back to top
23 Nisan, 2026, Perşembe

İsrail-İran Savaşı ve Hürmüz Boğazı

Fokusİsrail-İran Savaşı ve Hürmüz Boğazı

İsrail-İran Savaşı ve Hürmüz Boğazı

28 Şubat’ta başlayan İsrail-İran savaşı 8 Nisan’da Pakistan’ın ara buluculuğuyla iki haftalık bir geçici ateşkes dönemine girdi. İsrail’in İran’a saldırıları, İran’ın hem İsrail’e hem de Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) üslerinin bulunduğu Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Suriye, Ürdün, Güney Kıbrıs, Azerbaycan ve Umman’a yaptığı misillemeler ve Irak haricinde bu ülkelerin limanlarına giden gemiler için Hürmüz Boğazı geçişinde kısıtlamalar koyması hem savaşın hem de müzakerelerin ana gündem maddesini oluşturdu. Ateşkes sürecinin en somut adımı olarak, 17 Nisan’da İran’ın Hürmüz Boğazı’nı tekrar ulaşıma açtığı haberleri uluslararası kamuoyuna yansıdı.

Bu doğrultuda yaşanan olayların ortaya çıkardığı belirsiz ortam ekonomik göstergeleri de kuşkusuz etkiledi. Bu yazıda savaşın ABD ekonomisini ve dolaylı olarak Türkiye ekonomisini nasıl etkilediği Tablo 1’de verilen iktisadî göstergeler çerçevesinde analiz edilmektedir.

Tablo 1:İsrail-İran Savaşı ve Türkiye ve ABD’ye Ait Çeşitli Makroekonomik Göstergeler

Göstergeler 27.02.2026

(Savaş Öncesi Durum)

07.04.2026

(Müzakere Öncesi Durum)

17.04.2026

(Son Durum)

Brent Petrol 70,75 $ 109,27 $ 90,38 $
ABD 5 Yıllık CDS Primi 31,47 37,34 35,07 (16.04.2026)
ABD 10 Yıllık Tahvil Faiz Oranı (% Cinsinden) 3,962 4,343 4,244
Türkiye 5 Yıllık CDS Primi 232,89 283,85 236,94 (16.04.2026)
Türkiye 10 Yıllık Tahvil Faiz Oranı (% Cinsinden) 28,20 30,45 29,66
Amerikan doları/Türk lirası Kuru 43,93 ₺ 44,60 ₺ 44,85 ₺

Kaynak: Investing

Hürmüz Boğazı’nın kapatılması boğaza kıyısı olan ülkelerin petrol ihracatını engellemiş, bu durum dünya petrol arzını azaltmış ve petrol fiyatları artmıştır. Brent petrol 71 $ seviyelerinden 110 $ seviyelerine yükselmiştir. Bu fiyat artışı petrol ithalatçısı olan ülkelerin maliyetlerini ve mal ve hizmetlerin beklenen fiyatları üzerindeki baskıyı artırmıştır.

ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda Ne İşi Var?

1973 yılında yaşanan Ramazan Savaşı ya da diğer adıyla Arap-İsrail Savaşı sonrası petrol fiyatlarının çok yükselmesi ve petrol krizinin yaşanmasının ardından 1974 yılının Eylül ayında Suudi Arabistan ve ABD arasında stratejik bir ortaklık kurulmuş ve anlaşmaya göre Suudi Arabistan, petrol gelirinden elde ettiği gelirleri ABD’nin hazine tahvillerine, New York’ta bulunan bankalara ve düşük vergi oranları nedeniyle İngiltere’de bulunan euro-dolar piyasasına yatırma kararı almıştır. Bu anlaşmaya daha sonra diğer Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’ne (OPEC) üye ülkeler de katılmıştır. 1979 yılında ikinci petrol krizi yaşanmış olsa da petrol ticaretinde dolara bağlılık devam etmiştir.[1]

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması ile ABD’nin karşı karşıya kaldığı asıl sorun yaklaşık 50 yıl önce kurduğu petro-dolar sisteminin çökmesi riskidir. Yaşanan son olaylar ışığında; Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin İran tarafından ücretlendirilmeye başlanması ve petrol ihracatçısı ülkelerin petrollerini Çin’in para birimi yuan karşılığında satmaları şartıyla boğazı kullanabilecekleri ihtimalinin doğması, doların rezerv para statüsünün tehlikeye girebileceği ihtimalidir. Dolara olan bu büyük talebin azalması durumunda, tahvil fiyatları düşmekte, kredi temerrüt takası (CDS) primi yükselmekte ve risksiz varlık olarak görülen ABD 10 yıllık tahvil faizleri yükselmektedir. Bu süreç; Amerikan dolarına talebin daha da azalmasına, ABD Merkez Bankası (FED)’in enflasyonu dizginlemek için faizleri yükseltmek zorunda kalmasına karşın, artan faiz maliyetlerini baskılamak için para basarak bu tahvilleri tekrar alma çelişkisine düşmesine neden olmaktadır. Nitekim böyle bir riskin ortaya çıkması ABD 10 yıllıklarını %3,962’den %4,343 seviyelerine çıkarmıştır. Bu durum ABD’nin jeopolitik risk endeksine de yansımış; Şubat 2026’da 2,87 olan ABD’nin jeopolitik risk endeksi Nisan 2026 itibarıyla 7,03’e yükselmiştir.

Hürmüz Boğazı ve Türkiye

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 23.06.2023 tarihinden itibaren belirli bir süre uyguladığı düşük faiz politikasını terk etmiş ve daraltıcı para politikası uygulamak amacıyla 1 hafta vadeli repo faiz oranını yükseltmeye başlamıştır. %50’ye kadar çıkarılan bu oran 27.12.2024 tarihinden itibaren ise peyderpey düşürülmüş ve şu an %37 seviyesindedir. Savaş öncesinde piyasaları canlandırmak ve reel yatırımları teşvik etmek amacıyla piyasalarca düşürülmesi beklenen faiz oranlarının Hürmüz Boğazı krizinin tetiklediği enflasyon riski sebebi ile gündemden düşmesi muhtemeldir.

Savaşın başlaması ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ile Türkiye’nin jeopolitik risk endeksi 0,32’den 0,58’e yükselmiştir. Petrol arzının azalması Türkiye’yi emtia fiyatlarının yükselmesi riski ile baş başa bırakmıştır. Özellikle son günlerde yaşanan benzin ve motorin fiyatlarındaki artış savaşın ilk yansımaları olarak günlük hayatımızda hissedilmiş ve hissedilmeye devam etmektedir.

Bahsi geçen zorluklarla karşı karşıya kalsa da Türkiye, izlediği yapıcı ve uzlaşmacı dış politikası sayesinde kendisini savaşın dışında tutmayı başarmıştır ve uzun vadede krizi fırsata çevirebilme imkânına sahiptir. Eşsiz jeopolitik konumu sayesinde Hürmüz Boğazı krizi ile Hazar havzasından ve Orta doğudan gelen petrol ve doğal gazın Avrupa’ya nakledilmesi için Türkiye, en güvenli güzergâh olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca enerji fiyatlarının artması Türkiye’yi düşük katma değerli üretim modelinden hali hazırda üretimini giderek artırdığı yüksek teknolojili ürün üretimini artırması için teşvik edici bir rol oynayacaktır. Bununla beraber, yaşanan bu kriz Türkiye’nin petrole olan bağlılığını azaltmak adına yeşil enerji yatırımlarını hızlandıracak ve yeşil ekonomiye geçişte stratejik bir unsur olacaktır. Özellikle yükselen akaryakıt fiyatlarının etkisiyle ulaşımda fosil yakıtlı araçların yerini daha hızlı bir şekilde elektrikli araçların alacağını ön görmek yanlış olmayacaktır. Son olarak, savaşın etkisiyle Dubai gibi yoğun ilgi gören turizm lokasyonlarında bir daralma gözlemlenmektedir. Türkiye, sahip olduğu istikrarlı güvenlik algısı sayesinde bu süreçte pazar payını artırma avantajına sahiptir; bu durumun özellikle önümüzdeki yaz sezonunda turizm gelirlerine pozitif yansıması beklenmektedir.

[1] Kopper, Christopher. “The Recycling of Petrodollars.” Revue D’économie Financière (English Ed.) 9, no. 1 (2009): 37–46. https://doi.org/10.3406/ecofi.2009.5489.

Ömer Faruk Özyalçın
Ömer Faruk Özyalçın
Dr. Ömer Faruk Özyalçın, Karabük Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü bünyesinde çalışmalarını sürdürmektedir. Lisans eğitimini İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi İktisat bölümünde, yüksek lisans eğitimini Ufuk Üniversitesi İşletme Yönetimi bölümünde, doktora eğitimini ise Bursa Uludağ Üniversitesi İktisat bölümünde tamamlamıştır. Çalışma alanları Uluslarası İktisat ve Makro İktisat ekseninde olup Gelişme Ekonomisi, İktisat Politikaları ve Uluslararası Finans üzerine yoğunlaşmaktadır.
spot_img

Öne Çıkanlar

ilgili makaleler

spot_img