back to top
17 Nisan, 2026, Cuma

Sahel’den Akdeniz’e Uzanan Tehdit

FokusSahel’den Akdeniz’e Uzanan Tehdit

Sahel’den Akdeniz’e Uzanan Tehdit

Fas-İspanya Ortak Operasyonu Ne Anlatıyor?

Akdeniz’in batı ucunda uzun süredir gözden kaçan bir gerçek var. Avrupa’nın güney güvenliği artık yalnız Avrupa kıyılarında başlamıyor. Risk çok daha aşağıda, Sahel’den Kuzey Afrika’ya uzanan hatta şekilleniyor ve oradan da Akdeniz’in kuzeyine doğru akıyor. Son yıllarda çöl kuşağında büyüyen radikal ağlar, insan hareketliliği, dijital propaganda, kaçakçılık rotaları ve gevşek bağlantılı hücrelerle daha geniş bir alan kuruyor. Bu yüzden güvenliğin anlamı da değişiyor. Mesele artık sınır kapısında önlem almakla sınırlı kalmıyor. Asıl soru, tehdidin hangi aşamada fark edildiği, hangi ortakla durdurulduğu ve hangi hattın erken uyarı üretebildiği noktasında şekilleniyor.

25 Mart 2026 tarihinde İspanya Ulusal Polisi ile Fas’ın DGST birimi arasında yürütülen eşzamanlı operasyon, tam da bu yeni dönemin işaret fişeği oldu. Palma’da yakalanan kişinin yoğun radikalleşme sürecinden geçtiği, DEAŞ içeriklerini tüketip yaydığı ve çatışma sahasına gitme niyeti taşıdığı açıklandı. Aynı saatlerde Fas’ta iki kişinin daha gözaltına alınması, dosyanın basit bir güvenlik vakası olmadığını ortaya koydu.

Üstelik aynı açıklamada 2014’ten bu yana Rabat’la yürütülen 31 ortak operasyon ve 150 gözaltı bilgisinin özellikle öne çıkarılması dikkat çekiciydi. Bu, iki ülkenin günü kurtaran bir iş birliği yürütmediğini, yıllara yayılan sağlam bir güvenlik hattı kurduğunu gösteriyor. İşte meselenin özü burada yatıyor. Bu hat İspanya’yı koruyan bir mekanizma olmanın yanı sıra Sahel’den yükselen baskının Akdeniz’e taşınma biçimini önceden gören bir emniyet katmanı olarak görülebilir.

Operasyonun Gösterdiği Yeni Güvenlik Mantığı

25 Mart dosyasını önemli kılan şey gözaltı sayısı değildir. Asıl önemli olan, tehdidin nasıl çalıştığını göstermesidir. Palma’da yakalanan kişinin propaganda tüketmesi, bunu yayması, başkalarını etkilemesi ve sonunda çatışma alanına yönelme arzusu taşıması yeni dönemin güvenlik sorununu açık biçimde anlatıyor. Bugün radikal ağlar eski tip hiyerarşik yapılardan daha farklı işliyor. Dijital temaslar, küçük temas halkaları, esnek bağlar ve ülkeler arasında kurulan gevşek ilişkiler daha belirleyici hâle geliyor. Tehdit, sınırı geçtikten sonra görünür olmuyor ve çoğu zaman daha önce, ekranda, mesaj trafiğinde, para akışında ve niyet safhasında şekilleniyor.

Rabat ile Madrid’in birlikte yürüttüğü müdahale, işte bu erken aşamaya odaklanıyor. Burada güvenlik anlayışı da değişiyor. Saldırı olduktan sonra reaksiyon vermek başka bir şeydir; saldırı olgunlaşmadan ağı parçalamak başka bir şey. İkinci yol daha sessiz ilerler, manşeti daha küçüktür, etkisi ise çok daha büyüktür. Bu yüzden Fas ile İspanya arasındaki eşgüdüm sıradan bir teknik temas olarak okunmamalı.

İspanyol polisinin Fas’ı “İspanya için cihatçı tehditlerin etkisizleştirilmesinde temel ortak” diye tanımlaması da bu yüzden anlamlıdır. Bu cümle diplomatik nezaket olsun diye kurulmuş bir cümle değil. Avrupa’nın güneyinde güvenlik artık sahilde başlamıyor. Güvenlik hattı güneye kayıyor ve istihbarat paylaşımı, erken müdahale ve önleyici kapasite daha belirleyici bir yere oturuyor. Palma ile Tanca arasındaki bağlantı da tam olarak bu yeni güvenlik mantığını anlatıyor. Akdeniz’in kuzeyi ile güneyi artık birbirinden kopuk iki ayrı alan sayılmaz.

Sahel’den Kuzeye Taşan Baskı

Bu meseleyi sadece Fas-İspanya ilişkisi üzerinden okumak eksik kalır. Asıl baskı daha güneyde birikiyor. Sahel’de son yıllarda büyüyen radikal yapılar, artık yalnız kırsal alanlarda saldırı düzenleyen örgütler olarak anılmıyor. Propaganda, devşirme, finansman, suç ağlarıyla temas ve sınır aşan bağlantılar üzerinden çok daha esnek bir hareket alanı kuruyorlar. Bu yüzden Sahel artık uzakta duran bir kriz kuşağı değil. Kuzey Afrika’yı ve Avrupa’yı alttan alta zorlayan bir güvenlik üretim alanına dönüşmüş durumda.

Fas’ın son dönemde yürüttüğü operasyonlar da bunu doğruluyor. 2025 yılı şubat ayında çökertilen DEAŞ-Sahel bağlantılı 12 kişilik hücre bu baskının Fas’a nasıl ulaştığını açık biçimde göstermişti. Dosyada patlayıcı hazırlığı, eylem arayışı ve suç-terör ilişkisine dair izler bulunmuştu. Burada dikkat çeken nokta şu ki Sahel’de oluşan radikal enerji artık kendi bölgesine kapanmıyor. Kuzeye çıkıyor, Mağrip’te uygun temas alanları arıyor ve Avrupa’daki alıcı çevrelere bağ kurabilecek ara yollar açmaya çalışıyor. Fas’ın güvenlik politikası da burada önem kazanıyor. Rabat, bir anlamda Sahel kaynaklı baskının Akdeniz’e ulaşmadan önce tutulduğu ilk eşik işlevi görüyor.

Bu mart ayında gündeme gelen geri dönüş dosyası da bu baskının yönünü daha net gösterdi. Suriye-Irak sahasına gitmiş 1.667 Fas asıllı örgüt üyelerinden 279’unun ülkeye dönmüş olması ve Afrika’daki DEAŞ uzantılarının son yıllarda 130’dan fazla Faslı militan devşirmiş bulunması tehdidin tek yönlü ilerlemediğini anlatıyor. Etki bazen Ortadoğu’dan dönüyor, bazen Sahel’den kuzeye sızıyor, bazen de dijital alan üzerinden Avrupa’daki bireylere ulaşıyor. Güvenlik kurumlarını zorlayan temel mesele de bu hareketliliğin hızı.

Rabat-Madrid Hattının Artan Önemi

Fas’ın bu denklemde öne çıkması yalnız coğrafi konumuyla açıklanamaz. Belirleyici olan unsur, uzun süredir kurduğu önleyici güvenlik kapasitesidir. 25 Mart açıklamasında öne çıkan 31 ortak operasyonluk birikim, iki ülke arasında yerleşik bir güven oluştuğunu gösteriyor. Güvenlik alanında süreklilik, çoğu zaman teknik imkânlardan daha kıymetlidir. Zira hız büyük ölçüde güvene dayanır. Güven oluştuğunda bilgi daha erken paylaşılır, müdahale daha erken başlar, tehdit de daha erken parçalanır.

Rabat’ın yükselen rolü, Avrupa’nın güney sınırına bakışının değişmesiyle de doğrudan bağlantılıdır. Eski yaklaşım daha çok fiziki geçişe, limanlara ve düzensiz göç baskısına odaklanıyordu. Bugün ise tehdit daha derinde kuruluyor. Dijital radikalleşme, küçük hücreler, bireysel eylem niyeti, sınır aşan para akışları ve suç-terör ilişkisi, güvenliği çok daha karmaşık bir alana taşımış durumda. Böyle bir dönemde Fas, yalnız komşu bir ortak değildir. Tehdidin hazırlık evrelerini görebilen, bağlantı noktalarını erken fark eden ve Avrupa tarafının yükünü daha aşağıda karşılayan bir ön saha aktörüdür.

İspanya açısından Rabat’la kurulan hat da bu nedenle klasik dış politika ilişkisi sayılmaz. Bu bağ, doğrudan iç güvenliğin uzatılmış bir parçasıdır. 25 Mart operasyonunun verdiği en güçlü mesajlardan biri de budur. Madrid, güney hattını artık yalnız kendi kıyısında savunmuyor; riskin oluştuğu daha erken noktalarda, daha aşağıda ve daha sessiz bir zeminde karşılıyor.

Akdeniz ile Sahel Artık Aynı Dosyada

Bugün Akdeniz güvenliğini Sahel’den ayrı düşünmek giderek zorlaşıyor. Göç ağları, kaçakçılık düzenekleri, silahlı yapıların hareketliliği, dijital propaganda ve savaş sahalarından dönen unsurlar artık ortak bir güvenlik alanı üretiyor. Tanca, Palma, Ceuta ya da Endülüs kıyıları bu alanın sadece görünen yüzüdür. Görünmeyen tarafta ise Mali’den Nijer’e, Libya geçişlerinden sahte belge ağlarına kadar uzanan daha geniş bir hat bulunuyor. Mart sonundaki ortak operasyon işte bu görünmeyen hattın Akdeniz’e nasıl bağlandığını açık biçimde ortaya koydu.

Bu yüzden söz konusu operasyon, polis bültenlerinde yer alıp geçecek bir başarı hikâyesi sayılmamalıdır. Burada daha büyük bir dönüşümden söz ediyoruz. Avrupa’nın güneyinde güvenlik duvarı artık kıyıda başlamıyor. Sahel’de biriken şiddetin kuzeye uzanan yollarını erkenden fark eden, Mağrip’teki geçiş alanlarını sıkılaştıran ve Avrupa’daki alıcı çevrelerle bağ kurulmasını engelleyen katmanlı bir işleyişten söz ediyoruz.

Önümüzdeki dönemde Sahel’de devlet boşlukları derinleşirse, radikal yapılar suç ağlarıyla daha sıkı birleşirse ve dijital devşirme hız kazanırsa, Rabat-Madrid hattının değeri daha da artacaktır. Çünkü mesele artık tek bir hücrenin dağıtılması değildir. Mesele, Afrika ile Avrupa arasındaki güvenlik hattının nerede başlayacağı ve nerede yönetileceğidir. Dolayısıyla söz konusu operasyon, bu hattın çoktan güneye indiğini açık biçimde göstermektedir.

 

Göktuğ Çalışkan
Göktuğ Çalışkan
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi ile Uluslararası İlişkiler (ÇAP) bölümlerinden mezun olan Göktuğ Çalışkan, yüksek lisansını Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu da olan yazar, halen Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) bursiyeri olarak Fas Uluslararası Rabat Üniversitesi’nde (UIR) doktora çalışmalarına devam etmektedir. Çalışkan, Sahel bölgesinde din, devlet ve güvenlik mimarisi üzerine uzmanlaşmaktadır.
spot_img

Öne Çıkanlar

ilgili makaleler

spot_img