back to top
15 Ocak, 2026, Perşembe

Ekonomi Politik | Trump’ın Gümrük Duvarları, ABD, Çin, Türkiye

YayınlarEkonomi PolitikEkonomi Politik | Trump'ın Gümrük Duvarları, ABD, Çin, Türkiye

Ekonomi Politik | Trump’ın Gümrük Duvarları, ABD, Çin, Türkiye

Küresel Ticarette Yeni Bir Dönem mi? 

Özellikle ulaştırma ve haberleşmedeki teknolojik gelişmelerle beraber uzaklar yakın oldu. Daha önceden ticarete konu olmayan ya da olamayan ürün ve bölgeler dünya ticaretinde yerlerini aldılar. Belli başlı ürünlerin belli başlı ticaret yollarını izleyerek tüketicilere ulaşma dönemi sona ermiş, artık neredeyse her ürün daha önceden mümkün olmayan bölgeler arasında bile ticarete konu olmaya başlamıştı. Teknolojik alandaki bu gelişmeler kendini ekonomik alanda ticaretin serbestleştirilmesi olarak tezahür etmiştir. Mal ve hizmet ticaretinin küresel boyutta serbestleştirilmesi, ekonomik kalkınma ve refah için önemli olduğu görüşünden hareketle ticaretin mümkün olduğunca serbestçe yapılmasının sağlanmak amacıyla bir sistem oluşturulmasına yönelik gayretler, 1948 yılında Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması’nın (GATT) hayata geçirilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu anlaşmanın 23 kurucu üye ülkeleri arasında ABD ve Çin de bulunmaktadır. Ülkemiz ise GATT’a 1951 yılında taraf olmuştur. Zaman içinde taraf ülkelerin sayısı artarak 1 Ocak 1995’te Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurulmuştur. DTÖ aslen ticaretin serbestleştirilmesi için çalışan bir organizasyondur. Ayrıca ülkelerin ticaret anlaşmaları müzakere etmelerine önayak olmak, ticarî anlaşmazlıklarının çözümü için bir araç olmanın ötesinde bir ticaret kuralları sistemidir.  Bu sistemin öncelikli amacı, ticaretin mümkün olduğunca serbestçe yapılmasını mümkün kılan ortamın sağlanması için çalışmaktır. Bu amaç çoğunlukla ticaretin önündeki engellerin ortadan kaldırılması anlamındadır. DTÖ (Dünya Ticaret Örgütü)’nün temel amacı ticareti, insanların yaşam standartlarını iyileştirmek, daha iyi işler yaratmak ve sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmek amacıyla bir araç olarak kullanmaktır. Yine bu amaç ekseninde dünya ticaretine dair hedeflenen şeyin DTÖ internet sayfasında da belirtildiği gibi “bireylerin, şirketlerin ve hükümetlerin dünyadaki ticaret kurallarını bilmelerini sağlamak ve onlara ani politika değişiklikleri olmayacağına dair güven vermek anlamına gelir.[1] Başka bir deyişle, kurallar “şeffaf” ve öngörülebilir olmalıdır… DTÖ’nün birincil amacı, ticareti herkesin yararına açmaktır.” Bu hal yakın zamana kadar böyle gitmiş ve en büyük savunucusu ABD olmuştur.

Serbest Ticaretten Korumacılığa Kayış

Ekonomi politik perspektiften serbest ticaretten korumacılığa geçişin hangi yönleriyle ele alınması önemli bir adım olacaktır. Ne oldu da ABD serbest ticaretin en büyük savunucusuyken en yakın ticaret ortaklarıyla bile arasına gümrük duvarları inşa etmeye koyuldu?

Trump yönetimiyle birlikte ABD’nin serbest ticaret anlayışından uzaklaşarak korumacı politikalara yönelmesi, uluslararası camiada şaşkınlık, endişe ve hatta bazı durumlarda öfke yaratmıştı. Bu durum, küresel ticaretin geleceği hakkında ciddi soru işaretleri doğurmuş ve uluslararası ilişkilerde önemli gerginliklere neden olmuştu.

Böyle bir değişim için akla ilk gelen muhtemel sebep, ABD’nin dış ticaret açığının sürdürülebilir olmaktan çıktığı veya çıkmak üzere olduğudur. Gümrük vergilerinin tesis edilme yolunun; ABD bir ülkeyle ne kadar çok ticaret açığı veriyorsa o ülkeye oransal olarak daha çok gümrük vergisi uygulanmak şeklinde olduğundan, temelde Trump yönetiminin isteğinin dış ticaret açığını önce kontrol altına almak ve zamanla azaltarak en azından sürdürülebilir bir seviyeye düşürmek olarak okunabilir. Şunu akılda tutmak gerekir ki dünya savaşları neticesinde ABD, dünyanın üretim merkezi durumuna gelmiş; ürettiği malları dünyanın geri kalanına satma iştahı yüksek bir devlet olmuştu. Yalnız serbest ticaretin bir yan etkisi olarak ABD’de kümelenmiş olan üretim, zaman içinde ucuz üretim girdileri nedeniyle diğer ülkelere kaymaya başlamıştı. Örneğin, otomotiv üretiminde zamanla Alman ve Japon üreticiler ön plana çıkmaya başlamış, ABD üreticilerinin küresel pazardan aldıkları pay gerilemiştir. Bunun sadece bazı sektörlerde olması genel manadaki etkisini sınırlı tutmuştur. Lakin son birkaç on yılda Çin’in önce emek yoğun sektörlerde daha sonra daha yüksek katma değerli sektörlerde sahneye çıkması, gerek üretim gücü ve teknoloji konusunda aldıkları mesafe gerek iç pazar büyüklüğünün kritik seviyeye gelmiş olması küresel oyunda başrol oyuncusu ABD’den rol çalmaya başlamasına yol açmıştır. İşte tam bu noktada Trump yönetiminin ABD dışına kayan üretimlerin gümrük vergileri vasıtasıyla ABD’ye dönmesinin önünü açmaya çalışması da bir başka sebep olarak görülebilir.

Bunların yanında bir sebep daha akla gelmektedir ki bu daha çok ekonomik anlayış meselesi, siyasi egemenliğin deklere edilmesidir. Şöyle ki, ABD Başkanı Trump’ın seçim vaatlerinden biri, belki de en önemlisi gelir vergisi indirimleridir. Gelir vergisi indirimlerinden oluşacak vergi hasılasındaki açığın, söz konusu yeni gümrük vergileriyle kapatılması amaçlanmaktadır. Bu aslında yeni bir olgu da değildir. ABD’nin kurulduğu 1776 yılından gelir vergisinin kanunlaştığı 1913 yılına kadar ABD hükümetinin temel vergi geliri gümrük vergileriydi. Bu zamanın ekonomik görüşünün bir sonucu idi. Zira eğer çalışıp kazanıyorsanız kazandığınızı elinizde tutabilmeniz gerekir düşüncesi ağır basmaktaydı. Bunun sağlanabilmesi ve hükümet harcamalarının karşılanabilmesi için gümrük vergileri kullanımı ön plana çıkmıştı. Böylece yerel üretim ve üreticiler yabancı rekabetten korunarak çok çalışanın çok kazanmasının yolu açılmış, sektörlerin büyümesine ve yenilerinin ortaya çıkmasına sebep olunmuştu. Bu ekonomik olarak geçerliliği tartışmasının ötesinde aslında felsefi temelleri olan bir yaklaşım olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkeler bu yöntemle bir yandan diğer ülke üreticilerini desteklemek yerine tüketimden gelen güçle gümrük vergileri vasıtasıyla diğer ülke üreticilerini vergilendirmekte; diğer taraftan yerli üretimi koruyarak iktisadi dolayısıyla siyasi egemenliklerini sürdürülebilir kılmaktaydılar. Bütün bunlar iktisat bilimi açısından tartışma konusu olan konular olmakla birlikte, Trump’ın seçim vaatleri ve başkanlık koltuğuna oturduktan sonraki icraatlarının arka planını tesis etmiş olabilir.

Özetle, Trump’ın gümrük tarifesi uygulamalarının temelinde yatan en önemli nedenler dış ticaret açığının kapatılması, yerli üretimin canlandırılması, istihdamın arttırılması, ekonomik ve siyasi egemenliğin güçlendirilmesi ve “make America great again” tabiriyle sloganlaşan ABD’nin büyüklüğünün yeniden dünyaya ilanı olarak listelenebilir. Nedenleri her ne olursa olsun Trump’ın uygulamaya koyduğu gümrük tarifeleri, uluslararası ticaretin temel dinamiklerini, küresel tedarik zincirlerini ve diplomatik ilişkileri derinden etkileyerek yeni bir dönemin kapılarını aralamaktadır. Özellikle ABD ve Çin arasındaki ticari gerilim her iki ülkeye ve dünyaya yansımaları açısından önem arz etmektedir.

ABD – Çin: Düelloya Kısa Bir Ara mı?

ABD ve Çin karşılıklı olarak gümrük vergilerini artırmışlar ve ABD, Çin mallarına yüzde 145 Çin ise ABD mallarına yüzde 125 vergi uygulamasına başlamışken ticareti imkân dâhilinden çıkartacak oranlar, varılan anlaşma neticesinde uygulanabilir seviyelere indirilmiştir. Buna göre ABD, Çin mallarına uyguladığı yüzde145 oranındaki tarifeyi yüzde 30’a indirirken Çin de ABD mallarına uyguladığı yüzde 125 oranındaki tarifeyi yüzde 10’a düşürmeyi kabul etmiştir. Bu geçici tarife indirimi, 90 günlük bir süre için geçerli olup bu süre zarfında iki ülke arasındaki ticaret anlaşmazlıklarının çözümü için müzakerelere devam edilmesi planlanmaktadır. Bu gelişme, küresel ticaret arenasında bir nebze olsun iyimserlik yaratmış olsa da ticaret savaşının potansiyel olarak yeniden alevlenme riski hâlâ devam etmektedir. Şimdiki endişe ise düellonun 90 gün sonunda kaldığı yerden devam mı edeceği yoksa kalıcı bir anlaşmayla nihayete mi ereceği ile ilgilidir.

Bu anlaşmanın geçici olarak bile olsa ticaret savaşları ve misillemelerin hafifletmesi beklenebilir. Yine yüksek gümrük vergilerinden kaynaklı fiyat artışı ve enflasyon baskılarının, tedarik zincirleri üzerindeki olumsuz etkilerin azalması da beklenmektedir. Orta ve uzun vadede en önemlisi ekonomik belirsizliğin azalması dolayısıyla yatırım kararlarının olumsuz yönde etkilerin düşmesine neden olmasıdır. İstihdam üzerinde oluşacak etkilerin izale edilmesi de beklenmelidir. Şöyle ki yüksek gümrük vergileri hem ABD’de hem de diğer ülkelerde istihdam kayıplarına yol açabilirdi. ABD’de, ithalata bağımlı sektörlerdeki işletmelerin rekabet gücü azalabilir ve bu durum işten çıkarmalara neden olabilirdi. Aynı zamanda, misilleme tarifeleri nedeniyle ihracat odaklı sektörlerde de istihdam kayıpları yaşanabilirdi. Tarifelerin düşürülmesi, bu olumsuz istihdam etkilerini hafifletebilir ve hatta bazı sektörlerde geçici bir canlanmaya yol açabilir. Ancak, kalıcı bir istihdam artışı için daha yapısal çözümler ve uzun vadeli ticaret politikaları gerekmektedir.

Çin Ekonomisi Üzerindeki Etkiler

Yüksek gümrük vergilerinin çoğunlukla ABD ekonomisine etkileri konuşulmakta, Çin üzerindeki etkileri geri planda kalmaktadır. Hâlbuki Çin’de üretim düşüşe, ihracat gelirlerinde azalmaya, istihdam kayıplarına ve ekonomik büyümenin yavaşlamasına yol açabilir. ABD’ye olan ihracatının gümrük vergilerinden menfi etkilenmesi neticesinde oluşacak üretim fazlası daha düşük fiyatlarla alternatif pazarlara yönelecektir. Bunun neticesinde alternatif pazarlarda bir Çin malı istilası ihtimali doğmaktadır. Bunun yanında Çin kendi iç piyasasında kullanma yolunu seçmesi durumunda Çin ekonomik yapısının temelden değişime uğraması, üretip ihraç eden bir yapıdan tüketim ekonomisine evrilmesi söz konusu olabilecektir.

Hülasa, gümrük vergileri sadece ekonomik bir araç olmanın ötesinde önem ve anlamlar kazanmaktadır. Zira Trump yönetimi, Çin’e yönelik gümrük tarifelerini sadece ekonomik bir araç olarak değil, aynı zamanda stratejik bir hamle olarak da kullanmaktadır. ABD, Çin’i giderek artan bir “rakip” ve hatta bazı alanlarda “hasım” olarak görerek ticari ilişkilere politik amaçlarla da kullanmaktadır. Bu yaklaşım, ABD’nin Çin’e olan ekonomik bağımlılığını azaltmayı, ulusal güvenliğini korumayı ve küresel ekonomik ve siyasi arenada rekabet avantajı elde etmeyi hedeflemekteydi. ABD-Çin geçici olarak gümrük vergilerini uygulanabilir seviyede tutma ticaret anlaşması, bu stratejik rekabetin tamamen sona erdiği anlamına gelmemektedir. Anlaşma, daha çok mevcut gerginliği azaltmaya yönelik geçici bir adımdır. ABD’nin Çin’e yönelik teknoloji transferi, fikri mülkiyet hakları ve ticaret dengesizlikleri konusundaki endişeleri devam etmektedir. Bu nedenle, uzun vadede iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin nasıl şekilleneceği belirsizliğini korumaktadır.

Türkiye Ekonomisi Üzerindeki Etkiler

Türkiye-ABD ithalat-ihracatı dengeli bir durum arz ettiğinden Türkiye, yüksek gümrük vergileriyle muhatap olmayan grupta yer almaktadır. Lakin ABD’nin diğer ülkelere uyguladığı yüksek gümrükler, küresel ticarette genel bir daralmaya, korumacılığın artmasına ve belirsizliğe neden olduğundan Türkiye’nin genel ihracat performansını negatif etkileme potansiyeline sahiptir. Özellikle Avrupa Birliği (AB) gibi Türkiye’nin önemli ticaret ortaklarının ABD ile yaşadığı ticaret sorunları, Türkiye’nin AB’ye olan ihracatını da etkileyebilirdi. Küresel ticaretteki yavaşlama, Türkiye’nin ekonomik büyümesini olumsuz etkileme potansiyeli söz konudur.

ABD ve Çin arasındaki ticaret anlaşması, küresel ticaretteki belirsizliği azaltması yönünden Türkiye ekonomisi için ortaya çıkabilecek menfi etkileri izale edecek bir durumu üretecektir. Küresel ticaretin rayına oturarak canlanması, Türkiye’nin ihracatını destekleyebilir. Ayrıca, tedarik zincirlerindeki olası kaymalar, Türkiye’ye yeni ihracat fırsatları sunabilir. Türkiye ekonomisi, genç ve dinamik nüfusu, çeşitlendirilmiş üretim yapısı, stratejik coğrafi konumu ve AB ile olan Gümrük Birliği Anlaşması sayesinde bu tür küresel değişimlere uyum sağlama potansiyeline sahiptir. Türkiye’nin coğrafi konumu ve lojistik avantajları, küresel tedarik zincirlerindeki yeniden yapılanmadan faydalanarak yeni ticaret rotaları ve ortaklıklar geliştirmesine olanak sağlayabilir.

Sonuç

Gümrük tarifelerinin tarihsel kökleri, Trump’ın politikalarının tamamen yeni olmadığını, ancak küresel ekonomideki derin değişimler nedeniyle etkilerinin geçmişe göre farklı ve daha karmaşık olabileceğini göstermektedir. Özellikle, küreselleşmenin derinleşmesi, tedarik zincirlerinin karmaşıklaşması ve uluslararası iş birliklerinin artması, gümrük tarifelerinin etkisini artırmıştır. Geçmişte, gümrük tarifeleri daha çok yerli üretimi korumak ve hükümet gelirlerini artırmak amacıyla kullanılırken günümüzde gümrük tarifeleri aynı zamanda ulusal güvenlik, teknolojik rekabet ve jeopolitik stratejiler gibi çeşitli amaçlar için de kullanılabilmektedir. ABD ve Çin arasındaki gümrük vergileri konusundaki gelişmeler de bu yeni bağlamda değerlendirilmelidir.

Geçici ticaret anlaşmaları, gümrük vergilerinin etkilerini hafifletebilir ancak küresel ticaretin geleceği, serbest ticaretin mi yoksa korumacılığın mı hâkim olacağı sorusu etrafında şekillenmeye devam edecektir.

Trump’ın gümrük tarifeleriyle başlayan ve sonrasında farklı biçimlerde devam eden korumacı eğilimlerin, küresel ticarette geçici bir sapmadan ziyade daha kalıcı bir değişime işaret ettiğini göstermektedir. Bu yeni dönemin temel özellikleri arasında artan tek taraflılık, ticaret politikalarının jeopolitik ve ulusal güvenlik hedefleri için bir araç olarak kullanılması, politika belirsizliğinin sürekliliği ve jeoekonomik parçalanma riskleri bulunmaktadır. Sadece üretimde verimliliğe odaklanılan küreselleşme dönemi sona ermiş gibi görünmekte, yerini dayanıklılık, güvenlik ve jeopolitik düşüncelerin çok daha büyük bir rol oynadığı daha karmaşık stratejik etkileşimlerin derinleştiği bir dünyaya bırakmaktadır.

Prof. Dr. Rasim Özcan, akademisyendir.

[1] “Annual Report 2020”, World Trade Organization, p.8

Rasim Özcan
Rasim Özcan
Prof. Dr. Rasim Özcan lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi, Matematik, yüksek lisans derecesini Ekonomi bölümünden almış, doktorasını Ekonomi alanında Boston College’da tamamlamıştır. 2023 yılında Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümü kuruluşunda görev almak üzere İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi’ne katıldı. Öncesinde İbn Haldun Üniversitesi’nin kuruluşunda görev alan Prof. Dr. Rasim Özcan, İktisat Bölümü kurucu bölüm başkanlığı, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü kuruluşu ve müdürlüğü, Gelecek Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi kurucu müdürlüğü yürüttüğü görevlerden sadece bir kaçıdır. İbn Haldun Üniversitesi’nde bir çok programın kuruculuğunu gerçekleştirmiştir. İslam Kalkınma Bankası’nda kıdemli ekonomist olarak Cidde, Suudi Arabistan’da çalıştı. Türk Telekom A.Ş.’de genel müdür danışmanı olarak finans ve teknolojik altyapı konularında hizmette bulundu. Northwestern Üniversitesi (Chicago, IL) Ekonomi bölümünde akademisyenlik, Washington, D.C. ve San Francisco’da rekabet, teknoloji yönetimi, piyasa düzenlemesi, piyasa mikro yapısı, ihale tasarım ve uygulamaları konularında danışmanlıklar yaptı. Bu görevlerinin yanında Harvard Üniversitesi, Koç, Sabancı, Boğaziçi, İTÜ ve Özyeğin Üniversitelerinde değişik tarihlerde lisans ve lisansüstü ekonomi ve strateji dersleri verdi. Industrial Organization Society tarafından 2012 yılında rekabet alanındaki araştırmaları dolayısıyla en iyi genç araştırmacı ödülüne layık görüldü. Araştırma alanları arasında market mikro yapısı, rekabet, piyasa düzenlemesi ve regülasyonlar, finansal teknolojiler, teknoloji yönetimi, yüksek teknolojilerin ekonomik ve ticari hayata etkileri yer almaktadır. Bu konularda yayınlanmış birçok makalesi, kitap ve kitap bölümleri bulunmaktadır. Prof. Dr. Rasim Özcan evli ve 3 çocuk babasıdır.
spot_img

Öne Çıkanlar

ilgili makaleler

spot_img