back to top
5 Aralık, 2025, Cuma
Ana SayfaYayınlarAnalizHindistan’da Terör Sorunu

Hindistan’da Terör Sorunu

Naksalizm

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden ve 1990’ların başındaki ekonomik reformlardan bu yana Hindistan’ın uluslararası ilişkilerdeki ayak izi şaşırtıcı derecede hızla artmaya devam etmektedir. Ülkenin önümüzdeki on yıllarda küresel toplumda üstlenmesi beklenen kilit rol, Çin’e karşı bir dengeleyici güç ve demokratik özgür dünyanın Asya’daki en büyük sigortası olması yönündedir. Hindistan, 1,4 milyarı aşan nüfusu, genç, büyüyen ve giderek eğitimli hâle gelen işgücü kapasitesi ve son on yılda %8’e yaklaşan büyüme oranlarıyla dünya ekonomisinin lokomotif bir gücü olarak ortaya çıkmaktadır. Buna mukabil, ülke içinde bu ilerlemeye zorluk çıkaran bazı terör grupları faaliyet göstermektedir ve ciddi bir güvenlik sorunu olarak ele alınmaktadır.

Bu yazı, Hindistan’ın doğu eyaletlerinin kırsal bölgelerinde ortaya çıkan ve zamanla Maoist ideolojiye dayalı bir silahlı harekete dönüşen Naksalit örgütlenmenin terör kapsamındaki faaliyetlerini analiz etmektedir. 1967 yılında Batı Bengal’in Naksalbari bölgesinde başlayan isyanın ardından gelişen Naksalizm, Hindistan devleti tarafından iç güvenlik tehdidi olarak değerlendirilmekte ve günümüzde “sol eğilimli aşırıcılık” başlığı altında terörist grup olarak takip edilmektedir.[1] Bu yazıda, hareketin tarihsel gelişimi, ideolojik temelleri, örgüt yapısı, faaliyet alanları ve devletin terörle mücadele stratejileri açıklayıcı bir yaklaşımla ele alınmaktadır.

Naksalit Hareketinin Tarihsel Gelişimi, Coğrafi ve Sosyoekonomik Temelleri

Hindistan’ın kuzeydoğu eyaleti Batı Bengal (West Bengal), kültürel ve coğrafi açıdan bölünmüş, birbirinden farklı etnik kökene sahip ve ayrı dinî yönelimleri bulunan halkların yaşadığı canlı bir mozaiği temsil etmektedir. Güneyde Bengal Deltası’ndan beslenen verimli ovalarla çevrili eyalet merkezi Kalküta ile kuzeyde Himalayalar’ın eteklerindeki çay plantasyonlarıyla ünlü Darjeeling şehrine değin kuzey-güney uzantılı çizilen sınırıyla Batı Bengal, ülkenin siyasi ve ekonomik açıdan en önemli merkezlerinden biridir. 1947 yılında Britanyalı Cyril Radcliffe tarafından âdeta neşter atılarak çizilen sınırla Müslüman yoğunluklu Doğu Bengal bölgesi, Doğu Pakistan adıyla bölünürken Hindu yoğunluklu Batı Bengal, Hindistan Cumhuriyeti’nin bir parçası kabul edilmiştir. Bu suni bölünüş, 1971 yılında Doğu Bengal’in Pakistan’dan ayrılarak Bangladeş adı altında bağımsız bir devlet hâline gelmesiyle sorunlu yapısını teyit etmiştir. Bu nedenle Hint alt kıtasının Radcliffe’in eliyle bölünmesi harita üzerinde yapılan cerrahi bir ampütasyon olarak değerlendirilebilir.

Hindistan’ın kuzeydoğu eyaletleri, az gelişmişliğinin yanı sıra çevresel, coğrafi, ekonomik ve kültürel açıdan ülkenin diğer bölgelerinden büyük bir farklılık göstermektedir. Nitekim Hindistan’ın kuzeydoğu eyaletlerinin geri kalan kısmını oluşturan ve Yedi Kız Kardeş (Seven Sisters) adıyla bilinen Nagaland, Mizoram, Assam, Manipur, Meghalaya, Tripura ve Arunachal Pradesh’in Hint ana karasıyla bağlantı noktası Batı Bengal eyaletine bağlı Siliguri alt-bölgesidir ve daracık bir geçittir. Bölge, Siliguri koridoru üzerindeki zayıf bağlantı dışında ülkenin geri kalanından izole edilmiştir.[2] Dolayısıyla kuzeydoğu eyaletleri ufacık bir kara bağlantısı dışında siyasi ve coğrafi olarak Hint ana karasından kopuk, kırılgan ve uzak bir görünüm altındadır.

Naksalbari İsyanı’na yol açan temel faktörleri anlamak için, isyanın ortaya çıktığı tarihsel bağlamı incelemek önemlidir. Ağırlıklı olarak tarımsal bir ekonomiye sahip olan Batı Bengal eyaleti, toprak mülkiyetinde keskin eşitsizliklerle karakterize edilmiştir; köylülerin çoğunluğu geçimlerini sağlamak için mücadele ederken birkaç zengin toprak ağası geniş arazileri kontrol etmiştir. Kast ve kabile temelli ayrımcılık Hindistan Anayasası’nda yasaklanmış olsa da özellikle Naksalitlerin önemli bir desteğe sahip olduğu kırsal bölgelerde toplumsal zihniyete hâlâ kazınmış durumdadır.[3] Bu eşitsizlikler, toprak reformlarının başarısızlığı ve feodal uygulamaların devam etmesiyle daha da kötüleşmiştir, sosyal eşitsizlikleri sürdürmüştür ve kırsal zenginler ile yoksul kitleler arasındaki uçurumu derinleştirmiştir.

Harita 1: Naksalbari

Kaynak: The Hindu

Naksalizm’in Doğuşu

Mayıs 1967’de Naksalbari Köyü’nde 10 Dalit ve kabile ortakçısı, toprak ağaları tarafından öldürülmüştür, bu da köylüler arasında öfke ve direnişin patlak vermesine yol açmıştır. Naksalbari’deki ayaklanma sırasında aralarında 28 polis memurunun da bulunduğu 139 kişi hayatını kaybetmiştir.[4] Naksalbari İsyanı, daha önceki barışçıl protesto ve ajitasyonlardan önemli ölçüde farklı olarak devrimci mücadeleye doğru bir geçişi simgeleyen daha radikal ve silahlı bir kalkışma şeklinde ortaya çıkmıştır.

Naksalbari İsyanı ve ardından Naksalizm’in ortaya çıkışı, Hint toplumu ve siyaseti üzerinde derin bir etki yaratmıştır. Ülke genelinde, özellikle de kırsal ve kabile bölgelerinde, toprak reformu, sosyal adalet ve marjinalleştirilmiş toplulukların güçlendirilmesi konularını ele almayı amaçlayan bir devrimci, hareket dalgasını tetiklemiştir. Naksalit hareketi, sosyoekonomik eşitsizlikler, sınıf mücadeleleri ve değişimin gerçekleştirilmesinde silahlı devrimin rolü üzerine yoğun tartışmalara yol açmıştır. Naksalbari İsyanı, Hindistan’daki devrimci hareketlerin dinamiklerini ve Naksalizm’in Hint toplumu ve siyaseti üzerindeki kalıcı etkisini anlamada önemli bir dönüm noktasını teşkil etmektedir.

Çoğunlukla Dalitlerin (dokunulmazlar) ve kabile topluluklarının (Adivasiler) yaşadığı bir köy olan Naksalbari, aşırı sömürü ve mahrumiyete tanıklık etmiştir. Bu topluluklar, devlet programlarından pek fazla yararlanamamıştır; ormanların kesilmesi, hidroelektrik santralleri ve madencilik yüzünden toprakları erozyona uğramıştır.[5] Naksalbari’deki köylüler bağlı işçiliğe, borçlanmaya, toprak ve kredi gibi üretken kaynaklara erişim eksikliğine maruz kalmıştır. Toprağın birkaç toprak ağasının elinde toplanması sosyoekonomik eşitsizlikleri daha da artırmış, köylülerin çoğunluğunu topraksız ve marjinal bırakmıştır. Bu koşullar, köylüler arasında mobilizasyon ve direniş için bir sebep teşkil etmiştir.

1967’deki Naksalbari İsyanı, mevcut iktidar yapılarına meydan okumanın bir aracı olarak silahlı mücadeleyi benimseyen devrimci hareketin yaklaşımında önemli bir değişime tanıklık etmiştir. Naksalbari İsyanı, Naksalbari’deki köylülerin baskıcı toprak ağalarıyla yüzleşmek ve devletin otoritesine meydan okumak için silahlı mücadeleye başvurmasıyla geleneksel protesto ve direniş biçimlerinden bir sapmaya işaret etmiştir. İsyancılar yay, ok ve orak gibi ilkel silahlarla silahlanarak üretim araçları üzerindeki kontrollerini geri alma ve kendi eylemliliklerini ortaya koyma kararlılıklarını sembolize etmiştir.

Naksalbari’deki silahlı mücadele sadece bir şiddet eylemi değildir; hâkim sosyoekonomik koşullara ve yerleşik iktidar yapılarına karşı topyekûn bir kalkışmaya dönüşmüştür. İsyancılar, sömürücü toprak ilişkilerini sürdüren toprak ağaları, tefeciler ve yozlaşmış memurlar dâhil olmak üzere feodal baskının sembollerini hedef almıştır. Eylemlerinin amacı mevcut toplumsal düzeni yıkmak, toprak ve kaynakları daha adil bir şekilde yeniden dağıtmaktır. Dolayısıyla artık Naksalizm olarak bilinen devrimci hareket, silahlı mücadeleyi gündeminin ön sıralarına yerleştirmiştir ve bunu devrimci dönüşümü başarmanın birincil aracı olarak görmüştür. Silahlı mücadele, devlet aygıtıyla doğrudan karşı karşıya gelmenin ve egemen sınıf çıkarlarına meydan okumanın bir yolu olarak görülmüştür. Bu durum güvenlik güçleri ve sivilleri hedef alan sistematik saldırılarla kendini gösterirken Naksalitler, eylemleri nedeniyle terör örgütü olarak tanımlanmıştır.

Fotoğraf 1: Charu Mazumdar

Kaynak: Alchetron

Naksalizm’in Kurucusu Charu Mazumdar ve İdeolojisi

Hindistan Maoizmi’nin çalkantılı seyrini hem taraftarları hem de aleyhtarları tarafından “Hindistan’ın Mao’su” olarak adlandırılan en büyük lideri ve teorisyeni Charu Mazumdar’a dikkatle bakmadan anlamak mümkün değildir.[6] 1967 yılında Charu Mazumdar, Hindistan’da silahlı bir devrim başlatmak amacıyla Maoist esintili bir komünist parti olan Hindistan Komünist Partisi’ni kurmuştur. Mazumdar, gerek geçmişi gerekse fiziği itibariyle komünist ayaklanmanın sert ve yıpratıcı koşullarına pek uygun biri değildir. Oldukça zayıf ve sıska bir bünyeye sahip olan Charu’nun kalp yetmezliği vardır. 1960’ların sonunda iki kalp krizi geçirmiştir. 1952 yılında kendisi gibi devrimci Lila Sengupta ile evlenmiş, iki kız bir erkek çocukları olmuştur. Mazumdar gerilla savaşı yoluyla Hindistan hükûmetinin devrilmesini savunmuştur ve köylülerle işçilerin mevcut sosyoekonomik yapıya karşı ayaklanmaları için harekete geçirilmesi gerektiğine inanmıştır. 1960’larda Charu Mazumdar hayatını komünizme adamıştır ancak bunun kendisine ve ailesine getirdiği maddi zorlukları ve yoksulluğu umursamamıştır.

Mazumdar’ın “Mazumdarizm” ya da “Charuizm” olarak bilinen ideolojisi, bir köylü devriminin gerçekleştirilmesi ve Marksizm-Leninizm-Maoizm ilkelerine dayalı yeni bir devletin kurulması çağrısında bulunmuştur. Hindistan’daki birincil devrimci güç olarak köylülüğün rolünü vurgulamıştır ve takipçilerini silahlı mücadele için harekete geçirmeye çağırmıştır. Mazumdar’ın liderliğinde, adını 1967’de patlak veren köylü ayaklanmasının gerçekleştiği Batı Bengal’deki Naksalbari köyünden alan Naksalit hareketini başlatmıştır. Hareket Hindistan’ın çeşitli eyaletlerinde hızla yayılmıştır ve Hint devletinin otoritesine meydan okuyarak kurtarılmış bölgeler yaratmayı amaçlamaştır.

Mao’nun egemen sınıfa karşı uzun soluklu bir mücadeleyi vurgulayan uzun süreli halk savaşı teorisi, Mazumdar üzerinde derin bir etki yaratmıştır. Bu strateji, devleti kuşatma ve nihayetinde devirme hedefiyle kırsal bölgelerden başlayıp kademeli olarak şehir merkezlerine doğru genişleyen adım adım bir yaklaşım gerektirmiştir. Mazumdar’ın Mao’nun stratejik vizyonuna duyduğu hayranlık, onun devrimci ilke ve taktiklerinin Hindistan devrimine uygulanabileceği, başarılı bir silahlı mücadeleye ve sosyalist bir toplumun kurulmasına giden bir yol sunabileceği inancından kaynaklanmıştır. Mazumdar, Mao’nun stratejik vizyonuna, özellikle de devrimde köylülüğün, gerilla savaşının ve üs bölgelerinin kurulmasının rolünü vurgulayan uzun süreli halk savaşı teorisine bağlıdır.

Mazumdar, Mao’yu yol gösterici bir önder olarak görmüş ve onun ilke ve stratejilerini Hindistan bağlamına uygulamaya ve uyarlamaya çalışmıştır. Mazumdar, Mao’nun öğretilerini Hindistan’daki devrimciler için değerli bir rehber olarak görmüştür. Mazumdar’ın Mao’yu idolleştirirken, Mazumdarizm çerçevesinde kendi yorumlarını ve stratejilerini de geliştirdiğini belirtmek gerekir. Maoist ilkeleri Hindistan devrimci hareketinin karşılaştığı özel koşullara ve zorluklara uyacak şekilde revize etmiş ve sonuçta Mazumdarizm veya Charuizm olarak bilinen kendine özgü ideoloji ortaya çıkmıştır. Buna mukabil Mazumdar’ın devrimci faaliyetleri 1970 yılında tutuklanmasına yol açmıştır. Çeşitli hapishanelerde gözaltında kalmıştır ve burada devrimci fikirlerini yazmaya ve dile getirmeye devam etmiştir. Polis tarafından yakalandıktan sonra 1972 yılında hapishanede öldüğünde arkasında yayılmaya ve büyümeye devam eden radikal bir sol örgüt mirası bırakmıştır.

Harita 2: Maoist İsyanı 2020 Çatışma Haritası

Kaynak: South Asia Terrorism Portal, 2020

 Naksalit Kızıl Koridor

Silahlı mücadele ülkenin diğer bölgelerine pıtrak gibi sıçradıkça Naksalit gruplar kendi yerel bağlamlarına göre çeşitli strateji ve taktikler benimmiştir. Gerilla savaşı, devletin otoritesini zayıflatmak ve mevcut sosyal düzeni bozmak için vurkaç saldırıları ve pusular Naksalit gruplar tarafından kullanılan yaygın birer taktik hâline gelmiştir. İsyancılar, alternatif yönetim yapılarının ve sosyoekonomik sistemlerin geliştirilebileceği, kendi kontrolleri altında olan kurtarılmış bölgeler kurmaya çalışmıştır. Zaman zaman eyaletlerde, yetersiz eğitimli yerel milislerden destek alan polisin yoğun çabalarına rağmen, kendilerine Maocu ya da Naksalit diyen isyancılar, on yılın sonuna gelindiğinde ülkede vilayetlerin dörtte birinde zemin kazanmıştır; üstelik kanlı mücadele hâlini alan çatışmaların uzlaşmayla sona ermesi beklentileri düşüktür. Silahlı eylemler, yoğun çatışmalar ve can kayıpları ile karakterize edilen uzun süreli ve şiddetli bir mücadele hâline gelmiştir.

İşte Kızıl Koridor, Hindistan’ın orta ve doğu kesimleri boyunca uzanan ve Naksalit hareketinin güçlü bir varlığa sahip olduğu birden fazla eyaleti kapsayan geniş bir coğrafi alanı ifade etmektedir. “Kızıl Koridor” terimi, Naksalit isyancılarının bu bölgelerde sahip olduğu otorite ve kontrolü vurgulamaktadır. Jharkhand, Chhattisgarh, Odisha, Bihar gibi eyaletlerin yanı sıra Andhra Pradesh ve Telengana’nın bazı bölgelerini kapsayan Kızıl Koridor, Hindistan’da hem güvenlik hem de kalkınma çabaları açısından sürekli bir sorun teşkil etmektedir. Kuzeyde Nepal sınırındaki Bihar eyaletinden güneyde Jharkhand’a, batıda Chhattisgarh, Madhya Pradesh ve Maharashtra’ya, doğuda Odisha’ya ve güneyde Andhra Pradesh ve Tamil Nadu’ya kadar uzanan uzun bir orman ve ova koridorunun kontrolünü ele geçirerek nüfuzlarını Hindistan’ın en az on eyaletinde, yaklaşık 160 bölgeye genişleterek 400.000 km²’lik bir alana yaymışlardır.[7] Bu azımsanacak bir başarı değildir ve Maoistlerin bu bölgelerde bir taban oluşturmalarına yardımcı olan, mülksüzleştirilenlerin kurtarıcısı imajıdır.[8]

Kızıl Koridor, mevcut sosyal ve siyasi düzeni yıkıp komünist bir devlet kurmayı amaçlayarak Hindistan iç güvenliği için sürekli bir sorun teşkil etmektedir. Bu koridorun kökenleri, Naksalit hareketinin dışlanmışlığa, sosyal adaletsizliklere ve eşitsizliklere tepki olarak ortaya çıktığı 1960’ların sonlarına kadar uzanmaktadır. Yıllar geçtikçe toprak hakları, marjinalleştirilmiş toplulukların sömürülmesi ve ana akım toplumdan yabancılaşma duygusuyla ilgili şikâyetleri istismar eden şiddet dalgası büyümüş ve pek çok eyalette ivme kazanmıştır. Naksalitler tarafından telefon santrallerine ve tren istasyonlarına birçok saldırının düzenlendiği, polis güçlerine ve devlet yetkililerine yönelik çok sayıda kaçırma ve öldürme olayının gerçekleştiği 1991 yılında şiddetin zirvesine ulaşılmıştır.[9]

Kaynak: Frontline

Hindistan’ın İç Güvenlik Sorunu: Naksalit Terörü ile Mücadele

Naksalit terörü, Hindistan’ın uzun vadeli kalkınma ve büyüme hedeflerini etkileyen çetrefilli bir sorundur. Naksalit gruplar asimetrik savaşa girerek devletin otoritesine meydan okumaya, yönetimi bozmaya ve kendi kontrolleri altında kurtarılmış bölgeler kurmaya çalışmaktadır. Naksalit terörizmin beslenmesine katkıda bulunan önemli bir faktör, toplumun marjinalleştirilmiş kesimleri arasında sosyoekonomik şikâyetlerin yaygınlığıdır. Hareket ağırlıklı olarak yoksulluk, az gelişmişlik ve yetersiz yönetişim ile karakterize edilen bölgelerde faaliyet göstermektedir. Bu koşullar hoşnutsuzluk için verimli bir zemin oluşturarak Naksalit ideolojisinin bireyler ve topluluklar arasında yankı bulmasını kolaylaştırmaktadır.

Naksalit terörizminin sonuçları geniş kapsamlıdır. İlk olarak özellikle etkilenen bölgelerde Hindistan’ın iç güvenliği için önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Naksalit terörü can kayıplarına, toplulukların yerlerinden edilmesine ve yerel halk arasında korku ve güvensizlik duygusuna yol açmıştır. Bununla birlikte eğitim, sağlık ve altyapı geliştirme gibi temel hizmetlerin kesintiye uğraması, bu bölgelerdeki sosyoekonomik ilerlemeyi engellemektedir. Devletin Naksalit terörizmine tepkisi güvenlik operasyonları, kalkınma girişimleri ve siyasi diyaloğu içeren çok yönlü mücadele olmuştur. Ancak bu yaklaşımların etkinliği farklılık göstermiştir ve durum karmaşıklığını korumaktadır. Sık ormanların ve  arazinin yarattığı coğrafi zorluklar Naksalit grupların kökünün tamamen kazınmasını zorlaştırmaktadır. Ayrıca hareketin temelinde yatan sosyoekonomik sıkıntıların ele alınması uzun vadeli çabalar gerektirmekte, bu da sorunun çözümünü uzun süreli bir süreç hâline getirmektedir.

Şurası bir gerçektir ki Naksalit terörizminin Hindistan’daki birçok eyalete coğrafi olarak yayılması, hareketin bölgesel farklılıklara uyum sağlama ve bu farklılıklardan yararlanma becerisinin bir göstergesidir. Naksalit gruplar sık ormanlar, tepelik bölgeler ve ücra köylere kadar uzanan çeşitli arazilerde faaliyet göstermektedir. Bu bölgelerde saklanma yerleri oluşturma ve ikmal hatlarını sürdürme becerileri, güvenlik güçlerinin onları tamamen ortadan kaldırmasını zorlaştırmaktadır.

Naksalit terör, Hindistan’daki sosyo-politik dinamiklerin daha geniş bir bağlamı içinde faaliyet göstermektedir. Hareket genellikle kast temelli ayrımcılık, kabile ve toprak anlaşmazlıkları, kaynaklara ve fırsatlara yetersiz erişim gibi mevcut fay hatlarını ve şikâyetleri istismar etmektedir. Naksalit gruplar önceden var olan bu gerilimlerden faydalanarak destek toplamakta ve mevcut sosyal ve ekonomik yapılar tarafından marjinalize edildiğini düşünen hayal kırıklığına uğramış bireyleri saflarına katmaktadır. Altta yatan bu dinamikleri anlamak, Naksalit terörizminin temel nedenlerini analiz etmek adına oldukça önemlidir.

Maoist doktrinden ilham alan Naksalizm’in ideolojik temelleri, dayanıklılığına ve toplumun belirli kesimlerine hitap etmesine katkıda bulunmaktadır. Maoist ideolojinin sınıf mücadelesi, antiemperyalizm ve devrimci değişime odaklanması, algılanan eşitsizlikler ve adaletsizlikler nedeniyle hayal kırıklığına uğramış kişilerde yankı bulmaktadır. Naksalit gruplar daha eşitlikçi ve adil bir toplum vaat eden söylemler kullanarak kendilerini marjinalleşmiş veya ekonomik kalkınmanın faydalarından dışlanmış hisseden bireyleri kendilerine çekmektedir.

Diğer taraftan etkilenen bölgelerin coğrafi özellikleri de Naksalit terörizmin sürdürülmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu bölgelerin birçoğunun uzak, yoğun ormanlık ve erişilmesi zor olması isyancılara doğal avantajlar sağlamaktadır. Engebeli arazi ve yoğun bitki örtüsü Naksalit gruplara saklanma yerleri ve sığınaklar sunarak güvenlik güçlerinin onları takip etmesini ve etkisiz hâle getirmesini zorlaştırmaktadır. Coğrafya aynı zamanda silah, fon ve yeni katılımcılar için stratejik tedarik zincirlerinin kurulmasını kolaylaştırarak hareketin faaliyetlerini sürdürmesini garanti altına almaktadır. Bu coğrafi zorlukların üstesinden gelmek, istihbarat toplama, gözetleme ve güvenlik güçlerinin stratejik konuşlandırılmasına yönelik yenilikçi yaklaşımlar gerektirmektedir.

Naksalit gruplar genellikle devletin varlığının ve yönetişiminin zayıf olduğu bölgelerde gelişmektedir. Bu bölgelerde etkili kolluk kuvvetlerinin yokluğu, adalete sınırlı erişim ve yolsuzluk, isyancı hareketlerin büyümesine elverişli bir ortam yaratmaktadır. Naksalit terör bu kurumsal boşluktan yararlanarak kendi paralel yönetişim ve adalet sistemlerini kurmakta, bu da devletin otoritesini daha da zayıflatmaktadır. İklim değişikliği ve çevresel bozulmanın Naksalit terörizm üzerindeki etkisi dikkat edilmesi gereken yeni bir konudur. Doğal kaynakların sömürülmesi, ormansızlaşma ve çevresel faktörler nedeniyle toplulukların yerlerinden edilmesi, Naksalit ideolojiyi besleyen temel problemlerdir. Ekolojik kaygılar ve terörizm arasındaki karmaşık ilişkinin farkına varılması, daha geniş kapsamlı isyanla mücadele çabalarının bir parçası olarak çevresel bozulmayı ele alan ve sürdürülebilir kalkınmayı teşvik eden bütüncül yaklaşımları besleyebilir.

Öte yandan Naksalit terörizmin uluslararası boyutları göz ardı edilmemelidir. Naksalit gruplar tarihsel olarak uluslararası sol hareketlerden ve ideolojilerden destek ve ilham almışlardır. Diğer militan gruplarla sınır ötesi bağlantılar, iş birlikleri, taktik ve stratejilerin paylaşımı ve ideolojik etkilerin akışı Naksalit hareketin esnekliğine ve uyarlanabilirliğine katkıda bulunmuştur. Bu ulus ötesi bağlantıları analiz etmek, Naksalit terörizmin değişen doğasını anlamak ve etkili karşı önlemler formüle etmek için çok önemlidir. Dış aktörlerin Naksalit terörizmi üzerindeki etkisi göz ardı edilemez. Uluslararası örgütler, yabancı hükûmetler ve devlet dışı aktörler Naksalit gruplara ideolojik, mali ya da silah temini yoluyla destek sağlayabilir. Bu dış bağlantıları analiz etmek ve bozmak, Naksalit terörizmin ulus ötesi boyutlarıyla etkili bir şekilde mücadele etmek ve hareketi sürdüren kaynakların girişini önlemek için hayati önem taşımaktadır.

Naksalit Ayaklanması’nın Hindistan üzerindeki etkileri incelenirken dikkate alınması gereken önemli bir faktör de Çin ile ilişkileridir. Bu durum, Hindistan’ın iç güvenlik ve stratejik çıkarları için ciddi bir tehdit oluştururken aynı zamanda iki ülke arasındaki ilişkileri de bozma kapasitesine sahiptir. Çin’in Naksalit Ayaklanması ile olan ilişkisi, Hindistan’ın güvenlik ve istikrarını doğrudan ilgilendirmekte ve stratejik bir sorun olarak ele alınmasını gerektirmektedir. Hindistan, Çin ile ilişkilerini güçlendirmek ve bu özel durumu pasifize etmek için karşılıklı bağımlılığa dayanan stratejiler geliştirmelidir. İstihbarat paylaşımı ve sınır güvenliği gibi alanlarda iş birliğini artırmak Naksalit terörünün sınır ötesindeki bağlantılarına ve Çin’in bu soruna olan katkılarına karşı daha etkili bir mücadele yöntemi olabilir.

Sonuç olarak Naksalizm sorunu, Hindistan’ın karşı karşıya olduğu uzun soluklu bir terör, güvenlik ve kalkınma meselesidir ve çözümü uzun zaman alabilir. Naksalit terörü Hindistan için ciddi bir iç güvenlik sorunudur ve Maoist ideolojiden etkilenen köklü sosyoekonomik problemlerin bir tezahürüdür. Nihayetinde Hindistan Devleti, Naksalit terörle mücadeleyi kararlılıkla sürdürürken kalkınma ve refah yatırımlarına hız kesmeden devam ederek örgütü doğuran sebeplerin kökünü kazımaya çalışmaktadır.

Abdulkadir Aksöz, İstanbul Medeniyet Üniversitesi doktora adayıdır.

[1] Türkiye’de bu konu hakkında yazılmış ilk tez çalışması için bknz; Abdulkadir Aksöz, Hindistan’da Maoist Terör: Naksalizm / Maoist Terrorism in India: Naxalism, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı, 2023.

[2] Sumanta Banerjee, “Reflection of a One-time Maoist Activist,” in Windows Into a Revolution: Ethnographies of Maoism in India and Nepal, ed. Alpa Shah and Judith Pettigrew (Routledge Taylor & Francis e-Library, 2018).

[3] Bhaskar Chakrabarty and R. K. Kujur, Maoism in India: Reincarnation of Ultra-Left Wing Extremism in the Twenty-First Century (Routledge Taylor & Francis e-Library, 2010).

[4] Thongkholal Haokip, India’s Look East Policy and the Northeast (New Delhi: SAGE Publications, 2015), 98.

[5] John Lovell, Maoism: A Global History (London: The Bodley Head, 2019), 373–74.

[6] Ved Marwah, India in Turmoil (New Delhi: Rupa Publications Private Limited, 2009), 98.

[7] Barbara D. Metcalf and Thomas R. Metcalf, Modern Hindistan’ın Kısa Tarihi, trans. Zeynep Hale Akman (İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, 2018), 267.

[8] Elizabeth Scanlon, “Fifty-One Years of Naxalite-Maoist Insurgency in India: Examining the Factors that Have Influenced the Longevity of the Conflict,” Asian Journal of Peacebuilding 6, no. 2 (2018): 347, https://doi.org/10.18588/201811.00a038.

[9] Prakash Singh, The Naxalite Movement in India (New Delhi: Rupa Publications India Pvt. Ltd, 2010), 141.

AbdulkadirAksoz
AbdulkadirAksoz
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden 2017 yılında mezun olan Abdulkadir Aksöz, 2018 yılında Hindistan’a giderek Amity Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler alanında yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Akademik çalışmalarını Güney Asya’da güvenlik, Hindistan dış politikası ve Türkiye-Hindistan ilişkileri üzerine yoğunlaştıran Aksöz, İngilizce, Hintçe ve Urduca bilmektedir. Hâlihazırda İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir.
İLGİLİ MAKALELER

Çok Okunan