Dünya genelinde artan Müslüman karşıtı ırkçılığa dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak amacıyla Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 2022 yılında 15 Mart’ı “İslamofobi ile Mücadele Uluslararası Günü” (IDCI) olarak ilan etti.
Bu gün özellikle, 15 Mart 2019’da gerçekleşen Christchurch saldırısını anmak amacıyla seçildi. Bu karar, İslamofobiye karşı mücadelenin önemli bir dönüm noktası olup bu olgunun farklı ülkelerde yasal ve siyasi olarak tanınmasının önünü açma potansiyeline sahip. Ancak, BM Genel Kurulundaki IDCI tartışmalarında bu karara karşı çıkan seslerin Avrupa Birliği temsilcisi, Fransa ve Hindistan temsilcileri olması oldukça manidardı. Bu durum, IDCI’nin Avrupa’da anlamlı bir şekilde uygulanmasının önünde büyük engeller olacağını daha o zamandan göstermişti.
Halbuki Avrupa’da Müslümanların günlük hayatta karşılaştığı kurumsal ve yapısal ırkçılık dayanılmaz boyutlara ulaşmış durumda. Bir AB kurumu olan Temel Haklar Ajansının (FRA) son raporuna göre, AB’de yaşayan her iki Müslümandan biri günlük yaşamında ırkçılık ve ayrımcılıkla karşı karşıya kalıyor. Müslümanların karşı karşıya olduğu ırkçılıkta 2016’dan bu yana keskin bir artış yaşandı.Rapora göre Müslüman kadınlar, erkekler ve çocuklar yalnızca dinleri nedeniyle değil, aynı zamanda ten renkleri ve etnik ya da göçmen geçmişleri nedeniyle ayrımcılığa maruz kalıyorlar. AB’de doğan genç Müslümanlar ve dini kıyafet giyen kadınlar bu durumdan özellikle etkileniyor. FRA’nın “AB’de Müslüman Olmak” raporu, 13 AB ülkesinde 9 bin 604 Müslüman katılımcıyla yapılan çok geniş kapsamlı bir ankete dayanıyor. Rapora göre:
Irkçılık: AB’de neredeyse her iki Müslümandan biri (%47) ırkçı ayrımcılık yaşıyor, bu oran 2016’da %39’du. 13 anket ülkesinde en yüksek oranlar Avusturya (%71), Almanya (%68) ve Finlandiya’da (%63) görülüyor.
İş: Müslümanlar en çok iş ararken (%39) veya iş yerinde (%35) ayrımcılıkla karşılaşıyor, bu oranlar 2016’da sırasıyla %31 ve %23’tü.
Konut: Katılımcıların üçte biri (%35), ayrımcılık nedeniyle ev satın alamadığını veya kiralayamadığını belirtiyor, bu oran 2016’da %22’ydi. Engelli Müslüman katılımcılar konut piyasasında daha fazla engelle karşılaşıyor; %46’sı konut piyasasında ayrımcılık yaşıyor.
Dini kıyafetler: Dini kıyafet giyen kadınlar, giymeyenlere kıyasla daha fazla ırk ayrımcılığı yaşıyor, özellikle iş ararken (%45’e karşı %31). Bu oran, dini kıyafet giyen genç kadınlar (16-24 yaş) için %58’e çıkıyor.
Irkçı taciz: Müslüman katılımcıların neredeyse üçte biri (%27) anketten önceki beş yıl içinde ırkçı tacize uğradı; çoğu birden fazla kez taciz yaşadı.
Ayrımcı profilleme: Ankete katılanların yarısına yakını (%49) polis tarafından durdurulduklarında, son durdurulmalarının ırk profillemesi nedeniyle olduğunu düşünüyor.
Eğitim: Müslüman katılımcıların okulu erken bırakma olasılığı genel AB nüfusuna göre üç kat daha fazla (%30’a karşı %9,6).
Yoksulluk: Müslüman katılımcıların üçte biri (%31), geçimlerini sağlamakta zorlanıyor; bu oran genel hanelerde %19. Ayrıca kalabalık konutlarda yaşama olasılıkları iki kat daha fazla (%40’a karşı %17).
IDCI’nin başlatılmasından iki yıl sonra görüyoruz ki AB üyesi devletler bu güne herhangi bir anlam yükleme konusunda büyük ölçüde isteksiz. Örneğin, 2023 yılında 15 Mart günü 28 AB ülkesinden sadece biri, yani İspanya, İslamofobi ile Mücadele Uluslararası Günü’ne atıfta bulundu.Geri kalan ülkeler ise bu günü herhangi bir şekilde anmadı; basit bir basın açıklaması bile yayımlamadı, günü anmaya veya gelecekte İslamofobi ile nasıl mücadele edileceğini tartışmaya yönelik herhangi bir etkinlik de düzenlemedi.
Avrupa’daki diğer ulusüstü kurumlarla birlikte Avrupa Komisyonu da 2020-2025 Irkçılık Karşıtlı Eylem Planı kapsamında Müslüman karşıtı nefreti bir ırkçılık biçimi olarak açıkça tanımıştır. Ancak, gerçekte AB üyesi ülkelerin neredeyse hiçbiri bunu siyasi gündemine almamaktadır. Pratikte İslamofobi veya Müslüman karşıtı ırkçılık tanınmamaktadır ve varlığı birçok Avrupa hükümeti, siyasi parti, kurum, gazeteci ve entelektüel tarafından sık sık inkâr edilmektedir.
Bu yıl 15 Mart’ta Avrupa Komisyonu’nun İslam karşıtı nefretle Mücadele Koordinatörü Marion Lalisse yaptığı bir açıklamada, Avrupa liderlerinin artan Müslüman karşıtı nefreti durdurma konusunda siyasi iradeye sahip olmadığını belirtmektedir. Lalisse bunun tamamen siyasi irade meselesi olduğunu vurgulayarak herkesin bildiği bir sırrı da faş etmiş oldu.İslamofobinin varlığını inkâr etmek için farklı stratejiler uygulanmaktadır: Bazıları doğrudan İslamofobinin varlığını tamamen reddederken bazıları ise islamofobik ırkçılığın önemini hafif göstermeye çalışmaktadır.
Önde gelen İslamofobik figürler ve çevreler genellikle komplo teorilerine başvurarak İslamofobinin, sözde İslamcılar tarafından Müslümanlara ve İslam’a yönelik meşru eleştirileri susturmak için üretilmiş bir araç olduğunu iddia etmektedir. Diğerleri ise terminolojiyi bilinçli olarak kullanmaktan kaçınarak, İslamofobi hakkında herhangi bir tartışmanın tanınmasını veya meşrulaştırılmasını önlemeye çalışmaktadır.Örneğin, “İslamofobi” veya “Müslüman karşıtı ırkçılık” gibi terimler yerine, “Müslüman karşıtı duyarlılık” veya “önyargı” gibi daha hafif ifadeler kullanılmaktadır. Bu tür ifadeler, İslamofobinin doğasında var olan ırkçılığı ve onun sistematik ve kurumsal boyutlarını gizlemeye hizmet etmektedir.
Bu durum açıkça gösteriyor ki Avrupa’da İslamofobinin tanınması konusunda daha çok uzun bir yolun başındayız. İslamofobinin siyasi olarak tanınıp tanınmadığını ölçmenin bir yolu, her yıl 15 Mart’ta hangi ülkelerin, siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının IDCI’yi gözlemlediğini takip etmektir.2023 yılında yalnızca İspanya hükümeti, İslamofobi ile Mücadele Uluslararası Günü’nü gözlemledi. Bunun dışında, yerel düzeyde merkez-sol bir yönetim tarafından yönetilen İtalya’nın Torino şehri, 2023-2026 yılları arasında geçerli olmak üzere 21 yerel Müslüman derneğinin temsilcileriyle bir anlaşma imzalayarak IDCI’yi tanımıştır. Bu anlaşma, Müslüman toplulukların şehir dokusuna dahil edilmesini teşvik etmeyi ve Müslüman karşıtı ırkçılıkla ilgili farkındalığı artırmayı amaçlamaktadır.
Siyasi partilere baktığımızda ise Avrupa’da çok az partinin IDCI’ye atıfta bulunduğunu görüyoruz. Örneğin, Avusturya ve Almanya’da, Yeşiller Partisi’nden iki Müslüman kadın milletvekili IDCI’yi anarak ülkelerinde İslamofobiye karşı politika önerilerinde bulunmuştur. İlginç bir şekilde, her iki Yeşiller Partisi de o dönemde koalisyon hükümetinin bir parçasıydı.Buna karşın, bazı ülkelerde IDCI alay konusu olmuş veya eleştirilmiştir: Fransa’da medya tarafından eleştirilmiş, Belçika’da aşırı sağcı “Vlaams Belang” partisi tarafından hedef alınmış ve Danimarka’da eski bir milletvekili günü olumsuz bir şekilde yorumlamıştır. Hükümetler ve siyasi partilerin yanı sıra, Avrupa genelinde sadece bir avuç sivil toplum kuruluşu (STK) IDCI’yi aktif olarak gözlemlemiştir.
Öte yandan, AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı), Avrupa Konseyi ve BM gibi uluslararası kurumlar, İslamofobi ile Mücadele Uluslararası Günü’nü (IDCI) farklı derecelerde de olsa gözlemledi. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nin Antisemitizm, Müslüman karşıtı nefret ve diğer dini hoşgörüsüzlükler ile nefret suçları özel temsilcisi Alexandre Guessel, 15 Mart 2023’te Avrupa Konseyi’nin internet sitesinde bir makale yayımlayarak İslamofobi sorununu kabul etmenin gerekliliğini vurguladı. Guessel, “Herhangi bir sorunu ele almak, öncelikle onun varlığını kabul etmek ve önce kendimizi analiz etmekle başlamalıdır.” ifadelerini kullandı. 15 Mart’ın İslamofobi ile Mücadele Uluslararası Günü olarak ilan edilmesinin önemli bir gelişme olduğunu ve “uluslararası toplumun Müslüman karşıtı ırkçılık ve nefrete, ayrıca Müslümanlara yönelik her türlü ayrımcılığa karşı attığı kararlı bir adım” olduğunu belirtti.
Birleşmiş Milletler, IDCI’yi New York’taki BM Genel Kurulu Salonu’nda düzenlenen özel bir etkinlikle gözlemledi. Konuşmacılar, Müslümanlara yönelik artan nefret, ayrımcılık ve şiddet karşısında somut adımlar atılması gerektiğini vurguladı. BM Genel Sekreteri António Guterres de etkinlikte konuşarak Müslümanlara yönelik ayrımcılığa dikkat çekti.
2023 yılında ABD’nin AGİT Daimi Temsilcisi Vekili Courtney Austrian, Viyana’daki AGİT Daimi Konseyinde yaptığı bir konuşmada şunları söylemiştir: “Bugün, dünya genelinde Müslüman olarak tanımlandıkları, Müslüman olarak algılandıkları, İslam’ı yaşadıkları veya İslam’a geçiş yaptıkları için tacize uğrayan, gözaltına alınan, hapsedilen veya hatta öldürülen insanlara dikkat çekiyoruz.” Austrian ayrıca, 2021 yılında BM İnsan Hakları Konseyinde BM Din veya İnanç Özgürlüğü Özel Raportörü Ahmad Shaheed tarafından yapılan konuşmaya da atıfta bulundu. Bu konuşmada Shaheed, “Müslümanlara ve Müslüman olarak algılanan kişilere yönelik kurumsal şüphenin salgın boyutlarına ulaştığını” belirterek uyarıda bulunmuştu. Austrian, ayrıca AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi (ODIHR) tarafından hazırlanan nefret suçları raporunun, “Müslüman karşıtı tehditlerin ve şiddetin, insanlara ve mülklere yönelik saldırıları da kapsayacak şekilde, AGİT bölgesinde hâlâ ciddi bir sorun olmaya devam ettiğini” açıkça gösterdiğini vurguladı.
Ancak Donald Trump’ın iktidara gelmesinden sonra, ABD temsilcilerinden uluslararası kurumlarda İslamofobiyle mücadele konusunda anlamlı bir eylem veya açıklama beklemenin artık imkansız olduğu izahtan varestedir.
Bu nedenle temel ve basit bir gerekliliği yeniden vurgulamak gerekmektedir: İslamofobinin siyasi ve hukuki olarak tanınması zorunluluktur. Avrupa’daki hükümetler, siyasi partiler ve STK’lar 15 Mart’ı göz ardı etmeye devam ettikçe Müslüman karşıtı ırkçılık daha ciddi toplumsal problemlere neden olacaktır.


