13 Haziran 2025 tarihinin erken saatlerinde İsrail, “Yükselen Aslan Harekâtı” isimli operasyonla İran’ın nükleer programına ve konvansiyonel askeri yeteneklerine yönelik büyük çaplı bir saldırı başlattı. Operasyonun ilk evresinde, Natanz uranyum zenginleştirme tesisi, İran’ın balistik füze programına ait kritik altyapılar ve üst düzey askeri hedefler eş zamanlı olarak vuruldu. Saldırının ardından, aralarında kıdemli nükleer fizikçiler ile Devrim Muhafızları Ordusu (DMO)’na bağlı üst düzey komutanların da bulunduğu çok sayıda ismin hayatını kaybettiği bildirildi. Şüphesiz bu operasyon, Tahran’ın nükleer kabiliyetlerini askeri yolla sınırlamaya yönelik olduğu kadar, ABD–İran müzakerelerinde dengeyi İsrail lehine çevirme amacı da taşıyan stratejik bir hamleydi. İran ise, Nisan 2024’te olduğu gibi, doğrudan kendi topraklarından fırlattığı balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla karşılık verdi. Ancak bu kez kullanılan mühimmatın hacmi, hedef çeşitliliği ve zamanlaması itibarıyla misilleme, önceki girişime kıyasla çok daha geniş kapsamlı ve yıkıcı nitelikteydi.
Bu gelişmeler, bölgesel vekâlet savaşları paradigmalarının sarsıldığını ve giderek artan biçimde doğrudan devletlerarası çatışma riskiyle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Dahası, İran’ın yıllardır yapılandırdığı füze programının artık yalnızca caydırıcı bir unsur olmadığını, aynı zamanda aktif bir angajman ve stratejik denge kurma aracı hâline geldiğini ortaya koyuyor.
İsrail ile Çatışmada İran’ın Balistik Füze Stratejisi: Ne Kadar Etkili?
İran’ın ilk saldırı dalgasında, yaklaşık 150 balistik füze fırlattığı, sonraki günlerde ise daha küçük çaplı ama onlarca füzeyi kapsayan ikincil saldırı dalgaları düzenlediğine şahit olduk. Ateşkesin yürürlüğe girdiği 24 Haziran itibarıyla ise İran’ın toplam balistik füze sayısının 500’ün üzerine çıktığı tahmin ediliyor.
Balistik füzeleri İran için özellikle önemli kılan şey, uzun menzilleri, yüksek hızları ile etkisiz hale getirilmelerinin zor olmasıdır. Nitekim saldırılarda, İsrail’in ekonomik merkezi Tel Aviv ve önemli liman şehri Hayfa dahil olmak üzere yaklaşık 5 kilit kent başarıyla hedef alınmıştır. Bu saldırı, İran’ın İsrail’e yönelik şimdiye kadarki en kapsamlı balistik füze harekâtlarından biri olarak kayıtlara geçerken, İsrail’in savunma sistemlerinin kapasitesi ve sivil altyapısının dayanıklılığına yönelik endişelere yol açmıştır.
Bu çerçevede, İran’ın misilleme olarak balistik füze sistemlerini tercihi etmesi yalnızca teknik değil, aynı zamanda stratejik bir tercih olarak öne çıkmaktadır. Öncelikle bu füzeler, İran’ın 1980’li yıllardan bu yana silah envanterinde en fazla geliştirdiği, denediği ve çeşitlendirdiği teknolojik araçlar arasında yer almaktadır. Dolayısıyla çatışma esnasında kullanımı da bu kapasitesine dayanmaktadır. Bununla beraber, başta kısa ve orta menzilli (SRBM ve MRBM) modeller olmak üzere balistik füzeler fırlatıldıktan sonra yüksek irtifaya çıkıp, serbest düşüşle kilometrelerce uzaklıktaki hedefine birkaç dakikada ulaşabilmektedir. Özellikle kısa ve orta menzilli füzeler hızlı hazırlık ve konuşlandırma avantajına da sahiptirler. Bu bağlamda, İran’dan İsrail’e olan mesafe göz önünde bulundurulduğunda atılan bir füzenin ortalama 12 dakikada İsrail’e ulaştığı, bu anlamda etkili ve zaman açısından avantajlı bir silah sistemi olduğu ifade edilebilir.
Bununla beraber, taşıdıkları konvansiyonel ve ağır savaş başlıkları ile ciddi hasar oluşturma kapasitesine sahipler. Bu da stratejik tesislere veya büyük altyapılara yönelik saldırılarda yüksek yıkıma sebep olur.
Teknik analizlere göre İran; Hac Kasım, Kasım Basir, Hürremşehr-4, Secil, Fettah-1, Şahab-3, Fatih-110 gibi kısa, ancak daha çok orta menzilli çeşitli balistik füzeler kullanmıştır. Kısa menzil saldırının hacmini ve baskısını arttırmak, orta menzil ise ana stratejik hedefleri vurmak için kullanılmıştır.[1] Coğrafi gerçeklik çerçevesinde İran-İsrail arasındaki mesafenin yaklaşık olarak 1.200-1.500 km olduğu düşünülürse, kısa menzilli füzelerin (menzili 300-1000 km arasında) zorlanabileceği, dolayısıyla orta menzilli (menzili 1.000-3.000 km arasında) füzelerin daha çok tercih edildiği düşünülebilir.
Genel olarak füzeler katı yakıtla çalışan, mobil fırlatıcılar üzerinden ateşlenebilen sistemler olarak kısa sürede İran’ın taktik esnekliğini artıran unsurlar olarak göze çarpmaktadır. Füzelerdeki çeşitlilik ve hız avantajından yola çıkarak İran’ın hem İsrail’in savunma sistemini zorlamayı hem de tehdit boyutunu geniş bir alana yayarak bu sistemin erken uyarı ve yönlendirme kapasitesini zayıflatmayı hedeflediği söylenebilir. Bu durum, İran’ın sembolik bir misillemeden öteye geçen, gerçek yıkım gücü taşıyan bir karşılık girişiminde olduğunu göstermektedir.
Her ne kadar İsrail balistik füze kalkanı Arrow-3, Davud Sapanı, ve Demir Kubbe gibi gelişmiş hava savunma sistemlerini devreye sokarak İran’dan atılan füzelerin büyük bir kısmını bertaraf etse de, bazı füzelerin hedeflerine ulaştığı, İsrail Savunma Bakanlığı Karargahı, ekonominin merkezi olan borsa binası İkiz Kuleleri[2], Mossad Karargahı, Hayfa petrol rafinerisi ve hava savunma sistemi bataryaları gibi stratejik yerlere hasar verdiği bildirildi.
Sonuçta İran’ın teknik olarak çeşitli menzillerde sahip olduğu, hızlı ve tahribat gücü yüksek balistik füze sistemleriyle şok dalgası halinde yoğun füze saldırılarının, İsrail’in gelişmiş savunma sistemleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğu ve önleme kabiliyetlerini sınırlandırdığı ifade edilebilir. Bu bağlamda İran’ın hedef seçimlerinden yola çıkarak taktiksel olarak İsrail’in önleyici savunma sistemlerini aşmayı amaçladığı ve bazı stratejik hedeflerde başarılı olduğu açıktır.
Diğer taraftan, alternatif olarak örneğin, İHA’lar, balistik füzelerin taşıyabileceği büyük savaş başlıklarına göre daha sınırlı mühimmat taşıyabilmektedir. Seyir füzeleri ise İran’ın kullandığı çatışma stratejisi için ulaşma sürelerinin uzunluğu sebebiyle daha yavaş kalmaktadır.[3] Dolayısıyla, alternatif sistemlerin İsrail’e aynı ölçekte baskı kurması pek mümkün olmadığı gibi İsrail’i çok sayıda balistik füzelerin oluşturacağı maliyetli ve yıpratıcı bir savunmaya zorlayamacağı açıktır.
Saldırının başarısı yalnızca isabet yüzdesiyle değil, taşıdığı stratejik mesajla birlikte okunmalı. İran, balistik füze stratejisiyle karşılık vererek, doğrudan angajmana girme eşiğini geçtiğini açıkça ilan etmiştir. Saldırı aynı zamanda İran’ın füze programının yalnızca “tehdit unsuru” değil, sahada uygulanabilir bir güç aracı hâline geldiğini de ortaya koyuyor. İsrail kamuoyunda oluşan panik havası, geçici sığınak önlemleri ve saldırının ekonomik etkileri de bu durumun psikolojik boyutunu pekiştiriyor. Dolayısıyla tüm bu gelişmeler, İran’ın balistik füze kabiliyetinin yalnızca nicel değil, aynı zamanda taktiksel ve teknolojik düzeyde geldiği noktayı göstermektedir.
İran’ın Balistik Füze Envanteri
İran’ın balistik füze programı esasında 1980–1988 yılları arasındaki İran-Irak Savaşı sırasında şekillenmeye başlamıştır. Irak’ın SCUD balistik füzelerine maruz kalan İran, menzil ve etki gücü yüksek füze sistemlerine yatırım yapmaya yönelmiştir. Bu bağlamda İran, balistik füze programının ilk evresinde özellikle Kuzey Kore’den temin ettiği Hwasong-5 ve Hwasong-6 üzerinde tersine mühendislik çalışmalar yürütmüş, bu süreç sonucunda Şahab-1 ve Şahab-2 sistemleri geliştirilmiştir. Devam eden yıllarda ise Çin yapımı DF-21 ve Kuzey Kore yapımı Nodong-1 modeli temel alınarak, İran’ın orta menzilli kapasitesini oluşturan Şahab-3 üretilmiştir. Bu teknik gelişim, İran’a İsrail gibi daha uzak hedefleri vurabilecek caydırıcı bir kapasite kazandırmıştır.
2000’li yıllarda İran, katı yakıt teknolojisine yönelerek hızlı konuşlandırılabilen, mobil fırlatıcılarla entegre edilebilen sistemler geliştirmeye başlamıştır. 2500 kilometrelik menziliyle Secil serisi bu dönemin en dikkat çeken modellerinden biri olmuştur. Akabinde İran, Hürremşehr-4, Fettah-1, Haybar Şekan gibi füzelerle daha yüksek menzilli ve daha isabetli sistemler geliştirme iddiasını sürdürmüştür.
Bugün İran’ın füze envanteri, büyük ölçüde kısa ve orta menzilli sistemlerden oluşmaktadır. Kısa menzilli füzelerden Fatih-110 ve Zolfaghar gibi kısa menzilli füzeler cephe hattına yakın askeri üsler, hava savunma bataryaları, radar sistemleri ve ikmal noktaları gibi hedeflere karşı kullanılırken, daha dar coğrafyalarda yoğun etki oluşturmak ve düşman savunma hatlarını baskılamak amacıyla tercih edilmektedir.
Secil, Kadir-110, Hac Kasım, Hürremşehr-4 ve Fecr-3 gibi orta menzilli balistik füzeler ise, düşman ülke sınırları içindeki komuta merkezleri, havaalanları, büyük askeri üsler, sanayi bölgeleri, enerji altyapısı ve savunma sanayi tesisleri gibi yüksek değerli hedeflere karşı kullanılarak, karşı tarafın savaşma kapasitesini zayıflatma ve caydırıcılık sağlama amacı taşımaktadır.[4]
Nükleer Silahsız Caydırıcılık: Balistik Füze
Sonuç olarak, İran’ın füze doktrini, nükleer silah bulundurmasa da bölgesel caydırıcılığı sürdürebilecek bir askeri strateji üzerine kurgulanmıştır. Bu anlamda balistik füzeler, bu stratejinin merkezindedir. İran balistik füzelerini hem doğrudan misilleme hem de karşı tarafın maliyetini artırma aracı olarak kullanmaktadır. Mobil fırlatıcılar, hızlı hazırlık süresi ve çeşitli menzillerde başlık taşıyabilme yeteneği, İran’a hem taktik hem stratejik manevra gücü kazandıran bir doktrine dönüşmüştür.
2025 İran-İsrail 12 Gün Savaşında İsrail’in savunma sistemlerini zorlayan balistik füze saldırı dalgaları, İran’ın askeri caydırıcılığını sahada test edilebilir bir düzeye taşımıştır. İran’ın bu kapasiteyi yalnızca bir tehdit unsuru değil, doğrudan uygulamaya konulabilir bir güç unsuru olarak konumlandırdığını göstermiştir. Bu bağlamda, İran’ın füze programı artık bir angajman doktrini hâline gelmiş görünmektedir.
Merve Ayşe Kızılaslan, uzay güvenliği ve uluslararası güvenlik alanlarında çalışmalarını sürdüren bir gazetecidir.
[1] “What missiles does Iran have to launch against Israel, and how far they can go?”, Breaking Defense, https://breakingdefense.com/2025/06/how-iran-could-use-its-ballistic-missile-capability-to-strike-back-at-israel-analysis/.
[2] Burada bahsi geçen İkiz Kuleler, İsrail’in Ramat Gan şehrinde bulunmaktadır.
[3] “The Difference Between Unmanned Aircraft, Drones, Cruise Missiles, and Hypersonic Vehicles”, Joint Air Power Competence Centre, https://www.japcc.org/chapters/c-uas-the-differences-between-unmanned-aircraft-drones-cruise-missiles-and-hypersonic-vehicles/.
[4] “Country: Iran,” Missile Threat, CSIS Missile Defense Project, https://missilethreat.csis.org/country_tax/iran/.


