Friedrich Merz, 11 Kasım 1955’te Almanya’nın batısında bulunan ve aynı zamanda en fazla Türk vatandaşının da yaşadığı Kuzey Ren Vestfalya eyaleti Brilon kentinde, koyu Katolik ve muhafazakâr değerlere bağlı bir hukukçu ailenin dört evladından en büyüğü olarak dünyaya geldi. Annesi Paula Merz, Brilon’nun yerli ailelerinden olan Sauvigny ailesinin bir kızıydı. Merz’in büyükbabası Josef Paul Sauvigny 1917’den 1937’ye kadar Brilon belediye başkanıydı. 1933’e kadar Katoliklerin partisi olan “Merkez Parti”, 1938’den itibaren ise ırkçı Adolf Hitler’in partisi NSDAP ve Nazi örgütü SA yedek subayları üyesiydi. Ancak Merz dedesinin bir Nazi olduğunu daima reddetti, dedesinin buna mecbur kaldığını açıkladı. Friedrich Merz’in babası, Joachim Merz, eski Alman toprakları olan bugünkü Polanya’nın Breslau kentinden gelen Protestan bir asker ailesinin oğluydu. Joachim Merz bölgede tanınan bir hakimdi. Almanya’yı işgal eden Amerikan güçleri tarafından yargıç olarak atanan Joachim Merz, 2007 yılına kadar muhafazakâr Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) üyesiydi. Merz, 1966’dan 1971’e kadar Brilon’daki Petrinum Lisesine devam etti ve 1975 yılında Brilon’a sadece 17 kilometre uzaklıktaki Rüthen’deki bir liseden mezun olarak üniversite okumaya hak kazandı.
Ancak öncesinde 1 Temmuz 1975’ten 30 Eylül 1976’ya kadar vatani görevini ifa etti. Dizindeki bir sakatlık nedeniyle yedek subay adayı olarak eğitimini tamamlayamadı, bu nedenle Alman ordusundan subay adayı (Fahnenjunker) rütbesiyle ayrıldı. Askerliğinden sonra Friedrich Merz, ailesinin hukuk geleneğini devam ettirerek CDU partisine bağlı Almanya, yurt dışı ve Türkiye’de de çalışmalarda bulunan Konrad Adenauer Vakfı bursu ile Bonn ve Marburg Üniversitelerinde hukuk eğitimi aldı ve mezun oldu. Eşi Charlotte Gass ile 1981 yılında evlenen Merz, eşinin de kendisi gibi bir hâkim ve avukat olmasıyla hukuk alanına olan bağını güçlendirdi ve 1986 ile 1989 yılları arasında bir kimya kurumunda avukatlık yaptı. Kuzey Ren Vestfalya’nın Arnsberg kentinde yaşayan çiftin iki kızı ve bir oğlu olmakla toplam üç çocuğu bulunuyor.
Siyasi Kariyeri
Merz’in siyasi kariyeri daha genç yaşlarda şekillenmeye başlamıştı. Henüz öğrenciyken 1972 yılında CDU’ya katılarak siyasete ilk adımını attı. Onun asıl tutkusu siyasetti. 1989 yılında, henüz 33 yaşındayken Avrupa Parlamentosu’na seçilerek siyasi kariyerine resmen başladı. Bu dönemde partisinin daha sağcı ve gelenekçi kanadında öne çıkarak kısa sürede dikkatleri üzerine çekti.
1994 yılında Federal Alman Meclisi’ne giren 1,96 metre boyundaki Merz, 2009 yılına kadar milletvekilliği görevini sürdürdü. Bu süreçte, özellikle CDU/CSU meclis grubunun başkanlığını yaptığı dönemde, partinin önemli isimlerinden biri hâline geldi. Ancak daha sonra uzun yıllar Almanya’nın başbakanı olacak olan Angela Merkel’in 2002 yılında meclis grubu başkanlığını, 2005’te ise başbakanlık görevini devralmasıyla birlikte Merz’in siyasi kariyeri yeni bir evreye girdi. Merkel’in merkezci ve liberal politikalarına mesafeli duran ve daha muhafazakâr ve milliyetçi bir çizgiyi savunan Merz, zamanla partinin içinde kendisine yer bulmakta zorlandı. Merkelcilere karşı geride kalan ve kariyeri için artık şans göremeyen Merz, 2009 yılında tekrar milletvekilli adayı olmayacağını duyurarak siyasetten çekilme kararı aldı.
Siyaseti bıraktıktan sonra özel sektöre yönelen Merz, finans ve şirket hukuku alanında çalışmaya başladı. Uluslararası bir hukuk bürosunda görev almasının yanı sıra dünyanın en büyük yatırım yönetimi şirketlerinden BlackRock’ın yönetim kurulunda yer aldı. Bu dönemde edindiği deneyimler, onun hem finans dünyasına olan hakimiyetini artırdı hem de eleştirilerin hedefi hâline gelmesine neden oldu. Özellikle lobicilik faaliyetleri, bugün hâlâ siyasi rakipleri tarafından gündeme getirilen bir konu olmaya devam ediyor.
Azimli ve Pes Etmeyen Bir Kişilik
Angela Merkel’in 2021 yılında başbakanlık görevini bırakmasının ardından, Friedrich Merz siyasete geri dönüş yaptı. 12 yıllık bir aradan sonra Federal Meclis’e yeniden seçilen Merz, CDU liderliği için yaptığı üçüncü denemede 2022 yılında genel başkan seçilmeyi başardı. Bu Merz’in azimli ve pes etmeyi asla kabul etmeyen bir kişiliğe sahip olduğunu da gösteriyor. Partinin muhafazakâr kanadını temsil eden Merz, nükleer enerji kullanımı, bürokrasinin azaltılması ve daha liberal bir ekonomi politikası gibi konularda kararlı ve katı bir çizgi ortaya koyuyor. Ancak onun siyasi gündemini en çok şekillendiren konu, -gerek geçmişte olsun gerek günümüzdeki seçim sürecinde olsun- göç ve iltica politikaları oldu. Merz, daha sıkı göç politikaları talep ederek bu alanda köklü değişiklikler yapılması gerektiğini savunuyor.
Friedrich Merz, siyasi kariyeri boyunca hem destekçileri hem de eleştirenleri tarafından dikkatle takip edilen bir isim oldu. Merz, aynı zamanda sert ve açık söylemleriyle de tanınan biri. Ancak bu özellikleri, zaman zaman siyasi rakipleriyle olan ilişkilerinde gerginliklere neden olabiliyor. Özellikle kadınların gözünde olumsuz bir imaja sahip olması, onun siyasi kariyerindeki zorluklardan biri olarak öne çıkıyor. 1990’lı yıllarda kürtaj yasasının serbestleştirilmesine ve evlilik içi tecavüzün ceza kapsamına alınmasına karşı çıkan tutumu, bugün hâlâ eleştirilere konu oluyor.
2025 yılına gelindiğinde, Friedrich Merz’in CDU’nun başbakan adayı olarak yarışması ve Almanya tarihinde başbakanlık için en yaşlı adaylardan biri olması, Almanya siyasetinde yeni bir dönemin habercisi olarak görülüyor. Muhafazakâr değerleri savunan ve göç politikalarında köklü değişiklikler öneren Merz, hem partisi içinde hem de geniş toplum kesimleri arasında tartışmalara neden olmaya devam ediyor. O kutuplaştıran bir siyasetçi olarak tarihe geçeceğe benziyor ve onun siyasi geleceği, Almanya’nın geleceği için de önemli bir rol oynayacak gibi görünüyor.
Dindar ve Muhafazakâr Bir İdeolojiye Sahip Kişilik
Partiyi uzun yıllar yöneten Angela Merkel’e kıyasla Friedrich Merz, CDU’nun politikalarını daha muhafazakâr bir yöne doğru eviriltti ve özellikle göçmenlik ve uyum konularında partinin daha katı bir tutum benimsemesine öncülük etti. Merz, uzun yıllar önce gündeme getirdiği “öncü kültür” (Leitkultur) kavramını yeniden canlandırdı ve bu fikrin gelecekte de partinin temel politikalarından biri olacağının ipuçlarını veriyor. Bu yaklaşıma göre, Almanya’da yaşamayı tercih eden her bireyin, Alman kültürünü ve değerlerini koşulsuz olarak benimsemesi gerekiyor. Merz, bir konuşmasında, “Bu ülkede yaşamak isteyen herkes, öncü kültürümüzü kabul etmelidir.” ifadesini kullanarak bu görüşünü net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu söylem, çok kültürlülük anlayışına eleştirel bir perspektif getirmekte ve geçmişte olduğu gibi gelecekte de hem siyasi çevrelerde hem de Alman toplumunda yoğun tartışmalara yol açabilecek nitelikte.
Friedrich Merz bunun yanında sözde “İslamcılığı” da durdurmayı amaçladıklarını söylüyor. CDU ve kardeş partisi CSU’nun ortak seçim programında yer alan ifadelere göre, sözde “İslamcı terörizm”in ve siyasal İslam’ın hafife alınan tehlikeler olduğu, dini motifli bu sözde “siyasi aşırıcılığın” ideolojik zemini daha yakından izleneceği belirtiliyor. Ayrıca, “Hiçbir güvenli sığınağa müsamaha göstermiyor, nefret ve antisemitizmin vaaz edildiği” camilere kilit vurulacağı vadediliyor. Seçim programında bunun yanında “Şiddet içeren ve içermeyen İslamcılık alanında üniversitelerdeki temel araştırmaları genişletiyor ve bunları güvenlik makamlarımızın eylemleriyle birleştiriyoruz.” bilgisi de yer alıyor. Merz bununla da yetinmeyip mevcut Alman hükümeti tarafından lağvedilen ve içinde birçok Müslüman düşmanı sözde İslam uzmanları ile eleştirmenlerinin bulunduğu “Siyasal İslam” isimli uzman grubunun yeniden hayata geçirileceğini de müjdeliyor. Müslüman cemaatler ile iş birliğinde net kurallar getireceklerinin sözünü veren Merz, “Üyeleri iç istihbarat servisi tarafından gözlem altında tutulan dernek ve kuruluşları devlet iş birliği ve finansmanının dışında tutuyoruz. Devletten para almak isteyen tüm kuruluşlar özgür demokratik temel düzeni taahhüt etmeli ve antisemitizme karşı bir beyanda bulunmalıdır.” diye uyarıyor. İmamların Almanya’da ve Almanca dilinde eğitim almalarını da desteklediklerini belirten Merz yönetimindeki CDU, “Yabancı hükümetlerin cami dernekleri ve İslami kuruluşlar aracılığıyla din özgürlüğü kisvesi altında Alman Müslümanlar üzerinde etki kurmasına izin verilmemelidir. Bu nedenle finansman ve bağışçıların açıklanması zorunluluğunu getiriyoruz. Genel bir kural olarak yabancı hükümetlerden ve onlarla bağlantılı kuruluşlardan para alan dernek ve kuruluşlar Almanya’dan ne devlet desteği (finansal destek) alabilir ne de devlet kurumlarımızla iş birliğine girebilir.” diyerek yurt dışı ile gönül bağı bulunan veya din hizmetleri konusunda yurt dışı ile iş birliği yapan cami cemaatlerine gözdağı veriyor. Merz’in Müslümanlara yönelik bu siyaseti Almanya’daki birçok İslami kuruluş ve STK yöneticileri tarafından da eleştiriliyor.
Merz, Hristiyanlık konusunda da parti ismindeki “C” harfine daha güçlü bir şekilde bağlı: Almanya’nın Hristiyanlıkla karakterize edilen bir ülke olduğunu ifade eden Merz, kiliselerin toplumun şekillenmesinde önemli ortakları olduğunu ve kamu yararına yönelik kamu hizmetlerinde önemli bir role sahip olduğunu vurguluyor. CDU’nun 2024’te kabul ettiği parti programında “Hristiyan sembolleri kamusal alanlarda görünür kalmalı; pazar günleri ve Hristiyan bayramları ile aynı şekilde korunmalıdır.” cümlesi de yer alıyor. Merz, Hristiyan demokratik siyasetin temelinin, Hristiyanlığın insan anlayışına dayandığını da gündeme getiriyor. Merz, mevcut seçim programında da Hristiyan geleneklerini korunmasını ön plana çıkarıyor. Programda, Almanya’nın tarihsel, kültürel ve değerler açısından Hristiyan inancının derin izler taşıdığı ve devlet ile kilise arasında düzenli bir iş birliğine bağlı olduklarını ifade ediyor. Seçim programında ayrıca Hristiyan din eğitiminin vazgeçilmez olduğu ve bu eğitimin okullarda düzenli bir ders olarak okutulması gerektiği vurgulanıyor.
Yahudiliğe de özel bir statü veren Friedrich Merz, bir söyleşide Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanması talep edilen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Almanya’ya giriş yapması durumunda tutuklanıp tutuklanmaması ile ilgili, kendisinin başbakan olduğu bir ülkede Netanyahu’nun asla cezai işlem görmeyeceğinin güvencesini veriyor. CDU seçim programında Yahudiler ile ilgili şu cümleleri sarf ediyor: “Hamas’ın 7 Ekim 2023’te gerçekleştirdiği terör saldırısından bu yana, ülkemizde uzun zamandır hayal bile edilemeyen bir Yahudi nefreti patlak vermiştir. Almanya’nın buna karşı harekete geçme konusunda özel bir sorumluluğu vardır. Antisemitizme karşı ve Yahudi yaşamı için ulusal stratejiyi güncelleyecek ve somut önlemler alacağız.”
Ayrıca, CDU/CSU’nun seçim programında mevcut koalisyon hükümeti tarafından uygulamaya konulan ve çifte vatandaşlık sürecini kolaylaştıran yasanın iptal edilmesi hedeflediğini açıkça ifade ediyor. Bu durum, partinin göçmenlik politikalarında daha sıkı kurallar benimseme yönündeki eğilimini bir kez daha gözler önüne seriyor.
CDU/CSU’nun düzensiz göçü sınırlamak ve ülkenin göç yükünü azaltmak amacıyla daha katı kriterler getirmesi beklenebilir. İltica başvurularının daha sıkı denetlenmesi, Afgan ve Suriyeli ilticacıların geri gönderilmesi, bu kişilerin ülkede kalma ve çalışma izinlerine yönelik ek koşulların gündeme gelmesi gayet muhtemel. Merz, düzensiz göçün Almanya’nın sosyal dokusuna zarar verdiğini ve uyum sorunları yarattığını savunan bir kişi. Bu görüşler, özellikle aşırı sağcı, yabancı ve İslam düşmanı Almanya için Alternatif (AfD) partisi seçmenlerini hedefleyen bir strateji olarak da değerlendirilebilir.
Merz’i Destekleyen Kesimler
Friedrich Merz, Almanya’nın önde gelen muhafazakâr siyasetçilerinden biri olarak Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) içinde önemli bir destek tabanına sahip. Özellikle partinin geleneksel ve muhafazakâr kanadı, Merz’in liderliğini ve politik duruşunu güçlü bir şekilde destekliyor. Merz, göçmenlik, ekonomi ve Avrupa Birliği politikalarındaki sert ve net tutumuyla partinin bu kesimlerinde büyük bir kabul görüyor. Ayrıca, CDU’nun genç ve kariyer istekli üyeleri arasında da Merz’in modern muhafazakâr yaklaşımları, partiyi yeniden canlandırma potansiyeli taşıdığı gerekçesiyle takdir ediliyor.
Bununla birlikte, Merz’in başbakan adaylığına destek verenler arasında sadece parti içi aktörler değil, aynı zamanda Alman iş dünyasının önemli isimleri ve CEO’ları da bulunuyor. Merz’in büyük şirketlerin yöneticileri ile geçmişten beri içli dışlı olması ona birçok yerden “lobicilerin başbakanı” lakabını da vermişti. Merz ise bu yakıştırmayı reddediyor. Merz’in özellikle ekonomik liberalizme yaptığı vurgu ve iş dünyasının sorunlarına yaklaşımı, birçok iş insanı ve ekonomist tarafından takdir ediliyor. Bu kesimler, Merz’in Almanya’nın ekonomik rekabet gücünü artırabileceğine ve iş dünyasına yönelik daha esnek politikalar geliştirebileceğine inanıyor. Merz’in sosyal harcamalarda sınırlamalara gitmek istemesi, örneğin devletten sosyal yardım alan kişilere daha sert yaptırımlar uygulamak istemesi, bu kişileri çalışmaya zorlamak ya da onlara ödenen maddi destekleri kesmek istemesi de bazı işveren ve zenginler tarafından olumlu bulunuyor. Sonuç olarak Friedrich Merz ekonomi, yatırımcı ve işveren dostu olarak da tarif edilebilir. Bunun yanında Friedrich Merz küresel sistemle uyumlu çalışacağına dair sinyaller veriyor, hatta kendisinin de küreselci bir dünya görüşüne ait olduğu biliniyor. Merz, uzun yıllar küreselci ve transatlantikçilerin içinde bulunduğu “Atlantik Köprüsü” derneğinin on yıl genel başkanlığını yapan bir kişi.
Ancak Merz, tüm bu desteklere rağmen partinin daha merkezci kanadı ve bazı liberal eğilimli üyeleri tarafından eleştiriliyor. Bu kesimler, Merz’in aşırı muhafazakâr söylemlerinin partinin geniş bir seçmen kitlesine ulaşmasını engelleyebileceği endişesini taşıyor. Parti içindeki “Merkelciler” (Merkelianer) diye adlandırılan etkin liberal siyasetçilerin birçoğu ya siyasetten çekildikten ya da tekrar aday olmayacaklarını bildirmelerinden sonra, CDU neredeyse tamamen Merz’in katı muhafazakâr kurmaylarına kalmış gibi görünüyor. Parti içinde eski CDU lideri ve Almanya’nın ilk eyalet uyum bakanı Armin Laschet gibi bazı istisnalar bulunsa da bu kişilerin sesi bir hayli kısık çıkıyor. Diğer yandan CDU MKYK üyesi ve Schleswig-Holstein Eyalet Başbakanı Daniel Günther gibi bazı az sayıda liberal düşüncede olan aykırı sesler de çıkabiliyor, ancak bunlar Merkel döneminin ılımlı ve kucaklayıcı siyasetinin son örnekleri olarak görülebilir. Dolayısıyla, Merz’in başbakan adaylığı, CDU içinde hem coşkulu destekçiler hem de az sayıda da olsa temkinli yaklaşanlar arasında bir tartışma konusu.
CDU lideri Friedrich Merz’in en son düzensiz göçü sınırlandırmayı hedefleyen yasa teklifi, CDU/CSU ve FDP’nin oylarıyla Ocak 2025 sonunda federal meclisten geçmişti. Ancak, aşırı sağcı AfD’nin de bu yasaya destek vermesi, Almanya’da ilk kez aşırı sağın mecliste bir yasa tasarısını onaylaması anlamı taşıyordu. Bu gelişme, Merz’in AfD ile dolaylı bir yakınlaşma içinde olduğu ya da aşırı sağa göz kırptığı yönünde eleştirilere yol açtı. Siyasi çevrelerde, Merz’in göç politikalarındaki sert tutumunun AfD’nin söylemleriyle örtüşmesi, bu tür yorumları daha da güçlendirdi. Merz, daha önce defalarca AfD ile herhangi bir koalisyon veya iş birliği yapmayacağını açıkça ifade etmişti. Ancak, bu yasa oylamasında AfD’nin desteğini alması, seçmenler arasında da karışık tepkilere neden oldu. Kamuoyu araştırmalarına göre, seçmenlerin yüzde 44’ü Merz’in AfD ile iş birliği yapmayacağına inanırken yüzde 43’lük bir kesim ise Merz’in aşırı sağla dolaylı bir uzlaşma içine girebileceğini düşünüyor. Bu durum, Merz’in liderliği ve CDU’nun gelecekteki politikaları hakkında belirsizlikleri artırırken aşırı sağa karşı net bir mesafe koyma konusundaki samimiyetini de sorgulatıyor. Özellikle göç ve güvenlik politikalarında AfD’nin söylemlerine yaklaşan bir dil benimseyen Merz, bu tür eleştirileri daha da besliyor. Siyasi rakipleri, Merz’in aşırı sağa göz kırparak AfD’nin etkisini artırmak yerine, demokratik değerleri ön planda tutması gerektiğini vurguluyor. Bu tartışmalar, Almanya’da siyasi kutuplaşmanın derinleştiğini bir kez daha gözler önüne sermekle kalmıyor, Merz’in aşırı sağ, göçmen ve İslam düşmanlarından da oy koparmaya çalıştığını, ırkçılar ile iş birliği yapabileceğini ve onların desteğine açık olduğunu da gösteriyor.
Merz’in Türkiye’ye Bakışı
Friedrich Merz, Almanya’nın Türkiye ile olan ilişkilerine dair dengeli ve koşullara bağlı bir yaklaşım benimsediği görülmektedir. Merz, Türkiye’yi stratejik bir ortak olarak değerlendirmekle birlikte, Avrupa Birliği (AB) üyeliği konusunda mesafeli bir tutum sergiliyor. Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğine karşı olduğunu açıkça ifade eden Merz, bunun yerine iki taraf arasında alternatif iş birliği modellerinin geliştirilmesini öneriyor. Örneğin, Türkiye’nin AB ile bir serbest ticaret anlaşması çerçevesinde daha yakın ekonomik ilişkiler kurmasını destekliyor. Merz, bu konuda yaptığı bir açıklamada, “Türkiye ile üyelik dışında her türlü iş birliğini değerlendirmeye hazırız.” ifadesini kullanmıştı. CDU’nun seçim programında Türkiye’ye de bir paragraf atıfta bulunuluyor. “Türkiye ile Siyasi ve Ekonomik İlişkiler” başlığını taşıyan bölümde, “Türkiye, Avrupa için stratejik önemini ve değerli bir ortak olmayı sürdürmektedir. Şu anda AB değerlerinden uzaklaştığı ve bu nedenle AB’ye katılamayacağı için üzüntü duyuyoruz.” ifadeleri yer alıyor.
Türkiye’nin mültecilere ev sahipliği yapma konusundaki rolü, Merz’in politikalarında önemli bir yer tutuyor. Merz, Türkiye’nin bu alandaki çabalarını takdir ederek ülkeye daha fazla mali destek sağlanması gerektiğini savunuyor. Ayrıca, Suriye’deki son gelişmeler ışığında, Türkiye ile yeni bir mülteci mutabakatı üzerinde çalışılmasının önemine dikkat çekiyor. Bu bağlamda, Türkiye’nin AB ülkeleriyle iş birliği içinde, göçün kontrol altına alınması ve mültecilerin barındırılması konularında daha fazla sorumluluk üstlenmesini bekliyor.
Merz, Türkiye’nin Orta Doğu’daki artan etkisini de dikkate alarak bölgedeki istikrarın sağlanması için Avrupa’nın Türkiye ile daha güçlü bir iş birliği içine girmesi gerektiğini vurguluyor. Özellikle Suriye’deki rejim değişikliği sonrasında, Türkiye’nin bölgedeki rolünün daha da önem kazandığını belirten Merz, “Türkiye, Orta Doğu’da giderek daha büyük bir rol oynuyor. Bu nedenle, bölgede barışı tesis etmek için Türkiye ile daha yakın çalışmalıyız.” şeklinde bir açıklama yapmıştır. Bu ifadeler, Almanya ve Avrupa’nın Türkiye ile ilişkilerini gelecekte daha da güçlendirme niyetini ve Türkiye’ye gün geçtikçe daha da muhtaç bir pozisyona geldiğini ortaya koyuyor.
Ancak, Merz’in Türkiye politikası sadece iş birliği ve pragmatizmle sınırlı değil. İnsan hakları ve demokrasi standartları konusunda Türkiye’den somut adımlar atılmasını talep eden Almanya’nın müstakbel başbakanı Merz, bu tür konuların ilişkilerde zaman zaman gerginliklere yol açabileceğini de vurguluyor. CDU/CSU’nun seçim programında da yukarıda belirtildiği gibi Türkiye’nin AB değerlerinden uzaklaştığına dair endişeler dile getiriliyor.
Sonuç olarak, Friedrich Merz’in Türkiye’ye yönelik politikası, stratejik iş birliği, göç yönetimi ve bölgesel istikrar gibi konulara odaklanırken insan hakları ve demokrasi standartlarına ilişkin beklentileri de içeriyor. Bu çerçevede, Merz yönetiminde Almanya-Türkiye ilişkileri, karşılıklı çıkarlara dayalı bir pragmatizmle şekillenmeye devam edecek gibi görünüyor. Özellikle Trump’ın yeniden ABD başkanlığına seçilmesinden sonra değişim sinyalleri veren küresel konjonktür bağlamında Almanya’nın Türkiye’ye gelecek yıllarda iş birliğine ve stratejik ortaklığa daha da meyilli olacağı görünüyor.


