back to top
5 Mayıs, 2026, Salı

Şam’ın Türkiye’den Destek Talebinin Şifreleri

FokusŞam’ın Türkiye’den Destek Talebinin Şifreleri

Şam’ın Türkiye’den Destek Talebinin Şifreleri

23 Temmuz 2025 tarihinde Şam yönetimi, Suriye’nin savunma kapasitesinin güçlendirilmesi ve başta DEAŞ olmak üzere tüm terör örgütleriyle mücadele amacıyla Ankara’dan resmi destek talebinde bulunmuştur. Bu talep, yalnızca içeriği bakımından değil, zamanlaması açısından da son derece dikkat çekicidir. Nitekim söz konusu gelişme, ülkenin güneyinde artan güvenlik krizleriyle birlikte Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin ciddi biçimde tehdit altına girdiği bir dönemde gerçekleşmiştir.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), silahlı unsurlarını dağıtarak merkezi ordu yapısına entegre etme yönündeki beklentilere rağmen, bu süreçte ciddi bir direnç göstermektedir. Diğer bir ifadeyle, Şam yönetiminin güneydeki güvenlik tehditlerine odaklanmak zorunda kalması, SDG’nin fırsatçı bir anlayışı benimseyerek entegrasyon sürecini sekteye uğratmasını beraberinde getirmiştir. Bu durum, Suriye’de üniter bir güvenlik mimarisi inşasını sekteye uğratmakta ve ülke genelinde parçalı ve rekabet hâlindeki silahlı yapıların varlığını sürdürmesine yol açmaktadır. Suriye’deki fiili durum, sınır güvenliği tehditleri sebebiyle Türkiye tarafından yakından takip edilmekte ve SDG’nin tutumundan endişe duyulmaktadır. Dolayısıyla Şam’ın Türkiye’den resmi destek talep etmesi, iki aktörün ortak tehdit algıları temelinde güvenlik koordinasyonunu kurumsallaştırma arayışının bir yansıması olarak değerlendirilebilir.

SDG, Ne İstiyor?

SDG, 10 Mart’taki anlaşmanın gereklerini yerine getirmek bir tarafa, o anlaşmada geçen maddelerin aslında yanlış algılandığını iddia eden ve imzaladığı metni inkâr eden bir tutum içine girmiş durumda. Bu bağlamda, entegrasyon konusunun silah bırakmayla ilgili olmadığını ve gelinen süreçte SDG’nin silah bırakmasının mümkün olmadığını öne sürmekteler. Özellikle de ABD’nin Suriye temsilcisi Tom Barrack’ın 11 Temmuz’da New York’ta düzenlediği basın toplantısındaki ifadeleri SDG içinde infial yaratmıştır. Barrack, bu toplantıda federatif yapıya sıcak bakmadıklarının altını çizerek SDG’ye makul olmaları çağrısını yinelemişti. Ayrıca, Barrack’ın tek millet, tek ordu ve tek hükümet vurgusu, SDG’nin âdem-i merkeziyetçilik noktasındaki beklentilerini akamete uğratmıştır.

ABD’nin tutumundaki bu değişime SDG kanadından sert tepkiler yükselmeye başladı. İlk tepki veren isimlerden biri SDG’nin Dış İlişkiler Dairesi eş Başkanı İlham Ahmed oldu. Ahmed, 17 Temmuz’da yaptığı açıklamada Suriye’de bir silahsızlanma sürecinin değil, bir entegrasyon sürecinin olduğunu ifade ederek, silah bırakmayacaklarının altını çizmiştir. 26 Temmuz’daki bir diğer açıklamasında ise âdem-i merkeziyetçiliğin temel talepleri olduğunu yinelemiş ve merkeziyetçi bir yapıya karşı olduklarını belirtmiştir. Çok daha sert bir açıklama ise 23 Temmuz’da SDG sözcüsü Ebcer Davud’dan gelmiştir. Davud, Suriye’nin güneyindeki olayları bahane göstererek ve DEAŞ’ın tehdit olmaya devam ettiğini ileri sürerek silahları teslim etmeyi reddettiklerini kesin bir dille ifade etmiştir. PYD Dış İlişkiler Sözcüsü Salih Müslim’in yaptığı açıklamalar ise Şam yönetimini meşru görmediklerinin bir yansıması niteliğindeydi. Müslim, Şam yönetimi ile birleşmek için yeni anayasa ve seçim şartını öne sürmüş ve Ahmed Şara yönetiminin Suriye’nin bütününü temsil etmediğini iddia etmiştir.

SDG’nin silah bırakma noktasındaki eylemsizliği ve Suriye’deki merkezi hükümete yönelik eleştirileri, entegrasyon konusunda samimi bir tutum izlemediklerinin ve mevcut statükoyu devam ettirme noktasındaki ısrarlarının açık bir göstergesidir. Daha açık bir ifadeyle SDG, 10 Mart önceki süreçteki kodlarına geri dönerek uzlaşı veya entegrasyon değil, maksimalist taleplerini dayatma noktasında bir politika izlemektedir. Bu bağlamda SDG, silah bırakmadan ve askeri bir blok hâlinde birleşik orduya katılabileceklerini ifade etmektedir. SDG’nin bu talebi, entegrasyon değil, devlet içinde devlet olma stratejisinin en temel parçasıdır. Örgüt silah bırakmadığı ve askeri yapısını tasfiye etmediği müddetçe Suriye’nin bütünlüğü için tehdit olmaya devam edecektir.

Şam, Sürece Nasıl Bakıyor?

SDG’nin uzlaşıya yanaşmayan tutumu, Şam tarafından dikkatle takip edilerek maksimalist taleplere ve ayrılıkçı politikalara izin verilmeyeceğinin altı çizilmektedir. 24 Temmuz’da Suriye devlet televizyonu El-İhbariyye’ye konuşan bir hükümet yetkilisi, SDG’nin ulusal orduya tam entegre olmadan bir blok hâlinde katılma isteğini kabul etmeyeceklerini belirtmiştir. Yetkili ayrıca, “bağımsız kimlik” çağrılarının vatandaşlık ilkesine aykırı olduğunu ifade ederek bu tür taleplerin ayrılıkçı çağrılar olduğunun altını çizmiştir.

Suriye Dışişleri Bakanlığı’ndan 25 Temmuz’da yapılan açıklamada da SDG ile yapılan 10 Mart anlaşmasının uygulanmasında herhangi bir ilerleme sağlanamadığını teyit edilmiştir. Suriye Dışişleri Bakanlığı Amerikan İşleri Dairesi Müdürü Kutaybe İdlibi, SDG’nin Deyrizor’da vilayetin kaynaklarına el koyduğunu belirterek uzlaşı noktasında somut adım atmadıklarını ifade etmiştir. Ayrıca İdlibi, Suriye-İsrail ilişkilerine ek olarak Paris görüşmelerindeki bir konunun da SDG’nin tam entegrasyonu olduğunu ifade etmiş ve bu konuda ABD ile Fransa’nın yapıcı rolüne dikkat çekmiştir. Ancak, Paris’ten diyaloğun sürdürülmesi kararı çıksa da ilk görüşmelerde herhangi bir anlaşamaya varılamamıştır.

10 Mart anlaşmasının yükümlülüklerinin yerine getirilmemesine rağmen Şam yönetiminin SDG’ye yönelik politikasının saldırgan değil, siyasi çözüm odaklı olduğunu ifade edebiliriz. Gerek ABD gerek Fransa nezdindeki bu son girişimler Suriye hükümetinin yapıcı tutum sergileyerek SDG’yi masaya çekmeye çalıştığının işaretidir. Ancak, ulusal ve uluslararası seviyede her türlü diplomatik girişime rağmen SDG yönetiminin özerkliğe giden yolun taşlarını döşemeye çalışması, Şam’ın terörle mücadele kapsamında Ankara’dan destek talep etmesini beraberinde getirmiştir. Bu gelişme Şam’ın gerektiğinde Türkiye gibi bir müttefikle sert bir tutum içine girebileceğinin de net bir sinyalidir.

Türkiye’den Net Mesaj

Ankara, PKK’nın fesih kararı almasının ardından bu kararın PKK ilintili bütün unsurları kapsaması gerektiğinin altını çizmektedir. Bu bağlamda, PKK’nın Suriye kolu olan YPG’nin ve onun çatı yapılanması niteliğindeki SDG’nin Suriye’deki merkezi yönetime entegre olması gerektiğini açık şekilde ifade etmektedir. 25 Temmuz’da katıldığı bir televizyon programında “Suriye’de silahlı grupların varlığı kabul edilemez” diyen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “Irak’taki senaryonun Suriye’de tekrar etmesine izin vermeyeceğiz. Türkiye, her türlü senaryoya hazır.” ifadeleriyle sürecin baltalanmaması gerektiği uyarısını yapmıştır.

Bakan Fidan, YPG’nin silah bırakması gerektiğini vurgulayarak bu sürecin Türkiye’nin gözetiminde olması gerektiğini de ifade etmiştir. Nitekim Ankara, örgütün söylemlerindeki tutarsızlıklara itibar etmediğini ve süreci bir an önce eyleme dökmesi gerektiğini belirtmektedir. Suriye’nin güneyindeki İsrail merkezli gelişmeler ve SDG’nin silah bırakmaya yanaşmayan tutumu Ankara tarafından yakından takip edilmektedir. Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, İsrail’in Suriye’nin başkenti Şam’a yönelik hava saldırılarını “açık provokasyon” olarak değerlendirmiştir. 16 Temmuz tarihli aynı basın toplantısında Aktürk, “Talep edilirse Suriye’ye destek sağlarız.” ifadelerini kullanarak Suriye üzerinden Türkiye’ye tehdit oluşturma gayretindeki odakları uyarmıştır.

Aktürk’ün açıklamalarından sadece bir hafta sonra Suriye’den Ankara’ya ulaşan resmi destek talebi sahadaki gelişmelere bakıldığında sürpriz olmamıştır. Öyle ki, Suriye sahasındaki her türlü istikrarsızlık ve özellikle de devlet dışı aktörlerin silahlı yapılar şeklinde varlıklarını devam ettirmeleri Suriye ile 911 km sınırı bulunan Türkiye’nin milli güvenliğine tehdit niteliğindedir. Bu tehditlerin sükûnet içerisinde bertaraf edilmesi için siyasi çabaları destekleyen Ankara, askeri seçeneği ise masadan kaldırmış değil. İsrail’in Suriye içindeki ayrılıkçı hareketleri destekleyerek Suriye’nin bütünlüğünü parçalama politikası ve SDG’nin silah bırakmama noktasındaki ısrarı devam ederse Ankara, askeri müdahaleyi caydırıcı bir seçenek olarak hazır bulundurmaktadır. Suriye’nin bütünlüğü ve istikrarı Ankara için son derece kritiktir ve bu durum sıradan bir dış politika konusu değildir. Suriye’de olup biten her olay Türkiye’yi de yakinen ilgilendirmektedir. Bu bağlamda, Ankara ve Şam arasındaki savunma iş birliği her iki ülkenin de milli çıkarlarına hizmet etmektedir.

Hamza Haşıl, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Bölge Çalışmaları doktora adayıdır.
Hamza Haşıl
Hamza Haşıl
Hamza Haşıl, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Tarih (anadal) ve Sosyoloji (yandal) bölümlerinden 2015 yılında mezun olmuştur. Kuveyt Hükümet bursunu kazanarak gittiği Kuveyt Üniversitesi Filoloji Merkezi’nde 2015-2016 yılları arasında Arapça eğitimi almıştır. ODTÜ Orta Doğu Araştırmaları bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Bölge Çalışmaları bölümünde doktora eğitimini sürdürmektedir. Suriye ve Lübnan başta olmak üzere, Ortadoğu ve Afrika üzerine interdisipliner çalışmalar yapmaktadır. Ulusal ve uluslararası yayın platformlarına yorum, görüş ve yazıları ile katkı sunmaktadır. İleri düzeyde İngilizce ve Arapça, başlangıç düzeyinde Farsça ve Fransızca bilmektedir.
spot_img

Öne Çıkanlar

ilgili makaleler

spot_img