Nadir toprak elementleri, modern dünyanın “teknolojik nimetleri” olarak kabul edilir; zira akıllı telefonlardan elektrikli araç motorlarına, rüzgâr türbinlerinden F-35 gibi yüksek performanslı savaş uçaklarına ve güdümlü füze sistemlerine kadar kritik yüksek teknoloji ürünlerinin vazgeçilmez temel bileşenleridir. NTE’ler, ülkelerin sadece ekonomik alanlarını değil, aynı zamanda güvenlik ve savunma kapasitelerini de doğrudan etkilemektedir. Bu elementlere duyulan ihtiyaç piyasalarda, uluslararası ilişkilerde, savunma sanayisinde, savaş olasılıklarında, ambargolarda ve diplomatik krizlerde yaşanma potansiyeli taşımaktadır. Bu stratejik öneme rağmen küresel NTE piyasası uzun yıllardır Çin’in ezici bir tekeli altındadır; Çin, küresel NTE cevher üretiminin yaklaşık yüzde 61’ini, rafinaj ve ayırma kapasitesinin ise %92’sini kontrol etmektedir. Bu durum, başta ABD olmak üzere teknoloji üreten devletler için büyük bir tedarik zinciri ve ulusal güvenlik açığı oluşturmuştur. Bu küresel rekabetin en kızıştığı dönemde Türkiye, Eskişehir’de bulunan yüksek miktardaki değerli toprak elementleri keşfi ile uluslararası camianın ve değerli maden ihtiyacı duyan ülkelerin dikkatlerini üzerine çekmiştir. Türkiye’nin elinde bulundurduğu bu yüksek potansiyeli en verimli şekilde kullanması ve madenlerin çıkarılması, işlenmesi ve ürünlere dönüştürülüp iç ihtiyaç ve ihracat kalemi hâline getirilmesi elzemdir. Bu minvalde NTE’ler Türkiye için önemli bileşendir ve milli savunmanın daha da iyi konumlara gelmesinde bu değerli madenlerin işlenip daha yüksek teknolojik ürünler üretilerek diğer ülkelerin önüne geçmesi potansiyeli taşımaktadır.

Nadir Toprak Elementlerinin Jeopolitik Arenadaki Konumu
Nadir Toprak Elementleri (NTE), periyodik tablonun lantanitler grubundaki 15 elemente, kimyasal özellikleri benzer olduğu için genellikle İtriyum (Y) ve Skandiyum (Sc)’un eklenmesiyle oluşan, toplamda 17 elementten oluşan kritik bir maden grubudur. Bu gruplandırma, elementlerin atom numaraları ve doğada bulunma sıklıklarına göre ağır (Y, Eu, Gd, Tb, Dy, Ho, Er, Tm, Yb ve Lu) ve hafif (Sc, La, Ce, Pr, Nd, Pm ve Sm) olarak yapılır; hafif NTE’ler doğada daha sık bulunur. İsimlerinin aksine yer kabuğunda görece bol bulunmalarına rağmen NTE’lerin adlarında geçen “nadir” sıfatı, doğada bulunma sıklığının azlığından çok, cevherlerin işlenerek kullanıma sunulmasının zorluğundan kaynaklanmaktadır. Hatta bazı NTE’lerin doğada bulunma sıklıkları krom, nikel, kurşun ve bakır gibi metallerden daha yüksektir. Bu elementler, ağırlıkça kullanım miktarları az olmasına rağmen malzemeye kazandırdığı üst düzey mekanik, manyetik, elektrik ve optik özellikler nedeniyle malzemenin vitamini ve tohumu olarak nitelendirilmektedir.
NTE’lerin benzersiz manyetik, katalitik ve optik özellikleri, onları hem sivil hem de askeri alanda birçok yüksek teknolojili ürünün kritik bir bileşeni hâline getirir. Nadir toprak elementlerini kullanım alanlarına göre değerlendirmekte fayda var.
- Sivil Alanda: Akıllı telefonlar, bilgisayarlar, LCD/LED fosforları (özellikle Evropiyum ve İtriyum), elektrikli araç (EV) motorları ve rüzgâr türbinleri için güçlü kalıcı mıknatıslar (Neodimyum, Praseodim, Disprozyum) kritik kullanım alanlarıdır. Lazer sistemleri, fiber optik kablolar, petrol rafinerilerinde katalizörler (Seryum) ve MRG cihazları da NTE kullanır.
- Askeri Alanda: NTE’ler; güdümlü füze sistemleri, radar sistemleri, gece görüş kameraları, yüksek performanslı savaş uçakları (örneğin F-35), uydular ve lazer sistemleri için vazgeçilmezdir. Örneğin, bir F-35 savaş uçağında yaklaşık 410 kg NTE, Arleigh Burke destroyerinde 2,36 ton ve Virginia sınıfı nükleer denizaltıda 4,17 ton NTE ihtiyacı bulunmaktadır.
Çevre dostu enerji üretim sistemlerine (rüzgâr enerjisi, elektrikli araçlar) artan taleple birlikte, özellikle mıknatıs üretiminde kullanılan NTE’lere (Tb, Dy, Nd ve Pr) olan talebin artacağı ve 2025 yılından itibaren tedarik sorunu yaşanabileceği öngörülmektedir. Dünya çapındaki üretim ve işleme kapasitesinin büyük oranda Çin’de yoğunlaşması (yüzde 80’i), bu durumu jeopolitik açıdan kritik hâle getirmektedir. Çin, 1990’lardan beri elindeki NTE rezervlerini ticari, politik ve stratejik sorunların çözümünde silah gibi kullanmıştır; bunun en somut örneği 2025 yılında yaşanan ABD-Çin gerilimidir. Bu durum, NTE’lerin ABD Enerji Bakanlığı (DOE) ve Avrupa Komisyonu tarafından stratejik ham maddeler kategorisine alınmasına neden olmuştur.
Türkiye’nin Yeni Stratejik Kozu: Eskişehir-Beylikova Keşfi
Türkiye’nin madencilik tarihi uzun yıllar bor, kromit, linyit gibi geleneksel kaynaklara odaklanmıştır. 20. yüzyılın sonlarına kadar NTE ne bir ekonomik öncelik ne de bir stratejik hedef olarak görülüyordu. Ülkede NTE’ye ilişkin ilk jeolojik çalışmalar 1950’li yıllara uzansa da bu dönemde düşük tüketim ve teknolojik eksiklikler nedeniyle Malatya-Kuluncak, Sivas ve Burdur’daki bulgular ekonomik bir faaliyete dönüşememişti. 2000’li yıllardan itibaren artan küresel talep ve Çin’in kısıtlamaları, Türkiye’de de bu kaynaklara yönelik ilginin canlanmasına neden olmuştur.
Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) ve Eti Maden’in yürüttüğü detaylı çalışmalar sonucunda, Eskişehir-Beylikova sahasında dev bir rezervin varlığı açıklandı. Bu rezervin, bazı iddialara göre Çin’deki 800 milyon tonluk Bayan Obo sahasından sonra dünyanın en büyük ikinci NTE yatağı olma potansiyeli (yaklaşık 694 milyon ton cevher) taşıdığı tescil edilmiştir. Türkiye’nin bu çapta geniş bir rezerve sahip olması, başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler için Çin’e olan bağımlılıklarından kısmen de olsa kurtulmak için önemli bir alternatif sunmaktadır. Türkiye’nin toplam NTE oksit rezervinin ise 700 milyon ton civarında olduğu tahmin edilmekte, bu miktar Türkiye’yi dünyadaki toplam rezervin yaklaşık yüzde 10’una sahip bir ülke konumuna getirmektedir.
Beylikova sahası; baryum, florit, toryum (genellikle NTE ile birlikte bulunan radyoaktif bir element) ve NTE’nin birlikte bulunduğu çok bileşenli yapısıyla Türkiye’nin en stratejik maden sahalarından biri olarak görülmektedir.

Ham Maddeden Yüksek Teknolojiye: Türkiye’nin Ulusal Politikası
2000’li yıllarda Türkiye, NTE’nin teknolojik ve jeopolitik değerini daha net biçimde fark etmeye başlamıştır. Bu farkındalık, madencilik politikalarının daha merkezi ve stratejik bir yapıya kavuşmasına yol açmıştır. MAPEG 2019-2023 Stratejik Planı, NTE’yi doğrudan “stratejik ve kritik mineraller” olarak tanımlamış ve aranmasına öncelik verileceğini teyit etmiştir. Bu dönemde, NTE ulusal güvenlik ve teknoloji politikalarının kritik ve vazgeçilmez bir unsuru olarak görülmeye başlanmıştır.

Rafinasyon Kapasitesine Odaklanma
Türkiye’nin NTE stratejisi, yalnızca ham cevher çıkarmakla sınırlı kalmayıp, asıl zor ve katma değerli aşama olan işleme ve rafinasyon teknolojilerine yatırım yapmaya odaklanmıştır. Şimdi bu alanları inceleyelim:
- Kurumsal Yapılanma: Ülkemizde NTE alanında yapılan araştırmaları izlemek ve teşvik etmek amacıyla Nadir Toprak Elementleri Araştırma Enstitüsü (NATEN) kurulmuştur. NATEN, 28 Mart 2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 57 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine göre, yeni kurulan Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) bünyesinde faaliyetlerini sürdürmektedir.
- Pilot Tesis Hamlesi: Eti Maden, 2022 yılında Beylikova Nadir Toprak Elementleri Pilot Tesisinin temelini atmıştır. Bu tesisin, NTE’nin laboratuvar ölçeğinden endüstriyel ölçeğe taşınması için kritik bir dönüm noktası olduğu belirtilmiştir. Tesisin, yıllık 1200 ton cevher işleme kapasitesine sahip olduğu ve uzun vadede yıllık 10 bin ton nadir toprak oksit (NTO) üretim kapasitesine ulaşması beklendiği bildirilmiştir.
- Ar-Ge ve Yerlileştirme: TENMAK ve TÜBİTAK MAM (Marmara Araştırma Merkezi) işbirliğiyle NTE’nin rafinasyonu, oksit üretimi, metal ayrıştırma ve özellikle mıknatıs yapım süreçlerinde kullanılacak teknolojilerin yerli geliştirilmesi için Ar-Ge projeleri yürütülmektedir.
- Entegrasyon Hedefi: Türkiye, yerli mıknatıs, batarya ve yüksek teknolojili malzeme üretimini destekleme hedefini açıkça ortaya koymuştur. 2024 itibarıyla planlanan Beylikova Endüstriyel Kompleksi, işleme tesisleriyle birlikte bir Ar-Ge ve eğitim merkezi olarak da hizmet verecek şekilde tasarlanmıştır.
Yeşil Dönüşüm ve Savunma Sanayii Gibi Stratejik Sektörlerde Nadir Toprak Elementlerinin Ekonomik ve Rekabetçi Rolü
Türkiye son yıllarda yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı bir dönüşüm süreci başlatmıştır; 2024’ün sonu itibarıyla toplam kurulu güç kapasitesinin yaklaşık yüzde 60’ı yenilenebilir enerjiden oluşmakta ve 68 gigavata ulaşmaktadır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, 2035’e kadar toplam güneş ve rüzgâr enerjisi kurulu güç hedefini 120 gigavat olarak açıklamıştır. Bu hedefler doğrultusunda NTE, bu dönüşümün sürdürülebilirliği açısından kritik bir rol oynamaktadır.

Maliyet avantajı ve küresel rekabet açısında düşünüldüğünde NTE’nin en öne çıkan kullanım alanları mıknatıslar ve alaşımlardır; özellikle rüzgâr türbinleri ve elektrikli araç (EV) motorlarında kullanılan yüksek performanslı kalıcı mıknatıslar için NTE kullanımı öne çıkmaktadır. Türkiye’nin 2035’e kadar rüzgâr türbinleri için de yaklaşık 11,7 kilo ton kalıcı mıknatıs ihtiyacı olacağı öngörülmektedir. Mevcut fiyat tahminlerine göre, bu mıknatısların toplam maliyetinin 2035’e kadar 627 milyon dolar ile 882 milyon dolar arasında olacağı düşünülmektedir. Elektrikli araç talebi açısından değerlendirildiğinde ise Türkiye’de 2024’te yaklaşık 100 bin elektrikli araç satışı gerçekleştirilmiş olup bu sayının 2035’e kadar 1,8 ile 4,2 milyon arasında bir seviyeye ulaşması beklenmektedir. Yüksek talep senaryosunda, bu sektörde 6,74 kiloton kalıcı mıknatıs talebinin ortaya çıkması ve toplam maliyetinin yaklaşık 1,5 milyar doları bulması beklenmektedir.
Türkiye’nin yalnızca rüzgâr ve elektrikli araç sektörlerinde, 2035’e kadar NTE kullanımından kaynaklanan toplam maliyetinin 2 milyar doları aşabileceği öngörülmektedir. Türkiye’nin kendi rezervlerini işleyerek bu elementlerin üretiminde kapasitesini artırması, ithalata duyulan ihtiyacı minimuma indirecek, enerji güvenliğini destekleyecek ve uluslararası pazarda rekabet gücünü artıracaktır. NTE’nin ham madde olarak ihraç edilmesi yerine işlenmiş uç ürünlere dönüştürülerek ihraç edilmesi, Türkiye ekonomisi için daha yüksek katma değer yaratacaktır.
Çıkarma, Rafinasyon ve Sürdürülebilirlik Zorlukları: Çevresel ve Teknik Sınırlar
NTE’lerin madencilikten nihai ürüne kadar olan süreci, yüksek maliyetli ve karmaşık teknik zorluklarla doludur. Bu zorluklar, elementlerin nadir kabul edilmesinin temel nedenidir. Türkiye, rezerv büyüklüğünü avantaja dönüştürebilmek için madenciliğin ve kimyasal işlemenin getirdiği zorlukların üstesinden gelmek zorundadır. Bu zorluklardan biri olan rafinasyon aşaması sürecin en zorlu ve pahalı kısmıdır. NTE’lerin kimyasal özellikleri birbirine çok benzediği için sıvı-sıvı ekstraksiyon gibi çok aşamalı, enerji yoğun ve karmaşık kimyasal işlemler gereklidir. Çevresel ve sağlık riskleri açısından incelediğimizde ise kullanılan kimyasallar ve ortaya çıkan atıklar (özellikle radyoaktif elementler olan toryum ve uranyum içerebilen maden atıkları) büyük çevre ve insan sağlığı riskleri taşır. Çevre düzenlemelerine uyum ve atık bertaraf maliyetleri, toplam işletme maliyetini önemli ölçüde artırmaktadır. Çin’in piyasaya hakimiyetinde, bir dönem çevre düzenlemelerini göz ardı ederek düşük maliyetle üretim yapması önemli bir rol oynamıştır.
Türkiye, sürdürülebilir bir alternatif olarak ömrünü tamamlamış elektronik atıklardan (e-atık) veya madencilik atıklarından (kömür külleri, boksit kırmızı çamuru) NTE’lerin geri dönüştürülerek elde edilmesi çalışmalarına da ağırlık vermelidir; bu, tedarik kaynaklarının çeşitlendirilmesi amacıyla yapılmaktadır.
Sonuç
Türkiye’nin NTE serüveni, 2022’deki Eskişehir-Beylikova keşfiyle, göz ardı edilen bir potansiyelden küresel bir aktör olma stratejisine dönüşmüştür. 694 milyon tonluk NTE rezerviyle Türkiye, yenilenebilir enerji dönüşümünde ve düşük karbonlu teknolojilerde liderlik potansiyeline sahiptir. Türkiye’nin gelişmekte olan yüksek teknoloji hamlesi nezdinde ham madde ihtiyacının artması, dışa bağımlılığın minimize edilmesini ve ihtiyaçların yerli kaynaklar aracılığıyla karşılanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu durumu, sivil alandan askeri savunma sanayii ürünlerine kadar birçok gereksinimi karşılayarak Türkiye adına bir beka meselesi olarak nitelendirebiliriz. Eti Maden’in pilot tesisleri, TENMAK ve TÜBİTAK destekli Ar-Ge faaliyetleri ile Türkiye, stratejisini ham madde çıkarımından ileri teknoloji üretimine geçiş yönünde belirlemiştir. Asıl hedef; Çin’in hâkim olduğu pazarda sadece bir rezerv sahibi değil, aynı zamanda mıknatıs ve oksit gibi yüksek katma değerli son ürünleri üretebilen, tedarik zincirinde söz sahibi bir oyuncu olmaktır. Bunun yanında NTE’leri yerli imkanlar ile üretilmesi ve işlenmesi iç ihtiyaç olan ürün ithalatının azalmasını, yerli üretimin artmasını ve cari açığın azalarak GSMH’nin yükselmesine katkıda bulunacaktır. Böylece hem ihtiyaç olan ürünler yerli ve milli olarak üretilmiş hem de refah seviyesi artacaktır.


