back to top
19 Nisan, 2026, Pazar

Ceramana’dan Şam’a Dürzi Meselesi

FokusCeramana’dan Şam’a Dürzi Meselesi

Ceramana’dan Şam’a Dürzi Meselesi

28 Nisan gecesi Şam’ın güneyindeki Ceramana’da çıkan küçük bir kıvılcımın halen devam eden çatışmalara dönüşmesi, Suriye’de mezhep temelli krizlerin artacağının işaretlerini sundu. Mart ayının başında aynı bölgede Ceramana Kalkanı Tugayının da içinde bulunduğu askeri milisler ile Suriye hükümetine bağlı güçler arasında başlayan çatışmalarda güvenlik nedenlerinin öne çıkarılması, Dürzi bölgelerinde kaygının artmasına neden olmuştu. Süveyda Askeri Konseyi’nin seferberlik ilan etmesiyle Ceramana’ya doğru ilerlemesi, Dürzileri kopma noktasına getirse de Ahmed eş-Şara hükümetiyle Dürzi ileri gelenler arasında varılan mutabakat, taraflar arasında bir süreliğine suların durulmasına katkı sundu. Ancak Suriye’deki güvenlik ve istikrarın hâlihazırda pamuk ipliğine bağlı olması, 26 Nisan’da Kamışlı’da yapılan toplantıda federalizm ve âdem-i merkeziyetçi gibi önerilerin masaya konması, ayrıca Dürzi milislerin silah teslimi konusunda henüz tam bir uyuma girmemeleri hükümetle tansiyonun gerilmesine yol açtı. Bununla birlikte, 28 Nisan’da ortaya çıkan krizin Hz. Muhammed’e hakaret edilen bir ses kaydı üzerinden başlaması, Dürzi geriliminin çıkış noktasının makul bir sebebe dayanmadığını açıkça göstermektedir. Zira, Dürzi toplumu ideolojik olarak peygamber anlatısını daha farklı ve çelişkili bir çerçevede yorumlasa da Müslüman bir topluluk olarak kelami düşüncedeki farklılıkları öne çıkarmamaktadır. Nitekim Suriye hükümeti ses kaydının teyit edilmediğine yönelik bir açıklama yaparken, Dürzi din adamları da peygambere hakaretin dini, ahlaki ve ulusal değerleriyle örtüşmediğine dair beyanatlarda bulunmuşlardır. Ancak son birkaç gündür servis edilen videolara göz atıldığında Dürzi krizinin mezhep – tekfir bağlamında derinleştirilmek istenmesi, Suriye’de mezhepçiliğin bir kavramdan çok daha fazla anlama sahip olduğuna işaret ediyor.

Ceramana’dan Eşrefiyye’ye Kadar Savaşanlar Kim?

Yukarıdaki ifadeler doğrultusunda önce Ceramana’da başlayıp Eşrefiyye Sahnaya’ya oradan da daha güneydeki Sura al Kabira’ya kadar uzanan olaylarda savaşan tarafların kimler olduğu sorusunun net bir cevaba ihtiyacı vardır. Mevcut durumda iki gün önce Ceramana merkezli çatışmaların son bulması için hükümet yetkilileri ile Dürzi Şeyhü’l Akıl’lardan Hamud el Hanavi öncülüğündeki temsilciler heyetinin bir araya gelmesiyle sükûnet sağlandı ancak birkaç saat içinde Ceramana’ya yarım saat uzaklıktaki Eşrefiyye Sahnaya bölgesinde gece boyunca süren ve bir sonraki gün içinde devam eden daha şiddetli çatışmalar çıktı. Kanun dışı örgütler olarak tanımlanan saldırganların Eşrefiyye Sahnaya’da Suriye güvenlik güçlerine saldırıp 11 personeli öldürmeleri, aynı gün İsrail Savunma Bakanlığının Dürzilere saldırmayı planlayan bir grubu hedef aldıklarını açıklaması, gün içinde ise Bedevi grupların İsrail destekli Dürzi savaşçılarla savaşarak Şam kırsalına girmelerini engellemeleri, tek bilinmeyenli ancak çok unsurlu bir denklemi ortaya çıkardı. Bu bağlamda Şam’ın Dürzilerle mi, dış destekli gruplarla mı veya eski rejimin kalıntılarıyla mı savaştığı konusu muğlaklaşırken, Dürzilerin Şam yönetiminden olaylara müdahale etmesini istedikleri ancak diğer taraftan da hükümet güçlerine karşı teyakkuza geçtiklerini ifade etmeleri, sükûnetin sağlanması için ekstra çabanın sarf edilmesi gerektiğini göstermektedir. Akşam saatlerinde İsrail’in Suriye güvenlik güçlerini hedef alarak yaptığı hava saldırısı ise Netanyahu’nun Suriye’nin güneyi için planladığı işgalin ana hatlarının delili olarak tebarüz etmektedir. İsrail tarafındaki gelişmeler Velid Canbolat’ın çatışmaların sıcak saatlerinde yaptığı açıklamada Suriye’de yaşananların yalnızca İsrail’in çıkarlarına hizmet ettiği, Dürzilerin ise zarar gördüğüne dair düşüncelerini de teyit ediyor. Nitekim çok etkili olmasa da Lübnan’ın Aley bölgesinde de protesto gösterileri başlamış, bölgesel kıvılcım harlanmadan Lübnan Dürzi dini liderliği olayları bastırmıştır. Ancak İsrail tarafında Muvaffak Tarif’in İsrail’i müdahaleye çağırması ve çatışmaların hâlâ devam ediyor olması diyaloğun istikrarını zorlaştırmaktadır.

Çözüm Uzakta mı?

Bu çerçevede Dürzi birlikleri içinden gelen açıklamaların yeniden ve detaylı değerlendirilmesinde fayda var. Dürzi askeri birlikleri içindeki en önemli gruplardan biri olan Ricalü’l Kerame’nin liderlerinden Şeyh el- Hac Ali’nin Eşrefiyye Sahnaya saldırısında öldürülmesi krizi tırmandırsa da birliğin sözcülerinden Basim Ebu Fahur’un bölünmeye karşı olduklarını vurgulaması ve mezhep çatışmasının körüklenmek istendiğini, bu nedenle de Suriye için arzulanan bu projeye karşı duracaklarının altını çizmesi büyük önem arz etmektedir. Bununla birlikte, İsrail’in yalnızca askeri yolla değil, propaganda yoluyla da Dürzi krizine müdahale ettiği izaha muhtaç olmadığı için diğer Dürzi şeyhlerinden gelen uluslararası müdahaleyi kapsayan açıklamaların da öne çıktığı görülüyor. Ancak yine de Dürzilerin İsrail’in beklentilerini tam anlamıyla karşılamadıkları saatler ilerledikçe netleşiyor. Bu çerçevede Süveydalı Dürzi şeyhlerden Semih Yusuf er- Rişi’nin sözleri dikkati çekmektedir. Zira Yusuf er- Rişi her şeyden önce Müslüman olduklarını ve peygambere hakareti kabul etmediklerini söyleyerek mezhepçiliği olayların sebebi olarak görmediklerini, bunun yalnızca bir fitneden ibaret olduğunu anlatmaktadır. Şeyh Yusuf, İsrail’in vasiliğini de reddetmektedir ancak saldırılar devam ederse himaye talep edeceklerini de açıkça beyan ediyor. Meselenin uluslararası himaye tarafı ABD öncülüğünde bir diplomasinin yürütülmesini içeriyor. Şeyhü’l Akl Hikmet el Heceri’nin bir süredir yaptığı çağrılarla uyumlu olan bu talepler, ABD yönetimi tarafından şimdilik görmezden gelinmektedir. Diğer taraftan “federalizmi düşünebiliriz” minvalindeki öneriler de Dürzi şeyhler arasında ortaya konuluyor. Hâlihazırda önde gelen liderler arasında görüş ayrılıkları mevcut ancak Suriyelilik kimliği korundukça görüş ayrılıklarının son bulması hızlanacaktır. Bu nedenle de Suriye içinde kırılan her parçanın düzeltilmesi için Şam’ın her bir Dürzi askeri grupla ve otoriteyle masaya oturması ve silahların teslimi, milislerin entegresi, güvenlik ve itikadi hakların korunması gibi konuların somut bir şekilde ele alınması gerekiyor. Aksi takdirde Dürzi sorunu katlanarak Suriye’nin önünde bir sorun olmaya devam edecektir.

Dr. Tuba Yıldız, Türkiye Araştırmaları Vakfı araştırmacısıdır.
Tuba Yıldız
Tuba Yıldız
Dr. Tuba Yıldız, İstanbul Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, İslam Mezhepleri Tarihi Ana Bilim Dalı öğretim üyesidir. 2011 yılında Ürdün Üniversitesi’nde dil eğitimi aldı. 2012'de İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İslam Tarihi ve Sanatları Ana Bilim Dalı’nda yüksek lisans derecesi; 2018'de de aynı ana bilim dalında “Cebel-i Lübnan’da Osmanlı Devleti’nin Mezhep Politikaları ve Hukuki Uygulamalar (1839-1914)” başlıklı teziyle doktor unvanı elde etti. Doktora eğitimi sırasında Beyrut Amerikan Üniversitesi ve Columbia Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak bulundu. Geleneğin Hukuku Osmanlının Adaleti: Dürzîler ve Mârûnîler ile Beyrut isimli kitapları bulunan Yıldız, kimlik-siyaset ilişkileri bağlamında Lübnan’daki mezhepsel gruplar üzerine çalışmalarını sürdürmektedir.
spot_img

Öne Çıkanlar

ilgili makaleler

spot_img