdidi altında bir ülke olan ve hava savunma kabiliyetinin belkemiğini savaş uçaklarından oluşturan Türkiye, NATO ittifakı içinde güven sorunu yaşaması, kendine has tehditlerle karşılaşması, yeni güvenlik anlayış ve stratejisi çerçevesinde bağımsız, millî, modern ve etkin bir hava savunma sistemine sahip olmak için 2000’lerin başında savunma sanayiinde atılımlar yapma gayreti içerisine girdi.

Fotoğraf 2: ATILGAN Kaideye Monteli Stinger Sistemi

Kaynak: ASELSAN

Bunun ilk somut örneği TSK’nın alçak irtifa hava savunma ihtiyacının karşılanması amacıyla ASELSAN tarafından geliştirilen 2001 yılında imzalanan sözleşmeyle hayata geçirilen Türkiye’nin ilk millî hava savunma sistemi olan Atılgan ve Zıpkın araçlarından oluşan Kaideye Monteli Stinger (KMS) Sistemi tedarik edilerek hizmete girdi.

Hava soluyan hedeflere (uçaklar, seyir füzeleri gibi) ve taktik balistik füzelere karşı bir koruma şemsiyesinin oluşturulması hedefiyle 30 Haziran 2006 tarihinde Savunma Sanayii İcra Komitesi (SSİK) tarafından, uzun menzilli hava ve füze savunma sistemi (Turkish Long Range Air and Missile Defence System/T-LORAMIDS) projesinin başlangıç kararı alındı. T-LORAMIDS ile, toplam 12 batarya hava savunma sisteminin büyük oranda hazır alım yoluyla temini planlandı.

Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından 2007 Mart ayında Bilgi İstek Dokümanı’nın yayımlanması sonrasında, Nisan 2009 tarihinde bir Teklife Çağrı Dokümanı yayımlanmış ve teklifler Mart 2010 tarihinde alındı. İhalede, ABD’den Raytheon ve Lockheed firmaları Patriot PAC III Konfigürasyon III Sistemi, Fransız-İtalyan EUROSAM konsorsiyumu SAMP/T, Çinli CPMIEC FD-2000, Rusya’dan Rosoboroneksport Antey 2500 ile yarıştı. Değerlendirme sürecinden sonra SSİK tarafından Eylül 2013 tarihinde Çinli CPMIEC firmasıyla sözleşme görüşmelerine başlama kararı alındı.

Bu kararın ardından NATO tarafından diplomatik baskıyla karşı karşıya kalınmasının yanı sıra Çin tarafı ile yaşanan teknik anlaşmazlıklar nedeniyle SSİK tarafından Kasım 2015 tarihinde alınan kararla proje iptal edildi. Akabinde Millî Savunma Bakanlığı yaptığı açıklamada, ihtiyacın millî imkânlarla karşılanmasına yönelik çalışmaların ASELSAN ana yükleniciliğinde ROKETSAN ve Tübitak SAGE tarafından sürdürüleceği belirtildi.

Acil ihtiyacın karşılanması için ABD, İtalya ve Fransa ile yürütülen görüşmelerde sonuç alınamamasından sonra Ekim 2016’da Rusya ile S-400 sisteminin alımına yönelik görüşmeler başlatıldı. 2017’de Rusya’dan toplam maliyeti 2,5 milyar dolar olan biri opsiyonlu iki adet S-400 sisteminin satın alınması kararlaştırıldı. S-400 sisteminin birinci grup malzemeleri Temmuz 2019’da Türkiye’ye ulaştı.

Fotoğraf 3: Çelik Kubbe Hava Savunma Mimarisi

 Kaynak: Anadolu Ajansı

Çelik Kubbe’ye Giden Yol

Hava savunma şemsiyesi oluşturma yolunda siyasi, ekonomik ve askerî teknik sorunlar sebebiyle yurtdışı tedarikte istediği sonuca ulaşamayan Türkiye, siyasi iradenin aldığı kararlar ile uzun, ince ve bir o kadar meşakkatli bir yola girdi. Adım adım ama kararlı bir şekilde ilerlenen bu yolda Türk Savunma Sanayii birçok projeyi hızlıca devreye soktu.

Savunma Sanayii İcra Komitesi’nin (SSİK) 6 Ağustos 2024 günü düzenlenen toplantısının ardından kamuoyuna duyurulan Çelik Kubbe, Türkiye’nin hava ve füze savunmasına yönelik esnek, entegre ve çok katmanlı savunma mimarisinin adıdır. Proje özünde, Kara, Hava ve Deniz unsurlarının silah, radar, erken ihbar, yapay zekâ destekli komuta-kontrol, haberleşme, çeşitli sensörler ve elektronik harp sistemlerinin bir araya getirilmesiyle gerçek zamanlı veri paylaşımını ve analizini kolaylaştırarak farklı operasyonel seviyelerdeki karar vericilerin erişebileceği kapsamlı bir hava resmi oluşturarak birleşik bir savunma ağı kavramını ortaya çıkarıyor.

Geleceğin savaş ortamına uyum sağlayacak bir sistem mimarisi olarak tasarlanan Çelik Kubbe’nin bileşenleri dron, İHA, seyir füzeleri, helikopter, savaş uçakları, roket ve füze tehditlerine karşı İhtar, Gökberk, Şahin, Levent, Sungur, Gürz, Korkut, Hisar ve Siper gibi hava savunma çözümlerinden oluşuyor.

Millî savunma yeteneklerini güçlendirme hedefinin bir parçası olarak ASELSAN tarafından geliştirilen 35 mm parçacıklı mühimmat Atom atma kabiliyetine sahip KORKUT Silah Sistemi ile TSK envanterinde mevcut olan 35 mm çekili hava savunma topları modernize edilerek 2019 yılında TSK hizmetine girdi. Öte yandan ASELSAN ve ROKETSAN iş birliğiyle yürütülen Türkiye’nin katmanlı hava savunmasında önemli bir adım niteliğindeki, 15 kilometre menzilli HİSAR A+ alçak irtifa ve 25 km menzile sahip HİSAR O+ orta irtifa hava savunma füze sistemleri tüm unsurlarıyla 2021 yılında TSK’ya teslim edilmeye başlandı.

Fotoğraf 4: HİSAR O+ Orta İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi

 Kaynak: ASELSAN

Öte yandan Hisar ailesinin muharip gemilerde kullanılmak üzere geliştirilmiş Hisar-D RF adlı versiyonu da ROKETSAN tarafından gemiler için geliştirilen Millî Dikey Lançer Atım Sistemi (MİDLAS) tarafından ateşlenmiş durumdadır. Türkiye’nin ilk millî firkateyni TCG İSTANBUL (F-515)’dan fırlatılan füze hedefini başarıyla vurdu. Bu başta İstif sınıfı olmak üzere mevcut ve inşa aşamasındaki millî savaş gemilerinin hava savunma kabiliyetine katkıda bulunacak.

Türkiye’nin stratejik hava savunmasının en önemli unsurunu teşkil eden ASELSAN, ROKETSAN ve TÜBİTAK SAGE iş birliğiyle geliştirilen ve hizmete giren Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi SİPER; aktif radar güdümlü füzeleri, gelişmiş komuta-kontrol altyapısı ve uzun menzilden hedef tespit, teşhis ve takip edebilen radarı ile stratejik altyapı, askerî üs ve tesislerin güvenliğini sağlayacak.

Hâlihazırda sistemin ilk füzesi olan 100+ kilometre menzile sahip ‘Siper Ürün 1’ füzesi envantere girmiş durumdadır. 150+ kilometre menzilli Siper Ürün 2 ve 180+ kilometre menzilli Siper Ürün 3’ün ise geliştirme ve test faaliyetleri sürüyor.

Fotoğraf 5: Çelik Kubbe Entegre Hava Savunma Sistemi

Kaynak: Anadolu Ajansı

Tehdidi mümkün olan en uzak mesafeden algılamak ve tespit edilen hedefi bir sensör ağı üzerinden, ortak karar vermeyi destekleyecek unsurlar üzerinde birleştirerek karar vericilere sunabilmek, en hızlı tepki süresini vermek hayati önemdedir. Hava savunma ve silah sistemleri de tüm verileri ASELSAN ürünü KALKAN, AKREP ve ALP ailesi uzun menzilli erken ihbar ve hava savunma radarlarından alır.

Bu ağ yapısının en kritik unsurunu ise ASELSAN tarafından geliştirilen HAKİM Hava Komuta Kontrol Sistemi oluşturuyor. Çelik Kubbe’nin beyni konumunda olan HAKİM, farklı tipte ve yetenekteki sensörlerden aldığı verileri kıymetlendirerek tanımlanmış hava resmini oluşturan millî hava komuta kontrol sistemidir. Sistem, envantere giren ve girmesi planlanan hava, kara ve deniz kuvvetlerinin sensör, silah sistemi ve komuta kontrol unsurlarının eş güdümle çalışmasına imkân tanıyor. Sistem, hava sahasındaki tüm trafiğin gerçek zamanlı takibini, olası tehditlerin uzun menzilden, farklı sensörlerle tespit ve teşhisini, bu tehditlerin en uygun silah sistemleriyle önlenmesini sağlıyor.

Çelik Kubbe’nin haberleşme ve iletişim altyapısı, RADNET ve T-LINK sistemlerle sağlanıyor. RADNET, geniş alan ağlarında veri paketlerini güvenli bir şekilde taşırken yüksek bant genişliği ve düşük gecikme süresi sunuyor. T-LINK ise daha kısa mesafeli ve hızlı veri iletimi sağlayan bir sistemdir. Bu ağlar, şifreleme protokolleri ve veri bütünlüğü kontrolü ile korunuyor, böylece sistemin güvenliği artırılıyor.

Sonuç

Türkiye, stratejik konumu nedeniyle yakın ve uzak bölgesinde meydana gelen tüm olaylardan etkilenen, diğer taraftan da önemli bir bölgesel aktör olarak olaylara müdahil olabilen bir ülkedir. Çevresindeki ülkelerle geçmişten beri mücadele etmekte olan Türkiye, Çelik Kubbe ile üç tarafı denizlerle çevrili geniş bir kara parçası üzerine yayılmış kalabalık nüfusunun yanı sıra sanayi, enerji, askerî üs gibi stratejik tesislerine gelebilecek tehditlere karşı caydırıcılığını artıracaktır.

Fotoğraf 6: Çelik Kubbe Entegre Hava Savunma Sistemi

Kaynak: Anadolu Ajansı

Çelik Kubbe, hava savunma kabiliyetlerinde önemli bir ilerlemeyi temsil etmenin yanı sıra Türk savunma sanayinin hava ve füze savunma alanındaki gelişmelerinin doğal bir sonucudur. Bu durum ülkenin ulusal güvenlik yaklaşımında yeni bir döneme işaret eder.

Yanı başımızda süre gelen Ukrayna-Rusya Savaşı’nda balistik ve seyir füzelerinin insansız hava sistemleriyle birlikte eş güdümle çalışması, ucuz, basit ve etkin bir şekilde muharebe sahasında kullanılan FPV dronların milyon dolar değerindeki sistemleri etkisiz hâle getirmesi tehlikenin boyutlarını gözler önüne serdi.

İsrail-İran Savaşı’nda da modern bir hava gücünün neler yapabileceğine şahitlik ettik. İsrail hava kuvvetlerinin teknolojik üstünlüğü, harekâtın ilk üç gününde demode savaş uçaklarına ve hava savunma sistemlerine sahip İran’a ağır kayıplar verdirdi.

İran’ın, buna karşılık olarak balistik füze ve kamikaze dronlarla yaptığı saldırılar ABD’nin tüm desteğine rağmen, hâlihazırda dünyanın en gelişmiş katmanlı hava savunma şemsiyesine sahip İsrail’in stratejik tesislerini hedef alması, ekonomik kayıpların yanı sıra siviller üzerinde korku ve paniğe neden oldu.

Bu iki örnek bir ülkenin güvenliğinin modern hava savunma sistemleri, gelişmiş keşif/istihbarat/gözetleme ve elektronik harp kapasitesinin gelişmişliğinin yanında bunların bir bütün olarak entegre edilmesinin önemini ortaya koydu. Öte yandan muharebe sahasında yüksek teknolojili sistemlerin seri üretim ve sayısal olarak doygunluğu da bir diğer önemli noktadır. İsrail-İran savaşı modern hava harbi, caydırıcılık ve teknoloji kapasitesinin kullanımı açısından derslerle doludur. Yakın bölgede gerçekleşen bu hadiseler ışığında katmanlı hava savunma kapasitesini entegre bir yapıya dönüştürme yolunda adımlar atan Türkiye, Çelik Kubbe ile millî savunma teknolojilerinin geldiği seviyeyi göstermesinin yanı sıra ulusal çıkarlarını gözetme ve özellikle savunma, dış politika ve kritik teknolojiler gibi temel alanlarda, bağımsız kararlar alarak bölgesinde istikrar ve güven ortamını yaratacaktır.

Muhammet Metin, Defence & Technology genel yayın yönetmenidir.

Muhammet Metin
Muhammet Metin
Siyasal Bilgiler ve Uluslararası İlişkiler eğitiminin ardından gazetecilik kariyerine Hürriyet Gazetesi’nde adım atan Muhammet Metin, habercilikteki deneyimini özellikle savunma sanayii alanına yönlendirdi. Habercilikte doğruluk, tarafsızlık ve derinlemesine bilgi anlayışını ilke edinerek, Türk savunma sanayiindeki gelişmeleri ulusal ve uluslararası kitlelere duyurmak amacıyla 2015 yılında kurduğu www.defenceandtechnology.com ‘un genel yayın yönetmenliğini sürdürmektedir. Hazırlamış olduğu analiz haberleri ulusal ve uluslararası medyada yer alan Muhammet Metin, çalışmalarına savunma sanayii ve güvenlik alanlarında devam etmektedir.
İLGİLİ MAKALELER

Çok Okunan