back to top
21 Nisan, 2026, Salı

Fransa’da Yolsuzluk Depremi

FokusFransa’da Yolsuzluk Depremi

Fransa’da Yolsuzluk Depremi

Bugün Fransız siyasi tarihinde bir dönüm noktası yaşandı. Aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) Partisi lideri Marine Le Pen, yolsuzluk suçu sebebiyle cezaya çarptırıldı ve siyasi hayattan menedildi. Mahkemenin kararı sonrası Fransa siyasetinde yer yerinden oynadı ve gözler 2027’de gerçekleştirilecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hangi isimlerin aday olacağına çevrildi. Bu yazıda, Marine Le Pen hakkında verilen kararın detaylarını, Fransız siyasetinde kronik bir hastalığa dönen yolsuzluk vakalarını ve önümüzdeki günlerde Fransa’yı neler bekleyebileceğini analiz edeceğim.

Halkın Kahramanı Kamu Hırsızı mı Çıktı?

Fransız siyasetinde her partinin dayandığı siyasi bir ideoloji ve söylem çizgisi vardır. Merkez sağda yer alan partiler cumhuriyetin değerlerine sıkça atıfta bulunurken, solda yer alan partiler ise yaşam koşullarının iyileştirilmesi, gelir dağılımının eşitlikçi bir yapıya kavuşmasının altını çizerler. Fransız aşırı sağının en baskın sesi Ulusal Birlik Partisi’ne baktığımızda ise karşımıza çıkan temel söylem, siyasal elitlerin Fransız halkının ceplerini boşalttığıdır. Seçim kampanyalarında devletin kaynaklarının heba edildiğini kalın harflerle belirten aşırı sağcılar, ülkedeki ekonomik sorunların çözümü için “dürüstlük” ve “şeffaflık” ilkelerinin sert bir biçimde muhafaza edilmesini savunurlar. Bu söylemin ekranlardaki yüzü ve meydanlardaki sesi olan Marine Le Pen, bugün Paris’in sert rüzgârları ile yüzleşmek zorunda kaldı. Mahkeme öncesinde Fransız yargısına olan güveninin sarsıldığını belirten Le Pen’in siyasi hayatına belki de son verebilecek karar, bugün Yargıç Bénédicte de Perthuis tarafından açıklandı: Kamu vazifelerinden beş yıl süreyle “derhal” menedilme, ilk iki yılı ertelemeli olmak üzere dört yıl hapis ve 100 bin euro para cezası.

Yargıç Perthuis, davaya ilişkin kararını açıklarken savcılık makamının iddianamesinde yer alan ibareler dikkat çekti. Dürüstlük ilkesi ile yola çıkan Le Pen ve ekibi, 11 yıl boyunca Avrupa Parlamentosu nezdindeki faaliyetler için ayrılan “kamu bütçesini” Fransa’daki faaliyetleri için kullanmış. Kararda Le Pen ve beraberindeki sekiz Avrupa Parlamentosu (AP) vekilinin, danışmanlık faaliyetleri için 12 kişi ile sözleşme imzaladığı ancak bu kişilerin Ulusal Birlik Partisi’nin yurt içindeki faaliyetleri için çalıştığı görülmüş. Yargıcın bu kararı sonrası, danışmanlık faaliyetlerinin detaylarının ele alındığı kanuna bakıldığında iki nokta ön plana çıkıyor. Bunlardan ilki, AP çatısı altında faaliyet gösteren kişiler, görev süreleri boyunca Brüksel’de ikamet etmek zorundalar. Le Pen ve ekibinin danışmanları ise Paris’in gözde semtlerindeki keyiflerini hiç bozmamış gözüküyorlar. İkinci nokta ise yolsuzluk davasına konu olan danışmanlar, Avrupa Parlamentosunun faaliyet dönemi boyunca Brüksel’deki gelişmeler hakkında beraber çalıştıkları vekillere, AB politikaları hakkında bilgilendirmede bulunmaları gerekiyor. Ancak, bu süre zarfında bu danışmanlar ne Le Pen’e ne de davada ismi geçen vekillere AB konulu hiçbir evrak ilet(e)memişler. Yargıcın bu bulgular neticesinde verdiği karar, hukuki açıdan kabul görse de kararın veriliş tarzı tartışılmaya devam ediyor, zira yargıç geçici yürütme kararı ile bu cezayı verdi. Bu özel prosedür 2023’teki davaların sadece %4,7’si için uygulanmanın yanı sıra yargıcın kararında geçen cezanın “derhal” uygulanması ibaresi ise davaların sadece %3’ü için uygulanmış.

Karar Sonrası Siyasetçiler Ne Söyledi?

Marine Le Pen hakkında mahkemenin yolsuzluk gerekçesiyle kamu vazifelerinden menedilmesi kararı, Fransız siyasetine bomba gibi düştü. Siyasi partilerin liderleri, Fransa’nın bir hukuk devleti olduğunu ve kuvvetler ayrılığı ilkesi gereği yargı tarafından alınan kararlara saygı gösterilmesi gerektiğini dile getirdiler. Kısacası, her demokraside olması gereken temel değerlere saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulayan Fransız siyasetindeki partiler, “şeriatın kestiği parmak acımaz” düsturu ile hareket ettiler.

Kararın muhatabı olan Ulusal Birlik’ten gelen açıklamalar ise zehir zemberek oldu. Ulusal Birlik Partisi’nin bilindik yüzü ve AP’deki temsilcisi Jordan Bardella, Fransız demokrasisinin idam edildiğini; Le Pen’in yeğeni Marion-Maréchal Le Pen ise Fransa’da hiç kimsenin yargının bu kararından tatmin olmadığını dile getirdi. Konunun doğrudan muhatabı Marine Le Pen ise oldukça şaşırtıcı biçimde bizlere bir yerden tanıdık gelen ifadeler kullandı. Mahkemenin kararının siyasi bir karar olduğunu, hukuk devleti ilkesinin ihlal edildiğini, 31 Mart’ın Fransız demokrasisinin idam günü olduğunu ve milyonlarca Fransızın seslerinin görmezden gelindiğini vurgulayan Le Pen, bu karara saygı duymadığını ve sonuna kadar “direneceğinin” altını çizdi. Le Pen’in ifadelerinde en çok dikkat çeken ise “sadece otoriter rejimlerde görülen uygulamaların hâkimler tarafından uygulamaya konulduğu” cümlesiydi.

Fransa’yı Şimdi Ne Bekliyor?

Le Pen hakkında verilen karar, niteliği itibarıyla “geçici yürütme” kararı. Yani Le Pen için istinaf yolu hâlâ açık. Bu ihtimale rağmen Ulusal Birlik’in asıl sorunu ise 2027 cumhurbaşkanlığı seçimleri. Seçim kanuna göre, seçimlerden en az yedi ay öncesinde partiler adaylarını belirlemeliler ve bu isimleri seçim kuruluna iletmeliler. Hukuk sisteminin işleyişine bakıldığında ise mahkemeler davaları önem sırasına göre değil mevcut bekleyen dava sırasına göre işleme alıyorlar. Bu durumda ise akıllara Le Pen istinaf mahkemesine başvursa dahi mahkemenin bu başvuruyu ne zaman dikkate alacağı sorusunu getiriyor. 31 Mart akşamı Fransız TF1 televizyonuna çıkan Le Pen, “davanın önceliklendirilmesi için tüm imkânlara başvuracağını” belirtse de anayasa hukuku uzmanları yargıya hiçbir kararın dayatılamayacağı konusunda hemfikir.

Bu noktada Le Pen’in önünde iki senaryo bulunuyor. Kötü senaryoda Le Pen’in istinaf başvurusu yeterli süre zarfında ele alınamayacak ve 2027’de gerçekleşecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olamayacak. Bu durumda Le Pen’i idame edebilecek iki aday ön plana çıkıyor: Jordan Bardella ve Marion-Maréchal Le Pen. Bardella, Le Pen ailesinden gelmese de son seçimlerde Ulusal Birlik’in yıldızının parlamasında büyük pay sahibi. Genç ve dinamik oluşunun yanı sıra iyi bir hatip olan Bardella, partisine yeni bir soluk getirebilir. Öte yandan Ulusal Birlik Partisi, bir aile partisine benziyor. Partiyi kuran Le Pen’in babası Jean-Marie Le Pen ve Le Pen ailesi 1972’ten günümüze partiye liderlik etmeye devam ediyor. Marion-Maréchal ise kurucu Jean-Marie Le Pen’in torunu. AP seçimleri ve Temmuz 2024’teki genel seçimlerde Fransa’da gezilmedik bölge bırakmayan Marion-Maréchal, kendisini partinin liderliğine hazır hissediyor. İyi senaryoya bakılacak olursa Le Pen’in ret talebi istinaf tarafından kabul edilecek ve Le Pen, kamu vazifelerine geri dönebilecek. Mahkeme kararı öncesinde 2027 seçimlerinde cumhurbaşkanı adayı olacağını ilan eden Le Pen için bu senaryo en ideal olanı. Nitekim Le Pen, bu akşam verdiği demeçte de bu kararın “Ulusal Birlik Partisi için büyük bir avantaj olduğunu ve halkın iradesi ile cumhurbaşkanı seçileceğini” dile getirdi. Bu ihtimale güvenen Ulusal Birlik kadroları, Le Pen’in avukatı Rodolphe Bosselut, halkı barışçıl eylemlere davet etti ve mücadelelerinden yılmayacaklarını ifade etti.

Fransa’da neler yaşanacağı hâlâ belirsizliğini korurken kesin olan tek bir şey var: Fransız siyasetinde sular durulmayacak. Fransa’nın yanı sıra Avrupa’da da su gitgide bulanıklaşıyor. Dünyaya “hukuk” dersi veren Avrupalılar, yolsuzluk duvarının çöküntüsü altında nasıl tepki verecek sorusu Avrupa’nın kaç yüzlü olduğu sorusuna da cevap verecek.

Salih Kaya, Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü doktora adayı ve TRT Haber yayın editörüdür.
Salih Kaya
Salih Kaya
Salih Kaya, lisans eğitimini 2019 yılında Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde tamamladı. Yüksek lisans derecesini University of Kent’te Uluslararası Siyasal İktisat ve Uluslararası Kalkınma programında çift anadal yaparak 2020 yılında aldı. 2022 yılından bu yana Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’nda eğitimine devam etmektedir. Doktora araştırmasında jeo-ekonomi ve ticaret koridorlarının siyasi etkilerini ele almaktadır. Kamu ve özel sektörde farklı kurumlarda görev alan Kaya, başta Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) olmak üzere, Ernst & Young ve Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı'nda görev almıştır. Uzmanlık alanları arasında jeo-ekonomi, savunma sanayii ve küresel ticaret politikaları yer almaktadır. Akademik çalışmalarında savunma sanayii ekosistemleri, Türk savunma sanayiinin ekonomi politiği ve ekonomik koridorlarların jeo-stratejik etki analizleri yer almaktadır.
spot_img

Öne Çıkanlar

ilgili makaleler

spot_img