Türkiye, geçtiğimiz on yıl boyunca karmaşık jeopolitik ortamlarda ustalıkla yol alarak güvenilir ve tarafsız bir aktör olarak sahip olduğu eşsiz konumunu çok sayıda uluslararası çatışmada önemli müzakereleri kolaylaştırmak için kullandı. Küresel ve bölgesel krizlerde arabuluculuk yapmaya yönelik dış politika stratejisi geliştiren Türkiye son olarak Afrika Boynuzu’nda yaşanan krizde bölge liderlerine ulaşan tek güvenilir kanal olarak diplomatik becerisini kanıtladı. Bu analizde 2024 yılının ilk aylarında Etiyopya ve Somaliland arasında imzalanan Mutabakat Zaptı’nın bölge ülkeleri arasında yarattığı krizin bölgesel barışa giden yoldaki taşlarını dizen Türkiye’nin arabuluculuk stratejisini değerlendireceğim.
Türkiye’nin Çatışmaların Çözümündeki Benzersiz Arabuluculuk Rolü
Türkiye yüksek profilli çatışma arabuluculuğu çabalarıyla bölgesinde ve ötesinde kalıcı barış ve istikrar ve refahın sağlanması için çatışmaların barışçıl çözüm yöntemlerinden biri olan arabuluculuk konusunda farkındalık yaratma ve kapasite oluşturma konusunda ihtiyaç duyulan ve paha biçilmez bir aktör olduğunu ortaya koydu. Bölgesel bir arabulucu olarak benzersiz bir konuma sahip olan Türkiye’nin arabuluculuk girişimleri sadece yakın çevresiyle sınırlı değildir. Türkiye, ekonomik ve siyasi gelişimi doğrultusunda siyasi istikrar ve kalkınmanın sağlanmasına katkı sağlayarak birçok örnek arabuluculuk girişimine imza atmıştır. Geçtiğimiz yirmi yıl boyunca Etiyopya ve Sudan arasındaki sınır anlaşmazlığının ve Mısır ve Etiyopya arasında Büyük Rönesans Barajı anlaşmazlığının çözüme kavuşturulması için müzakerelere katılması; Somali ve Somaliland arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapması Türkiye’yi Afrika Boynuzu diplomasisinde en etkili ülkelerden biri olarak konumlandırıyor. Ayrıca Türkiye’nin tarafsız bir duruş sergileme kabiliyeti ülkeyi bölge ülkelerinden ayırıyor. Türkiye, son olarak Afrika Boynuzu bölgesinin güvenlik ve istikrarını tehdit eden Etiyopya ve Somali arasındaki krizin çözümünde aktif rol alarak anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözümünün Türk dış politikasının ve güvenilir ortak olma stratejisinin temeli olduğunu ilan etti. İki ülke arasındaki krizin arka planını hatırlayacak olursak Etiyopya’nın Somali hükümetinin onayını almaksızın geçtiğimiz Ocak ayında Somali’nin ayrılıkçı bölgesi Somaliland ile diplomatik tanınma karşılığında denize erişim hakkı elde etmesi öngörülen Mutabakat Zaptı imzaladığını duyurması bölge ülkeleri arasında gerilimi tırmandırdı. 1991 yılında Somali’den tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan eden Somaliland uluslararası olarak tanınmıyor. Denize kıyısı olmayan bir ülke olan Etiyopya ise ticaret erişimini sağlamak için komşu ülkelere büyük ölçüde bağımlı. Somaliland’ı topraklarının bir parçası olarak gören Somali’nin, Mutabakat Zaptı’nı toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin ihlali olduğunu ifade etmesinin ardından Mogadişu ve Addis Ababa arasındaki ilişkiler kopma noktasında geldi. Somali’nin, Etiyopya’nın eylemlerini bölgesel bir saldırganlık olarak nitelendirerek Addis Ababa büyükelçisini geri çağırması ise bölgesel bir çatışma riskini artırdı. Bu arka plan dahilinde bölgesel gerilimin ve uluslararası rekabetin hızla arttığı Afrika Boynuzu’nun jeostratejik önemi göz önüne alındığında, Türkiye’nin arabuluculuk çabaları her zamankinden çok daha fazla önem taşıyor. Bölgesel bir çatışmayı tetikleme potansiyeline sahip olan tehlikeli senaryoda Türkiye, hem Somali’yi hem Etiyopya’yı tatmin edebilecek ve anlaşmazlığı sona erdirebilecek bir formül bulmak için ciddi çabalar sarf etti. Somali ve Etiyopya arasındaki gerginliğin etkilerini hafifletmek ve taraflar arasında askeri bir çatışmayı tetikleyebilecek olası riskleri azaltmak için Ankara Süreci’ni başlatan Türkiye’nin şu ana kadar attığı adımları sıralayacak olursak taraflar 1-2 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenen birinci tur görüşmelerde krizin çözümüne ilişkin müzakereler için bir araya geldi. Krizin başlangıcında tarafların birbirlerine karşı derin güvensizlik hissetmelerinden dolayı müzakereler, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Etiyopya Dışişleri Bakanı Taye Atske Selassie ve Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Ahmed Muallim Figi’nin katılımıyla gerçekleştirildi. Taraflar bölgesel istikrarı sağlamak amacıyla devam eden diyaloğu sürdürme konusundaki kararlılıklarını belirterek 2 Eylül 2024 tarihinde Ankara’da ikinci tur görüşmeler için yeniden bir araya gelmeyi kabul etseler de birinci tur görüşmeler çözüme yönelik somut bir sonuç doğurmadı. Taraflar arasındaki müzakerelerin ikinci tura kalmış olması başarısızlık olarak değerlendirilmiş olsa da Türkiye, Etiyopya ve Somali’nin kaygılarını ve çıkarlarını gözeterek Etiyopyalı ve Somalili yetkilileri tekrar bir araya getirme konusundaki istekliliğini defaatle belirtti. Bu noktada altı çizilmesi gereken önemli bir nokta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ikinci tur görüşmelerden önce Etiyopya ve Somalili liderlerle gerçekleştirdiği görüşmelerin taraflar arasında diyalog sürecinin başlatılmasında oynamış olduğu kolaylaştırıcı roldür. Diğer yandan görüşmelerin karşılıklı iş birliği ve güven içerisinde ilerlemesi sürecin devamlılığı açısından kritik öneme sahip olduğundan Türkiye görüşmeleri sadece krizin tarafları ile yürütmekten ziyade bölgesel aktörlerle de istişarelerde bulundu. Dolayısıyla Türkiye, krizin çözümüne ilişkin pragmatik ve her iki tarafın da çıkarlarını gözeten bir yaklaşım çerçevesinde sağlam temellere dayandırılmış uzun vadeli bir strateji geliştirdi. Başlangıçta planlandığı gibi 2 Eylül yerine 13 Ağustos 2024’de erken bir tarihte bir kez daha tarafları aynı masa etrafında bir araya getirmeyi başaran Türkiye’nin himayesinde gerçekleştirilen ikinci tur görüşmeler de herhangi bir anlaşmaya varılmadan sona ermiş olsa da taraflar arasında mekik diplomasisi yürüten Hakan Fidan, birinci tur görüşmelere kıyasla ilerleme kaydedildiğini belirtti. Ancak krizin çözümüne ilişkin Ankara’nın ev sahipliğinde düzenlenen görüşmeler üçüncü tura kaldı. Çatışmaların çözümü ve barış inşasının önündeki en önemli engel, çatışmanın taraflarının yaşadıkları korku ve algılanan tehdittir. Bu noktada iki ülke arasındaki tarihsel tehdit algılarının bilincinde olan Türkiye, arabuluculuk alanındaki tecrübesi ile krizin çözümüne ilişkin taraflar arasında diyalog kurulmasını teşvik ederek barışçıl ve güven verici ilişkiler tesis edilmesine özen gösterdi. Öte yandan barış inşası sadece tarafların, birbirlerine karşı güveninin artırılmasını, önyargılarının değiştirilmesi ve korkularının azaltılması değil tüm tarafların sosyal, ekonomik ve politik haklarının güvence altına alındığı bir düzenin kurulmasını gerektirir. Etiyopya ve Somali ile köklü ve güçlü ilişkilere sahip olan Türkiye, her fırsatta tarafların ulusal egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı duyulması gerektiğini belirterek objektif ve tarafsız üçüncü taraf kolaylaştırıcılığıyla krizin çözümü noktasındaki karar ve istekliliğini sürdürmekten vazgeçmedi. Nihai olarak Türkiye, ihtiyatlı ve sabırlı girişimlerinin meyvesi olarak ilan edilen Ankara Deklarasyonu ile krizin çözümüne ilişkin dönüm noktası niteliğindeki üçüncü tur görüşmelerde tarafların barıştan yana mutabakata varmasını sağladı.
Ankara Deklarasyonu Neleri Kapsıyor?
Türkiye’nin jeopolitik yelpazedeki farklı bölgesel ve uluslararası oyuncular için bir dost ve ortak olarak eşsiz statüsüne güvenen Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed üçüncü tur görüşmeler için Ankara’da bir araya geldi. Taraflar, 2024 yılının ilk aylarında bölgesel gerilimi yükselten krizin çözümüne ilişkin Türkiye’nin sekiz ay önce başlatmış olduğu Ankara Süreci’ne bağlılıklarını bir kez daha teyit etti. Somali ve Etiyopya arasında yenilenen barış ve işbirliğini güçlendirmesi beklenen ve “tarihi anlaşma” olarak ifade edilen Ankara Deklarasyonu, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde gerçekleştirilen ortak basın toplantısında açıklandı. İki ülke liderinin Türkiye’nin girişimleriyle ilk defa yan yana geldiği basın toplantısı pozitif mesajlara sahne oldu. Taraflar, uzun yıllara dayanan komşuluk ilişkilerinin yanı sıra ortak dil, tarih ve kültürü paylaştıklarına vurgu yaparak Türkiye’nin barış çabalarından duydukları memnuniyeti dile getirdi. Şeyh Mahmud ve Abiy Ahmed’in uluslararası hukuka ve Afrika Birliği ilkelerine saygıyı vurgulayarak ülkelerinin egemenliğini, birliğini ve bağımsızlığını teyit ettikleri Ankara Deklarasyonu’nda tarafların dostluk ve karşılıklı saygı içerisinde farklılıkları ve ihtilaflı konuları geride bırakıp, ortak refahı ve kalkınmayı sağlamak için işbirliği ruhuyla ilerleme konusunda anlaştıkları ifade edildi. Ayrıca Somalili ve Etiyopyalı liderler, Türkiye’nin kolaylaştırıcılığında teknik müzakerelerin 2025 yılı Şubat aynı sonuna kadar başlatılmasını ve 4 ay içinde tamamlanmasını kararlaştırdıklarını ifade etti. Ortak refah ve kalkınma ilkesini merkezine alan Deklarasyon kapsamında karayla çevrili Etiyopya’nın, Somali’nin egemen otoritesi altında denize güvenilir, emniyetli ve sürdürülebilir erişimine gerekli desteğin verileceği kararlaştırıldı.
Türkiye’nin Kazan-Kazan Odaklı Afrika Politikasının Yansıması Ankara Deklarasyonu’nun Çıktıları
Afrika Boynuzu’nun stratejik iki ülkesi konumundaki Somali ve Etiyopya, derin siyasi ve sosyo-ekonomik köklere sahip uzun bir çatışma geçmişini paylaşıyor. Uzun yıllardır evrimleşerek çok sayıda tarafı ve çıkarı dahil etmiş olan çatışmalar bölgenin istikrarına yönelik yıkıcı etkiler doğurdu. Bu açıdan son bir yıldır Somali ve Etiyopya arasındaki ilişkileri kopma noktasında getiren ve bölgesel bir çatışma riskini artıran kriz sadece Addis Ababa’nın denize erişimi ya da Somaliland’ın tanınma arayışlarını yansıtmıyor. Çok daha karmaşık ve stratejik dinamiklere sahip olan anlaşmazlık ayrıca El Kaide bağlantılı Somali merkezli terör örgütü Eş Şebab’ın bölgesel güvenliğe yönelik yaratmış olduğu tehditler göz önüne alındığında Somali ve Etiyopya arasındaki krizin açık bir çatışmaya dönüşmesi bölgeyi geri dönülmez bir çatışma sarmalına sürükleme riski yaratıyor. Dolayısıyla Afrika Boynuzu’nda bölgesel istikrarın ve ekonomik iş birliğinin artırılması yönünde önemli bir dönüm noktasını teşkil eden Ankara Deklarasyonu’nun en önemli çıktısı bölgesel çatışma riskini ortadan kaldırmış olmasıdır. Bu açıdan krizin diplomasi yoluyla çözüme kavuşturulması iki ülke arasında ticari, ekonomik ve güvenlik fırsatları yaratarak bölgesel kalkınmaya hizmet etme potansiyeli taşıyor.
Bölgesel bir çatışma riskine karşı emniyet görevi görerek bölgede yeni bir iklimin mimarisine katkı sağlayan Türkiye, böylece Afrika politikasının kazan-kazan ilkesine dayandığını bir kez daha ispatladı. Türkiye’nin Etiyopya ve Somali arasındaki arabuluculuk çabalarındaki artan rolü, her iki taraf ile de tarihselliğe dayalı kültürel bağlarını ve ticari, ekonomik, savunma işbirliği ilişkilerini daha ileri bir aşamaya taşıma potansiyeline sahiptir. Türkiye’nin en büyük askeri eğitim üssüne ev sahipliği yapan Somali, Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki başlıca müttefiki olsa da Türkiye, Etiyopya ile de önemli ekonomik ve askeri ilişkilere sahip. Öte yandan Türk şirketleri Çin’den sonra Etiyopya’daki en büyük ikinci yatırımcı konumundadır. Dolayısıyla Türkiye’nin, Somali ve Etiyopya ile kurmuş olduğu derin işbirliği ilişkileri barışa giden yolda önemli bir avantaj sağlamakta. İki ülke arasındaki tansiyonu düşüren Ankara Deklarasyonu’nun önemli diğer bir çıktısı ise Türkiye’nin diyalog, ortaklık ve karşılıklı işbirliği yoluyla sürdürülebilir çözüm arayışları konusundaki kararlığını da göstermesi oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kolaylaştırıcı rolü göz önüne alındığında Deklarasyon, Türkiye’nin diplomasiye ve bölgesel işbirliğine olan bağlılığını bir kez daha teyit etti. Anlaşmazlığın başlangıcından bu yana söylem ve eylemleri ile aktif ve tarafsız bir politika çerçevesinde tarafları ihtilafın barışçıl yollarla çözümüne çağırarak arabuluculuk tecrübesini derinleştiren Türkiye, çatışmaların çözümündeki başarı öyküsüne bir yenisini daha eklemiş oldu. Türkiye’nin görüşmelerin titizlikle sürdürülmesi yönündeki çabalarını devam ettirmesi bölgesel barışa ilişkin önemli bir adım olmakla birlikte Ankara’nın bölgesel ve küresel etkisini de artıracaktır. Diğer bir ifadeyle Türk dış politikasının temel uygulama ilkelerinden biri haline gelen barış girişimlerinin ihtiyatlı ve dengeli yürütülmesi Türkiye’nin uluslararası prestijini güçlendirecektir.


