15 Temmuz 2016’da Türkiye’de gerçekleşen başarısız darbe girişimi, yalnızca Türkiye’nin iç siyasetinde değil, FETÖ’nün küresel yapılanmalarının da maskesini düşüren bir dönüm noktası olmuştur. Yıllar boyunca “hizmet hareketi” söylemiyle topluma kendini kabul ettiren bu yapı, özellikle Avrupa’da, eğitim, medya ve sivil toplum alanlarında sessiz ama sistematik bir şekilde güç devşirmiştir. Bu analiz, FETÖ’nün Belçika’daki yapılanmasını kronolojik olarak ele alırken, Türkiye’de uyguladığı taktiklerin birebir nasıl taşındığını, eğitim kurumları ve sivil toplum ağları üzerinden nasıl nüfuz sağladığını ve 15 Temmuz sonrası yaşanan görünüşteki düşüşün aslında stratejik bir yeniden yapılanma sürecine evrildiğini gözler önüne sermektedir. Lucerna okulları örneği etrafında gelişen bu yapılanma, sadece ideolojik bir aktör değil, aynı zamanda Batı demokrasilerinin dini özgürlük ve eğitim serbestisi gibi iyi niyetli ilkelerini suistimal eden bir tehdit olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda yazı, FETÖ’nün Belçika’daki yükselişi, düşüşü ve yeniden doğuşunun izini sürmekte, son bölümde ise Belçika devleti için politika önerileri ve uyarılar sunmaktadır.
Yapılanmanın İlk Adımları ve “Takiyye” Stratejisi
1980’lerin sonu ve 1990’ların başında, Anadolu’nun dört bir yanındaki kasabalarda, zor durumdaki ailelerin çocuklarına ücretsiz ders, yemek ve rehberlik hizmeti sunan gayriresmî dershaneler ortaya çıkmıştır. İnsani yardım ve hizmet söylemlerinin ardında bu toplanmalar, parlak öğrencileri tespit edip önce Türkiye’nin kırsal bölgelerindeki liderlik kamplarına, nihayetinde ise Saylorsburg, Pennsylvania’ya yönlendiren birer yetenek avı merkezi olarak işlev görmekteydi. Ancak bu faaliyetler yalnızca Türkiye ile sınırlı kalmamış, kısa sürede Avrupa kıtasına da yayılmıştır.
Hareketin Belçika’daki ilk dershanesi, 1993 yılında Anvers’te mütevazı bir kilise binasında faaliyete geçmiştir. Kendilerini topluma hizmet eden gönüllüler olarak tanıtan Türk asıllı Belçikalılar, Türkiye’deki prototiple aynı olan bir müfredat uygulamaktaydı: Akademik performansa sıkı bir odaklanma ve sadakati gizlice ölçen manevi “sohbet” halkalarıyla harmanlanmış bir yapı.
Bu taban çalışmaları, 2003 yılına gelindiğinde hareketin Belçika’daki ilk tam akredite okulu olan Lucerna’nın kurulmasıyla olgunlaşmıştır. Müfettişler, okulun standardize edilmiş testlerini överken, başörtüsü de dahil olmak üzere görünür tüm dini simgeleri sınıftan çıkaran ve her türlü İslami eğitimi okul saatleri sonrası isteğe bağlı hale getiren katı laik müfredatını takdir etmiştir. Görünürde dindarlıktan uzak bu tutum, Lucerna’nın başarısının anahtarı olmuştur. İnanç temelli yönetimlerini şeffaf bir şekilde ortaya koyan diğer Müslüman okulları, “yetersiz laik denetim” veya şeffaf olmayan “Türk bağlantıları” gibi muğlak gerekçelerle tekrar tekrar akreditasyon reddi alırken, Belçika eğitim otoriteleri, FETÖ terör örgütünün “takiyye” pratiğini, daha şeffaf İslami kurumlara vermedikleri onayı vererek ödüllendirmiştir.
Bu laik uyum görüntüsünün arkasında ise farklı bir gündem şekilleniyordu. Veliler kayıt için sıraya girerken, iş sahipleri aile başına 10.000 ila 15.000 avro, büyük firmalardan ise 250.000 avroya varan “himmet” bağışlarını, denetimsiz hesaplara aktararak yapılanmanın genişlemesini finanse etmiştir. Bu fonlar, Fethullah Gülen’in çekirdek kadrosunu oluşturan Anadolu’daki liderlik kampları ve Saylorsburg’daki eğitimlerin Belçika’daki bir benzeri olan dershaneler, gençlik gezileri ve Avrupa’daki yaz atölyeleri için kullanılmıştır.
Medya, Lobicilik ve Sivil Toplum Ağı
FETÖ terör örgütü, eş zamanlı olarak Belçika’da bir medya kolu da inşa etmiştir. Zaman Vandaag Belgique ve Zaman Belçika’nın haftalık yayınları, yerel haberleri Türk siyaseti üzerine üstü kapalı yorumlarla birleştirerek Ankara’daki iktidar partisine karşı muhalif bir duruşu beslemiştir. Bu gazeteler, Cascade Vakfı aracılığıyla Cihan Medya Dağıtım’dan alınan hisseler sayesinde Belçika şehirlerinde geniş bir dağıtım ağına kavuşmuş ve bu durum 2016’daki baskılara kadar sürmüştür.
Yapılanma, etkisini pekiştirmek için şatafatlı iftar yemekleri ve dinler arası diyalog panelleri aracılığıyla sivil ve siyasi alanda iyi niyet toplamıştır. Türk-Belçikalı girişimciler ve dernekler için çatı kuruluşlar olan BETIAD (Belçika Aktif Girişimciler Federasyonu) ve FEDACTIO (Belçika’daki Aktif Dernekler Federasyonu), belediye başkanları, milletvekilleri ve toplum liderlerini ağırladıkları etkinliklerde Türk lezzetlerini incelikli lobi faaliyetleriyle birleştirmiştir. Zengin ziyafetler sırasında, yerel yetkililer “kültürel alışveriş” ve “diyalog” övgülerinde bulunurken, gerçek sadakatlerinin gizli bir transatlantik yapıya bağlı olduğu bir hareketi onayladıklarının farkında değillerdi.
Bu çabalara paralel olarak, FETÖ mensubu kadın ve gençlik platformları, kendilerini güçlenme ve kültürlerarası uyumun savunucuları olarak sunmuştur. Okuma yazma kursları, aşevleri ve kültürel festivaller, yüzeyde insani girişimler gibi görünse de katılımcılar kısa sürede gençlik liderlik seminerleri ve doktrin derslerinin itaat ve örgüte sadakat gibi pratik talimatlarla iç içe geçtiği şifreli “sohbet” çevreleri için birer hedef hâline gelmiştir. Türkiye’de de aynı kadın kolları Anadolu’ya sessizce yayılarak aşevleri işletmiş, yetimlerle ilgilenmiş ve hareketin siyasi hedeflerini maskeleyen bir iyi niyet halesi oluşturmuştu. Belçika’da, muadilleri ana akım kurumlar tarafından görmezden gelindiğini düşünen göçmen ailelerle güven ilişkisi kurarak, son derece dayanıklı olduğu kanıtlanan bir minnettarlık ve yükümlülük ağı oluşturmuşlardır.
Devletin Göz Yumması ve Strateji Değişikliği
2000’li yıllar boyunca Belçika’nın FETÖ terör örgütüne yönelik politikası çelişkili bir seyir izlemiştir. Bir yanda istihbarat servisleri ve araştırmacı gazeteciler, Pennsylvania’ya uzanan şifreli şirket yapıları, sızdırılan antisemitik metinler ve en iyi öğrencilerin özel olarak yaz kamplarına hızlı bir şekilde yönlendirilmesi gibi şüpheli bağlantılara dikkat çekmiştir. Ancak yetkililer, başarılı entegrasyon girişimleri olarak görünen bu faaliyetlere müdahale etmekten çekinerek, büyük ölçüde “örgütlenme özgürlüğü” ve “eğitim özgürlüğü” ilkelerine sığınmıştır. Belediye meclisleri ve bölgesel eğitim bakanlığı, bu tür programların toplumsal uyumu tehdit etmek yerine güçlendirdiğine inanarak mesafeli bir duruş sergilemiştir.
Bu zımni kabul, hareketin ideolojik çelişkileri daha net hale geldiğinde bile devam etmiştir. Lucerna yönetimi, sadece birkaç yıl önce, Belçikalı Türk öğrencilere başörtüsü takmamalarını tavsiye etmiştir. Bu tavır, Türkiye’deki 28 Şubat askeri muhtırası sonrasında FETÖ terör örgütüne ait merkezlerin devlet okullarında görünür İslam’ı caydırdığı dönemin bir yansımasıydı. Bu politika değişikliği, FETÖ terör örgütü kurumlarının Türkiye’nin katı laik eğitim sistemi içinde serpilmesine olanak tanımıştır. Ancak Belçika, Lucerna’yı aynı seküler görünüşü onay almak için genişletmiş; ve bu okul kimliklerini gizlemeyi reddeden diğer Müslüman eğitimcileri ve öğrencileri marjinalleştirmesine rağmen, hiç kimseden ses çıkmamıştır
2003 yılında kurulduğundan beri Lucerna, diğer okulların doğal olarak kabul ettiği tanınma ve devlet teşviklerini elde etmek için mücadele etmiştir. 2007 yılında yapılan olumsuz bir denetim, okulun Türk topluluğuna odaklanmasını ve entegrasyon eksikliğini sert bir şekilde eleştirmiştir; ancak 2008 yılında yapılan ikinci denetimden sonra yetkililer isteksizce olumlu bir değerlendirme vermiştir. Buna rağmen, Lucerna’nın ezici çoğunluğu göçmenlerden oluşan ve çoğunluğu Müslüman olan öğrenci kadrosu, okulun “getto okulu” olarak etiketlenmesine neden olmuştur. Okul yönetimi, sınıfları İslam sembollerinden arındırarak ve dini dersleri isteğe bağlı ders saatlerine kaydırarak takiyye sanatını ustaca kullanmasına rağmen, okulun bu damgasından sessizce rahatsızlık duymuştur.
2014 civarında, örgüt içindeki çatlaklar ve Türk-Belçikalı aileler arasındaki popülerliğin azalması, Lucerna’yı erişim alanını genişletmeye zorlamıştır. Bir zamanlar sadece Türk öğrencilerin yer aldığı broşürlerde artık Kuzey Afrikalı, Sahra altı ve Güney Asyalı öğrenciler de sergilenmekteydi. Eskiden akreditasyonun önündeki bir engel olarak görülen başörtüsü, tanıtım materyallerinde ve açık gün etkinliklerinde sıkça görülen bir görüntü hâline gelmiştir. Bu görüntü, hem kimliklerini onaylatmak hem de eğitimde mükemmelliğe ulaşmak için çaresizce çabalayan marjinalleşmiş topluluklara yönelik hesaplı bir açılımdır.
Bu yıllar boyunca, Lucerna’nın pedagojik direktörü Fevzi Yıldırım, okulların Gülen’in fikirlerinden sadece “ilham aldığını” savunarak bu hareketle doğrudan herhangi bir bağlantı olduğunu reddetmiştir. Siyaset bilimci Meryem Kanmaz’ın ifadesiyle, bu reddetmeler “çok şey anlatmaktadır”. Kanmaz, misyonuna güvenen bir itirafçı hareketin kökenlerini inkar etmek yerine sahipleneceğini savunmuş; inkar etme eyleminin, gerçek sadakatini gizleme ihtiyacının farkında olan bir ağın varlığını ele verdiğini öne sürmüştür. Ultra-liberal, anti-komünist ve İsrail yanlısı bir tavır altında ve eğitimi nihai silahı olarak lanse eden Lucerna, en umut vaat eden öğrencilerini sessizce liderlik seminerlerine ve yaz kamplarına yönlendirmiştir. Bu kamplar, FETÖ’nün iç çemberini oluşturan Anadolu inziva yerleri ve Pennsylvania eğitim programlarının modern kopyalarıydı.
2014 yılına gelindiğinde, daha geniş jeopolitik bağlam Belçika’nın algılarını etkilemeye başlamıştır. AB’nin Türkiye’nin üyelik sürecine yönelik başlangıçtaki iyimserliği uzun zamandır ihtiyatlı bir şüpheciliğe dönüşmüştü, ancak Belçika’nın politika yapıcıları FETÖ terör örgütü ağını hâlâ “ılımlı İslam”ı teşvik eden bir müttefik olarak görmekteydi. Lucerna mezunları üniversite burs listelerinde yer almış; Zaman haftalık dergileri için yerel akademisyenlerle paneller düzenlemiş; BETIAD’ın sponsor olduğu iş konferanslarında Belçikalı yetkililer Türkiye’nin dini uyumlu demokrasi modelini övmüştür.
2016’ya kadar geçen yıllarda Belçika’nın politikası iki çelişkili dürtüye dayanmaktaydı: Topluluk temelli eğitim yoluyla sosyal uyumu teşvik etme arzusu ve hayırseverlik olarak nitelendirilen yabancı bağlantılı ağları çok derinlemesine araştırma konusundaki isteksizlik. Sonuç, FETÖ katı seküler uyum ve gizli dini-siyasi indoktrinasyon şeklindeki ikili stratejisinin büyük ölçüde sorgulanmadığı bir ortamdı — ta ki 15 Temmuz 2016 olayları bu ortamın kırılganlığını ortaya çıkarana kadar.
15 Temmuz Sonrası Dönem: Yeniden Yapılanma ve Yeni Taktikler
Darbe girişimi patlak verdiğinde, Zaman Vandaag Belgique ve Zaman Belçika bir gecede ortadan kaybolmuştur. Buralardaki çalışanlar güvenlik gerekçesiyle tahliye edilirken, iki yayın organının kapanması Belçika’da Erdoğan’ın “cadı avının bir başka kanıtı” olarak sunulmuştur. Bir zamanlar Lucerna’nın laik uyumunu devlet teşvikleriyle ve lisanslarla ödüllendiren Belçika mahkemeleri ve eğitim kurulları, şimdi anayasal eğitim özgürlüğünü gerekçe göstererek bunları iptal etmekte tereddüt etmekteydi. Aceleyle oluşturulan altı aylık bir, “daha fazla şeffaflık” için geçici çağrılar yapmış ancak bağlayıcı bir denetim yapılmamıştır, bu da Lucerna ve bağlı kuruluşlarının perde arkasında yeniden yapılanmasına olanak sağlamıştır.
2016 sonlarında Lucerna’nın yeniden icadı tüm hızıyla devam etmekteydi. Bir zamanlar laik cephe altında kabul edilemez olan başörtüsü, okul bültenlerinde ve internet sitelerinde baş köşeye yerleşmiştir. Fevzi Yıldırım, başörtüsünü hem kişisel bir inanç hem de akademik bir erdem olarak öven açık mektuplar kaleme almıştır. Belçika’daki okullarda üst üste başörtü yasağı çıkarken okulun inanç dostu yeni imajına çekilen aileler sayesinde kayıtlar hızla artmıştır. Ancak kağıt üzerinde temel müfredat değişmeden kalmıştır: Laik, matematik, fen ve dil dersleri tüm dini içerikler ise “isteğe bağlı” olarak etiketlenmiştir.
Kamuoyunda yaşanan dramların ardında, örgüt sessizce hatalarını not almıştır. 2017’nin sonlarına doğru, kurumları zararsız isimler altında yeniden markalaşmıştır: Özel dersler için NextGen Academies, diyalog forumları için Inclusive Europe Project ve ders dışı programlar için Digital Learning Hubs. Böylece, kökeni veya inancı ne olursa olsun tüm aileler kayıt yaptırabilir hale gelmiştir. Hafta sonu “sohbet” toplantıları şifreli mesajlaşma uygulamalarına taşınmış ve finansal kanallar Belçika’da kayıtlı hayır kurumları üzerinden yeniden yönlendirilerek Saylorsburg ile olan bariz bağlar koparılmıştır.
Kovid-19 salgınının 2020 baharında ortaya çıkması, örgüte en cüretkâr kılıfı sunmuştur. “Herkes için ücretsiz çevrimiçi ders” olarak pazarlanan sanal sınıflara günler içinde binlerce kişi kaydolmuş; birçok veli ise okulların karanlık geçmişinden habersizdi. “Dijital dayanıklılık” ve “kültürel empati” üzerine düzenlenen şifreli web seminerleri, eğitim bakanlığının denetim alanı dışında yürütülmüştür. #JusticeForDiaspora etiketi altındaki sosyal medya kampanyaları, FETÖ terör örgütü mensuplarını zulüm görmüş insan hakları savunucuları olarak göstererek göçmen hakları gruplarından ve sempatizan gazetecilerden alkış toplamıştır. Bu sırada, bilindik yetenek avı mekanizması işlemeye devam etmiş; öne çıkan öğrencilere bire bir mentorluk görüşmeleri, yalnızca davetlilere özel çevrimiçi zirvelere davetiyeler ve üniversite başvuruları için gizli yardımlar sunulmuştur – bu, on yıllar önce Türkiye’nin kırsalında geliştirilen oyunun aynısıydı.
Sonuç ve Politika Önerileri
2022’nin ortalarına gelindiğinde Anvers, Gent ve Liège’den gelen belediye raporları, ürkütücü derecede tanıdık eğilimleri ortaya koymaya başlamıştır. “NextGen Learning” ve “Inclusive Horizons” gibi zararsız isimlere sahip merkezler, özellikle Türk olmayan Müslüman topluluklar arasında rekor düzeyde kayıt artışları bildirmiştir. Yerel meclis üyeleri, bu programların birçoğunun DNA’sının Lucerna’nın darbe sonrası başkalaşımına dayandığından habersiz bir şekilde, “kültürel ayrımları kapatan yenilikçi eğitim faaliyetlerini” övmüştür.
Belçika şu anda, inceleme yerine başını kuma gömme davranışını ön plana çıkaran bir politikanın sonuçlarıyla karşı karşıyadır. Hem 1997’deki Türk tasfiyesinden hem de 2016’daki Belçika belirsizliğinden çıkardığı derslerle donanmış olan FETÖ terör örgütü, kendini göz önünde yeniden inşa etmiştir. Örgütün mezunları ise STK’larda, medya kuruluşlarında ve topluluk örgütlerinde kilit roller üstlenerek, zamanı geldiğinde politikayı ve kamuoyunu yönlendirmeye hazır bir şekilde beklemektedir.
Demokratik yapısını korumak için Belçika, bölgeler arası kalıcı bir denetim çerçevesi uygulamalıdır. Belçika’daki her okul ve hayır kurumu, lisans iptali cezası altında tüm yabancı bağlantılarını, yönetim yapılarını ve finansman kaynaklarını açıklamakla yükümlü tutulmalıdır. Başörtüsünü kapsayan politikalar, inanç jestlerinin sadakat derslerini gizlemediğinden emin olmak için ideolojik içerik açısından şeffaf bir şekilde söz konusu devlet tarafından denetlenmelidir. Kamuoyuna mal olmuş kişilerin yer aldığı büyük ölçekli çevrimiçi programlar kaydedilmeli ve içerik incelemelerine tabi tutulmalıdır. Münazara turnuvaları, kompozisyon yarışmaları ve liderlik kampları gibi ders dışı “yetenek boru hatları”, net bir mali denetim ve hesap verebilirlik ile resmi derslere aynı inceleme uygulanmalıdır.
Her şeyden önce Belçika’nın, din ve eğitim özgürlüklerini gizli siyasi hedefler için istismar eden örgütleri soruşturma yetkisine sahip daimi bir komisyona ihtiyacı vardır. Bu tür önlemler olmadan ülke, hırslarını kamufle etmede usta olan yabancı bağlantılı bir ağın, kurumlarını içeriden oymasına izin verme riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Türkiye’deki darbenin dokuzuncu yıldönümü yaklaşırken Belçika’nın seçimi nettir: Ya pasif bir hoşgörü politikasını sürdürmek ya da her misafirperver sınıf kapısının ardında gizlenen gizli gündemle yüzleşmek.


