back to top
19 Nisan, 2026, Pazar

Harris ve Trump’ın Dış Politikada Temel Farklılıkları

FokusHarris ve Trump’ın Dış Politikada Temel Farklılıkları

Harris ve Trump’ın Dış Politikada Temel Farklılıkları

Joe Biden’ın kasım ayında yapılacak ABD başkanlık seçiminde adaylıktan çekilmesinden sonra Demokrat Parti’nin başkan adayı olan mevcut Başkan Yardımcısı Kamala Harris kamuoyu yoklamalarında hızla yükseliyor. Hakkındaki ceza davalarının gölgesinde bir kampanya yürütürken kendisine yönelik suikast girişiminden sonra sıçrama yapan eski başkan ve Cumhuriyetçi Parti başkan adayı Donald Trump, Harris’in üç puan gerisinde gözüküyor. ABD seçim aritmetiği genele yönelik kamuoyu yoklamalarını çok anlamlı kılmıyor. Zira daha evvel birçok seçimde şahit olduğumuz gibi ülke genelinde rakibinden daha fazla oy almış başkan adaylarının bir bölümü, kilit nitelikteki eyaletleri kaybettikleri için ikincil seçmen oy toplamında geriye düşmüş ve başkanlık koltuğunu rakiplerine kaptırmışlardı.

İki başkan adayının dış politika konularındaki öncelikleri birbirlerinden çok farklı. Kamala Harris kazanırsa Biden dönemindeki gibi Rusya karşıtı bir politika yürütecek. Biden döneminin Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde ve İstihbarat Topluluğu yıllık raporlarında yer verildiği üzere halen Çin, ABD’nin bir numaralı rakibi; Rusya ise en ciddi tehdit kaynağı olarak görülüyor. Harris’in Rusya karşısında Ukrayna’ya destek verirken, NATO’nun bu çatışmada daha aktif rol oynaması için çaba göstereceğini tahmin etmek güç değil. Temmuz ayındaki Washington Zirvesi’nde NATO, Ukrayna’ya askerî yardımların koordinasyonu için yeni bir mekanizmanın kurulmasına karar vermişti. Seçildiği takdirde Harris bir yandan bu mekanizmanın işlerlik kazanması için çaba gösterecek, diğer yandan da Kongre’yi Ukrayna’ya daha güçlü destek verilmesi için ikna etmeye çalışacak.

Biden’ın NATO’ya bakışı, Bill Clinton ve Barack Obama çizgisinin bir devamını andırıyordu. Dünyada, “demokrasiler” ile “otokrasiler” arasında bir mücadele yaşandığını vurgulayan Biden, “özgür dünya güçlerinin” ABD’nin liderliği altında bir araya gelmesi durumunda demokrasilerin bu mücadeleden galip çıkacağına vurgu yapmaktaydı. Bu çerçevede NATO’nun daha güçlü ve işlevsel hale gelmesini hatta küresel ortaklar yoluyla mevcut alanı dışında da etkin olmasını amaçlıyordu. Harris’in şu ana kadar yaptığı açıklamalarda aynı çizgiyi devam ettireceği izlenimini ediniyoruz. NATO’nun ABD’nin en önemli çok taraflı askerî aracı olduğu kabulünden hareket edecek olan Harris, Avrupa-Atlantik iş birliğini dış politikasının ana ekseni haline getirecek gözüküyor. Bu noktada NATO ile uyumlu ve eş güdümlü olması şartıyla Avrupa Birliği’nin de kendi güvenlik ve savunma mimarisini geliştirmesi Harris’in destekleyeceği bir konu olacak. Yine Bill Clinton döneminde geliştirilen ve NATO-AB dayanışmasına dayalı Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği konseptini Harris’in de benimseyeceği söylenebilir.

Filistin konusunda ise Harris’in iki devletli çözüm formülünü kâğıt üzerinde kalmaktan çıkarması mümkün gözükmüyor. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ABD Kongresi’nde sahip olduğu olağanüstü destek ortadayken Harris’in İsrail üzerinde işletebileceği herhangi bir yaptırım unsuru bulunmuyor. Kasım seçimlerinde Temsilciler Meclisinin tamamı, senatonun da üçte biri yenilenecek olmasına rağmen yeni Kongre’nin de İsrail yanlısı olacağı konusunda hiç şüphe bulunmuyor.

Donald Trump’ın seçilmesi durumunda ise ABD’nin Rusya politikasında radikal değişiklikler yaşanabilir. Trump Ukrayna’ya daha fazla destek verilmesini ve Rusya’nın Batı’ya tamamen yabancılaştırılarak Çin ile çok yakın savunma ilişkileri içine girmesini istemiyor. İlk döneminde şahit olunduğu gibi Trump’a göre ABD’nin Çin’i durdurması için bir yandan Asya-Pasifik bölgesinde güçlü ortaklıklar kurması, diğer yandan da Çin’in yeni müttefikler edinmesinin engellenmesi gerekiyor. Biden döneminde Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Çin-Rusya öncülüğünde ivme kazanması Trump tarafından “ABD’nin başarısızlığı” olarak değerlendiriliyor. Rusya’nın Çin ile ittifak yapmasının önüne geçilmesi için Trump’a göre, Ukrayna savaşının bir an önce sona erdirilmesi ve NATO’nun Rusya’ya rağmen genişleme sevdasından vazgeçmesi gerekiyor.

Tam da bu noktada Trump, NATO konusunda Harris’ten net bir şekilde ayrılıyor. Trump’a göre, NATO’nun Ukrayna’ya ve Kafkasya ülkelerine üyelik perspektifi sunması Rusya’yı Çin’e daha fazla yaklaştıracak olan, dolayısıyla kaçınılması gereken eylemlerdir. Avrupalı üyeler, İttifak’ın bütçesine ve askeri kapasitesine daha fazla katkı yapmalı, NATO varlık sebebinin ötesinde ABD’ye ilave yük getirecek cüretkâr girişimlere heveslenmemelidir. Trump’ın Avrupa-Atlantik alanına dair tasavvurlarını gerçekleştirebilmesi için Kongre’nin desteğini de arkasına alması gerekiyor. ABD Anayasası’na göre Senato ve Temsilciler Meclisi’nin, dış politika alanında başkanı frenleyebilecek bazı önemli yetkileri bulunduğundan, başkan olsa bile Trump’ın kafasındaki dış politika adımlarını sorunsuz atabileceğini varsayamayız.

Filistin konusunda ise Trump’ın, Kongre’yle tam uyum içinde İsrail’in yanında yer alacağından hiç şüphe duyulmamalı. 7 Ekim sonrasında Körfez ülkelerinin “dondurduğu” İbrahim Anlaşmaları sürecine yeniden ivme kazandırmaya çalışacak olan Trump, özellikle Suudi Arabistan ile İsrail arasında yumuşama ve normalleşme yaşanması için gayret gösterecek. Filistin’de iki devletli çözümü tamamen gündemden çıkarmayı ve Gazze-Batı Şeria ayrışmasını derinleştirmeyi hedefleyen bir politika izleyecek.

Seçimlere kalan üç ay zarfında iki başkan adayı da dış politikalarının ana gündem maddelerini daha da netleştirecekler. Detaylara girmemekle birlikte özellikle Ukrayna-Rusya çatışması ve Filistin hakkında tam olarak ne düşündüklerini ortaya koyacakları bazı açıklamaları olacak. Önümüzdeki haftalarda İran-İsrail geriliminin sıcak bir çatışmaya dönüşmesi ve savaşın Orta Doğu’da yayılması durumunda Harris ve Trump, İsrail’e olan destek söylemlerinin dozunu artıracaklardır.

Prof. Dr. Çağrı Erhan, Altınbaş Üniversitesi Rektörü
Çağrı Erhan
Çağrı Erhan

Lisans ve yüksek lisansını Ankara Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler alanında tamamlayan Erhan, doktorasını Hacettepe Üniversitesi’nde tarih bölümünden almıştır. Kendisi aynı zamanda Altınbaş Üniversitesi Rektörü ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. Türk-Amerikan ilişkileri, Avrupa Birliği, Siyasi Tarih ve Türk dış politikası gibi alanlarda çalışmalar yapmaktadır.

spot_img

Öne Çıkanlar

ilgili makaleler

spot_img