back to top
19 Nisan, 2026, Pazar

Yapay Zekâ Ekosisteminde Küresel Rekabet

YayınlarAnalizYapay Zekâ Ekosisteminde Küresel Rekabet

Yapay Zekâ Ekosisteminde Küresel Rekabet

Yapay Zekâ’nın tarihsel bağlamda fikri alt yapısının ortaya çıkışı 1950’li yıllara kadar uzanmakla birlikte, geçtiğimiz on yılda hem özel sektörde hem de kamu tarafından yükselen bir ivmeyle geliştirilmeye başlandı. Özellikle kritik alt yapı ve güvenlik, finans, ticaret, sağlık, eğitim ve daha birçok alanda yapay zekâ çözümlerinin hızla benimsenerek işlevselleştirildiğini söylemekte mümkün.  Hâlihazırda da yapay zekâ pazarının 2025 yılı verilerine göre büyüklüğü 758 milyar dolar olarak hesaplanmakla birlikte 2034 yılına kadar ise 3.680 milyar doları aşacağı tahmin ediliyor. Bu bağlamda da yapay zekâ ile ilgili gelişmeler devletler, uluslararası kurum ve kuruluşların yanı sıra özel sektöründe radarında. Yapay zekâ gelişiminde kullanımı ve söz konusu sektörlerde yarattığı değişim ve dönüşüm dalgasında etik, ticari ve kullanım eşitliği gibi temel sorunlar ise hâlâ tartışmaların odak noktası.

Yapay zekânın hızla yükselmesiyle artan tartışmalar devam ederken UNESCO, BM, AB gibi birçok kurumun yanı sıra devletler de; yapay zekâ kullanımıyla beraber önyargıları yerleştirme, iklim bozulmasına katkıda bulunma, insan haklarını tehdit etme, güvenlik entegreli sistemlerin insanımsı düşünceden uzak davranması gibi bir dizi derin etik endişenin de artacağını düşünüyor.  Bu bağlamda da paydaş tüm kurumlar ve devletler yapay zekâ gelişiminin daha kontrollü ve denetlenebilir bir şekilde ilerlemesi konusunda mutabık kalmaya çalışsalar bile çıkarları doğrultusunda hareket ediyorlar. Özellikle yapay zekâ gelişiminde başat aktör olarak ABD ve Çin sektörü hızla domine etmeye devam ediyor ve edeceğe de benziyor.  Trump’ın ikinci başkanlık döneminde de Elon Musk, Marc Zuckerberg gibi teknoloji odaklı şirketlerin Beyaz Saray’a yakınlığı Washington’un yapay zekâ ile ilgili daha agresif adımlar atacağı yönündeki ihtimalleri kuvvetlendiriyor. 20 Ocak’ta da Trump’ın Oracle, META, Google gibi şirketleri dahil ederek 500 milyar dolar bütçeli STARGATE projesini tanıtması bu minvalde değerlendirilebilir. Ek olarak Çin’in DeepSeek ile dengeleri değiştiren hamlesi, ABD’nin 13 Ocak’ta çip ihracatına yönelik yeni yasakları ve kotası, Fransa’nın liderliğinde Yapay Zekâ Zirvesi’nde BAE gibi Ortadoğu ülkelerinin finansörlüğü küresel yapay zekâ rekabetini hiç olmadığı kadar arttırmış durumda.

ABD – Çin Rekabeti: Kazananı Belli Bir Yarış Mı?

Uluslararası toplumda yapay zekâ yarışının başat iki aktörü olarak ABD ve Çin’in bir ön kabulü mevcut. Aslına bakılırsa bu ön kabulü pekiştiren Çin’in yükselişi üzerinden kurgulanan ABD ve Çin arasındaki küresel rekabet. Söz konusu her iki ülke haricinde yapay zekâ alanında küresel sistemi domine ettiğine inanılan bir ülkenin ya da birliğin varlığına ilişkin bilimsel bulgu da “şimdilik” söz konusu değil. Hâlihazırda ABD’de Google, OpenAI ve Microsoft gibi büyük şirketler ulusal ve küresel bir aktörken, Çin’de ise Huawei, Baidu, Alibaba, Tencent yapay zekâ sektöründe kilit oyuncular hâline dönüştü. Yapay zekâ gelişimiyle ilgili patent verilerine bakıldığında da açık ara iki ülkenin liderliği söz konusu.

Tablo 1: Yapay Zekâ Gelişimiyle İlgili Patent Verileri

Kaynak: R&D World.

Not: 2024 yılının ilk 10 ayını kapsamakla birlikte 930’dan fazla bağımsız kuruluştan veri alınarak hesaplanmıştır. Tabloda yapay zekâ patentlerinin ait olduğu ülkeler Yapay Zekâ Endeks kodları kullanılarak listelenmiştir.

Yukarıdaki tablo perspektifinden de geliştirilen yapay zekâ entegreli sistemlerin patent başvurularına bakıldığında büyük oranda menşeileri Çin ve ABD. Yapay zekâ patentlerinde nicelik mi nitelik mi sorusu açığa çıkmakla birlikte, yarışı kazananın kim olacağı ise hâlen tartışmalı. Her iki ülkenin de farklı gelişim stratejisi belirlediğini söylemek mümkün. ABD yapay zekâ gelişimiyle ilgili savunma stratejisini güderek, gelişmiş bilgisayar çipleri ve diğer yapay zekâ teknolojilerinin ihracatına yönelik “kilit müttefik ve ortaklar” dışında kalan ülkelere bir dizi kısıtlamalar getirmişti. Bu kısıtlamalara en çok maruz kalan ise malumun ilanı Çin. Trump ilk başkanlık döneminde “Çin’in askeri uygulamalar geliştirmesini engellemek adına” bir dizi yasal düzenlemeyi hayata geçirecek adımlar atmış ve Biden döneminde ise bu adımlar yasalaşmıştı.

Ekim 2022’de yürürlüğe giren ve 2023 yeni bir güncellemeyle söz konusu kısıtlamalar:

  1. Çin’in gelişmiş yapa zekâ çiplerine erişimini kısıtlayarak, Çin’in yapay zekâ ve yüksek performanslı bilgi işlem geleceğine erişimini engellemek;
  2. Çin’in alternatifler elde etmesini veya yurt içinde üretmesini önlemek;
  3. Çin’in daha az gelişmiş teknolojileri için satışlarına izin vermeye devam ederek ABD endüstrisi üzerinden gelir ve kârlılık etkilerini azaltmak.

Yukarıdaki yasaların bağlayıcılığı neticesinde ise ABD göreceli istediğini elde etmiş ve Çin kısa bir süre çip kriziyle mücadele etmek durumunda kalmıştı. Lakin Nvdia’nın gelişmiş yapay zekâ uygulamalarında performans gösteren güçlü çiplerinin aksine daha düşük güçteki çiplerin ihracatının yasak olmaması, Çin’in içerideki ARGE çalışmalarına hız vermesine katkı sağladı. Çin geliştirdiği yapay zekâ modelleri ise genel olarak açık kaynak erişimi ile tasarlamış yapay zekâ ürünleri.

ABD’nin Yapay Zekâ Üstünlüğü Geride mi Kalıyor?

Gelinen noktada ABD ve Çin arasındaki yapay zekâ savaşında temel bir argüman söz konusu: ABD’nin çip ihracatına yönelik yasakları ve kotalarıyla yapay zekâ pazarını tekelleştirmeye yönelik hamleleri, Çin’in ise açık kaynak yazılımıyla geliştirdiği yapay zekâ ürünlerini daha ucuza yapay zekâ ekosistemine ihraç etme çabaları. ABD söz konusu yasaklar ve ihracat kotalarıyla ilk hedef olarak Çin’i akabinde de tüm dünyadaki yapay zekâ gelişimlerini kontrol altında tutmaya çalışıyor, Çin ise tam tersi bir yaklaşım sergileyerek açık kaynaklı yapay zekâ modellerinin gelişimini benimsiyor. Dolayısıyla da Çin söz konusu yasakları avantaja çevirerek, ABD’nin yasak getirdiği ülkelere ve şirketlere daha ucuz ve açık kaynak yazılımlı yapay zekâ çözümleri ihraç ederek hem pazarını genişletiyor hem de yapay zekâ alanında ABD baskısından dışlanmış olan ülkelerde politik ve iktisadi bir yer ediniyor. Bu durum İsrail’in Türkiye’ye insansız hava araçlarıyla ilgili uyguladığı kısıtlama sonrasında Türkiye’nin İHA ve SİHA alanındaki giderek artan ihracat başarısını hatırlatıyor, bir bakıma kötü ev sahibi kiracıyı ev sahibi yapıyor.

DeepSeek’in bir anda ABD’de başta Nvdia, Meta ve Google başta olmak üzere yapay zekâ şirketlerinin borsa değerlerini toplamda 1 trilyon dolar zarara uğratması da aslında bu perspektiften değerlendirilebilir. Özellikle Elon Musk’ın Grok’u, OpenAI şirketinin ChatGpt’yi geliştirilmesine yönelik milyarlarca dolar yatırıma karşın Çin’in yalnızca 6 milyon dolar harcayarak açık kaynak yazılımla ortaya çıkardığı büyük dil modeli olan DeepSeek’i dünyaya tanıtması dengeleri derinden sarstı. Donanımsal yatırımlar yapay zekâ için temel bileşenler olmakla birlikte DeepSeek’in aslında küresel rekabette devletlere öğrettiği şeylerden biri de: en güçlü çipin kimin ürettiği değil, yapay zekâ ekosisteminin kimin kontrolünde olabileceği önemli. Dolayısıyla da ABD’nin milyarlarca dolar yatırım yaparak geliştirmeye çalıştığı ve Çin’in bile önümüzdeki 5 yıl içerisinde erişemeyeceklerini düşündükleri yapay zekâ kalesinde büyük bir delik açıldı. Avrupa ise Çin’in yasaklara ve ihracat kotalarına karşı yapay zekâ alanındaki atılımlarıyla kendisine yeni bir yol arayışına girdi.

Avrupa Hâlâ Yarışa Katılabilir mi?

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un “sosyal medya gelişiminde ABD’nin çok gerisinde kaldık, aynı hatayı yapay zekâ alanında yapamayız” sözlerinden de anlaşılacağı üzere Avrupa yarışı çok geriden takip ediyor. Avrupa’nın yarışı geriden takip etmesinin genel nedenleri ise: AB’nin 2021’de hayata geçirdiği “Yapay Zekâ Yasası” ve ABD’nin çip ihracatındaki uyguladığı kotalar olarak ifade edilebilir. Bilindiği üzere AB Nisan 2021’de yapay zekâ sistemleri şeffaf, ayrımcılık yapmayan, çevre dostu hâline getirmek adına “Yapay Zekâ Yasası”nı önerdi. Bu yasanın temel amacı, toplumu yapay zekâ tabanlı teknolojilerin potansiyel risklerinden korumaktı. Ancak söz konusu bu yasa yapay zekâ geliştiricilerinin bürokratik engellerle karşılaşmasına neden oldu. Oysa yapay zekâ ile ilgili gelişmeler sanayi devriminden çok farklı ve hızlı bir şekilde ilerliyor. Dolayısıyla bürokratik engeller ya da bürokratik işlemlerin yavaşlığı ile yapay zekâ ürünlerinin pazara sunulması daha uzun bir süreç içerisinde gerçekleşerek gelişimi yavaşlatıyor. Yapay zekâ yasasının getirmiş olduğu yavaşlamaya ek ABD’nin yapay zekâ ekosistemi içerisinde AB’deki bazı ülkelere yönelik uyguladığı çip ihracat kotası ise Avrupa’da yapay zekâ geliştiricileri için yeni bir engel daha.

Harita 1: Farklı Pazarlar için Çip Sevkiyatlarına İlişkin Kısıtlamaların Düzeyi

Kaynak: Bloomberg

ABD’nin çip yasaklarına göre dünya çapında ülkeler üç farklı kategoriye ayrılmış durumda.

  1. Grup: Yeni kısıtlamalar ile karşılaşmayacak yakın müttefik ülkeler(Avustralya, Belçika, Kanada, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Almanya, İrlanda, İtalya, Japonya, Hollanda, Yeni Zelanda, Norveç, Güney Kore, İspanya, İsveç, Tayvan ve Birleşik Krallık);
  2. Grup: ABD’den ithal edebilecekleri ileri teknoloji miktarına bir sınırlama getirilecek ülkeler(Avusturya, Bulgaristan, Çekya, Estonya, GKRY, Hırvatistan, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Malta, Portekiz, Romanya, Slovakya, Yunanistan, Slovenya, Suudi Arabistan, BAE, Polonya, İsrail gibi);
  3. Grup: Çip satın almaları zaten yasaklanmış olan ve daha da sıkılaştırılmış kısıtlamalarla karşılaşacak olan ülkeler (Çin, Rusya, İran, Kuzey Kore’nin de dahil olduğu ABD’nin silah satışının yasak olduğu ülkeler).

AB başkanı; ABD’nin seçili AB üye ülkelerine ve şirketlerine gelişmiş yapay zekâ çip ihracatına erişimi kısıtlayan yeni önlemlerden dolayı endişe duyduğunu ifade eden bir açıklama yayımlamakla birlikte Washington’ın AB’yi bir güvenlik riski olarak değil ekonomik bir fırsat olarak görmesi gerektiğini ileri sürdü. Halihazırda 27 üyeli AB’nin 17 ülkesine çiplerle ilgili ihracat kotası getirilirken, 10 ülkenin ise “yakın müttefik” olarak görülmesi birliği yapay zekanın kazananları ve kaybedenleri olarak ikiye ayırmış durumda. ABD’nin bu yeni çip kota sınırlamasıyla ABD ve AB ülkeleri arasında yeni bir gerilim dalgasını tetiklendiği söylenebilir. Nitekim Fransız çip tasarımcısı olan Sipearl’ın bazı AB ülkelerinin artık ABD’ye güvenemeyeceği yönündeki söylemi bu bağlamda dikkat çekiciydi. Trump ve ekibinin ABD çıkarlarını önceleyerek hareket ettiği açık bir gerçek. AB’nin Rusya Ukrayna savaşının sonuçlandırılması için yapılan barış görüşmelerinde denklem dışı kalması, göçmenlerle ilgili yaşanan krizler, artan aşırı sağ partilerin yükselişi gibi çözümlenmesi gereken bir dizi krize çip krizini eklememek adına yapay zekâ çalışmalarında makul adımlar atması gerekiyor. Bu bağlamda Paris’te Microsoft, OpenAI, Google gibi şirketlerin yanı sıra AB liderleri, Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Kanada Başbakanı Justin Trudeau, ABD Başbakan Yardımcısı JD Vance gibi birçok dünya lideri “Fransa Yapay Zekâ Eylem Zirvesi”nde uluslararası yapay zekâ ile ilgili yatırımlar, etik ve güvenlik kaygılarını görüşmek adına bir araya geldi.  Zirve’de uluslararası yapay zekânın geliştirilmesine yönelik Fransa’nın 113 milyar dolar finansman desteği ve hedeflerinin açıklanmasına ek olarak BAE’nin Fransa’da 1 gigawatlık bir yapay zekâ merkezinin kurulması için 50 milyar dolar bedelinde yatırım anlaşması yapması dikkat çekiciydi. Aslında söz konusu zirve, Biden döneminin sonunda AB ülkelerini de kapsayan sınırlı ihracat ve Trump’ın duyurduğu STARGATE projesine bir karşılık olarak da düşünülebilir. Nitekim AB ülkeleri Fransa önderliğinde hâlâ yarışta olduklarını ve özellikle Orta Doğu’daki finansman desteğiyle birlikte bu yarışta kalacaklarını vurguladılar. Lakin Paris’teki zirve sonrasında sonuç bildirgesine Fransa, Çin, Hindistan, Japonya, Avustralya ve Kanada’nın da aralarında bulunduğu 60 ülke destek verirken, ABD ve İngiltere’nin imzalamayı reddetmesi yeni bir krizi tetikledi. Her iki ülkenin söz konusu tavrı bu teknolojinin geliştirilmesi ve düzenlenmesine yönelik küresel ortak bir yaklaşım umutlarına yeni bir darbe olarak da değerlendirilebilir.

Sonuç olarak, uluslararası sistem içerisinde ABD’nin uyguladığı coğrafi kısıtlamalar, aracı ülkeleri kendi ülkelerindeki veri merkezlerinin ekonomik faydalarından yararlanmalarını sağlayacak alternatif tedarikçilere itiyor. ABD’li şirketler küresel olarak rekabet etmekte zorlanırken, Çin alternatif tedarikçi olarak adeta dijital bir İpekyolu inşa ediyor. AB ise geç kalınan bir yarışta ABD’nin küresel “hamiliğine” karşı çıkmak için büyük bir çaba sarf ediyor. Yapay zekâ alanında yaşanan her türlü yeni gelişme, adeta devletlerin uluslararası sistem içerisindeki statüsünü belirleyen, ekonomik gelişmişliğini vurgulayan bir araca dönüşmüş durumda. Bu bağlamda da yarıştan vazgeçmek ya da kopmak devletlerin derin politik ve hatta güvenlik kaygılarını tetikleyen önemli bir etken. Nitekim Rusya ve Ukrayna savaşında yapay zekâ destekli silahların aktif savaş alanında kullanımı söz konusu kaygıların yersiz olmadığının bir kanıtı niteliğinde. Lâkin yapay zekâ geliştirilmesinde AB ülkeleri başta olmak üzere gelinen noktada devletler birer birer YZ stratejilerini açıklarken, hedeflenen nihai noktaya erişilebilmesi adına bir dizi hukuksal ve etik düzenlemenin gerekliliği bilim insanları tarafından sürekli vurgulanıyor. Ancak, ABD ve İngiltere’nin Paris’teki zirve sonrasında anlaşmaya imza atmaması yapay zekâ ekosistemindeki statülerinin kaybını yaşamamak adına etik unsurunu ikinci plana attıkları yorumunu açığa çıkarmış durumda. Yapay zekâ hakimiyeti için uluslararası rekabet, devletlerin yapay zekâ yetenekleri ve söz konusu bu yetenekleri pazarlama ve ihraç yetenekleri önemli kritik saç ayakları. Genel bir ifadeyle sanayi devrimi sonrasında teknoloji devrimiyle birlikte politik, iktisadi ve güvenlik alanları başta olmak üzere sektörlerin değişim ve dönüşüm sarmalına girmesiyle, yapay zekâ alanında uluslararası koşulsuz hakimiyet küresel bir lider olmanın önemli unsuru. Bu bağlamda da yapay zekâ üretim ve kullanım kapasitesiyle ülkelerin gelişmişlik statülerinin de belirlendiği ve dolayısıyla yapay zekânın da  “politik” bir önem kazandığı söylenebilir.

Dr. Emine Çelik, Uluslararası güvenlik uzmanıdır.
Emine Çelik
Emine Çelik
Dr. Emine Çelik, lisans derecesini Anadolu Üniversitesi'nden aldıktan sonra yüksek lisansını Necmettin Erbakan Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi'nde “Ortadoğu'da Siyasal İslam: Mısır'da Arap Baharı ve Müslüman Kardeşlerin Etkileri ” başlıklı teziyle tamamlamıştır. 100/2000 Bursiyeri olarak aynı üniversitede “Yoksulluk Olgusunun Radikalleşme Sürecine Etkileri” başlıklı teziyle doktora derecesini almıştır. Halihazırda Necmettin Erbakan Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak “Siyasal Şiddet ve Terör” , “Sosyal Medya ve Siyaset”, “Siyaset ve Sanat” gibi dersler vermektedir. Akademik araştırma alanları arasında terörizm, radikalleşme, siber terörizm, yapay zeka bulunmaktadır.
spot_img

Öne Çıkanlar

ilgili makaleler

spot_img