Tarih modern çağlar olarak adlandırılan döneme girmeden, bereketli toprakları ve eşsiz hazineleriyle Hindistan, evrende zenginliğin sembol yerlerinden biri olarak hafızalarda yer edinmiştir. Bu zenginlikle beraber çok kültürlü ve etnik yapıya sahip olan alt kıta, birbirinden farklı dinlere ev sahipliği yaparak mozaik görüntüsüne bürünmüştür. Bu mozaiğin Hint dinleri evreninde öne çıkan parçalarından biri şüphesiz Sihizm[1] olmuştur. Dünya genelinde yaklaşık 30 milyon müntesibiyle en büyük dinler sıralamasında beşinci sırada yer alan bu genç din, monoteistik yapısıyla alt kıta dinleri arasında yerini almıştır. XV. yüzyıl Hindistanı’nın sonlarına doğru tarih sahnesinde yerini alan Guru[2] Nanak’ın öğretileri doğrultusunda ortaya çıkan bir din olan Sihizm, tek tanrılı yapısıyla içinden müstakil bir din olarak çıkarak ayrıldığı Hinduizm’den farklı bir akidevi çizgiye sahip bir görüntü sergileyecektir. İslam dininin sunduğu sınıfsız toplum yapısının da bu dinin oluşumunda şekillendirici bir etki sunduğu söylenebilir.[3]
Bu çalışmada Sihizm’in yapısı ve ritüelleri, gurular etrafında şekillenen tarihi serüveni, İngiliz sömürge dönemi ve sonrasında Hindistan Devleti çatısı altında giriştikleri mücadele ve zorluklar ve incelenecektir.
Sihizm
Hinduizm ve İslam dinlerinin sentezi olarak ortaya çıktığı söylenebilen Sihizm’in teşekkülünde üç temel unsurun varlığından söz edebilmek mümkündür: Birincil olarak, Pencab’da özellikle İslam dininin etkisiyle öğretilmiş olan dindarlık sisteminin; ikincil bahis olarak, Pencab toplumunun yapısı[4]; üçüncül olarak ise Guru Nanak’tan günümüze kadar uzanan Pencab’ın karakterini bünyesinde bulunduran tarihi akışının olduğu söylenebilir. Bu süreçte Sihler, yukarıda da belirtildiği üzere içinden çıktıkları Hindu geleneğini ne tamamen benimsemişler ne de tamamen reddetmişlerdir. Sih dininin müntesiplerinin Hinduizm’de karşı çıktıkları hususları çok tanrıcılık, tanrının suret ve heykelinin yapılması, sathi[5] geleneği, Brahmanların aşırı ayin ve merasimleri, hurafeler ve en önemlisi ise kast sistemi olarak ortaya koyabilmek mümkün olacaktır. Ancak onlar da kast sistemini reddetmekle birlikte Khalsa[6] kardeşlik teşkilatını kurarak, adeta yeni bir kast sistemi inşa etmişlerdir. Bunun yanında Sihler kendi dinlerini ifade etmek için Gurmat[7] kelimesini kullanırlar.
Nanak ölmeden önce ise oluşturduğu dini yapının devamlılığını sağlamak amaçlı kendinden sonra dinde önderlik yapması için bir talebesini atamıştır. Yapılan bu atama işleminden sonra Sihizm’de artık “Gurular Dönemi” başlamıştır. Guru Nanak’ın yapmış olduğu bu tayin işleminden sonra artık vefat zamanı gelen her guru kendinden sonraki halefini belirleyerek bir nevi atama yapmıştır. Sihizm’de başa gelen her gurunun yeni lider olmaktan ziyade ilk guru olan Nanak’ın hulul ettiği bir parça olduğuna inanılmıştır. Yeni gurunun, Nanak’ın ruhunu bünyesinde barındırdığına inanılmıştır. Sihler, Nanak yeniden farklı şekillere girdiği inancına kapılarak Hinduizm’in karma inancının izlerini dinlerine taşımışlardır.[8]
Guru Nanak’tan sonra gelen ve öğretileri Sih dininin şekillenmesinde etkili olan dokuz manevi rehberin sonuncusu Guru Gobind Singh, 1699’da Khalsa teşkilâtını kurarak barışçı bir ülküsü olan Sih dininin askerî bir görünüm almasında ve Sihler arasında farklı düşünce ve mezheplerin ortaya çıkmasında rol oynamıştır. Khalsa teşkilâtının kuruluşu Sihler’i yeni ve farklı bir millî kimliğe büründürerek diğer dinlerden ayrı bir konumda yer aldırtılmasını sağlamıştır. [9]Özellikle Khalsa teşkilatıyla geliştirdiği özgün ritüeller Sih dininin müntesiplerine hayatları boyunca devam ettirecekleri sorumluluk bilincini öğütlemiştir. Bir Sih’in Khalsa’ya girmesi için giriş merasimi yapılır[10]Khalsa’ya katılmış erkeklerin adlarının sonuna singh[11], kadınların isimlerinin sonuna ise kaur[12] unvanı eklenir. Khalsa’ya katılmış bir Sih erkeği “beş k” olarak bilinen kıyafet kurallarına uymak zorundadır. Bunlar “kah” (kısa pantolon), “kangha” (tarak), “kara” (demir bilezik), “keş” (kesilmemiş saç-sakal) ve “kirpan”dır (kısa kılıç). Bir Sih erkeği kesilmemiş saçını başına sardığı dastar[13] adı verilen bir çeşit sarık içinde saklar.
Babürlülerin Gölgesinde Şekillenen Dönem: Gurular
Babürlü Devleti’nin kurulduğu yıllara paralel olarak tarih sahnesine çıkan Guru Nanak, Sihizm’in kurucusu olup günümüzde Pakistan topraklarında yer alan Nankana Sahib şehrinde dünyaya gelmiştir.[14] Nanak dünyaya gelmeden önce Hindistan’ın kadim dini Hinduizm, özellikle kast sistemi başta olmak üzere diğer uygulamaları yüzünden artık toplumun tüm katmanları tarafından kabul görmemeye başlamış ve bunun sonucunda bölünmeler meydana gelmiştir. Nihai olarak da Budizm ve Caynizm dinleri alt kıta dinleri arasında yerini almış ve özellikle alt kastlarda bulunan kesimler tarafından kendilerine taraftar bulmuşlardır. Ortaya çıkan bu dinler kast sisteminin haksızlığına vurgu yapmış ve bu uygulamayı reddettiklerini belirtmişlerdir. Sihizm’in kurucusu olan Nanak da esasında bu ayrımcı sistem içerisinde olan ve yönetici sınıfın yer aldığı Kşatriya kastı içerisinde doğmuştur [15]
Nanak’ın hayatıyla ilgili anlatımlar doğumundan itibaren olağanüstü bir dille anlatılagelmiştir. Bunun sonucunda dilden dile dolaşan birçok rivayet türetilmiştir. Bu rivayetler arasında en bariz olanı şüphesiz Nanak’ın daha birkaç aylık çocukken bir yogi gibi oturabildiği [16] anlatıdır. Nanak’ın babası vergi tahsil eden yönetici bir memurdu. Bu sayede ilk dönemlerinden itibaren eğitimine önem veren ailesi Nanak’ın iyi bir eğitim alması için uğraşmışlardır.
Guru Nanak küçük yaşlardan itibaren eğitim hayatına farklı dilleri öğrenerek başlamıştır. Sankritçe, Arapça ve Farsça öğrenmiştir. Hindular, çocukları dini bir ritüel olan halat bağlayacak zamanlarının geldiği on yaşında bir tören düzenlerlerdi. Küçüklüğünden itibaren Hinduizm’e karşı mesafeli tavırlar sergileyen Nanak bu dinin gereği olan on yaşında olanların kutsal bir halat bağlama törenini de yerine getirmemiştir. İlk dönemlerinden itibaren Hinduizm’deki hatalı inanışlara dikkat çeken Nanak, fırsat bulduğu durumlarda bu durumu açıkça dile getirmekten çekinmemiştir. Farklı dinler hakkında bilgi almak ve mensup olduğu Hinduizm’i batıl inanışlarından uzaklaşmak amacıyla doğduğu yeri terk ederek bir dizi yolculuğa çıkmıştır. Gittiği yerde bir Müslümanın yanında işe girmekle İslam diniyle de tanışmış olan Nanak, burada İslam diniyle alakalı gerekli bilgileri aldıktan sonra İslam dininin de istediği inanış biçimini yansıtmadığını düşüncesine kanaat getirmiştir. Nanak, her ne kadar Hinduizm ve İslam dinlerinde istediğini bulmadığını söylese de bu dinlerin de iyi yönleri olduğunu belirtmekle beraber bu yönleri de kurucusu olacağı Sih dinine dahil etmek suretiyle de bu dinin senkritik tarafını açıkça ortaya koymuştur.[17]
Babür Şah’ın torunu olan Ekber Şah, döneminin genel politikası gereği olarak dini hoşgörüyle bu yeni dini desteklemiştir. Bu desteği üçüncü Guru olan Amar Das’ın langarını[18] ziyaret ettikten sonra pekişmiştir[19]. Bu ziyaretin ardından langar faaliyetleri için toprak bağışında bulunmuş ve 1605 yılındaki ölümüne kadar Babürler ile Sih guruları arasında herhangi bir kriz yaşanmamıştır.
Cihangir Şah döneminde ise Sihler artan nüfuzları dolayısıyla siyasi bir tehdit olarak görülmeye başlanmışlardır. Guru Arjan, isyancı prens Hüsrev Mirza’ya destek verdiği gerekçesiyle tutuklanmış ve Adi Granth adlı Sihlerin kutsal metninde yer alan İslam’la ilgili bir bölümü değiştirmesi istenmiştir. Guru Arjan bu talebi reddedince işkenceyle öldürülmesi emredilmiştir. Bu olay, altıncı Guru olan Guru Hargobind’in Sih egemenliğini ilan etmesine ve Amritsar’da bulunan meşhur altın tapınağın merkezinde yer alan Akal Takht[20]’ın kurulması ile askeri savunma amacıyla bir kale inşa edilmesine neden olmuştur.[21]
Cihangir Şah, Guru Hargobind’i Gwalior Kalesi’nde hapse atarak otoritesini pekiştirmek istemiştir. Fakat bir süre sonra gücünün azaldığını düşünerek onu tehdit olarak görmemeye başladığı için serbest bırakmıştır. Cihangir Şah’ın 1627 yılındaki ölümüne kadar Sihler ile Babürler arasında ciddi bir sorun yaşanmamıştır. Fakat onun yerine geçen oğlu Şah Cihan, Guru Hargobind’in hegemon iddialarını kabul etmeyerek Sihlerin kutsal şehri Amritsar’a sefer duzenlemis ve Sikhleri Sivalik Dağları’na çekilmeye zorlamıştır.
Bir sonraki guru olan Guru Har Rai, guruluk görevini sürgün yeri olan Sivalik Dağları’nda sürdürmek zorunda kalmıştır. Bu süreçte bulunduğu yerdeki yerel saldırılara karşı direniş göstermiştir. Alemgir Şah döneminde meydana gelen iç meselelerde tarafsız kalarak Babür Devleti’ni karşısına almamaya gayret göstermiştir. Dokuzuncu Guru olan Guru Tegh Bahadur, Sih topluluğunu Anandpur şehrine taşımış ve Alemgir Şah baskıcı politikalarından kaçmak için sürekli yolculuk hâlinde olarak Sih öğretilerini yaymaya çalışmıştır. Fakat kaçmayı başaramayarak Alemgir Şah birliklerine yakalanmıştır. Akabinde Babür Sultanına muhalefet ettiği gerekçesiyle tutuklatmış ve Guru İslam dinine geçmeye zorlanmıştır[22]. Guru bu teklifi reddedip idam edilmeyi tercih etmiş ve 1675 yılında infaz edilerek sihizm inancına göre ikinci şehit guru olmuştur.
1675 senesinde guruluğu devralan Guru Gobind Singh, Sivalik Dağları’nda devam eden savaşlardan kaçınmak amacıyla Paonta şehrine taşınmış ve burada bir kale inşa ederek silahlı bir ordu kurmuştur. Büyüyen Sih gücü, bölgedeki Hindu prensliklerini tedirgin etmiştir. Nitekim 1688 yılındaki Bhangani Muharebesi’nde prensliklerden müteşekkil ittifak güçleri yenilgiye uğratarak prensliklerin endişelerinde haklı olduğunu ortaya koymuştur. Sih tarihinde kazanılan ilk büyük zaferler arasında yer alan bu muharebe sonrası Guru Gobind Singh, 1699’da Anandpur şehrinde Khalsa teşkilatını kurarak topluluğun birliğini sağlamıştır.[23]
Khalsa teşkilatının oluşturulması, Sih topluluğunu hem dış tehditlere karşı hem de kendi içlerinde yaşadıkları sahte guruluk iddialarına karşı birleştirmiştir. 1701’de Sivalik prenslikleri ve Babür birlikleri Sihlerin şehri Anandpur’a saldırmıştır. Khalsa birlikleri geri çekilse de Muktsar Savaşı’nda Babür ordusunu yenilgiye uğratmıştır. 1707’de Guru Gobind Singh, Alemgir Şah’ın halefi Bahadur Şah ile Agra şehrinde görüşerek yeni bir devrin temellerini atmıştır.
Banda Singh Bahadur ve İlk Sih Devleti
Guru Gobind Singh, 1708’de Nanded şehrini ziyaret etmiş ve burada Madho Das adlı bir keşişle tanışarak onu Sihizmle tanıştırıp Banda Singh Bahadur adını vermiştir. Guru Gobind, ölümünden kısa süre önce Pencab’ı yeniden fethetmesi için ona vasiyetnamesini vermiştir. Yalnızca iki yıl içinde büyük bir güç toplayan Banda Singh Bahadur, 1709’da Samana Muharebesi’ni kazanarak ilk bağımsız Sih devletini kurmuştur.[24] Takip eden yılda Babürlülere karşı Sadhaura Muharebesinde de galip gelen Sih ordusu, Serhend şehrini ele geçirmiş ve Guru Gobind Singh’in oğullarının ölümünden sorumlu olan Serhind bölgesi komutanlarından Vezir Han’ı idam etmiştir.
Banda Singh Bahadur, Sutlej ile Yamuna nehirleri arasındaki bölgede hükümdarlık kurmuştur. Başkentini Lohgarh vilayetine taşıyarak Guru Nanak ile Guru Gobind Singh adına sikke bastırmıştır. Fakat 1716 yılında Babür ordusu tarafından yapılan Gurdas Nangal kuşatmasında yenilgiye uğramış, yakalanarak 700 adamıyla birlikte Delhi’ye gönderilmek suretiyle idam edilmiştir. [25]
1716-1799 yılları arası, Babür İmparatorluğu’nun çöküşüyle oluşan otorite boşluğunun Sihler tarafından doldurulmaya çalışıldığı son derece çalkantılı bir dönem olmuştur. Dal Khalsa (Sih Ordusu) adlı askeri birlik altında birleşen Sihler, Afganistan kökenli Durrani İmparatorluğu’nun saldırılarını, Babürlü bakiyesi olan yerel Müslüman ve Hindu prensliklerini püskürtmüşlerdir. Bu süreçte Misllar[26] kurulmuştur. Her biri bir Misldar[27] tarafından yönetilen bu otonom yapılar, 1801 yılına kadar özerk varlıklarını sürdürmüştür.
Sukerchakia Misli’nin lideri Ranjit Singh, diğer Misiller’i (Misl) birleştirerek 1801’de Sikh İmparatorluğu’nu kurmuştur. Başkenti Gujranwala’dan Lahor’a taşımış, Multan, Pencap, Keşmir, Hazara, Peşaver ve Hayber Geçidi’ne kadar olan geniş bölgeleri fethetmiştir. Hari Singh Nalwa gibi komutanları aracılığıyla Tibet’e kadar genişleyen imparatorluk, kendi parasını bastırmış, Ladak ve Baltistan gibi bölgelerden haraç toplamıştır.[28]
Sutlej Nehri’nin güneyinde yer alan bazı Sih devletleri 1809 yılında İngilizlerle yapılan Amritsar Antlaşması ile Sih İmparatorluğu’nun dışında bırakılmıştır. Ranjit Singh’in bu eyaletler üzerindeki egemenlik kurma iddiası ise başarısız olmuştur. Amritsar Antlaşması uyarınca İngilizler Sutlej Nehri’nin kuzeyine, Sikhler ise güneyine karışmamayı taahhüt ederek aralarında bir denge oluşturma yoluna gitmişlerdir.[29]
Ranjit Singh’in 1839’daki ölümüyle başlayan iç çekişmeler, imparatorluğu zayıflatmıştır. İngilizlerin 1845’te başlattığı Birinci Anglo-Sikh Savaşı, Firuz Şah Muharebesi gibi kanlı çatışmalarla devam etmiş bunun sonucunda Sihler taktiksel olarak üstün olsalar da liderlik eksikliği nedeniyle geri çekilmiştir. İkinci Anglo-Sikh Savaşı (1848–1849) ile birlikte Sih İmparatorluğu tamamen yıkılmıştır. Pencab bölgesi İngiliz Hindistan idaresine bağlanmış ve Lahor’da Britanya Kraliçesi adına bir valilik kurulmuştur. [30]
İngiliz Kolonyal Dönemi
Sihler, savaşçı özelliklerinden dolayı Britanya sömürge dönemi boyunca Hindistan ordusunda önemli roller üstlenmişlerdir.[31] Bununla birlikte Britanya vatandaşlığı sayesinde imparatorluğun diğer uçlarına göç etme şansını elde etmişlerdir. Hindistan’ın bağımsızlığına giden süreçte, nüfusun çoğunluğu oluşturan Müslüman ve Hinduların yanında İngilizler tarafından denge unsuru olarak düşünülmüşlerdir. Bu bağlamda eyalet düzeyindeki hükümetlerde giderek artan yetkilere sahip olmuşlardır. Yine bu dönemde varlığını günümüze değin koruyan Shiromani Akali Dal Partisi’ni kurarak siyaset sahnesinde yerlerini almaya çalışmışlardır[32]. Hindistan’ın bağımsızlığına gidilen zamanlarda, Sihler güneydoğu ve batıdaki Hindu ve Müslüman ağırlıklı bölgelerin Pencab’dan ayrılması ya da parlamentoda artan temsil oranı gibi taleplerle öne çıkmışlar ancak bu önerileri büyük ölçüde göz ardı edilmiştir. O dönemde ağırlıklı olarak Müslümanlardan oluşan Muslim Lig Partisi eyalet yönetimini elinde tutarak bu girişimlerine engel teşkil eden başat aktör olarak öne çıkmışlardır
Modern Donemde Khalistan[33] Hareketi
1940’lı yıllar boyunca Müslüman toplum tarafından bağımsız bir Müslüman devleti kurulması yönündeki talepler artmıştır. Sihlerden de bu devlete katılmaları istenmiş ancak dini ve kültürel olarak kendilerini Müslümanlara yakın hissetmedikleri için bu çağrıya olumlu bir cevap vermemişlerdir. Sih liderler, topluluklarının Hindistan ve Pakistan arasında bölünmesi korkusuyla 1946 yılında bağımsız bir Sih devleti olan Sikhistan veya Khalistan’ın kurulmasını önermiş, ancak bu öneri de karşılık bulmamıştır. Hemen ardından mevcut durum hızla kötüleşmiş ve Müslümanlar ile Sihler ve Hindular arasında şiddetli çatışmalar patlak vermiştir.
Fotoğraf 1: Kanada’da 2023 Yılında Gerçekleşen Bağımsızlık Yanlısı Protesto

Kaynak: NurPhoto
Hindistan’ın bağımsızlığı ve bölünmesinin ardından Pencab’ın büyük kısmı yeni kurulan Pakistan Devleti’nin topraklarında kalmıştır. Bu süreç zarfında yaşanan felaket boyutundaki göçler ve katliamlar neticesinde yüzbinlerce Pencaplı hayatını kaybetmiş, milyonlarcası bölgenin bir yakasından diğerine göç etmek zorunda kalmıştır. Sih toplumu ise Pakistan tarafında azınlık kalma ve Hindistan tarafında asimilasyon korkusuyla derin şekilde bölünmüş, yüzde 40’tan fazlası Pakistan’dan Hindistan’a göç etmek zorunda kalarak evlerini, topraklarını ve kutsal mabetlerini geride bırakmıştır. Göç edenlerin büyük çoğunluğu Hindistan sınırları içindeki Pencab’a yerleşmiş, bir kısmı da Delhi ve çevre bölgelere göç etmiştir.
Hindistan Devleti Sihler üzerinde hep kuşkulu bir tavır içinde olmuş ve nihayetinde 1966 yılında çoğunluğu Sihlerden oluşan Pencab eyaleti bölünerek Haryana eyaleti oluşturulmuştur. Aynı zamanda topraklarının bir kısmıysa Himachal Pradeş eyaletine bırakılarak fiilen üç kısma bölünmüştür. Yeni kurulan Pencab eyaleti, Hindu azınlığın haklarının korunması koşuluyla tek dilli bir Pencap devleti olarak ilan edilerek Sihlerin bağlarını tamamen koparmamayı hedeflemiştir. Bu “yeni” devletin kadim halkının şikayeti bununla da bitmemiştir. Pencab üzerinden geçen nehirlerinden sağlanan suyun paylaşımı geçimini tarımla sağlayan ve görece daha iyi ekonomik durumda bulunan Sihler tarafından adil bulunmamıştır. Tüm bu sorunların yanında Sih topluluğunun da kendi içinde oluşturamadığı birlik problem büyük bir mesele teşkil etmiştir. Shiromani Akali Dal partisi çoğunlukla Jat Sih çiftçileri temsil ederken eyalet Kongre Partisi hem Hindu hem de Sih seçmenlerden destek görmüştür.
1966-1984 yılları arasında bu sorunlar çözülememiş, Sihler arasında giderek artan bir memnuniyetsizlik durumu devam etmiştir. Pencap ile komşu eyaletler arasındaki anlaşmazlıklar, Hindistan Başbakanı İndira Gandhi’nin gücü merkezileştirme eğilimiyle daha da derinleşmiştir. Bu dönemde Pencab, yeşil devrimle birlikte tarımsal ve ekonomik bir patlama yaşamıştır. Ancak Sihler bu ekonomik katkılarının yeterince karşılığının verilmediğini düşünmüştür. Aynı zamanda Pencab’a artan Hindu göçü, Sihlerin eyaletlerinde azınlığa düşme korkusunu beslemiştir. Kırsal Rajput ailelerden gelen birçok genç Sih işsiz kalmış, ordudaki Sih asker sayısı da giderek azalmıştır. Bu olumsuz durumlar silsilesini dile getirmek ve Sih toplumunun kendi kader hakkını tayin etme talepleri içeren Anandpur Sahip Kararları[34]’da Hindistan Devleti tarafından dikkate alınmamış ve sorunun siyaset tarafından çözümünün kapıları kapatılma yoluna gidilmiştir.
Bu olumsuz koşullarda etkili hitabetiyle bilinen vaiz Jarnail Singh Bhindranwale önderliğinde gelişen radikal Sih hareketi, Sih toplumu içinde ciddi destek kazanmış ve Sih kimliğini korumak adına Khalistan isminde bağımsız bir devletin kurulması yönünde taleplerini dile getirmişlerdir. Hareket zamanla şiddetini artıran bir niteliğe bürünmüş, 1984 Haziranı’nda Mavi Yıldız Operasyonu’yla Sihlerin kutsal mekanı Altın Tapınak’a (Harmandir Sahib Grudwara olarak da bilinir) askeri bir operasyon yapılmasına neden olmuştur[35].
Fotoğraf 2: Sihlerin Kutsal Mekanı Altın Tapınak

Kaynak: iStock
Resmi kaynaklara göre 500, Sih kaynaklarına göre binlerce kişinin öldüğü bu operasyon, Hindistan ordusunun kutsal sayılan bir ibadethaneye müdahalesi olarak görülmüştür. Sih toplumsal hafızasında kutsal mekanların aşağılanması ve Sihlere hakaret olarak yer etmiştir. Trajedinin bir sonucu olarak operasyon emrini veren Başbakan İndira Gandhi, iki Sih koruması tarafından 31 Ekim 1984 yılında öldürülmüştür. Bu suikastın ardından tüm ülkede Sih karşıtı pogromlar yaşanmış, polis güçleri olayların yaşandığı çoğu yerde ya müdahale etmemiş ya da saldırganları desteklemiştir. Başbakan Indirha Gandi’nin mensub olduğu Kongre Partisi mensubu bazı politikacıların da bu saldırılarda kışkırtıcı beyanlarıyla rol oynadığı iddia edilmiştir.[36] Delhi’de en az 2.150 Sih öldürülmüş, diğer bölgelerde bu sayı 600’ü aşmıştır. Üç günün sonunda ordu müdahale etmiş ancak Sih toplumu içinde derin bir öfke ve kırgınlık oluşarak Hindu çoğunlukla arasına duvar oluşturmuştur.
İndira Gandhi’nin ardından başbakan olan oğlu Rajiv Gandhi, 1984’te Akali Dal lideri Harchand Singh Longowal ile Pencap Anlaşması’nı imzalamıştır. Bu anlaşmayla Chandigarh yalnızca Pencab’ın başkenti yapılmış, nehir suları konusunun bağımsız bir komisyon tarafından değerlendirilmesi kararlaştırılmış, Sihlerin dinsel kurumları üzerindeki denetimi arttırılmış ve eyalete yeni yatırımlar vadedilerek Sihlerle toplumsal barış için kapı aralanmaya çalışılmıştır. Ancak bu adımlar, Sihlerin önemli bir kısmı tarafından yetersiz bulunmuştur. Anlaşmadan kısa süre sonra Akali Dal lideri Harchand Singh Longowal suikaste uğramış, sonrasında yapılan seçimlerde Akali Dal ılımlı yaklaşımlarıyla öne çıkan Surjit Singh Barnala iktidara gelmişse de radikal unsurların etkisi azalmamıştır. Pencab hükümeti görevden alınmış, eyalet merkezi hükümete devredilmiş ve terörle mücadelede polis ve orduya geniş yetkiler tanınmıştır. Bu dönemde insan hakları ihlalleri yaygınlaşmıştır. 1989 seçimleri ise halkın büyük bölümünün boykotuyla karşılaşmıştır.[37]
Fotoğraf 3:Sih Dini Günlerinden: Yeni Yıl Kutlaması Olan Vaishaki

Kaynak: SikhHeros
Bütün bu girişimlere rağmen eyalette radikalizmin köklerini oluşturan sorunlar çözülememiştir 1984 yılında yaşanan katliamlarına dair adalet talepleri merkezi hükümetçe cevapsız bırakılmış, bu durum da Sihlerin Hindistan devletine olan güvenini sarsmıştır. 1995 yılında eyalet başbakanı Beant Singh’in suikaste uğraması, radikal tehditlerin tamamen ortadan kalkmadığını göstermiştir. 1990’lar ve 2000’li yıllarda Khalistan hareketi ivme kaybetmiş olsa da 1984 pogromlarının yol açtığı acı, Sih ve Hindu toplumları arasında kalıcı bir güvensizlik yaratmıştır. Bu olaylara yönelik soruşturmalar için çok sayıda komisyon kurulmuş, ancak faillerin cezalandırılması yönünde somut bir adım atılmamıştır.
2004 yılında Kongre Partisi’nin adayı olan Manmohan Singh seçimleri kazanarak Hindistan’ın ilk ve halihazırda tek sikh başbakanı olarak hükumetin başına geçmiştir. Bu durum yüzyılın başında toplumsal barışın sağlanması adına iyi bir görüntü olsa da selefi aşırı sağcı BJP lideri Narendra Modi’nin başa gelmesiyle genel olumsuz tablonun devam ettiği söylenebilir. Son olarak 2020 ve 2024 yıllarında Hindistan merkezi hükumetinin yaptığı tarım reformlarına itiraz eden grupların başında gelirleri büyük oranda tarıma dayanan Sihler geldiğini belirtmekte fayda vardır.
Sikh Diasporası
1990’larda başlayan ve rotası özellikle Kanada ve Avustralya’ya yönelen göçlerle Sihler, yurtdışında önemli bir diasporaya sahip olmuşlardır. Özellikle Kanada’da önemli bir siyasi ve ekonomik güç elde eden Sihler, bu güçlerini Khalistan bağımsızlık hareketini desteklemek için kullanmışlardır. Bu durum Soğuk Savaş sonrası konseptte kendini batı liginde konumlandırmaya çalışan Hindistan ile bahsi geçen ülkeleri zaman zaman karşı karşıya getirmiştir.
Bunun en tipik örneği 2023 yılında Kanada’da meydana gelen Hardeep Singh Najjar suikastıdır. Amerika Birleşik Devletleri merkezli olan ve Khalistan için bağımsızlık referandumu düzenleye Sihler için Adalet örgütünün öne çıkan isimlerinden olan Najjar aracını Sih tapınağı önünde maskeli iki kişi tarafından suikasta uğramıştır. Hindistan bu ismin ayrılıkçı terörist lideri olduğunu iddia ederken Kanada ise kendi egemenlik haklarını ihlal olarak yorumlayıp iki ülkenin de karşılıklı olarak büyükelçilerini sınır dışı ettiği bir krize evrilmiştir.
Kanada meclisinde 15 milletvekiliyle temsil edilen Sih toplumunun tepkilerini de yatıştırmak amacıyla başbakan Justin Tredau tarafından sert tepki içeren beyanatlar iki ülke arasında uzun süren, gerilimli bir gündem olarak kalmıştır. Yine Hindistan’ın Sihlere karşı tutumu zaman diaspora tarafından batı hükümetlerinde dile getirilmeye devam etmiştir. Sayıları 2 milyonu bulan Sih diasporası Hindistan Devleti’nin dışarıda karşı karşıya kaldığı en büyük muhalefet gruplarının başında gelmektedir.
Sonuç
Sihizm, kökeni itibarıyla Hinduizm ve İslam’ın temel öğretilerinden beslenmiş fakat zamanla kendi ritüellerini, sembollerini ve toplumsal yapısını inşa ederek özgün bir inanç sistemine dönüşmüştür. Özellikle Guru Nanak’tan itibaren başlayan ruhani liderlik süreci, Guru Gobind Singh’in kurduğu Khalsa teşkilatıyla askeri-siyasi bir karakter kazanmış; bu yapı Sih kimliğini derinleştirmiştir. Tarihsel süreçte önce Babürlülerle, sonra İngiliz sömürge yönetimiyle, ardından da bağımsız Hindistan Devleti ile sürekli bir mücadele hâli içinde bulunan Sih toplumu, sürekli merkezî otoriteye karşı güvensizlik geliştirmiştir. Bu olaylar, Khalistan hareketinin hem içerde hem de diasporada geniş yankı bulmasına ve bazı çevrelerde Hindistan karşıtı bir siyasi refleksin oluşmasına neden olmuştur. Özellikle Altın Tapınak’a yönelik askeri müdahale, Sih hafızasında bir dönüm noktası olarak kalmış ve bu olayların takip eden yıllarda siyasal sonuçları hem yerel hem ulusal düzeyde derinleşmiştir.
Günümüzde, Hindistan’da Khalistan hareketi büyük ölçüde ivme kaybetmiş olsa da Sih diasporası başta Kanada, ABD ve İngiltere olmak üzere, dış siyasette etkili ve organize bir güç haline gelmiştir. 2023 yılında Kanada’da Hardeep Singh Nijjar suikastıyla yeniden alevlenen gerginlik, Sih diasporasının Hindistan Devleti üzerindeki baskı araçlarını nasıl etkin kullandığını da gözler önüne sermiştir. Kanada’daki güçlü siyasi temsil gücü, Hindistan’ın bu ülkedeki diplomatik ilişkilerini zaman zaman krize sürüklemiştir. Bu bağlamda diaspora sadece ekonomik değil, diplomatik bir aktör haline gelmiş; Khalistan talebi dış politik bir dosya olarak uluslararası ilişkilerde yerini almıştır. Bu yönüyle Sih sorunu, sadece Hindistan’ın iç güvenlik meselesi olmaktan çıkmış; küresel düzlemde devletler arası ilişkileri etkileyen, diaspora destekli, çok katmanlı bir kimlik ve hak mücadelesi boyutu kazanmıştır.
Bayram Özmen, Bölge Araştırmaları Merkezi’nde proje sorumlusudur.
[1] Sikhi(ਸਿੱਖ): Sanskritçe’de öğrenen, öğrenci anlamına gelir.
[2] Guru: Sanskritçe”ruhani lider”anlamına gelir
[3] Dr. Pal Singh, ”Sikhism and Islam: The Inter-Relationship” , Mississauga, 2019 ss.10-11
[4] Sangat Singh, The Sihks in History, Santa Cruz, s. 52-54
[5] Hindularda eşi ölen dul kadınların eşleriyle birlikte kendini yakma geleneği
[6] Arapça”halis”kelimesinden türemiş olup “temiz”anlamına gelmektedir.
[7] Gurmat: Pencabi dilinde “guruların yolu”anlamına gelir
[8] Deka,”Diffrent Religious Approches to the Concept of “Life After Death”, Narengi, 2020. S.31
[9] Jagraj Sinhg” A Complete Guide to Sikhism” Ludhiana, 2009, s.62
[10] Jagraj Sinhg” A Complete Guide to Sikhism” Ludhiana, 2009, s.63
[11] Aslan anlamına gelir
[12] Prenses anlamına gelir
[13] Sihlerin başına sardıkları türban
[14] Eleanor Nesbitt ,Sikhism A Very Short Introduction, s.15
[15] Ishar Singh, The Philosophy of Guru Nanak, Volume 2, 1988, S. 84
[16] Ali İhsan Yitik, Doğu Dinleri,s.166
[17] Demirel”Sihizm’in Hint Dinlerinden Farklı Yanları ve İslam ile Benzer Yönleri”.2021 s.68
[18] Sihlerde hayır amaçlı verilen toplu yemek organizasyonu
[19] Demirel”Sihizm’in Hint Dinlerinden Farklı Yanları ve İslam ile Benzer Yönleri”.2021 s.31
[20] Pencapça ve Farsça dillerinin birleşmesiyle oluşmuş olup “ölümsüzlük tahtı” anlamına gelir
[21] Vikhram Dwivedi, Sikhism The SAGE Encyclopedia of War: Social Science Perspectives, editör Paul Joseph, 2017 s.122
[22] Yitik, “Sihizm”, Dinler Tarihi El Kitabı
[23] S. Machra”Sikh and Colonyalism A Study of Religious Identity Across Timefrom Guru Nanak to the British Raj”2022 s.7
[24] Sanghat Singh, The Sikh in the History s. 204
[25] Harish Dhillon, Fırst Raj of the Sikhs The Life and Times of Banda Singh Bahadur, Haryana, 2013, s.69
[26] Bağımsız Sih prenslikleri
[27] Sih prenslerine verilen ad
[28] Sangat Singh, The Sihks in History, Santa Cruz, s. 60
[29] Sangat Singh, The Sihks in History, Santa Cruz, s. 72-73
[30] Sangat Singh, The Sihks in History, Santa Cruz, s. 80
[31] S. Machra”Sikh and Colonyalism A Study of Religious Identity Across Timefrom Guru Nanak to the British Raj”2022 s.10
[32] Arvind, A Guide for the Preplexed, 2013, s. 93
[33] Temizlerin Ülkesi anlamına gelir
[34] 28 Ağustos 1973 yılında Sihlerin kutsal şehri Anandpur’da ilan edilen self-determinasyon dahil bir dizi kararlar silsilesi
[35] G.B.S. Sidhu, The Khalistan Conspiracy, , s.140
[36] G.B.S. Sidhu, The Khalistan Conspiracy, , s.91-92
[37] Eleanor Nesbitt ,Sikhism A Very Short Introduction, s.107


