back to top
13 Mayıs, 2026, Çarşamba

Muhammed Bakır Kalibaf ve Siyasi Profili

YayınlarPortreMuhammed Bakır Kalibaf ve Siyasi Profili

Muhammed Bakır Kalibaf ve Siyasi Profili

Çalışılabilir Muhalefet

Muhammed Bakır Kalibaf (d. 1961, Meşhed), İranlı siyasetçi ve eski Devrim Muhafızları komutanıdır. İran-Irak Savaşı sırasında askerî kariyerine başlamış, ilerleyen yıllarda Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve 2000–2005 yılları arasında İran Emniyet Teşkilatı Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur. 2005–2017 yılları arasında Tahran Belediye Başkanlığı yapan Kalibaf, 2020 yılından bu yana İran İslam Şûrası Meclisi Başkanı olarak görev yapmaktadır. Siyasi kariyeri boyunca birden fazla kez cumhurbaşkanlığına aday olmuş, ancak seçimlerde kalıcı bir başarı elde edememiştir. Askerî, bürokratik ve siyasi alanları birleştiren kariyeriyle İran’daki elit dolaşımının önemli temsilcilerinden biri olarak değerlendirilmektedir.

Son dönemde Kalibaf isminin uluslararası düzlemde daha sık gündeme gelmesi ise yalnızca yukarıda zikrettiğimiz kariyer çizgisiyle açıklanabilecek bir durum değildir. Bu gelişme, İran siyasal sisteminde son yıllarda yaşanan krizler, güç dengesi değişimleri ve özellikle ABD/İsrail saldırıları sonrası kaybedilen üst yönetimin ardından sistem içinde, sistemi bilen ancak aynı zamanda faydacı/pragmatist kişiliği sayesinde müzakere edilebilir yeni bir lider arayışın yansıması olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda Kalibaf, sistemi tanıyan ve farklı güç alanları arasında hareket edebilen bir aktör olarak yeniden öne çıkmaktadır.

İran-Irak Savaşı Sırasında Muhammed Bakır Kalibaf’ın Ailesiyle Olan Fotoğrafı | TABNAK

Giriş

İran İslam Cumhuriyeti’nin siyasal yapısı, askerî, bürokratik ve dinî elitlerin iç içe geçtiği çok katmanlı bir güç dağılımına dayanır. Bu yapı içerisinde elit dolaşımı, rejimin sürekliliğini sağlayan temel mekanizmalardan biri olarak işlev görmektedir. İtalyan sosyolog Vilfredo Pareto’nun elit dolaşımı teorisi, siyasal sistemlerde iktidarın belirli elit gruplar arasında yeniden üretildiğini ileri sürer. İran örneğinde bu süreç, özellikle Devrim Muhafızları kökenli aktörlerin bürokrasi ve siyaset alanına geçişi üzerinden gerçekleşmektedir. Muhammed Bakır Kalibaf, bu dönüşümün en dikkat çekici temsilcilerinden biridir. Onun kariyeri, askerî alandan başlayan ve zamanla bürokratik ve siyasal alanlara yayılan bir güç birikiminin izlerini taşımaktadır. 1961 yılında Meşhed’de doğan Kalibaf’ın yükselişi, İran-Irak Savaşı ile doğrudan ilişkilidir. Bu savaş, İran’da yeni elitlerin şekillendiği kurucu bir deneyim olarak değerlendirilmektedir. Devrim Muhafızları içerisinde hızla yükselmesi ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı görevine getirilmesi, onun kurumsal konumunu sağlamlaştırmıştır. Bu süreçte elde ettiği birikim, askerî kapasitenin ötesine geçerek sadakat ilişkileri ve sistem içi ağlarla birleşmiştir.

2000–2005 yılları arasında İran Emniyet Teşkilatı başkanlığı görevini üstlenmesi, Kalibaf’ın devletin güvenlik aygıtı içerisindeki rolünü pekiştirmiştir. Bu dönemde uygulanan politikalar, kamu düzeni ve kontrol mekanizmalarını önceleyen bir yaklaşımın hâkim olduğunu göstermektedir. Bu çerçevede Kalibaf, güvenlik bürokrasisinin mantığını içselleştirmiş ve bu birikimi sonraki siyasi kariyerine taşımıştır.

Yerel Yönetim Deneyimi

Kalibaf’ın 2005–2017 yılları arasında yürüttüğü Tahran Belediye Başkanlığı, onun siyasi kariyerinde önemli bir dönüm noktasıdır. Ancak bu göreve de İran seçim sisteminin bir özelliği olarak doğrudan halk oyuyla değil, Tahran Şehir Konseyi tarafından seçilerek gelmiş olması, onun siyasal meşruiyetinin niteliğini tartışmaya açmaktadır. Bu durum, Kalibaf’ın kariyerinin genel karakteriyle uyumludur. Zira Tahran Belediye Başkanlığı da dâhil olmak üzere üstlendiği birçok kritik pozisyon, doğrudan seçimle elde edilen bir halk desteğinden ziyade, sistem içi ağlar ve kurumsal ilişkiler üzerinden şekillenmiştir.
Belediye başkanlığı görev süresi boyunca Kalibaf, Tahran’da metro hatlarının genişletilmesi, ulaşım yatırımları ve kentsel dönüşüm projeleri gibi büyük ölçekli altyapı hamleleriyle öne çıkmıştır. Bu yönüyle destekçileri tarafından “iş yapan yönetici” olarak tanımlanmış ve teknokratik bir yönetim anlayışının temsilcisi olarak görülmüştür.
Bu teknokratik yaklaşım, Kalibaf’ın teorik düzeyde de yerel yönetim ve güç dağılımı meselelerine ilgi duyduğunu göstermektedir. Nitekim, Yerel Yönetim: İran’da Siyasal Gücün Mekânsal Dağılımı Üzerine Bir Strateji (حکومت محلی یا استراتژی توزیع فضایی قدرت سیاسی در ایران) başlıklı çalışmasında, yerel yönetimlerin güç dağılımı içerisindeki rolünü ve siyasal iktidarın mekânsal olarak nasıl örgütlendiğini ele almaktadır. Bu yönüyle Kalibaf, uygulayıcı yönetim pratiğini, yerel yönetim ve idari yapılanma üzerine geliştirdiği düşünsel çerçeveyle tamamlayan bir aktör olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu dönem, aynı zamanda ciddi tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Belediye yönetimi sırasında gündeme gelen yolsuzluk iddiaları ve özellikle kamuoyunda “Sismoni-gate” olarak anılan skandal, İran toplumunun ekonomik zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde ortaya çıkması nedeniyle Kalibaf’ın siyasi imajını zedelemiş ve toplum nezdindeki güvenilirliğinin sorgulanmasına neden olmuştur.

Muhammed Bakır Kalibaf Ailesiyle Birlikte

2017 yılında belediye başkanlığı sırasında Tahran’daki Plasco binasının çökmesi, olağan bir teknik bir kriz meselesinin de ötesinde doğrudan yönetimin ve yönetim kapasitesinin sorgulandığı bir olay hâline gelmiştir. Bu olay sonrasında yöneltilen eleştiriler, Kalibaf’ın yerel yönetim performansına ilişkin tartışmaları daha da derinleştirmiştir. Dolayısıyla Kalibaf’ın belediye başkanlığı dönemi, bir yandan yüksek ölçekli yönetim kapasitesini ortaya koyarken, diğer yandan bu kapasitenin toplumsal meşruiyet üretme konusunda sınırlı kaldığını gösteren bir süreç olarak okunabilir.

Güvenlik Geçmişi, Faydacı Siyaset ve Sınırlı Toplumsal Karşılık

Kalibaf’ın siyasi profilini şekillendiren temel unsurlardan biri, “yönetici” imajı ile güvenlikçi geçmişi arasındaki gerilimdir. Verimlilik, kalkınma ve teknik yönetim becerileri üzerinden kurduğu söylem, kamuoyu nezdinde modern bir yönetici profili oluşturmayı amaçlamıştır. Ancak bu imaj, geçmişteki güvenlik bürokrasisi deneyimiyle sürekli olarak iç içe kalmıştır. 1999’daki öğrenci protestolarında sert müdahale çağrısında bulunması ve bu süreçte aktif rol aldığını ifade etmesi, onun güvenlikçi yaklaşımının erken örneklerinden biridir. Benzer şekilde 2022’de Mahsa Amini protestoları sırasında güvenlik güçlerinin daha sert hareket etmesi gerektiğini savunması, bu çizginin sürekliliğini ortaya koymaktadır. Elbette bu ve benzer olaylardaki güvenlik eksenli çıkışları Kalibaf’ın siyasal kimliğinde güvenlik odaklı devlet yaklaşımının varlığını göstermektedir.

Kalibaf’ın siyasi kariyerinde öne çıkan bir diğer unsur, stratejik esneklik ve yeniden konumlanma kapasitesidir. Değişen siyasal koşullara uyum sağlayabilmesi, onun sistem içerisindeki konumunu korumasına imkân tanımıştır.

Bununla birlikte bu faydacılık/pragmatizm, toplumsal düzeyde her zaman karşılık bulmamıştır. Kalibaf’ın kariyerine bakıldığında, Tahran Belediye Başkanlığı dahil birçok önemli göreve seçimle değil, atama yoluyla geldiği görülmektedir. Bu durum, onun sistem içerisindeki yükselişinin büyük ölçüde elit ağlara dayandığını, ancak aynı ölçüde güçlü bir toplumsal taban üretmediğini göstermektedir. Keza defalarca katıldığı cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki performansı da bu durumu desteklemektedir. 2005’te 4. sırada kalarak başarısız olması, 2013’te ikinci sırada kalması ve 2017’de yarıştan çekilmesi, bürokratik alanlarda uzun yıllar görev yapmasına rağmen Kalibaf’ın seçmen desteğini genişletmekte zorlandığını göstermektedir.

İbrahim Reisi’nin hayatını kaybettiği helikopter kazasının ardından ortaya çıkan siyasi belirsizlik ve bunu takip eden dönemde ABD ve İsrail ile İran arasında tırmanan gerilim sistem içerisindeki karar alma mekanizmalarını doğrudan sarsmıştır. Özellikle ABD ve İsrail saldırıları sonucunda İran içinde Ali Hamaney çevresine yakın bazı üst düzey isimlerin ve Ali Laricani gibi etkili figürlerin devre dışı kalması, rejim içinde ciddi bir kadro boşluğu yaratmıştır. Bu gelişmeler, uzun süredir ilk kez bu ölçekte bir “üst kademe daralması”na yol açmış ve karar alma süreçlerini daha sınırlı sayıda aktörün kontrolüne bırakmıştır. Bu yeni tabloda, sistemi bilen, güvenlik bürokrasisiyle güçlü bağlara sahip ve aynı zamanda siyasi alanda hareket edebilen isimler hızla ön plana çıkmıştır. Kalibaf’ın yükselişi de bu kırılma noktasına denk gelmektedir. Devrim Muhafızları geçmişi, güvenlik ve siyaset arasında kurduğu bağlantılar ve kriz anlarında pozisyon alabilme kapasitesi onu bu yeni güç dengesi içinde öne çıkan başlıca aktörlerden biri hâline getirmiştir. Bu nedenle Kalibaf’ın yükselişi, bireysel bir başarıdan çok İran’daki üst düzey liderlik boşluğunun yarattığı yapısal bir sonuç olarak okunmalıdır. Öte yandan bu süreç yalnızca İran iç dinamikleriyle sınırlı değildir. ABD başta olmak üzere Batılı aktörler, İran’da sistem dışı bir dönüşümden ziyade, mevcut yapının içinden çıkabilecek “çalışılabilir” figürlere yönelmektedir. Bu bağlamda Kalibaf, hem Devrim Muhafızları kökenli olması hem de pragmatik siyaset tarzı sayesinde Batı açısından “anlaşılması ve müzakere edilmesi mümkün” bir aktör olarak öne çıkmaktadır.

Bu noktada şu soru kaçınılmaz hâle gelmektedir: Meşru seçimlerle iş başına gelmiş bir cumhurbaşkanı olan Mesud Pezeşkiyan görevdeyken neden Meclis Başkanı Kalibaf ön plana çıkmaktadır? Bu soru, İran siyasal sisteminin formel yapısı ile fiilî işleyişi arasındaki farkı görünür kılmaktadır. Anayasal çerçevede yürütmenin başı cumhurbaşkanı olsa da karar alma süreçlerinde belirleyici olan unsurlar çoğu zaman güvenlik bürokrasisi, Devrim Muhafızları ve dini liderlik çevresinde şekillenmektedir. Kalibaf’ın bu güç alanlarıyla kurduğu doğrudan ilişki, onu kriz dönemlerinde daha etkili bir aktör hâline getirirken Pezeşkiyan’ın nispeten reformist kimliği ve sınırlı kurumsal desteği bu güç ağları üzerinde aynı ölçüde belirleyici olmasını zorlaştırmaktadır. Bu yapısal farklılık, Kalibaf’ın sistem içinde öne çıkmasını açıklayan temel unsurlardan biridir. Nitekim İbrahim Reisi’nin ölümünün ardından gerçekleştirilen 2024 seçimlerinde Pezeşkiyan karşısında aldığı yenilgi, Kalibaf’ın toplumsal karşılığının sınırlarını açık biçimde ortaya koymuştur. İran içinde ve dışında birçok uzmanın kendisini favori aday olarak değerlendirdiği bu seçimde, düşük katılım oranlarına rağmen yeterli desteği mobilize edememesi, özellikle şehirli ve orta sınıf seçmen nezdinde sınırlı bir karşılık bulduğunu göstermektedir. Bu tablo, elit düzeydeki güçlü konumuna karşın geniş bir toplumsal taban oluşturmakta zorlandığını ve siyasal meşruiyetinin önemli ölçüde sistem içi dengelere dayandığını düşündürmektedir. Bu çerçevede Kalibaf’ın ön plana çıkışı, geniş halk desteğine dayanan bir liderlikten ziyade İran siyasal sisteminde fiilî gücün hangi kanallar üzerinden işlediğini gösteren yapısal bir durumu yansıtmaktadır. Kalibaf’ın faydacı/pragmatik siyaset tarzı, bir yandan esneklik sağlarken diğer yandan ise reform bekleyen yorgun seçmen nezdinde güven sorununa yol açabilmektedir.

Sistem İçinde Güçlü, Ancak Sınırları Belirli Bir Aktör

2020 yılında meclise girerek kısa sürede Meclis Başkanı seçilen Kalibaf, sistem içindeki etkisini kurumsal bir zemin üzerinde sürdürmektedir. Dönemin İran Dini Lideri Ali Hamaney ile kurduğu ilişki ve Devrim Muhafızları ile olan bağları, onu sistem açısından güvenilir bir aktör hâline getirmektedir. Ancak İran siyasal sisteminin yapısı gereği, bu konum tek başına belirleyici bir liderlik anlamına gelmemektedir. Kalibaf, güçlü bir sistem aktörü olmakla birlikte, karar alma süreçlerinde nihai belirleyici konumda değildir.

Öte yandan Batı medyasında zaman zaman “çalışılabilir bir muhatap” olarak anılması, İran iç siyasetinde temkinle karşılanmaktadır. Bu tür değerlendirmeler, iç politikada avantajdan ziyade riskli bir durum olarak görülmektedir. Özellikle dış aktörlerle ilişkilendirilen bir figür olmak, kriz ortamlarında siyasi kırılganlık yaratabilmektedir.

Sonuç

Muhammed Bakır Kalibaf’ın kariyeri, İran İslam Cumhuriyeti’nde askerî elitlerin dönüşümünü anlamak açısından önemli bir örnek sunmaktadır. Uzun yıllar boyu devlet içerisinde geldiği konumlar, farklı güç alanları arasında hareket edebilme kapasitesini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte Kalibaf’ın siyasal konumu, elit düzeydeki güç birikimi ile toplumsal meşruiyet arasındaki mesafeyi de görünür kılmaktadır. Sistem içerisinde güçlü ve güvenilir bir aktör olarak öne çıkmasına rağmen, geniş bir halk desteği üretmekte zorlanması, onun siyasi sınırlarını belirleyen temel unsurlardan biridir. Bu nedenle Kalibaf, İran siyasetinde bir lider alternatifinden ziyade, sistemin sürekliliğini sağlayan ve kriz anlarında işlev kazanan bir “ara elit” olarak değerlendirilebilir. Ancak mevcut konjonktür, bu tür aktörlerin zaman zaman daha merkezi roller üstlenebileceğini de göstermektedir. Kalibaf’ın faydacı siyaset tarzı ve elit ağlar içindeki güçlü konumu, seçimlerdeki başarısızlığına rağmen Batı tarafından “yeni meşru lider” olarak kodlanmasına zemin hazırlayabilir. ABD/İsrail’in İran’a saldırılarından sonra ortaya çıkan bu tablo, uluslararası siyasette meşruiyetin halk iradesinden ziyade, kontrol edilebilirlik ve sistem içi uyum üzerinden tanımlandığını gösteren bir örnek olarak okunmalıdır.

Eski İran Dini Lideri Ali Hamaney, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Yargı Erki Başkanı Muhsin Ejei, Tahran’daki bir camide Cuma namazı sırasında Kuran okuyorlar, 4 Ekim 2024 | Fotoğraf: AFP
Muhammed Furkan Şahin
Muhammed Furkan Şahin
İstanbul’un Fatih ilçesinde doğdu. İstanbul Üniversitesi Fars Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde lisans, Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde ise ikinci lisans eğitimini tamamladıktan sonra, İstanbul Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamladı. Ardından “Sâyilî-yi Kârşî ve Nevbâve-yi Rûm Adlı Divanı” başlıklı doktora teziyle 2025 yılında doktor unvanını aldı. 2019–2021 yılları arasında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fars Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olarak görev yaptı. 2021 yılından itibaren İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde Araştırma Görevlisi olarak çalışmalarını sürdürmekte olup, 2025 yılında Dr. Araştırma Görevlisi unvanını almıştır. Çalışma alanları arasında klasik Fars edebiyatı, metin neşri ve tenkitli metin çalışmaları, Osmanlı–İran edebî ilişkileri ile uluslararası ilişkiler bağlamında Türkiye–İran ilişkileri yer almaktadır.
spot_img

Öne Çıkanlar

ilgili makaleler

spot_img