2024 yılını İsrail saldırıları nedeniyle yıpratıcı geçiren Lübnan, yılın son aylarında savaşın tırmanmasıyla daha da çalkantılı bir sürece girerek iç siyasette ciddi krizlere yol açması muhtemel yeni bir döneme tanıklık etmeye başladı. Bununla birlikte -her ne kadar İsrail’in ihlalleri devam etse de- Kasım ayında imzalanan ateşkesle görece rahatlayan Lübnan, siyasi krizleri aşmak adına öncelik olarak 2 yıldan fazladır boş olan Cumhurbaşkanlığı koltuğunu doldurmak için uluslararası diplomasi trafiğini hızlandırdı. En son Haziran 2023’te cumhurbaşkanı seçmek için toplanan Lübnan parlamentosu, 12. oturumdan da sonuçsuz ayrılmış, şimdiki Cumhurbaşkanı Joseph Avn ise 2023’teki oturumda yalnızca 1 oy almıştı. Bununla birlikte 7 Ekim sonrası Hizbullah’ın İsrail tarafından aldığı askeri darbeler, Nasrallah’ın ölümü, Hizbullah’ın Lübnan üzerindeki etkisinin azalmaya başlamasıyla birlikte yeni cumhurbaşkanı için gözler Lübnan’da iç siyasete çevrildi. Bunun yanı sıra İran’ın bölgesel nüfuzunun Suriye devrimiyle birlikte sarsılması, ayrıca Baas rejiminin yıkılmasından sonra da yerinden oynayan dengelerle birlikte Lübnan istikrar için iç dinamikleri kadar dış aktörlerin tutumuna da odaklanmaya başladı. Nihayetinde ABD, Fransa, Suudi Arabistan, Katar ve Mısır’ın oluşturduğu beşli komiteden Amerika, Fransa ve Suudi Arabistan’ın Avn’ı açıkça desteklediği, Mısır ve Katar’ın ise desteklemekle birlikte alenen ifade etmeyerek çekimser kaldığı Joseph Avn, 9 Ocak 2025’te yapılan parlamento oturumunda 2. turda Lübnan’ın 14. Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Uluslararası Adalet Divanı Başkanı Navaf Selam’ın başbakan seçilmesiyle de siyasi boşlukları doldurmaya başlayan Lübnan için en zor atlama taşlarından biri olan hükümeti kurma meselesi ise 8 Şubat’ta nihayete ererek 24 bakandan oluşan hükümet kurulmuş oldu. Bu noktada Lübnan’da cumhurbaşkanının seçilmesi, ardından da hükümetin kurulması ülkenin sosyo-politik olarak rahatlayacağı bir dönemin kapısını aralasa da kabinenin önündeki siyasi çıkmazlar ile son iki yılda Lübnan’ın önceki krizlerine eklemlenen daha büyük sorunlar, yeni hükümetin izleyeceği rotadaki belirsizlikleri de gün yüzüne çıkardı.
Yeni Kabine Ne Anlatıyor?
24 bakandan oluşan kabineye göz atıldığında ilk dikkati çeken hükümeti düşürmek için gereken üçte birlik -sülüs muattıl- oranı oluşturan ittifakın yer almıyor olmasıdır. Bu durum önceki hükümetlerin düşürülmesi nedeniyle ortaya çıkan krizlerle mevcut hükümetin karşılaşmayacak olması noktasında pozitif bir gelişme olarak görülmektedir. Diğer taraftan mezhep dağılımına bakıldığında önceki geçici hükümetten kota anlamından bir farkı olmadığı gözlemlenmektedir. Bu doğrultuda 5 Sünni ve 5 Şii ve 2 Dürzi Müslümanları temsilen bakanlıkta yer alırken 5 Maruni, 3 Rum Ortodoks, 2 Rum Katolik, 1 Ermeni ve 1 de diğer azınlıkların temsilcisini oluşturan isimler Hristiyan temsilciliğini üstlenerek göreve başlamak için start verdiler. Lübnan’da bakanların mezheplerinin eşit oranda oluşması anayasal düzenle uyumluyken daha hassas olan hangi mezhebe hangi bakanlığın verileceği konusu hükümetin kurulması sürecindeki ihtilafların merkezini oluşturdu. Örneğin önceki hükümetlerde Enerji Bakanlığını üstlenen Maruni Özgür Yurtsever Hareketi, yeni hükümette de aynı bakanlığı elde etmek için bir diğer Maruni parti Lübnan Kuvvetleri ile muhalefete düştü, sonucunda ise bakanlık Özgür Yurtsever Hareketi yerine Lübnan Kuvvetleri’nin desteklediği Joseph Sada’ya verildi. Her ne kadar Sada, göreve gelir gelmez partili olmadığını ifade etse de Lübnan Kuvvetleri’ne gönderdiği teşekkürle Özgür Yurtsever Hareketi lideri Cibran Bassil’in Samir Caca’ya olan yenilgisine de vurgu yapmış oldu.
Lübnan Enerji Bakanlığı üzerindeki Maruni rekabetinin hiç şüphesiz ülkedeki elektrik krizinin çözümünde yürütülen politikalardaki siyasi otoriteyi hissettirmesiyle doğrudan alakası bulunmaktadır. Lübnan’da her ne kadar devletin sağladığı elektrik 2 saatten 6 saate çıkmışsa da bunun yeterli olmadığı ve halkın jeneratörsüz yaşamını sürdüremediği ülkenin bilinen bir gerçeğidir. Buna bağlı olarak elektrik üretimi için yakıt ithalat ihaleleri düzenlemek üzere merkez bankasından alınan milyon dolarlık krediler, ayrıca yıllardır Lübnan Elektrik Santralinin denetimini elde tutmak ve jeneratör şirketlerini kontrol etmek gibi yetkiler enerji bakanlığını ülkenin kritik pozisyonlardan biri hâline getirmektedir. Dolayısıyla partisinin enerji bakanlığını kaybetmesi cumhurbaşkanı olmayı arzulayan Cibran Bassil için de siyaseten zayıfladığını gösteren işaretlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Bu durum her ne kadar Samir Caca için tam bir zafer ifade etmese de Caca’nın 2022 yılındaki genel seçimlerde elde ettiği siyasi başarısını sürdürdüğünü ve Maruni siyasetinde merkez güç olarak yükseldiğini göstermesi açısından da dikkat çekmektedir.
Yeni hükümetin kurulması sürecinde en dikkat çeken bakanlık krizinden bir diğerini ise hiç şüphesiz maliye bakanlığı oluşturmuştur. Başından beri maliye bakanlığını devralmak isteyen Şii blokunun ısrarında, 2014 yılından bu yana bu görevi Şiilerin yürütmüş olması bir gelenek hâline dönüşmüş olması vurgulansa da bakanlığı elinde tutmak isteyen Şii ikilinin ısrarında Lübnan’da Hizbullah’ın son savaşta aldığı askeri ve mali darbelerin de büyük etkisi vardır. Nitekim maliye bakanının bütçe hazırlamak, gümrük yönetimini kontrol etmek, tapu denetimini ve Lübnan Merkez Bankası’nın faaliyetlerini ve hesaplarını incelemek gibi kilit görevlere sahip olması Lübnan’ın hâlihazırdaki ekonomik durumunun geleceği için kritik bir öneme sahip olduğu kadar Hizbullah’ın fonlarının kontrolü üzerindeki baskının artmaması için de önem arz etmektedir. Nitekim önceki yıllarda ABD Hazine Bakanlığı bu duruma dikkat çekmiş, açıklamasında Maliye Bakanı Yusuf Halil’in, “ABD yaptırımlarının uygulanmasını önleyecek şekilde hükümet bakanlıklarından Hizbullah ile bağlantılı kurumlara fon aktarmak için çalıştığı” iddiasını öne sürmüştür. Dolayısıyla ilerleyen süreçte ABD’nin Lübnan’la ilgili politik yaklaşımında maliye bakanlığını bir koz olarak öne sürmesi muhtemel gözükmektedir.
Bununla birlikte maliye bakanlığının Şii ikili için mezhebi ve toplumsal bir tarafı da bulunmaktadır. İsrail’in yıkıcı savaşında çoğunluğunu Şiilerin oluşturduğu güney Lübnan’da meydana gelen yüzbinlerce dolarlık yıkım sonrası Şiiler hayatlarını yeniden kurabilmek adına almaları gereken mali desteği elde edebilmek için bu bakanlığa hiç olmadıkları kadar ihtiyaç duyduklarını belirtmektedirler. Bu noktada Lübnan devletinin savaş mağduru olan kendi vatandaşlarını mezhep fark etmeksizin gözeteceği bilinmekle birlikte ülkedeki varoluşsal kaygıların mezhep temelli olduğu gerçeği göz önünde bulundurulduğunda ve Lübnan hükümetinin mutlak otoritesini kurmak için zamana ihtiyacı olduğu bilindiğinde toplumsal kaygıyı bertaraf etmenin Şii ikili için ne kadar hassas olduğu da anlaşılmaktadır. Dolayısıyla maliye bakanlığının Dahiye’nin yeniden yapımında ve güneyin yeniden inşasında alacağı rol, Emel ve Hizbullah’ın toplum nazarında siyasi meşruiyetini korumak adına da dikkati çekmektedir.
Hükümetin Öncelikleri Ne Olacak?
Bakanlık düzeyindeki kriz 8 Şubat’ta göreceli olarak aşılmış olmakla birlikte yeni Lübnan’ın müzmin sorunlarının yanı sıra daha büyük krizlerle de karşı karşıya olduğu görülmektedir. Öncelikle güneyde Hizbullah varlığı olmasa dahi İsrail’in Lübnan’ı her an ele geçirme planı olduğu gerçeği hükümetin önünde aşılması gereken ilk ve en önemli güvenlik sorunu olarak durmaktadır. Daha önce defalarca vurgulandığı üzere İsrail’in Lübnan’a yaptığı orantısız operasyonların son bulması için ise 1701 kararlarından öte güçlendirilmiş bir Lübnan ordusunun varlığına olan ihtiyaç açığa çıkmaktadır. Nitekim hâlihazırda Lübnan Ordusu güneyde İsrail’in çekildiği bölgelerde konuşlanmaya başlamış olsa da halkı İsrail’e karşı koruyacak silah donanımına sahip değildir. Bu nedenle de 2016 yılında Hizbullah’ın Lübnan’daki hegemonyası nedeniyle mali desteğini kesen Suudi Arabistan’ın desteğinin yeniden sağlanması Lübnan’ın önceliklerinden biri olacaktır. Bu doğrultuda da Suudi Arabistan’ın Hizbullah’ın zayıflamasıyla birlikte Lübnan’ı yeniden gündemine aldığı ve ülkenin inşası için destek sunmaya hazır olduğu gözlemlenmektedir. Ancak Joseph Avn ve Navaf Selam Suudi Arabistan’ın onayını almış iki lider olsa da Suud yönetiminin ilk aşamada Lübnan’daki yeni hükümetin çalışmalarını takip edeceği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla körfez ülkelerinin Lübnan’a yardımda acele etmiyor olmaları, hükümetin beklentilerinin karşılanması için güven tazelemesini ve hızlı çalışmasını gerektirmektedir. Aynı zamanda ordunun güçlendirilmesi için ABD ile varılması gereken mutabakat için yürütülmesi gereken diplomatik süreç de hükümetin yürüyeceği zorlu yollardan biri olacaktır.
Lübnan’ın yeni Suriye yönetimi ile kuracağı siyasi ilişkilerin istikrarının sağlanması da hükümetin dikkatle çaba sarfetmesi gereken konulardan biridir. Bu noktada Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın Suriye lideri Ahmed el Şara’yı 7 Şubat 2025 gibi geç bir tarihte tebrik etmiş olması ilişkilerin durgun başlamasına sebep olmuştur. Ancak her iki ülkenin sahip olduğu ortak tarih, ayrıca eş zamanlı olarak İsrail tehdidiyle karşı karşıya kalmış olmaları bölgedeki diğer ülkelere nispeten daha kısa sürede ve pozitif bir ilişki kurmaları gerekliliğini açığa çıkarmıştır. Diğer taraftan ikili ilişkilerde yaşanacak olan büyük dönüşümün en önemli ayağını da yine güvenlik politikaları oluşturmak durumundadır. 8 Şubat’ta Lübnan-Suriye sınırında Suriye ordusu ile Hizbullah güçleri arasında yaşanan çatışmalar ve Lübnan ordusunun Suriye askerlerine yönelttiği saldırılar iki ülke arasında gerilimi hafif düzeyde de olsa yükseltmiştir. Bu nedenle de sınır güvenliğinin sağlanması hususu, Hizbullah ile Suriye birliklerinin çatışmasının önüne geçilmesi için gereken tedbirlerin masaya yatırılması, Lübnan’daki ve Suriye’deki yeni hükümetin hızlıca masaya oturmasını gerektiren bir diğer önemli konu olacaktır.
Lübnan hükümetini bekleyen en önemli iç mesele ise son yıllarda ülkede artan ekonomik durumu stabilize etmek üzerine olacaktır. Hâlihazırda 1 doların 80 bin Lübnan lirasına denk gelmesi nedeniyle ülkedeki yüksek enflasyondan doğan ekonomik krize son 1,5 yılda İsrail ile olan savaşın ekonomik maliyeti de eklenmiştir. Hâlihazırda onlarca köyü yıkan, 4 binden fazla evi de yerle bir eden İsrail’in yarattığı yıkımın Lübnan’a maliyeti 8,5 milyar doları geçmiştir. Bu nedenle de başbakanlığa gelir gelmez güven aşılayan Navaf Selam’dan bir an önce reformları uygulaması beklenmektedir. Bununla birlikte reformların şeffaflığı gerektirmesi, Lübnan’da ise geçmiş yıllarda bu şeffaflığın sağlanamamış olması ekonomik sürecin istikrarını sekteye uğratan en önemli faktörü oluşturmuştur. Dolayısıyla halkın da ilk aşamada en büyük beklentisi olan ekonomik krizin aşılması, bankaların mudilere paralarını geri ödeyecek rezerve kavuşması kabinenin üzerinde titizlikle çalışması gereken dosyalardan birini oluşturacaktır.
Son tahlilde yeni Lübnan hükümetini 2026 yılında yapılacak genel seçimlere kadar uzun bir görev listesi beklemektedir. Hâlihazırda hükümet güven aşılamış olsa da bu kadar iç ve dış sorunu sistemin bu kadar kısa sürede çözmesi mümkün gözükmemektedir. Ancak bölgesel dengelerin değişmiş olması, ülkedeki İran nüfuzunun etkisinin kırılmaya başlaması ve bölge ülkelerinin Lübnan’a daha pozitif yaklaşmaları, ülkenin önemli bir fırsatı yakaladığı gerçeğini açığa çıkarmaktadır. Bu doğrultuda önceki dönemlerine nispeten önemli adımlar atmaya başlayan Lübnan için istikrarın kapısı aralanmaya başlamıştır. Ancak atılacak adımların dikkatle hesaplanması için toplumsal dengelerin de gözetilmesi gerekmektedir. Nitekim sistem de “topluma rağmen siyaset” yönelimine müsaade etmemektedir. Dolayısıyla siyaset-toplum dengesi sağlanmadıkça Lübnan’da aktörlerin değişiminin kısa vadede ülkede çok büyük bir etkisinin olmayacağını göz önünde bulundurmak önem arz etmektedir.


