back to top
13 Mayıs, 2026, Çarşamba

ABD’de Cumhuriyetçiler Arasında Yükselen İsrail Karşıtlığı

YayınlarAnalizABD’de Cumhuriyetçiler Arasında Yükselen İsrail Karşıtlığı

ABD’de Cumhuriyetçiler Arasında Yükselen İsrail Karşıtlığı

ABD’nin İsrail’e koşulsuz desteği Demokratlar için uzun süredir tartışılıyor olsa da[1] Cumhuriyetçiler tarih boyunca bu konuda tutarlı bir çizgi izlemiştir. Parti, İsrail’i Orta Doğu’daki en önemli stratejik müttefik olarak görmekte, askerî ve diplomatik desteğin şartsız olması gerektiğini savunmakta, geleneksel İsrail politikasını da bu argümanlar üzerine temellendirmektedir. Cumhuriyetçi milletvekillerinin çoğu, 7 Ekim 2023 tarihinde Hamas’ın İsrail’e yönelik Aksa Tufanı Operasyonu’ndan sonra İsrail’in Gazze’de başlattığı soykırımı fiilen alkışlamış, tarihî olarak meselenin en başından beri Filistinlilerin uğradığı hak ihlâllerini ve İsrail’in kurulmasıyla başlayan uzun işgalini yok sayarak suçu tamamen Hamas’a yüklemişlerdir. Demokratların aksine, Cumhuriyetçiler 2024 başkanlık kampanyası boyunca kendi partileri içinde Gazze konusunda kamuoyu önünde bir tartışma yaşamamışlardır.

Nitekim 2024 seçimlerinden sonraki Cumhuriyetçi yönetim de İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu hükümetiyle yakın temas ve uyum içinde çalışmaktadır. Mevcut ABD Başkanı Donald Trump’ın ve dolayısıyla partinin büyük bir kısmı Siyonizm ve Evanjelik Hristiyan desteğine dayanır. Cumhuriyetçi ABD yönetimi, İsrail hükümetinin Gazze’ye yönelik askerî operasyonları konusunda da “İsrail’in meşru müdafaa hakkı” argümanını ileri sürerek bu soykırımcı ülkenin insanlık ve hukuk dışı eylemlerini tamamen desteklemektedir. Dolayısıyla Demokrat Parti içinden gelen, İsrail’e yapılan yardımlara (özellikle silah satışlarına) insanî koşullar getirme veya Filistin politikalarıyla ilgili kısıtlamalar uygulanması gibi girişimlere kesinlikle karşı çıkmaktadır. Bu tür önergeleri “İsrail’i yalnız bırakmak” olarak nitelendirmekte ve bunu kabul edilemez bulmaktadırlar. Bu yaklaşımla paralel bir biçimde Cumhuriyetçiler, ateşkes çağrılarını da Hamas’a zaman kazandırma çabası olarak görmüş ve reddetmişlerdir.

Ayrıca, Cumhuriyetçi liderler, Kongre’deki ilerici Demokratların İsrail politikalarına yönelik sert eleştirilerinin arkasında antisemitizm olduğunu ileri sürmekte ve bu eleştirileri sertçe kınamaktadırlar. Bu, özellikle Temsilciler Meclisi’ndeki Alexandria Ocasio-Cortez, Rashida Tlaib, Ilhan Omar ve Ayanna Pressley gibi Filistin konusunda İsrail’e ve onu destekleyen ABD yönetimine yönelik eleştirilerini sesli bir biçimde dile getiren Demokrat Partili vekilleri hedef alan yaygın bir söylemdir. Zira bu isimlerin İsrail’in politikalarını tanımlarken “apartheid” veya “soykırım” gibi terimler kullanmaları Cumhuriyetçiler tarafından Yahudi halkına yönelik bir düşmanlık, başka deyişle “antisemitizm” olarak nitelendirilmektedir. Cumhuriyetçilerin bu vekilleri hedef almasının diğer nedenleri ise, bu vekillerin İsrail’e yönelik boykot, tecrit ve yaptırım (BDS) hareketini desteklemeleri ve İsrail’e gönderilen milyarlarca dolarlık askeri yardımın (özellikle Demir Kubbe sistemi gibi) durdurulmasını veya insan hakları ihlalleri gerekçesiyle denetlenmesini talep etmeleridir.

Öte yandan 7 Ekim’den sonra İsrail’in Gazze’ye yönelik uluslararası hukukun alenen ihlâli anlamına gelen saldırılarının açıkça bir soykırıma dönüşmesiyle Cumhuriyetçi Parti’nin bu konudaki geleneksel tutumunun giderek azalabileceğine dair işaretler gündemi daha fazla meşgul etmektedir. Nitekim Siyonizm’in 19. yüzyıldan itibaren yürüttüğü yerleşimci-sömürgeci hareketle başlayan ve İsrail’in 1948’de kurulmasıyla derinleşen Filistin’i Filistinlilerden arındırma politikasının yeni bir evresi olan bu saldırılar, tüm dünyada olduğu gibi Amerikan kamuoyunda ciddi bir tepki ile karşılaşmıştır. ABD’de yapılan halka açık anketler, ülkede genel olarak İsrail’e yönelik desteğin ciddi şekilde azaldığını göstermektedir. Özellikle 2025 yılında yapılan anketlerde, halkın çoğunluğunun İsrail’in eylemlerini olumsuz değerlendirdiği göze çarpmaktadır. Örneğin Pew Araştırma Merkezi’nin Eylül 2025’te yaptığı anket Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırının ardından İsrail’in Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı başlattığı soykırımın üzerinden iki yıl geçtikten sonra Amerikalıların İsrail’in “operasyonuna” ve hükümetine duyduğu şüphenin, çatışmanın önceki dönemlerine göre daha yüksek seviyede olduğuna işaret etmektedir. Nitekim ankete göre artık her on kişiden yaklaşık altısı İsrail hükümeti hakkında olumsuz görüşe sahip ve İsrail’in ‘çok ileri gittiğini’ söyleyenlerin oranı giderek artmaktadır. Nitekim İsrail hükümeti hakkında olumsuz görüş bildirenlerin oranı, 2024 başlarında %51 iken, şu anda %59’a yükselmiştir ve Amerikalıların %39’u İsrail’in Hamas’a karşı askeri operasyonunda çok ileri gittiğini düşünmektedir. Bu oran bir yıl önce %31, 2023 sonlarında ise %27 idi. Bu eğilimin sadece Demokratlar veya bağımsızlar arasında değil, bazı Cumhuriyetçi gruplar ve özellikle genç Cumhuriyetçiler arasında da görülmesi dikkat çekicidir. Nitekim aynı anket sonuçları, Cumhuriyetçilerin İsrail’in soykırıma varan saldırgan politikalarına yönelik görüşlerindeki yaşanan dönüşüme dair önemli bulgular içermektedir. Zira anket sonuçlarına göre Cumhuriyetçi katılımcıların yaklaşık yüzde 19’u, İsrail’in Gazze’deki “askeri operasyonlarında çok ileri gittiğini” düşünmektedir. Esasında bu, İsrail konusunda Cumhuriyetçi Parti içinde artan bir muhalefet olduğuna işaret etmektedir. Zira bu oran Aralık 2023’te yüzde 12, Eylül 2024’te ise yüzde 13’tü.

Bu türden istatistiklerin yanı sıra Cumhuriyetçi Parti içinde marjinal de olsa İsrail’e yönelik birtakım seslerin yükselmeye başlaması -her ne kadar geleneksel İsrail politikasında köklü bir dönüşüm anlamına gelmese de- bu konuda en azından zihnî ve fikrî bir dönüşüme işaret etmektedir. Bu bağlamda, artık İsrail’e verilen desteğin ABD’de tek bir partinin yani sadece Demokrat Partinin sorguladığı bir konu olmaktan çıkmaya başladığı rahatlıkla söylenebilir. Bununla birlikte, Cumhuriyetçi Parti içinde İsrail’e verilen geleneksel ve koşulsuz desteğe karşı çıkan seslerin, Demokrat Parti’deki İsrail karşıtı muhalif kanat ile karşılaştırıldığında çok sınırlı ve izole olduğu; ayrıca bu kesimlerce ifade edilen eleştirilerin farklı bir ideolojik temele dayandığı gözlemlenmektedir. Nitekim bu karşıtlığın genellikle dış yardımlara ve hükümetin aşırı harcamalarına prensip olarak karşı duruşla ilintili olduğu görülmektedir. Bu bağlamda Cumhuriyetçi saflardaki bu marjinal karşıtlığın belki de en belirgin örneği Temsilciler Meclisi Üyesi Thomas Massie’dir. Kongre’deki İsrail yanlısı politikalara ve dış yardımlara en tutarlı şekilde karşı çıkan Massie, ABD’nin askeri yardımı sonlandırması çağrısında bulunmuştur. Ancak Massie’nin bu konudaki karşıtlığının, İsrail’in eylemlerinden ziyade, ABD’nin dış politikasına ve malî harcamalarına yönelik olduğu da hatırda tutulması gereken bir husustur. Massie esasında ABD’nin federal bütçesinin açık vermesine ve dış ülkelere yardım göndermesine prensip olarak karşı çıkmaktadır. Dolayısıyla bu duruşu, İsrail’e yapılan yardımları da kapsamaktadır. Nitekim Massie 23 Eylül 2021’de, İsrail’in Demir Kubbe (Iron Dome) füze savunma sistemi için 1 milyar dolarlık ek fon sağlanmasına yönelik tasarıya karşı çıkan tek Cumhuriyetçi isim olmuştur. (Prensipte dış savunma yardımı fonlamasına karşı çıkan Paul Gosar gibi birkaç Cumhuriyetçi de, o dönemde tasarıya karşı sert eleştiriler yöneltmiş olsa da, resmi oylamada evet demişlerdir). Kentucky Cumhuriyetçi Temsilcisi Massie oylama sonrasında, tasarı aleyhinde olan tutumunun gerekçesi olarak ABD’nin borçlarını artırmaya karşı çıkmak olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Massie’nin, Temsilciler Meclisi’nde antisemitizmle ilgili çeşitli tasarılara ilişkin oylamalarda, Cumhuriyetçiler arasında “Hayır” oyu veren nadir (bazen tek) Cumhuriyetçi olduğunu da hatırlamakta fayda var. Örneğin Massie, Aralık 2023’te antisemitizmi kınamanın yanı sıra “anti-Siyonizm antisemitizmdir” ifadesini içeren “Antisemitizmi Kınayan Karar” tasarısına karşı oy veren tek Cumhuriyetçi isim olmuştu. Kendisini eleştirenler bu tutumunu “İsrail karşıtı” olarak yorumlasa da Massie bu tür kararları genellikle ifade özgürlüğünü kısıtlayan ya da Kongre’nin yetki alanını aşan “gösteri amaçlı zıtlaşma” (performative contrarianism) olarak değerlendirmektedir. Yani Massie’nin sadece “farklı olmak için farklı davrandığı” (contrarianism) iddia edilmektedir. Ancak Massie bu eleştirileri, Kongre’nin gerçek sorunları çözmek yerine sadece seçmene şirin görünmek için (performative) içi boş yasalar çıkardığını söyleyerek cevap vermektedir. Ona göre bu tür oylamalar birer “tiyatro”dur. Öte yandan Massie’nin -her ne kadar tamamen farklı gerekçelerle ola da- Filistin yanlısı Demokratlar olan Ilhan Omar veya Rashida Tlaib gibi vekillerle aynı oyu kullanmış olması Cumhuriyetçi Partinin ana akımı tarafından sertçe eleştirilmektedir. Ayrıca Massie’nin, 7 Ekim 2023 öncesinde de bazı oylamalarda kendi partisi ile ters düştüğü oylamalar söz konusu olmuştur. Nitekim 2019 yılında BDS (Boycott, Divestment, Sanctions / Boykot, Tecrit ve Yaptırım) hareketini kınayan tasarıya karşı çıkan tek Cumhuriyetçi Massie olmuştu. Oylamada demokrat kanattan Ilhan Omar ve Rashida Tlaib gibi isimleri içeren 16 Demokrat Parti Temsilciler Meclisi üyesi ile aynı safta yer almıştı.

Buna ilaveten, bazı muhafazakâr ve “Şahin Bütçeciler” olarak adlandırılan Cumhuriyetçiler de İsrail’e yapılan yardım paketlerine sırf bütçe kesintisi (offset) içermediği için karşı çıkmıştır. Bu durumun Cumhuriyetçi partililerin İsrail’in politikalarına karşı çıkmaktan ziyade, malî disipline olan bağlılıklarından kaynaklandığını da akılda tutmak gerekmektedir. Bu çerçevede, 7 Şubat 2024 tarihinde Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçilerin önderliğinde hazırlanan 17.6 milyar dolarlık İsrail’e ek güvenlik yardımı sağlanmasını amaçlayan tasarısının oylamasında Massie dışında; Chip Roy, Eli Crane, Paul Gosar, Andy Biggs, Matt Gaetz gibi karşı oy kullanan Cumhuriyetçi birtakım isimler de olmuştur. 14 Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi, yardım paketinin finansmanının karşılanması için bir bütçe kesintisi içermemesini eleştirmişlerdir. Zira Kasım 2023’teki benzer bir pakette, İsrail yardımının karşılığı olarak IRS (Internal Revenue Service- Federal Vergi Dairesi) bütçesinden kesinti yapılmışken, bu defa 17,6 milyar dolarlık bu pakette ise herhangi bir kaynak kesintisi (offset) yoktu.[2] Bu durum, vekiller tarafından “borçlanarak yardım yapmak” olarak eleştirilmiştir. Dolayısıyla Massie dışındaki diğer Cumhuriyetçi vekillerin buradaki karşı çıkışlarının yardımın kendisinden ziyade, yardımın ödenme şekline yönelik olduğu unutulmamalıdır. Nitekim bu Cumhuriyetçilerin karşıtlıkları yardımın bütçe açığı yaratacak şekilde (başka bir yerden kesinti yapılmadan) finanse edilmesine dayanmıştır.

Diğer taraftan Thomas Massie gibi “liberteryen” bir temelden ziyade, saf bir “America First” (Önce Amerika) milliyetçiliğine sahip olan ve Trump’ın sağcı “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (Make America Great Again – MAGA) hareketinin en önde gelen isimlerinden biri olan ABD Kongre Üyesi Marjorie Taylor Greene da zaman zaman dış yardım paketlerini (Ukrayna’ya yapılan yardımlar da dâhil) sertçe eleştirmiş, ABD’nin kendi sorunlarına odaklanmasını istemiştir. Bu izolasyonist duruş, zaman zaman İsrail yardımına da yansımıştır. Nitekim Greene’in, Trump’ın dış yardımlar konusundaki tutumunu “Yeterince ‘Önce Amerika’ (America First) değil” diyerek eleştirmesi gerilimi iyice tırmandırmış ve Greene, 21 Kasım 2025 tarihinde sosyal medya hesabı üzerinden yayınladığı 10 dakikalık bir video ve yazılı açıklama ile Kongre’den istifa edeceğini duyurmuştur. İstifasının yürürlüğe gireceği tarih ise 5 Ocak 2026 olarak belirlenmiştir. Öte yandan Greene’in ABD’nin İsrail’e yönelik destek politikasının yanı sıra doğrudan İsrail’in eylemlerine ilişkin eleştirel bir dil kullanması Cumhuriyetçiler arasındaki İsrail karşıtlığının da başka bir yöne evrildiğini göstermesi açısından çarpıcıdır. Nitekim Greene 28 Temmuz 2025 tarihinde sosyal medya platformu üzerinden yaptığı paylaşımda İsrail’in Gazze’deki Filistinlilere karşı soykırım yaptığını öne sürerek, Cumhuriyetçi Parti içindeki giderek büyüyen bölünmeyi gözler önüne sermiştir. İsrail’in dayattığı açlık krizi nedeniyle 120’den fazla kişinin öldüğü Gazze’deki vahim durumu kınayan Greene, Filistinlilerin aç bırakılmasını ve bombalanmasını açıkça kutlayan meslektaşı Randy Fine’ı[3] da eleştirmiştir. Greene, “İsrail’de 7 Ekim’de yaşananların korkunç olduğunu ve tüm rehinelerin iade edilmesi gerektiğini söylemek en doğru ve en kolay şeydir, ancak Gazze’de yaşanan soykırım, insani kriz ve açlık da aynı derecede korkunçtur” diye yazmıştır.

Öte yandan Washington’un İsrail’e yönelik on yıllardır değişmeyen koşulsuz destek politikası konusunda Cumhuriyetçiler içerisinde kuşaklar arası görüş ayrılıklarına da değinmekte fayda var. Nitekim Pew Araştırma Merkezi tarafından İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Beyaz Saray ziyaretinden yaklaşık bir hafta önce, 24-30 Mart 2025 tarihleri ​​arasında yapılan bir ankete göre, demokratların İsrail’e karşı %69’luk olumsuz görüşü Cumhuriyetçilerin %37’lik olumsuz görüşüne kıyasla çok daha yüksek olsa da Cumhuriyetçiler arasında, 50 yaşın altındakilerin İsrail’e karşı olumsuz görüş bildirme oranının artık demokratlarla neredeyse aynı seviyede (%50’ye karşı % 48) olması dikkat çekicidir. Zira İsrail’e olumsuz bakış açısı sergileyen 50 yaşın altındaki Cumhuriyetçi Parti seçmenlerinin 2022 yılındaki oranının sadece %35 iken, 2025’e gelindiğinde %48 seviyesine çıkması, yani neredeyse her iki genç Cumhuriyetçiden birinin İsrail’e olumsuz bakıyor olması çarpıcıdır. Bu rakamlar, Ağustos 2025’te Maryland Üniversitesi tarafından yapılan anketle de paraleldir. Nitekim bu ankette, 18-34 yaş arası Cumhuriyetçi Parti seçmenlerinin sadece %24’ünün Filistinlilerden çok İsraillilere sempati duyduğu ortaya çıkmıştır. Benzer şekilde Middle East Understanding Policy Project ve YouGov tarafından 2025 yılı Kasım ayında 1287 Cumhuriyetçi ile yapılan bir ankette de farklı yaş gruplarının ABD’nin İsrail’e yönelik desteği konusunda farklı görüşlere sahip oldukları göze çarpmaktadır. Anket sonuçları genç Cumhuriyetçilerin ABD’nin İsrail’e verdiği desteğe daha şüpheci yaklaştıklarına, İsrail Başbakanının, artık genç Cumhuriyetçiler arasında daha az popüler olduğuna işaret etmektedir. Nitekim 45 yaşın altındaki cumhuriyetçiler İsrail Başbakanı konusunda neredeyse ortadan ikiye bölünmüş durumdadır. Genç Cumhuriyetçiler Netenyahu’yu sadece az bir farkla (%29’a %31) olumlu veya kabul edilebilir bir lider olarak görürken; daha yaşlı Cumhuriyetçiler ise Netenyahu’yu açık ara (%59’a, %19) daha olumlu değerlendirmektedir. Bu da Cumhuriyetçi Parti içinde kuşak farkına dayalı bir görüş ayrılığı olduğunu göstermektedir. Ankete göre 18-44 yaş arasındaki Cumhuriyetçilerin %23’ü ABD’nin İsrail’e desteğini artırması gerektiğini düşünürken, 45 yaş ve üstü Cumhuriyetçiler ise %31’inin bu yönde görüş bildirmiştir. Genç muhafazakârların en büyük endişesinin İsrail’e verilen maddi desteğin ABD’yi doğrudan savaşa sokabileceği üzerinden şekillendiği; böylesi bir senaryoda kendilerinin de savaşta asker olarak gönderilmeleri olasılığının bu genç muhafazakâr kitleyi kaygılandırdığı ifade edilmektedir.

Öyle ya da böyle şu açıktır ki Cumhuriyetçi Parti içerisinde ABD’nin kendi çıkarlarını öncelemesi fikri, başta İsrail olmak üzere dış ülkelere yapılan yardımlara karşı tepki doğurmaktadır. ABD’deki muhafazakâr kesim üzerinde ciddi siyasi etkisi olan bir gazeteci ve eski Fox TV sunucusu Tucker Carlson’ın 2025 yılı sonundaki çıkışları da bu bağlamda dikkate değerdir. Zira Carson Cumhuriyetçi Parti’nin İsrail’i desteklemeye devam edip etmemesi gerektiğini şu sözlerle ciddi bir biçimde sorgulamıştır: “Vergi mükelleflerinin parasını o ülkeye göndermek için yabancı bir lobiden para almak ‘Önce Amerika’ mıdır? Sorunun kendisi bile aslında cevabını veriyor; elbette değildir. Bu İsrail’e yönelik bir saldırı değildir; bunu öyle göstermeye çalışanların çabalarına rağmen kesinlikle antisemitizm de değildir. Bu sadece apaçık bir tespittir.” Tucker Turning Point USA’nın 18 Aralık 2025’te düzenlenen etkinliğinde yaptığı bu konuşmasıyla Cumhuriyetçi Partinin önde gelen mensupları ile ciddi bir görüş ayrılığına düşmüştür.[4] “America First” yani “Önce Amerika” ya da “Amerika Öncelikli” yaklaşımının savunucusu bir isim olarak Carlson’ın bu çıkışı Cumhuriyetçi Parti içinde İsrail konusundaki giderek derinleşen fikir ayrılığının daha da derinleşmesi açısından önemlidir.  Aynı Turning Point USA’nın bahsi geçen etkinliğindeki konuşmasında Ben Shapiro İsrail’e yönelik desteği sorgulayan muhafazakâr hareketin üyelerini eleştirmiş; Steve Bannon ise Saphiro’yu “America First” yerine “Israel First” olmakla itham etmiştir.

Sonuç olarak her ne kadar ABD’de, özellikle bazı Cumhuriyetçi Parti mensupları arasında da “geleneksel pro-İsrail çizgisi”nde esnemeler ve daha eleştirel yaklaşımlar olduğu göze çarpsa da, Cumhuriyetçi saflardaki “karşıtlığın” Demokrat Parti’deki gibi organize, ideolojik ve kalabalık bir hareket olmadığı açıktır. Bir kere Cumhuriyetçi saflardaki İsrail karşıtı seslerin nicelik bağlamında etki yaratacak düzeyde olmadığı görülmektedir. Sayılarının bir avuç Temsilciler Meclisi üyesini geçmediği ve Senato’da belirgin bir ağırlıklarının olmadığı anlaşılmaktadır. Bunun da ötesinde bu isimlerin karşı çıkışları ile Demokrat figürlerin karşıtlıkları arasında nitelik açısından da farklılıklar söz konusudur. Demokrat Partililer daha ziyade insan hakları, Filistin davası ve insani kriz konularına odaklanırken, Cumhuriyetçilerdeki karşıtlığın mali disiplin, ABD’nin borcu ve izolasyonist dış politika prensiplerine dayandığı gözlemlenmektedir. Bu iki karşıtlığın, nadiren aynı amaç için birleştiği söylenebilir. Bununla birlikte Cumhuriyetçiler arasında meseleyi sadece bir malî yardım meselesi olarak görme eğiliminin azaldığı düşünüldüğünde, insanî boyutun giderek daha fazla öne çıkabileceği öngörülebilir.

Dipnotlar:

[1] Demokratlar İsrail konusunda bölünmüş durumdadır. 2016’daki başkanlık kampanyasını başlatana kadar Vermont’lu, pek tanınmayan bir senatör olan Bernie Sanders ve “The Squad” olarak nitelendirilen Temsilciler Meclisi üyeleri Alexandria Ocasio-Cortez, Rashida Tlaib, Ilhan Omar, Ayanna Pressley ( ile 2024’te ön seçimleri kaybederek 2025 başında Kongre’den ayrılmak zorunda kalan Jamaal Bowman ve Cori Bush) gibi isimler İsrail’e daha eleştirel yaklaşırken, daha merkezci demokratlar ise genel olarak İsrail’e desteğini sürdürmekle birlikte, mevcut yönetimi eleştirerek daha ziyade âdeta ‘ip cambazlığı’ yapmaktadır. İlerici olarak nitelendirilebilecek olan ilk grup için İsrail-Filistin meselesi sadece bir dış politika konusu değil, aynı zamanda bir insan hakları ve sosyal adalet meselesidir. İsrail’e yapılan askeri yardımların şartlı hale getirilmesini veya tamamen kesilmesini savunan bu kesim, Gazze’deki insani durumu sert bir dille eleştirmekte ve İsrail hükümetinin politikalarını “apartheid” veya “işgal” gibi kavramlarla nitelendirmektedirler. İkinci grup ise, “İsrail’in güvenliğini” ABD’nin Orta Doğu’daki stratejik çıkarlarının sarsılmaz bir parçası olarak görmekte ve dolayısıyla bir yandan İsrail’in “kendini savunma hakkını” destekleyip askeri yardımın sürdürülmesini savunurken, diğer yandan Netanyahu hükümetinin aşırı sağcı politikalarına ve sivil kayıplara karşı seslerini yükseltmektedirler. Bu grup, hem geleneksel Yahudi seçmenleri ve bağışçıları küstürmemeye çalışmakta hem de partinin sol kanadından gelen “soykırıma ortaklık” suçlamalarını bertaraf etmeye çabalamaktadır. Dolayısıyla bu bölünmüşlük durumu Demokrat Parti içerisinde gerginliklere yol açmaktadır. Bu gerginlik 2024 yılında bazı demokratların eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in Donald Trump’a karşı yürüttüğü kampanyayı desteklemeyi reddetmesiyle doruğa ulaşmıştır. Kongre’deki Demokrat Parti merkezli ilerici harekete ilişkin ayrıntılı bilgi için bkz. Ryan Grim, The Squad: AOC and the Hope of a Political Revolution, New York: Henry Holt and Company, 2023.

[2] Cumhuriyetçilerin muhafazakâr kanadı IRS’in “aşırı güçlendiğini” ve vatandaşlar üzerinde baskı kurduğunu savunarak, bu bütçenin geri çekilmesini veya dış yardım gibi başka harcamaları karşılamak için “kaynak” (offset) olarak kullanılmasını talep etmektedir.

[3] Fine, Eylül 2024’te işgal altındaki Batı Şeria’da İsrail ordusu tarafından vurularak öldürülen Türk aktivist Ayşenur Ezgi Eygi’nin öldürülmesinden övgüyle bahsetmiştir. Bkz. Randy Fine, X Hesabı, https://x.com/VoteRandyFine/status/1832198747495002573.

[4] Carlson nefretin her türlüsüne karşı olduğunu vurguladığı konuşmasında aynı zamanda yükselen İslamofobiden de bahsetmiş ve bu olguyu “iğrenç” olarak nitelendirmiştir. Bkz. Harrison Berger, “Tucker Carlson Talks ‘the West,’ Collective Punishment, and Antisemitism”, The American Conservative, 27 Aralık 2025, https://www.theamericanconservative.com/tucker-carlson-talks-the-west-collective-punishment-and-antisemitism/.

Fatma Sarıaslan
Fatma Sarıaslan
Doç. Dr. Fatma Sarıaslan, lisans eğitimini aldığı İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden 2003 yılında mezun oldu. Aynı bölümde yüksek lisans derecesini İstanbul Üniversitesi’nden 2006 yılında; doktora derecesini Uludağ Üniversitesi’nden 2016 yılında aldı. 2005-2018 yılları arasında T.C. Dış Ticaret Müsteşarlığı (şimdiki adıyla T.C. Ticaret Bakanlığı) bünyesinde görev yaptıktan sonra, 2018 yılında Bursa Teknik Üniversitesi’nde tam zamanlı akademik kariyerine başladı. 2022 yılından beri İstanbul Medeniyet Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. Çalışma alanları arasında Türk siyasal hayatı ve Türk dış politikası, Orta Doğu siyaseti, küresel ekonomi politik ve İslamofobi bulunmaktadır.
spot_img

Öne Çıkanlar

ilgili makaleler

spot_img