back to top
22 Nisan, 2026, Çarşamba

Siyah ama Yahudi

YayınlarAnalizSiyah ama Yahudi

Siyah ama Yahudi

Beta İsrail Topluluğunun Kimlik ve Eşitlik Mücadelesi

Modern İsrail toplumu, çok katmanlı bir etnik ve kültürel yapıya sahiptir. Yahudi çoğunluğun yanı sıra Araplar, Çerkesler, Hıristiyanlar ve Dürziler gibi farklı dini ve etnik gruplar da bu yapının bir parçasıdır. Bununla birlikte Yahudiler de kendi içinde yekpare olmayıp; tarihsel köken, kültürel miras ve göç ettikleri coğrafya bakımından farklı alt gruplardan oluşmaktadır. Bu gruplar içinde çoğunluğu oluşturan Aşkenaz ve Sefarad Yahudilerinin yanı sıra Mizrahi Yahudiler, Sovyetler Birliği’nden göç eden Rus Yahudileri ve Etiyopya’dan gelen Beta İsrail (yaygın adıyla Falaşa topluluğu) de bu çeşitliliğin dikkat çeken örneklerini oluşturur. Özellikle Etiyopya Yahudileri düşük bir nüfus oranına sahip olmalarına rağmen İsrail toplumunda hem dinî kimlikleri hem de göç sonrası entegrasyon süreçleriyle öne çıkmış ve tarihsel kökenleri ile günümüzde karşılaştıkları zorluklar nedeniyle de birçok araştırmanın konusu olmuştur. Bu yazı, Etiyopya Yahudilerinin tarihsel serüveni, İsrail’e göç deneyimleri ve güncel sorunlarını ele alarak İsrail’deki konumlarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

Etiyopya’dan Siyon’a: Beta İsrail’in Tarihi Kökenleri

Etiyopya Yahudilerine yönelik araştırmalarda ele alınması gereken ilk husus isimlendirmedir. Tarihi kaynaklarda bu topluluğu ifade eden farklı tabirlerden en bilineni Falaşa ismidir. Bu isim, Klasik Etiyopya (Ge’ez) dilinde “ayrılmak, göç etmek, karşıya geçmek, aktarılmak, sürgüne gitmek” gibi manaları olan ፈላሻ (fälaša) kökünden gelmektedir.[1] Falaşa ismi, bu topluluğa bölgenin yerlileri tarafından verilmiştir. Topluluk kendisini Beta İsrail (İsrail’in Evi) şeklinde adlandırmakta ve İbrahim, İshak, Yakup soyundan geldiğini iddia etmektedir.[2] Topluluğa yönelik bir diğer adlandırma olan Kayla Etiyopya’daki bir etnik grup olan Agaw toplumunun dilinde kırsal kesimde yaşayanları ifade etmek üzere kullanılmaktadır.[3]

Falaşaların Yahudi olup olmadığı yahut Etiyopya’ya ne zaman ve nasıl göç ettiğine yönelik farklı anlatılar mevcuttur. Gerek akademik araştırmalarda öne sürülen teoriler gerek topluluğun kendilerine yönelik tarihsel köken anlatıları da bu farklılığa eşlik etmektedir. Buna göre Etiyopya Yahudileri, 19.yüzyılda Batılı misyonerler ve diğer Yahudi gruplar ile karşılaşmadan önce Etiyopya ulusal miti Kebra Nagast (Kralların İhtişamı) üzerinden inşa edilen bir kimlik anlatısını sahiplenmişti.[4] Buradaki anlatıya göre, Kral Süleyman ve Sebe Melikesi Makeda birlikteliğinden doğan Menelik (Bayna Lehkem) ve onunla Kudüs’ten Aksum’a gelenler Etiyopya Yahudilerinin atasıdır ve Falaşalar bu dönemde Etiyopya’ya gelmiştir. Bir diğer rivayet olan “kayıp kabile” anlatısı, Tanah’ta anlatılan ve Süleyman’ın vefatının ardından kurulan kuzeydeki İsrail krallığında yaşayan Yahudilerin Asurlular tarafından sürgüne gönderilmesiyle birlikte bu krallıktaki on kabileyle irtibatlı bir köken bağını varsaymaktadır. Bu varsayıma göre Beta İsrail, Yakup’un on iki oğlundan biri olan Dan’ın soyundan gelmektedir. IX. yüzyılda yaşamış ve Dan’ın soyundan geldiğini iddia eden bir Yahudi olan Eldad ha-Dani de Etiyopya Yahudilerinin Dan soyundan geldiğini iddia etmiştir.[5] Bir diğer rivayete göre I. Babil Sürgünü (MÖ 586) veya II. Sürgün (MS 70) ardından önce Mısır’a, sonrasında Etiyopya’ya yerleşenler Falaşaların atasıdır. İsrail’in ikinci başbakanı Yitzhak Ben-Zvi (ö.1963) de bu rivayeti kabul edenler arasındadır.[6]

Yahudiliğin Kenarında: Dinî Statü Tartışmaları

Jacques Faitlovitch’in (ö. 1955) faaliyetleri Falaşaların modern tarihi açısından bir dönüm noktası niteliğindedir. “Falaşaların Babası” olarak da isimlendirilen ve kendisini Etiyopya Yahudilerine yönelik araştırmalara adamış bir aktivist ve oryantalist olan Faitlovitch, ilk defa 1904 senesinde Etiyopya’ya gitmiştir. Bu tarihten itibaren Faitlovitch, Falaşa toplumuyla ilgilenmiş, iki erkek çocuğunu eğitim almak üzere Avrupa’ya götürmüş, Addis Ababa’da Falaşaların eğitimi için okul açmış ve topluluğun İsrail’e taşındığı operasyonlara öncülük etmiştir.[7] Faitlovitch, dünya çapındaki bağlantıları sayesinde Falaşa toplumunu çeşitli ülkelerdeki Yahudilerin gündemine sokmayı başarmıştır. Onunla başlayan eğitim süreçleri Falaşaları organize bir şekilde İsrail’e göç etmeye hazırlıyor olsa da muhtemel bir göçün önünde çeşitli engeller mevcuttu. Öncelikle dönemin hükümet politikası gereği Etiyopya’da halkın göç etmesi yasaktı. Hükümdarlığı süresinde İmparator Haile Selassie (1930-1974, ö.1975) Falaşaların göçüne karşı çıkmaktaydı. Öte yandan İsrail, Falaşaların siyahi oluşu başta olma üzere çeşitli sebeplerden ötürü göç sürecinde hızlı hareket etmemiştir.[8] Nitekim İsrail’deki yetkililer 1981 senesinde Falaşaların İsrail’e göçünü engellemeye çalıştıklarını kabul etmiş, Etiyopya Yahudileri de bu duruma tepki vererek süreci Holokost ile benzeştirmiştir.[9]

Beta İsrail toplumunun göçü önündeki ilk ve en büyük engel, onların gerçekten de Yahudi olup olmadığı meselesi olmuştur. Topluluğun Yahudiliğini kabul etme yönünde ilk adımı atan kişi, 1973’te İsrail’de Sefarad topluluğu başhahamı olan Ovadia Yosef’tir. Yosef, Falaşaların güneydeki Kuş şehrine göç etmiş Yahudi kabilelerinin torunu olduğunu beyan ederek onların Yahudi olduğunu ilan etmiştir. Başhahamın hükmü, Falaşa toplumunun İsrail’e toplu göçünün önünü açmıştır. Nitekim İsrail İç İşleri Bakanlığı bu dinî hükmü yasaya dönüştürmüş ve 1950 tarihli Geri Dönüş Yasası doğrultusunda Falaşalar İsrail’e girme ve vatandaşlık alma hakkı edinmiştir.[10] Ancak İsrail toplumunun tamamı Ovadia Yosef’in kanaatini paylaşmamıştır. Yosef’in kanaati karşısında Aşkenaz Hahambaşısı Shlomo Goren, ilk etapta Falaşaların Yahudiliğini kabul etmediğini beyan etmiş, Falaşaların İsrail’e kabulünü onaylayan yasanın 1975 senesinde idari uygulamaya geçmesinin ardından din değiştirme ritüelinin akabinde onların Yahudiliğini onaylayacağını ifade etmiştir. Falaşaların Yahudiliği meselesi İsrail Meclisi’nde (Knesset) de tartışmalara sebebiyet vermiştir. Başbakanlık yapmış olan Golda Meir de Falaşaların göçüne karşı çıkan isimler arasında yer almıştır.[11]

Musa’dan Süleyman’a Göç Operasyonları

Etiyopya Yahudilerinin göçü önündeki yasal ve dinî engellerin kalkmasının ardından topluluğun İsrail’e nakil süreci başlamış, Musa Operasyonu (Operation Moses, 1984) ve Süleyman Operasyonu (Operation Solomon, 1991) gibi çeşitli operasyonlar gerçekleşmiştir.

Grafik 1: 1984-2022 Arası Etiyopya’dan Göç Oranları

Kaynak: İsrail Merkez İstatistik Bürosu.

1984 senesinde gerçekleşen Musa Operasyonu ülkeden çıkış yasağı sebebiyle gizlice yürütülmüş ve Mossad ile Sudan yetkilileri arasındaki anlaşmalarla gerçekleşmiştir. Operasyonda yaklaşık 8 bin Etiyopyalı İsrail’e göç etmiştir. Topluluk, Sudan üzerinden İsrail’e getirilinceye kadar mülteci kamplarında birkaç sene geçirmek zorunda kalmıştır. Bu süreçte yaklaşık 4 bin kişi yolculukta hayatını kaybetmiştir.[12] Operasyonun basına sızmasının ardından Arap ülkeleri Sudan’a baskı yapmış ve uçuşlar durdurulmuştur. Amerika başkan yardımcısı George Bush’un talimatıyla 1985’te CIA destekli Yuşa Operasyonu (Operation Joshua) ile Sudan’dan İsrail’e 500 kişi taşınmıştır.

Bir diğer göç, 1991 yılının Mayıs ayında Süleyman Operasyonu (Operation Solomon) üzerinden gerçekleşmiştir. Operasyon, Addis Ababa’dan İsrail’e 14.310 Falaşa’nın 36 saatten kısa bir sürede hava yoluyla taşınması şeklinde gerçekleşmiştir. Göçmenlerin %60’ından fazlası on dokuz yaşında veya daha genç iken topluluğun nakli esnasında 8 bebek de dünyaya gelmiştir.[13] Süleyman Operasyonu esnasında yaşanan problemlerden biri, sonradan Hıristiyan olmuş Etiyopya Yahudileri olan Falaş Mura topluluğu meselesidir. 1991 senesinde Addis Ababa’da İsrail’e götürülmek üzere bekleyen yaklaşık 2 bin kişi olmasına rağmen Geri Dönüş Yasası “gönüllü olarak din değiştirenleri” prosedürün dışında tutmuş ve yasa kapsamında bu grup Yahudi sayılmayarak nakil operasyonunun dışında tutulmuştur.[14] Falaş Mura topluluğunun karşılaştığı bu ve benzeri sorunlar bugün de devam etmektedir. İçişleri Bakanlığı bu topluluğu Yahudi kabul etmediği için topluluk Geri Dönüş Yasası kapsamında göç edememekte ve İsrail’e taşınabilmek için hükümetten özel izne ihtiyaç duymaktadır. Başbakanlık Ofisi’ne göre 1997’den bu yana yaklaşık 30 bin Falaş Mura İsrail’e göç etmiştir.

Etiyopya Yahudileri, 3 Aralık 2020’de Ben Gurion Havalimanına Varıyor

Yakın zaman diliminde azalmış biçimde de olsa bu göçler devam etmektedir. Buna bir örnek olarak verilebilecek bir diğer operasyon olan Tzur Israel ile Aralık 2020’de başlayan ve 2021’de de devam eden dokuz sefer ile yaklaşık 2 bin yeni göçmen İsrail’e taşınmıştır.

Göç Sonrası Entegrasyon Problemleri, Polis Şiddeti ve Toplu Protestolar

Farklı ten rengindeki Yahudilerin İsrail’de karşılaşması, beyaz tenli Avrupa Yahudileri kadar siyah tenli Afrika Yahudileri açısından da şaşırtıcı olmuştur. Aktarılan bazı anekdotlara göre Batı ülkelerinden Etiyopya’ya gelen Yahudileri gören yerel halkın tepkisi “Beyaz Yahudi de mi var?” şeklinde olmuştur.[15]

Yolculuk sürecinde çekilen zorluk ve çilenin ardından Etiyopya Yahudilerinin İsrail toplumuyla karşılaşması Falaşa toplumunun beklediği şekilde sonuçlanmamıştır. Etiyopya Yahudileri, bu süreçte tecrübe etmeyi umdukları tamamlanma ve aidiyet duygularını yaşayamamıştır. Aksine, Yahudi kimliklerinin gerçekliği sorgulanmış, çektikleri acılar takdir ve kabul görmemiş, cesur ve becerikli bir topluluk imajı edinmek yerine İsrail toplumu tarafından “açlıktan kurtarılmış, çaresiz, bağımlı insanlar” olarak algılanmıştır. Bu durum karşısında Etiyopya Yahudileri, toplumsal bir mücadele başlatmıştır. Kendi ifadeleriyle “Geldik ama varmadık” (We arrived, yet we did not arrive) şeklinde tanımladıkları bu süreç onlar açısından İsrail’e yolculuğun sona ermediği anlamına gelmektedir. Yani İsrail topraklarına ulaşılmış, ancak İsrail toplumuna ulaşılamamıştır; bu sebeple İsrail toplumu onların imajını onaylayana kadar göç yolculuklarının hikayesini anlatma ve bunu bir mit olarak geliştirme çabası Etiyopya Yahudileri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Bu bağlamda, örneğin medyada verdiği bir röportaj esnasında bir Etiyopya Yahudisi kendi görüşünü ifade etme imkânı bulmakta, yolculuk hikayesi yoluyla İsrail toplumuna ulaşmaya ve Falaşaların kendileri hakkındaki kanaatlerini (Yahudi kimliği, yolculuğun acısını çekerek kazandıkları haklar, cesur ve becerikli oluşları) aktarmaya çalışmaktadır.[16]

Falaşaların İsrail’e göçünün ardından karşılaştığı sorunlardan ilki, dinî statülerinin İsrail’de kendilerini bekleyen Yahudi toplum tarafından sorgulanması olmuştur. Ayrıldıkları ülkede ayrımcılıkla yaşayan topluluk, yeni toprağında Yahudi kimliklerinin sorgulanmasıyla karşı karşıya gelmiştir.[17] Bu problemin bir çözüme kavuşturulması için bulunan formül sonucunda başhahamlığın Yahudi kabul ritüelinin parçası olarak erkeklerden mikveye girmelerini talep etmesi birçok Etiyopyalı tarafından kimliklerine saldırı olarak algılanmış ve şiddetli protestolara sebebiyet vermiştir.[18] Öyle ki İsrail’e yerleşmiş bazı Etiyopya Yahudileri yeni gelen soydaşlarını bu dönüşüm ritüelini reddetmeleri noktasında cesaretlendirirken bu süreci Etiyopya’da periyodik olarak başlarına gelen zorla vaftiz olma uygulamasına benzetmiştir.[19] Öte yandan, İsrail’de evlilik ve boşanmanın devlet himayesi altında hahambaşılık tarafından yürütülmesi, dinî statü noktasındaki problemi daha da derinleştirmiştir. Örneğin, Falaşa topluluğunun dinî lideri konumundaki Kes (ቀስ), evlilik süreçlerindeki yetkiden mahrum bırakılmıştır. Ayrıca Talmud geleneğiyle uzun süreli temassızlıkları Etiyopya Yahudilerinin dinî pratiklerini diğer Yahudi cemaatlerden farklı kılmıştır. Bütün bu farklılıklar, Falaşaların dinî statülerinin tartışılmasına sebebiyet vermiştir.[20]

Esasında Falaşaların dinî statülerinin sorgulanışına yönelik durumun devam ettiğine dair göstergeler mevcuttur. Örneğin, Etiyopya kökenli bir Yahudi olan Tehila Ishta isimli bir mikve görevlisi, 2016 senesinde Kiryat Motzkin belediyesi hahamı David Druckman tarafından telefonla aranarak ne zaman Yahudiliğe geçtiğine yönelik sorgulanmış, Yahudi olduğu için buna gerek olmadığını ifade ettikten sonra iş hayatına döndüğünde bu meselenin duyulması sebebiyle mikve sürecine eşlik edeceği kadınların kendisine olan güvenini kaybetmiştir. Meselenin adli davaya dönüşmesiyle birlikte, yaklaşık sekiz sene sonra Kiryat Motzkin Belediyesi, haham Druckman ile birlikte Ishta’ya yönelik olarak kamuoyuna açık biçimde özür yayınlayarak onun bir Yahudi olarak kimliğine yönelik hiçbir şüphe bulunmadığını beyan etmiştir. Haham Seth Farber’ın ifadesiyle “Bu yalnızca Tehila’nın değil, İsrail’e göç edenlerin de zaferidir.” Bu tikel hadisenin gösterdiği üzere Etiyopya Yahudilerinin dinî statülerine yönelik ön yargılara dayanan algı ve tutumların devam ettiği örnekler mevcuttur.

Dinî statüleriyle irtibatlı hadiseler haricinde Etiyopya Yahudileri’nin İsrail’de gerçekleştirdiği başka protestolar da mevcuttur. Örneğin 1996 senesinde gerçekleştirilen protesto, hükümetin Etiyopyalılardan gelen kan bağışlarını HIV bulaşması şüphesiyle reddetmesinin ardından yaşandı. Yaklaşık 10 bin kişi kararı Kudüs’te protesto etti ve gösterilere sert müdahaleler sonucu yaralanmalar meydana geldi. Falaşaların karşılaştığı ayrımcılıkları örneklendiren bir diğer hadise 2004 senesinde Or Yehuda ilçesinde gerçekleşmiştir. Belediye başkanı Bokovza, Etiyopyalı göçmen çocukların yerel okullara alınmasını reddetmiş ve onları çevre ilçelerdeki okullara yönlendirmiştir. Doğal olarak bu durum Etiyopya Yahudilerinin devlet hizmetlerine erişimde karşılaştığı sistematik ayrımcılık algılarını tetikleyen bir hadise olarak tepki çekmiştir. Yine 2012 senesinde Kiryat Malakhi’de gerçekleşen bir protestoda bazı emlak komitelerinin Falaşalara konut satışını reddetmesi gibi hadiselere de referansla topluluğun karşılaştığı ayrımcılığa dikkat çekilmiş ve göstericiler “ten rengimizle gurur duyuyoruz” sloganıyla sokaklara çıkmıştır.

Protestoların bir diğer kısmı ise polis teşkilatıyla ilişkilidir. 2015 senesinde şüpheli bir nesne sebebiyle kapatılan sokaktan geçmekte olan IDF (İsrail Savunma Kuvvetleri) askeri Damas Pakada, iki polisin saldırısına uğramış ve darp edilmiştir. Saldırıyı gerçekleştiren polisler soruşturma tamamlanana kadar görevden uzaklaştırılmıştır. Etiyopya kökenli Pakada, olayın ırkçı saiklerle gerçekleştiğine inandığını ve kamera görüntüleri olmadığı takdirde göz altında olacağından ve kimsenin ona inanmayacağından emin olduğunu belirtmiştir. Olayı protesto eden ve sokaklara çıkan Etiyopya Yahudileri polisle çatışmış, Tel Aviv’de gerçekleşen şiddetli gösterilerde birçok polis yaralanmıştır.

Holon Şehrinde Polis Tarafından Saldırıya Uğrayan Etiyopyalı Damas Pakada

Bir başka polis cinayeti 2019’da Kiryat Haim’de gerçekleşmiş, 19 yaşındaki Solomon Teka, görev başında olmayan bir polis memuru tarafından öldürülmüş, Tel Aviv ve Hayfa’daki protesto gösterilerinde yollar kapatılmış ve polisle çatışmalar yaşanmıştır.

Etiyopyalı Yahudiler Derneği Başkanı Efrat Yerday, son seçimden sonra kurulan kabinede aşırı sağcılara yer verilmesinin, özellikle de Ulusal Güvenlik Bakanlığı’na getirilen Ben-Gvir’in Etiyopya Yahudilerinin polis şiddetine yönelik endişelerini artırdığını belirtmiştir. Yerday, polisin orantısız şiddet ve güç kullanımının Filistinlerle sınırlı kalmayıp Etiyopya Yahudilerine de yöneldiğini, Ben-Gvir’in Filistinlere yönelik düşüncelerinin kendileri için de tehdit oluşturduğunu ifade ederek bunun gerekçesini şöyle açıklamıştır: “Çünkü vatandaşlık hiyerarşisinde biz de altta yer alıyoruz.”

Polis teşkilatına yönelik endişe ve güvensizliğin Etiyopya Yahudileri arasında yaygın oluşu hükümetin resmi kararlarına da yansımaktadır. 2023 senesinde ilan edilen bir hükümet kararının maddeleri arasında Etiyopyalıların yoğun olarak yaşadığı bölgelerdeki karakollarda polislerin ön yargılarıyla sistematik olarak mücadele edilmesi (5.4 numaralı madde), topluluğun kişisel güvenlik duygusunu artırmak ve polisle arasındaki güveni güçlendirmek (5.4.3.1 numaralı madde), mensupların polis teşkilatının çeşitli kademelerinde uygun şekilde temsil edilmesine yönelik (5.4.3.4 numaralı madde) kararlar bu problemin giderilmesine yönelik çabalar olarak dikkat çekmektedir.

Bugün dahi Etiyopya Yahudileri geride bıraktıkları yakınlarının hükümet tarafından İsrail’e getirilmesi talebinde bulunmakta ve protestolar düzenlemektedir. Nitekim İsrail’e göç etmek üzere yıllardır Etiyopya’da bekleyen ve birçoğu da geçiş kamplarında (transit camp) kalan bir grup Falaş Mura’nın göç etme işlemi İsrail’de 2021 senesinde onaylandı ve 17 Temmuz 2023’te hükümet kararıyla resmileşti. (Resmi kararda göç ettirilecek kişi sayısı 3 bin ile sınırlandı.) Bu karar, 2015 senesinde alınmış bir hükümet kararına referansla İsrail’e göç eden ve Etiyopya’da birinci derece akrabası bulunanları kapsamaktaydı. Bu karara göre 9 bin kişinin getirilmesi planlandı ve yaklaşık 4 bin kişi 2015’ten sonra İsrail’e göç ettirildi.

Aliya (Göç) ve Entegrasyon Bakanı Olan Etiyopya Kökenli Tamano-Shata, Etiyopya’da Kalan Yakınlarının İsrail’e Getirilmesi İçin Falaşalar Tarafından Yapılan Protestoda Topluluk Üyeleriyle (14 Kasım 2021)

İsrail’deki Etiyopya Yahudilerinin Güncel Durumu

İsrail Merkez İstatistik Bürosu’nun Sigd festivali vesilesiyle Etiyopya Yahudileri hakkında yayımladığı 26 Kasım 2024 tarihli rapor, Beta İsrail toplumu hakkında ayrıntılı bilgiler sunmaktadır. Buna göre 2023 sonu itibarıyla İsrail’de 171.600[21] Etiyopya kökenli Yahudi mevcuttur ve bunların 93 bini Etiyopya doğumludur. 2023 yılında İsrail’e 1812 yeni göçmen ulaşmıştır. En kalabalık nüfusun olduğu şehir 12 bin 900 kişi ile Netanya iken; yerleşim yerinin toplam nüfusu içinde en kalabalık orana sahip şehir %13,9 ile Kiryat Malakhi’dir. 2023’te yayımlanan rapordaki bilgilere göre topluluğun 0-14 yaş oranı %26; 65 yaş üzeri ise %6 oranındadır. Rapora göre Etiyopyalılar yüksek bir oranla (%80 üzeri) topluluk içinden evlenmektedir.

İsrail’de yaşayan Etiyopya Yahudilerine yönelik hizmetler sunan çeşitli kurumlar bulunmaktadır. Bunların başında zikredilebilecek kurum, Etiyopyalı Yahudiler Derneği’dir. (AEJ, Association of Ethiopian Jews) 1993 senesinde kurulan dernek, genel İsrail nüfusu ile Etiyopya Yahudileri arasındaki uçurumu kapatarak fırsat eşitliği yaratılması, sivil hakların sağlanması ve daha iyi politikalar üretilmesi adına lobicilik faaliyetleri yürütmektedir. Bu yönde araştırmalar yapan ve raporlar yayınlayan derneğin çalışmaları arasında, 2018-2020 yıllarında polisin Etiyopya Yahudilerine karşı açtığı kamu davalarına yönelik raporundan ve topluluğun dinî lideri Kes’in manevi lider olarak tanınması şeklindeki çabasından bahsedilebilir. Bir diğer kurum, ICEI (Israel Center for Educational Innovation) isimli eğitim merkezidir. 2009 senesinde kurulan bu merkez, başlangıçta Etiyopya kökenli İsrail vatandaşı öğrenciler arasında akademik başarıyı artırmayı amaçlamış, daha sonra faaliyetlerini İsrail genelindeki Yahudi ve Arap ilkokullarına yöneltmiştir. Merkezin programlarından biri olan Almaz, Eğitim Bakanlığı’nın başlattığı bir girişim olarak Etiyopya kökenli öğrencileri desteklemeyi ve ilkokullarda Etiyopyalı Yahudi kültürüne aşinalık kazandırmayı hedeflemektedir. Bir diğer program olan Atzmaut Plus, çocukları Rişon LeTsiyon’daki ICEI okullar ağında okuyan 220’den fazla Etiyopya kökenli aileye destek vermektedir. Bir diğer kurum Beit-Tzipora, 1990’ların ortasında Elie Wisel Vakfı tarafından kurulmuş, Afrika’daki şiddete tepki olarak İsrail’e göç eden Etiyopya kökenli ailelerin çocuklarını desteklemeyi hedeflemiştir. Bugün Aşkelon ve Kiryat Malakhi’de merkezleri olan kurum 600 öğrenciye eğitim noktasında hizmet sunmaktadır. Sebe Vakfı (Sheba Foundation) ismindeki bir başka kuruluş, İsrail’deki Etiyopya Yahudilerini desteklemektedir. Bu kurumun faaliyetleri arasında eğitim seminerleri, çocuklar için okul bursu-evde özel dersler, İbranice ve İngilizce dil eğitimleri, ihtiyaç sahibi ailelere insani yardım gibi hizmetler yer almaktadır. Bir diğer örnek, 2007 senesinde yayın hayatına başlayan IETV (Israeli-Ethiopian Television) isimli TV kanalıdır. Çalışanlarının çoğu Etiyopya kökenli olup Amharca ve Tigrinya dillerinde yayın yapan tek kanal olan IETV, kriz zamanlarında İç Cephe Komutanlığı’nın talimatlarını izleyiciye ulaştırmaktadır.

Bugün Etiyopya Yahudilerinin entegrasyon noktasında karşılaştıkları temel problemler; ırkçılık, ayrımcılık, toplumsal görünürlük ve temsiliyet gibi kavramlar etrafında değerlendirilebilir. Etiyopyalılar ten renklerinden kaynaklı olarak çeşitli ön yargılarla ve ırkçı davranışlarla karşılaşmakta ve kendilerini tetikleyen hadiselerin cereyan etmesiyle şiddete dönüşen protestolar ile rahatsızlıklarını belli etmektedir.

Etiyopyalıların İsrail Savunma Kuvvetleri’ne (IDF) entegrasyonunu değerlendiren ve meclise sunulan 2011 tarihli bir rapor, topluluğun İsrail’e adaptasyonu noktasında önemli bulgular içermektedir. Bu rapora göre Etiyopya kökenli birçok genç için askerlik görevi İsrail toplumuna aidiyetlerini ölçtükleri bir göstergedir. Bu tarih itibarıyla (2011) Etiyopyalı asker sayısı 5.600 olup bu sayı burada hizmet eden göçmenlerin %12’sine tekabül etmektedir. Hem erkek hem de kadınlar arasında Etiyopyalıların askere alınma oranı genel nüfusa oranla daha yüksektir. Yine meclise sunulan 2011 tarihli bir diğer rapor, Etiyopya kökenlilerin yükseköğretim sistemine entegrasyonunu incelemektedir. Bu raporda, 2008-2009 senesinde yükseköğretim kurumlarındaki Etiyopyalıların genel nüfusun %0,9’unu oluşturduğu, lisans ve yüksek lisans derecelerini alan nüfusun çok düşük oranda olduğu yönünde bulgular mevcuttur. Bu durum, Etiyopyalıların askerlik ve eğitim alanlarında toplumun genelinden olumsuz anlamda ayrışan bir konumda yer aldığını ortaya koymaktadır.

Etiyopya Yahudilerinin karşılaştıkları problemler, devlet kurumlarının kararlarına yansıdığı ölçüde de belirginleşmektedir. Bir başka deyişle, topluluğa yönelik resmi karar ve politikalar Etiyopyalıların yaşadığı problemlerin gerçekliğini ispatlar niteliktedir. Örneğin, bahsi geçen problemlere ilişkin üretilen politikalar, yayımlanan bir hükümet kararındaki maddeler (3.4 numaralı madde) arasında da dikkat çekmekte, bu maddelerde Etiyopya kökenli çalışanlara dair ön yargılara yönelik mücadele etme ve önlem alma tavsiyesinde bulunulmakta; topluluğun hükümete olan güveninin artırılması da hedefler arasında yer almaktadır. (3.7 ve 4.5 numaralı maddeler) Benzer bir politika, 2018’de hükümetin kamusal düzeni bozmaya yönelik olaylarda sabıkası bulunan Etiyopya Yahudilerinin sicilini temizlemeye yönelik kararında da fark edilmektedir.

Toplumsal görünürlük noktasında İsrail’in attığı adımlardan biri Sigd Bayramının 2008 senesinde resmi bayram ilan edilmesidir. Etiyopya Yahudilerine has olan bu etkinlikte halk, Tanrı ve Tevrat arasındaki ahdin yenilenmesini kutlamaktadır ve bu bayram Etiyopya toplumunun yıllık bir buluşması niteliğindedir. Bu karar, Etiyopya topluluğun toplumsal görünürlüğünü kuvvetlendirme ve kamusal kabulünü ikrar çabası olarak değerlendirilebilir.

Sonuç ve Değerlendirme

İsrail’deki Falaşa toplumu, tarihi kökenleri ve göç deneyimleri bakımından özel bir konumda bulunmakta, sayıca az bir topluluk olmasına karşın toplumsal görünürlük iddiaları ve kültürel çatışma tecrübeleri sebebiyle kamusal tartışmalar yaratmaktadır. Merkez İstatistik Bürosu’nun raporu topluluğun demografik olarak genç ve belirli kentlerde yoğun nüfusta olduğunu göstermektedir. Öte yandan raporda, eğitim ve istihdam alanlarında önceki yıllara oranla iyileşmeler olduğu ifade edilmekte, ancak toplum ortalamasıyla karşılaştırıldığında yapısal eşitsizliklerin devam ettiği anlaşılmaktadır. Topluluğun askeri hizmet vasıtasıyla hissettiği eşit vatandaşlık duygusu sokağa ve kamusal yaşama döndüğünde kırılmakta; bu kırgınlık polis şiddeti, kurum içi ön yargılar veya dinî statü tartışmalarında belirgin hâle gelmektedir. Dolayısıyla Beta İsrail topluluğunun İsrail’deki serüveni tezat bir tecrübeyi ortaya çıkarmaktadır. Etiyopya Yahudilerinin durumu bir yandan tarihsel kökenlerinin tanınması, göç operasyonlarıyla İsrail toplumuna dahil edilmeleri ve devlet düzeyinde sağlanan hukuki meşruiyetle olumlu bir çerçeve kazanırken; diğer yandan günlük yaşamda süregelen eşitsizlikler, toplumsal önyargılar ve kurumsal engeller nedeniyle parçalı ve çelişkili bir deneyime işaret etmektedir. Bu durum, topluluğun hayatında sürekli hissedilen bir “çifte tezahür” yaratmaktadır.

Bu tecrübe, Etiyopya Yahudileri açısından birkaç önemli noktayı ortaya çıkarmaktadır: İlk olarak, hukuki ve kurumsal tanı(n)ma toplumsal eşitliği garanti etmemektedir. Dinî statüleri onaylanmış ve vatandaşlık statüsü resmî bir kabullenme sağlamış olsa da toplumsal kabul için mikveye giriş şartı konması veya Etiyopyalı din adamlarının yetkilerinin kısıtlanması gibi tecrübeler, topluluğun hâlen “tam Yahudi” statüsünü sorgulatan deneyimlere yol açmaktadır. Richard Sudan’ın ifadesiyle söylenecek olursa, siyahi Etiyopya Yahudileri İsrail devleti açısından “yeterince Yahudi değildir”. Öte yandan, eğitimdeki ilerlemelere rağmen istihdamda ve gelir dağılımında topluluk, ülke ortalamasının gerisinde kalmakta; özellikle belirli şehirlerdeki mekânsal yoğunlaşma (ör. Netanya, Kiryat Malakhi) nüfusun bütününe doğru gerçekleşecek bir sosyal entegrasyonu sınırlandırmaktadır. Ayrıca, 2008’den bu yana resmî tatil olarak kutlanan Sigd Bayramı, kimlik ve görünürlük açısından anlamlı bir adım olsa da bu sembolik kazanımlar eğitim, istihdam veya ayrımcılık karşıtı politikalarla desteklenmediğinden topluluğun eşit vatandaşlık algısında kalıcı bir iyileşme yaratamamaktadır.

Sonuç olarak, Beta İsrail’in İsrail’deki konumu, toplumun “eşitlik idealinin” sınandığı kritik bir alan olmaya devam etmektedir. Bu topluluk, devlet tarafından “kendi halkı” olarak kabul edilmesine rağmen günlük yaşamda hâlâ “öteki” muamelesiyle karşılaşabilmektedir. Bu çelişki, yalnızca Etiyopya kökenli Yahudilerin değil, tüm İsrail toplumunun eşitlik, aidiyet ve kimlik sorunlarının bir yansımasıdır. Bu topluluk özelinde yaşanan deneyimler, İsrail toplumunun bütününde eşit vatandaşlık, sembolik tanıma ile maddi eşitlik arasındaki kopukluk, aidiyetin kırılganlığı gibi konularda önemli göstergeler sunmaktadır. Dolayısıyla Etiyopyalıların hikâyesi bir azınlığın mücadelesini anlatmanın ötesinde, modern İsrail’in toplumsal bütünleşme kapasitesi ve eşit vatandaşlık ideallerini ne ölçüde gerçekleştirebildiğinin ve gerçekleştirebileceğinin bir sınavı olarak da değerlendirilebilir.

Dipnotlar:

[1] Wolf Leslau, Comparative Dictionary of Ge’ez (Otto Harrassowitz, 1991), 160.

[2] Jacques Faitlovitch, The Falashas (The Jewish Publication Society of America, 1920), 1.

[3] Dursun Ali Aykıt, “Falaşalar veya Etiyopya Yahudileri,” Milel Nihal Dergisi 2, no. 11 (2014): 36.

[4] Tudor Parfitt, “The Construction of Jewish Identities in Africa,” Jews of Ethiopia: The Birth of an Elite içinde, ed. Tudor Parfitt (Routledge, 2005), 33.

[5] Aykıt, “Falaşalar,” 37.

[6] Aykıt, “Falaşalar,” 41.

[7] Aykıt, “Falaşalar,” 48-49.

[8] Neslihan Kuran, Siyahi Yahudiler: Falaşaların Etnik Kökeni, Dinî Gelenekleri ve İsrail’e Göçleri (Divan Kitap, 2023), 169-70.

[9] Kuran, Siyahi Yahudiler, 180.

[10] Parfitt, “The Construction of Jewish Identities in Africa,” 34-35.

[11] Kuran, Siyahi Yahudiler, 175, 178, 181.

[12] Gadi Ben Ezer, “The Ethiopian Jewish Exodus”, Jews of Ethiopia: The Birth of an Elite içinde, ed. Tudor Parfitt (Routledge, 2005), 122.

[13] Stephen Spector, Operation Solomon: the Daring Rescue of the Ethiopian Jews (Oxford University Press, 2005), 1,175.

[14] Spector, Operation Solomon, 89.

[15] Ruben Schindler, “The Sacred and Secular: The Immigration of the Black Jews of Ethiopia to Israel,” Jews of Ethiopia: The Birth of an Elite içinde, ed. Tudor Parfitt (Routledge, 2005), 131.

[16] Ben Ezer, “The Ethiopian Jewish Exodus,” 124-25, 127.

[17] Schindler, “The Sacred and Secular,” 134.

[18] Schindler, “The Sacred and Secular,” 135; Bir gazete haberinde yer alan ifadeye göre, bu protestolardan birine katılan Etiyopya Yahudisi Mekonen Avra itirazını şu şekilde dile getirmektedir: “Bizi buraya Yahudi olduğumuz için getirdiler. Şimdi buradayız, bize Yahudi olmadığımızı söylüyorlar. O halde bizi buraya neden getirdiler? (..) Üç yıl boyunca askere gidiyoruz. Her şeyi yapıyoruz. Bizim de haklarımız olmalı. Ritüel banyosuna girmektense ölmeyi tercih ederim.” İlgili haber için bkz. Thomas Friedman, “Jews of Ethiopia Protest in Israel”, The New York Times, 17 Temmuz 1985, https://www.nytimes.com/1985/07/17/world/jews-of-ethiopia-protest-in-israel.html.

[19] Schindler, “The Sacred and Secular,” 138.

[20] Schindler, “The Sacred and Secular,” 135.

[21] Bu rakam toplam nüfusun %2’sinden düşüktür.

spot_img

Öne Çıkanlar

ilgili makaleler

spot_img