back to top
22 Nisan, 2026, Çarşamba

Mısır’da Bedeviler

YayınlarAnalizMısır’da Bedeviler

Mısır’da Bedeviler

Tarihsel Gelişim, Sosyoekonomik Durum ve Siyasi Temsil

Giriş

Mısır’daki Bedeviler, ülkenin coğrafi ve kültürel mozaiğinde kendine özgü bir yere sahip olan, tarih boyunca çöl bölgelerinde yaşamış göçebe Arap topluluklarıdır. Nüfusları yaklaşık 1 milyon olup bu rakam Mısır’ın çöl ve yarı-çöl bölgelerine yayılmış çeşitli kabileleri kapsar[1]. Bedeviler, geleneksel olarak hayvancılık ve göçebe yaşam tarzıyla özdeşleşmiş olsalar da 20. yüzyıldan itibaren sosyoekonomik koşullar ve devlet politikaları nedeniyle önemli dönüşümler geçirmişlerdir. Bu yazıda Mısır Bedevilerinin tarihsel arka planı, sosyal yapıları, ekonomik yaşamları ve siyasi konumları ele alınacak;, özellikle 20. yüzyıldan günümüze uzanan süreçte yaşadıkları dönüşüm incelenecektir.

Tarihsel Arka Plan

Antik dönem Mısır tarihinde, çöl bölgelerinde göçebe kabilelerin varlığına dair kayıtlar bulunsa da modern anlamda Bedevi kabilelerinin Mısır topraklarına gelişi büyük ölçüde İslâm’ın yayılmasından sonraki dönemle ilgilidir. İlk Arap Bedevi kabileleri, 7. yüzyılda Hicaz bölgesinden Mısır’ın Sina Yarımadası’na göç etmeye başlamıştır. Özellikle Emevi ve Abbasi dönemlerinde Arabistan ve Suriye çöllerinden gelen göçebe gruplar Mısır’ın doğu ve batı çöllerine yerleşmiştir. 11. yüzyılda Fatımi Halifeliğinin politikaları sonucu Banu Hilal ve Banu Süleym gibi büyük Arap kabilelerinin Kuzey Afrika’ya kitlesel göçü gerçekleşmiştir. Bu süreçte kabilelerin kolları Mısır’ın batı topraklarından geçerek Mağrip’e yayılmıştır. Orta Çağ boyunca Mısır çölleri, Memlük ve Osmanlı idarelerinde de görece özerk kalan Bedevi aşiretlerin yurdu olmuştur.

Fotoğraf 1:Sina Bedevilerinin Günlük Yaşamından Bir Görüntü

Kaynak: Egypt Streets

20. yüzyıla girerken Mısır’daki Bedevilerin yaşamında önemli değişimler meydana gelmeye başlamıştır. 1906 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile İngiltere arasında çizilen Sina Yarımadası sınırı, Bedevi aşiretlerini ilk kez modern bir sınırla ikiye bölmüştür. Bu sınır, 1948’de İsrail’in kurulmasıyla uluslararası bir hudut hâline gelmiş ve Sina’daki akrabaları Filistin/Negev’de kalan Mısırlı Bedeviler, devlet nezdinde potansiyel “şüpheli” unsurlar olarak görülmeye başlanmıştır. Nitekim 1967-1982 yılları arasında İsrail’in Sina’yı işgali sırasında bazı Bedevilerin topraklarını terk etmemeleri veya işgal yönetimiyle temasları, Kahire hükümetinde onların sadakatine dair kuşkuları artırmıştır. 20. yüzyılın ilk yarısında genel olarak merkezi otoritenin çöl bölgelerine ilgisi sınırlı kalmıştır. Örneğin 1910’da Sina’da görev yapan bir İngiliz ajanı, bölgede neredeyse hiç devlet varlığı olmadığını, yalnızca küçük bir garnizonun bulunduğunu rapor ediyordu. Bu durum, Bedevilerin uzun süre iç işlerinde özerk kalmasına olanak tanıdı.

1952’deki Hür Subaylar darbesiyle kurulan cumhuriyet rejimi, ulus inşası projesi kapsamında çöl nüfusunu da dönüştürmeye yönelik politikalar geliştirmeye başladı. 1950’lerde Cemal Abdünnasır yönetimi, göçebe yaşam tarzını yerleşik hâle getirmek ve Bedevileri merkezi sisteme entegre etmek amacıyla girişimlerde bulundu. Batı Çölü’nde yaşayan ve Libya sınırı boyunca yayılan Awlad ‘Ali gibi kabilelerin iskâna zorlanması, geleneksel vergi muafiyetlerinin kaldırılması ve zorunlu askerlik uygulamasının bu topluluklara da genişletilmesi bu döneme denk gelmiştir.

Devlet, Bedevileri yerleşik hayata teşvik etmek üzere sübvansiyonlu gıda ve yem dağıtımı, yeni köyler kurulması ve tarıma elverişli arazilerin dağıtımı gibi kalkınmacı adımlar attı. Bu politikalar kısmen başarılı olmuş, pek çok göçebe aile kalıcı konutlara taşınmıştır. Ancak Bedeviler, geleneksel yaşam biçimlerini terk etseler bile kimliklerini ve değerlerini korumaya devam ettiler. Örneğin, Awlad ‘Ali kabilesinin üyeleri 1970’lere gelindiğinde çoğunlukla evlerde yaşayıp Toyota kamyonetler kullansa da hâlâ çöl hayatının “eski güzel günleri”ni nostaljiyle anmaktadır. Atalarının göç rotalarını, bitki ve hayvan bilgisini genç nesillere aktarmaktaydılar.

Demografi ve Yerleşim Dağılımı

Mısır Bedevileri coğrafi olarak ülkenin üç ana bölgesine yayılmıştır: Sina Yarımadası, Batı Çölü ve Doğu (Arabistan) Çölü. En yoğun Bedevi nüfus Sina’da bulunur. Sina Yarımadası hem tarihsel hem stratejik konumu nedeniyle birçok farklı Bedevi aşiretine ev sahipliği yapar. Sina’nın kuzey ve orta kesimlerinde Tarabin, Tiyaha, Sawarka gibi kabileler; güneyinde ise geleneksel olarak Tuwara adıyla anılan kabile konfederasyonuna dahil Müzeina, Alegat, Gararşa, Savalha gibi gruplar yaşamaktadır. Ayrıca güneyde Cebeliye (Dağlılar) gibi özgün kökenli topluluklar da mevcuttur. Sina yarımadasında Osmanlı dönemi kayıtlarına göre yedi büyük kabile ittifakı bulunurken, günümüzde toplam kabile sayısının 30’u aştığı belirtilmektedir. Sina Bedevileri, nüfusun önemli kısmını teşkil ederek yarımadanın özellikle kırsal ve çöl kesimlerinde yoğunlaşmıştır.

Fotoğraf 2:Sina Yarımadası’ndaki Bedevi Yerleşimlerinin Haritası

Kaynak: Live The Bedoun Life

Batı Çölü Bedevileri, Libya sınırından Mısır içlerine uzanan bölgede yaşamaktadır. Bunlar arasında en kalabalık grubu, Marmara Matruh ve Sallum bölgesine yayılmış olan Awlad ‘Ali kabile konfederasyonu oluşturur. Yaklaşık 750.000 nüfusa sahip olduğu tahmin edilen Awlad ‘Ali, 16. yüzyıl civarında Libya topraklarından Mısır’a geçmiş bir topluluktur. Bugün Awlad ‘Ali aşiretleri Libya sınırından başlayarak İskenderiye’nin batısına dek uzanan yaklaşık 500 km’lik sahil şeridi ve çöl hinterlandına yayılmış hâldedir. Batı Çölü’nde ayrıca Cinci ve Merarha gibi daha küçük Bedevi grupları da bulunmaktadır. Bu bölgedeki Bedeviler tarihsel olarak hem Mısır hem Libya ile etkileşim içinde olmuş, akrabalık bağları iki taraflı aşiret konfederasyonlarına uzanmıştır.

Doğu (Arabistan) Çölü Bedevileri ise Kızıldeniz ile Nil Nehri arasındaki dağlık ve çöl alanda yaşarlar. Ma’aza kabilesi kuzeyde, Ababda ve Bişarin gibi kabileler ise daha güneyde Nubiye’ye komşu bölgelerde bulunur. Ababda ve Bişarin kabileleri etnik olarak kısmen Beca kökenli olsa da tarihen Araplaşmış ve bölgedeki Bedevi toplulukla bütünleşmişlerdir. Bu gruplar geleneksel olarak deve ve keçi yetiştiriciliği, çöl kervancılığı ve yer yer altın madenciliğiyle meşgul olmuşlardır. Doğu Çölü Bedevilerinin nüfusu, Sina veya Batı Çölü’ne kıyasla daha az ve dağınık olup başlıca yerleşimleri Kızıldeniz kıyısındaki kentlerin (örneğin Hurghada) iç kesimleri ile Asvan çevresindeki çöl bölgeleridir. Ayrıca Mısır’ın ana yerleşim merkezi olan Nil Vadisi’nin hemen kenarlarında da küçük Bedevi topluluklar mevcuttur; örneğin Şarkiye ilinin doğu kısımlarında ve Kahire’nin banliyölerinde bazı aileler Bedevi kökenlerini sürdürmektedir.

Sosyal ve Kültürel Yapı

Mısır Bedevilerinin sosyal örgütlenmesi kabile ve aşiret birimleri etrafında şekillenmiştir. Kabile (aşiret), ortak ata inancıyla birbirine bağlı aile gruplarının oluşturduğu temel kimlik birimidir. Bedevi kabilesi içindeki hiyerarşi genellikle yaş, cinsiyet ve soy kıdemine dayanmaktadır. Geleneksel olarak en yaşlı erkeklerin liderliği altında, büyük aileler (hâne veya çadır birimleri) hâlinde örgütlenirler. Kabile üyeleri arasındaki dayanışma son derece güçlüdür ve Arap ata sözünde söylendiği gibi “Ben kardeşime karşı; ben ve kardeşim kuzenime karşı, biz hep birlikte yabancıya karşı” anlayışı yaygındır. Bu söz, Bedevilerde akrabalık derecelerine göre kademeli bir sadakat ve yardımlaşma sisteminin varlığına işaret eder. Geçmişte Bedevi kabileleri merkezi bir devlet otoritesine değil, kabile şeflerinin liderliğine tabiydi; kabileler, ortak soy bilinciyle birbirine kenetlenen, iç işlerinde bağımsız topluluklar şeklinde var olmuştur. Her kabilenin başında geleneksel olarak şeyh unvanlı bir lider bulunur. Şeyh, kabilenin çıkarlarını gözeten, uyuşmazlıkları çözen ve dış ilişkilerde temsil yetkisi olan kişidir.

Fotoğraf 3:Bedevi Aşiretlerinin İleri Gelenlerinden İki Yaşlı Erkek

Kaynak: CNN

Bedevilerin örf ve âdet hukuku, sosyal yaşamın düzenlenmesinde merkezi rol oynar. Resmi hukuk sisteminden bağımsız gelişmiş bu geleneksel hukuk, özellikle Sina Bedevileri arasında bugün de canlıdır. Örneğin, bir suç veya anlaşmazlık durumunda ilgili kabilelerin şeyhleri ve ileri gelenleri toplanarak Bedevi mahkemeleri tarzında yargılama yapar; burada amaç cezalandırmaktan ziyade karşılıklı rızaya dayalı tazmin ve uzlaştırma sağlamaktır. “Göze göz, dişe diş” prensibi, Bedevi adalet anlayışının temelinde yer alır ve kan davası ya da fidye gibi uygulamalar bu bağlamda gelişmiştir. Devlet otoriteleri tarih boyunca Bedevilerin bu özerk hukuk sistemini kontrol altına almakta zorlanmış, modern dönemde bile birçok uyuşmazlık resmi mahkemelere intikal etmeden kabile büyüklerince çözülmüştür. Nitekim Batı Çölü’ndeki Awlad ‘Ali cemaati içinde ciddi suçlar dışında kalan pek çok mesele hâlâ gayri resmî yollarla halledilir; devlet mahkemelerince mahkûm edilen kabile mensupları dahi, kabile baskısıyla erken salıverilip kabile içi barışmayla konunun kapatılması yoluna gidilebilmektedir.

Kültürel açıdan, Bedeviler kendilerine özgü değerler ve pratikler geliştirmiştir. Misafirperverlik, cömertlik, cesaret ve namus kavramları Bedevi kültürünün omurgasını oluşturur. Geleneksel Bedevi yaşamı çadırlarda sürmüş, çadır (bayt) aynı zamanda aile birimini simgelemiştir. Sözlü edebiyat ve şiir, Bedevilerin kültürel belleğinde önemli yere sahiptir; nesiller boyunca aktarılan şiirler ve destanlar, kabile tarihlerini ve değerlerini yaşatır. Sina Bedevileri arasında hâlâ canlı olan şiirsel anlatım geleneği, topluluğun kolektif hafızasını koruyan bir araçtır. Özellikle Sina ve çevresinde kadınlar arasında işlemeli el sanatları (nakış) yaygındır; Bedevi kadınları geleneksel desenlerle bezeli elbiseler, çadır süsleri ve eşyalar üretir, bu da kültürel kimliğin bir parçasıdır.

Fotoğraf 4:Günlük Yaşamlarında Bedeviler

Kaynak: Live The Bedoun Life

Dinî olarak, Mısır Bedevileri büyük çoğunlukla Sünni İslam’a mensuptur. İbadet ve inanç konusunda çevrelerindeki Mısır toplumuyla ortak paydayı paylaşmakla birlikte, bazı bölgelerde yerel dinî pratikler ve aziz türbelerine hürmet gibi halk inancı unsurları da görülür. Özellikle Sina’da geçmişte Sufi tarikatların ve derviş geleneklerinin izleri vardı; örneğin Güney Sina’daki bazı kabileler, Cebel Musa (Sina Dağı) çevresindeki kutsal mekanlara saygı gösterir ve buradaki manastır ve yatırlarla iyi ilişkiler kurmuştur. Genelde Bedeviler dindar ancak muhafazakâr bir toplum olarak bilinmektedir. Alkol kullanımı gibi davranışlar hoş karşılanmaz, kadınların namusuna büyük önem atfedilir. Bununla birlikte, modernleşme ile birlikte genç nesiller arasında kentli yaşam tarzının etkileri artmakta, geleneksel kıyafetlerden ziyade modern giysiler kullanılmakta ve kabile dışı evlilikler de daha sık görülmektedir.

Dil bakımından, Bedeviler Arapça konuşur ancak kullandıkları Arapça, Mısır’ın yerleşik nüfusunun (fellahların) konuştuğu Arapçadan belirgin farklılıklar gösterir. Bedevî Arapçası, fonetik ve kelime hazinesi açısından Hicaz ve Levant Arapçasına daha yakındır. Zira ataları Arabistan’dan göç etmişlerdir. Bedevi ağızlarında kimi kelimeler farklı telaffuz edilir, bazı mahalli terimler ve deyimler kullanılır. Bu dil farklılığı, Mısırlı Bedevileri kültürel olarak daha geniş Arap yarımadasındaki göçebe kültüre bağlayan bir unsurdur.

Ekonomik Yaşam ve Değişim

Tarihsel olarak Mısır Bedevilerinin ekonomisi, hayvancılık, göçebe sürü gütme ve küçük çaplı tarım faaliyetlerine dayanıyordu. Koyun, keçi ve deve yetiştiriciliği, çöl koşullarına adapte olmuş başlıca uğraşlardı. Bedeviler geniş coğrafi alanlarda mevsimsel olarak yer değiştirerek hayvanlarına otlak arar; yağış alan dönemlerde çöl derinliklerine ilerler, kurak mevsimde ise su kaynaklarına yakın bölgelere çekilirlerdi. Bu göç rotaları boyunca Bedeviler, zaman zaman kervan ticaretine de dahil olup nakliyecilik ve rehberlik yaparak gelir elde ettiler. Özellikle Sina Yarımadası, tarih boyunca hac ve ticaret yollarının geçtiği bir güzergâh olduğundan, Bedevi rehberler kervanları güvenli patikalardan geçirme, koruma ve konaklama sağlama rollerini üstlendiler.

Göçebe ekonomiyi tamamlayan bir diğer unsur, sınırlı ölçüde yapılan yağmur sularına dayalı tarım idi. Özellikle Akdeniz’e kıyısı olan Kuzey Sina ve Batı Çölü sahil şeridinde, Bedevi aileler kış yağmurlarıyla yeşeren arazilere arpa, buğday eker; hasat zamanına dek bir kısım aile fertleri çöl içlerinde hayvan güderken diğerleri ekinlerin başında kalırdı. Bu yarı göçer düzen hem tarım hem hayvancılığı bir arada yürütmeye imkân veriyordu. Ayrıca Bedeviler tarihsel olarak çöl bitkilerinden yararlanmıştır. Deve dikeni, yarma, şahtere gibi bitkiler hem hayvan yemi hem de halk hekimliğinde ilaç olarak kullanılmıştır.

Fotoğraf 5:Çobanlık Yapan Bir Bedevi

Kaynak: The Guardian, (2024)

Fakat 20. yüzyılın ikinci yarısı itibarıyla Bedevilerin ekonomik yapısında köklü değişimler meydana geldi. Bir yandan merkezi devlet politikaları diğer yandan piyasa ekonomisinin genişlemesiyle göçebe yaşam tarzı hızla çözülmeye başladı. 1960’lardan itibaren hükümet, Bedevileri yerleşik hayata geçirmek için kalkınma projeleri uyguladı: Yeni kuyu ve sulama projeleriyle tarım arazileri açıldı, hayvan yemi destekleri ile sürülerin verimi artırılmaya çalışıldı, bazı bölgelere veterinerlik ve ziraat hizmetleri getirildi. Bu süreçte pek çok Bedevi ailesi kalıcı köylere ve kasabalara taşındı, çocuklarını yerel okullara göndermeye başladı. Göçebe hayatın azalmasıyla birlikte, çöl koşullarına uyumlu deve sürüleri önemli oranda küçüldü veya tamamen ortadan kalktı; onun yerini kısmen koyun ve keçi çiftlikleri aldı. Örneğin Awlad ‘Ali bölgesinde 20. yüzyıl ortalarında hâlâ yaygın olan deve sahipliği, günümüzde nadir hâle gelmiştir. Bedeviler artık deve yerine kamyonet ve ciplerle ulaşım sağlamaktadır.

Turizm sektörünün gelişimi, Bedevilerin ekonomik yönelimini etkileyen bir diğer önemli faktördür. Özellikle Sina Yarımadası ve Kızıldeniz kıyıları, 1980’lerden itibaren turistik yatırımların yoğunlaştığı bölgeler oldu. Şarm el-Şeyh, Dahab, Nuweiba gibi merkezlerde lüks oteller, tatil köyleri kurulurken Bedevi topluluklar bu gelişmeden büyük ölçüde dışlandı. Turizm inşaatlarında genellikle Nil Vadisi’nden getirilen ucuz işgücü çalıştırıldı. Yerel Bedevilere düşük ücretli inşaat işlerinde bile nadiren yer verildi. Turizm faaliyetleri başlayınca da Bedeviler ancak taksi şoförlüğü, yerel rehberlik, kamp alanı işletmeciliği gibi alt düzey işlerde kendilerine yer bulabildi.

Sina’nın gözde turizm merkezlerinin çevresindeki kıymetli araziler, merkezi hükümet tarafından devlet mülkiyeti kabul edilerek büyük yatırımcılara satıldı. Bedevilerin geleneksel toprak kullanımı hiçe sayıldı. Örneğin Güney Sina’da kıyı bölgelerinde yaşayan bazı kabilelerin üyeleri, 1980’lerden önce bu sahil şeritlerinde yarı göçer olarak yaşayıp hayvan otlatırken 1990’larda bu araziler üzerindeki mülkiyet iddialarını kanıtlayamadıkları gerekçesiyle topraklarını kaybettiler. 1999 yazında Sina’da Nuweiba yakınlarında Bedevilerin işlettiği mütevazı kamping ve turistik tesisler, Turizm Geliştirme Ajansı’nın planları doğrultusunda askeri buldozerlerle yıkıldı; yetkililer “1982 öncesinde sahilde yaşamadıkları” iddiasıyla Bedevilerin arazi hakkı olmadığını öne sürdüler. Bu gelişmeler, Bedevileri ekonomik marjinalizasyona itmiş, bir kısmını iş aramak için şehirlere göçe zorlamıştır.

Benzer bir durum Batı Çölü için de geçerlidir. Akdeniz kıyısındaki Marsa Matruh ve çevresi 1970’lerden sonra petrol ve doğal gaz aramaları ile turizmin yayılmasına sahne olmuştur. Ancak Awlad ‘Ali gibi yerel Bedevi topluluklar, bölgedeki petrol istihdamından ve turizm gelirlerinden dışlanmıştır. Nitelikli işlerin çoğu Kahire ve Nil Deltası’ndan gelen eğitimli personele verilmiş, Bedeviler çoğunlukla çobanlık ve ufak çaplı ticaret dışında bir fırsat bulamamıştır. Bir Awlad ‘Ali temsilcisinin ifadesiyle, Matruh bölgesinde büyük tesisler kurulurken “işlerin çoğu Kahire ve Delta’dan gelen Mısırlılara gitti”, Bedeviler ise kendi memleketlerinde seyirci kaldı. Aynı şekilde, Doğu Çölü’nde de maden ocakları ve Kızıldeniz sahillerindeki turizm girişimleri yerlileri değil dışarıdan gelen işgücünü tercih etmiştir.

Bu ekonomik dışlanmışlık sonucunda, Bedeviler arasında geçim stratejileri değişkenlik göstermeye başlamıştır. Bir kısım Bedevi, geçinemediği için göçebe yaşamı terk edip kentlere göçmüş, buralarda vasıfsız işçi, bekçi, pazarcı gibi işlerde çalışmaya yönelmiştir. Kendi bölgelerinde kalanlar ise ya devlet yardımlarına bel bağlamış ya da alternatif gelir yolları arayışına girmiştir. Bu alternatif yollardan biri maalesef ki kaçakçılık olmuştur. Özellikle Sina Yarımadası’nda 2000’li yıllarda Filistin ile Mısır arasındaki sınır ticaretinin kısıtlanması, Bedevileri geleneksel ticaret becerilerini yasa dışı alanlara kaydırmaya itmiştir.

Siyasi Durum ve Temsil

Mısır Bedevileri, modern Mısır devletinin kurulmasından bu yana siyasi temsiliyet ve yurttaşlık hakları bakımından en sorunlu gruplardan biri olagelmiştir. Uzun yıllar boyunca Bedeviler, devlet mekanizmalarında söz sahibi olamamış, dışlanmış veya şüpheyle yaklaşılan bir topluluk olarak kalmıştır. Merkezi hükümetlerin Bedevilere yönelik yaklaşımı çoğu zaman güvenlik odaklı olmuş; bu da siyasi ve toplumsal dışlanmayı derinleştirmiştir.

Her şeyden önce, Bedeviler Mısır toplumunun geri kalanından farklı etnik-kültürel kimlikleri nedeniyle öteden beri “öteki” muamelesi görmüşlerdir. Örneğin şehirli/yerleşik bazı Mısırlılar, Bedevileri “medeniyet dışı göçebeler” olarak küçümserken devletin güvenlik birimleri ise onları bazen “yabancı işbirlikçi” veya “potansiyel suçlu” olarak damgalamıştır. Bu, edebiyattan medya söylemine kadar geniş bir yelpazede yankı bulmuştur. Hatta ünlü Mısırlı yazar Tevfik el-Hakim, “Mısır’daki ahlaki bozulmalar yerlilere özgü değildir, Bedeviler gibi yabancı unsurlar tarafından getirilmiştir.” diyerek önyargılı bir tutum sergilemiştir. Dolayısıyla Bedeviler, ulus-devlet ideolojisinde tam anlamıyla “Mısırlı” kategorisine dahil edilmemiş, adeta sınırları içinde yaşadıkları halde sınırın dışında kabul edilmişlerdir. Nitekim bugün dahi Mısır’da yapılan nüfus sayımlarında “Bedevi” şeklinde bir etnik kategori yoktur. Bedeviler kağıt üstünde diğer vatandaşlar gibi görünse de fiiliyatta farklı muamele görebilmektedir.

Fotoğraf 6:Bedevi Yerleşim Yeri ile Şehir Merkezi Arasındaki Görüntü

Kaynak: The Guardian

Siyasi temsil konusunda Bedeviler özellikle geride kalmıştır. Sina Yarımadası, 1982’de İsrail işgalinden geri alındıktan sonra bile Mısır yönetimi tarafından stratejik ve hassas bir bölge olarak görülmüştür. Yerel halka siyaset ve idarede söz hakkı vermekten kaçınılmıştır. Hatta 2007 yılına kadar Sina’da ikamet eden Bedevilerin oy kullanma ve seçilme hakları fiilen kısıtlıydı.[2] Bu döneme dek yapılan seçimlerde Sina’yı parlamento veya yerel meclislerde temsil eden üyelerin büyük çoğunluğu bölgeyle organik bağı olmayan, Kahire tarafından atanan veya iktidar partisine bağlı isimlerdi. Bu durum 2000’lerin sonuna doğru kısmen değişse de pratikte Bedevilerin ulusal düzeyde temsil gücü son derece düşük kaldı. Örneğin, 2012’deki ilk serbest seçimlerde dahi Sina’dan seçilen vekiller arasında yerli Bedevi kökenli isimler azınlıktaydı.

Ordu ve bürokrasi içinde de Bedevilerin yeri oldukça sınırlıdır. Uzun yıllar Bedeviler askerlik hizmetinden muaf tutulmuş veya fiilen alınmamıştır.  Resmen vatandaş olmalarına rağmen “sadakatlerinden emin olunamadığı” gerekçesiyle orduya alınmayan veya alınsalar bile silahsız, geri hizmet pozisyonlarında tutulan birçok Bedevi genci olduğu bizzat topluluk üyeleri tarafından dile getirilmiştir. Hem Sina’da hem Batı Çölü’nde gençler arasında orduya katılmama eğilimi de gözlenmektedir. Zira zorunlu askerliğe çağrılan Bedevilerden bazıları, kabile içindeki dayanışmayı kullanarak kayıtlardan kaçmakta veya Libya gibi komşu ülkelere geçici olarak gidip yoklama kaçağı durumuna düşmeyi tercih etmektedir.

Fotoğraf 7:Bir Bedevi Grubu Fotoğrafı

Kaynak: Ethnipedia

Vatandaşlık hakları konusunda en çarpıcı sorun, bazı Bedevi grupların kimlik belgeleri ve vatandaşlık statüsü alamamasıdır. Özellikle Sina Yarımadası’nda 1967-1982 arası işgal sırasında nüfus hareketleri olmuş, bazı Bedevi aileleri ya işgal yönetiminden ya da Gazze’den kimlik almıştır. 1982’den sonra Mısır yönetimi geri döndüğünde, bu kişilerin bir kısmı Mısır vatandaşlık belgelerini düzenlemekte isteksiz davranmış veya bürokratik engeller çıkarmıştır. Örneğin Sina’nın kuzeyinde yaşayan el-Azazme gibi kabilelere mensup yüzlerce kişi, vatansız konumda bırakılarak senelerce eğitim, sağlık, mülk edinme gibi temel hizmetlerden mahrum kalmıştır.

Siyasi temsil eksikliği, toprak haklarının tanınmaması ve ekonomik dışlanma, Bedevilerde ciddi bir mağduriyet duygusu yaratmıştır. Literatürde de vurgulandığı üzere, Sina’daki mevcut çatışma dinamiklerinin temelinde bu birikmiş ayrımcılık ve ihmalin payı büyüktür. [3] On yıllar boyunca altyapı, eğitim, sağlık gibi alanlarda Mısır devleti Sina’ya çok az yatırım yapmıştır. Neticede Kuzey Sina ili, ülkedeki en yüksek yoksulluk oranlarından birine sahip hâle gelmiştir.

Güncel Sorunlar ve Eğilimler

21. yüzyılın başları, Mısır Bedevileri için hem fırsatların hem de sorunların arttığı çalkantılı bir dönem olmuştur. 2011’de patlak veren Arap Baharı ve Mısır Devrimi, Bedeviler tarafından başlangıçta temkinli bir iyimserlikle karşılandı. Hem Sina’da hem Batı Çölü’nde birçok Bedevi, Mübarek rejiminin devrilmesinin kendilerine yönelik ayrımcı politikaların son bulması için bir şans olabileceğini düşündü. Nitekim devrim sonrasında yeni yönetimler, Sina’nın kalkınmasına dair bazı vaatlerde bulundular ve yerel halka vatandaşlık haklarının tam verileceğini açıkladılar. Örneğin, 2012 sonrası dönemde hükümet, Sina’yı geliştirme ulusal projesi kapsamında altyapı yatırımları planladı; bölgeye Nil’den su götürme, yeni konutlar yapma, tünel ve köprülerle Sina’yı ülkenin ana topraklarına bağlama gibi projeler duyuruldu. Ancak bu girişimler genelde kâğıt üzerinde kaldı veya yerel halkın görüşü alınmadan yürütüldü.

Sina’ya yönelik kalkınma planlarının en dikkat çekici tarafı, yarımadanın nüfus yapısını değiştirmeye odaklanmalarıydı. Devlet, 1995-2017 döneminde Sina nüfusunu birkaç yüz binden 3 milyona çıkarma hedefiyle Nil Vadisi’nden büyük bir göç dalgası teşvik etti. “Delta’dan 3 milyon kişiyi Sina’ya getireceğiz” söylemi, yöre Bedevileri tarafından “Sina’nın nüfussuz bir boş arazi olduğu” imasının bir kanıtı olarak algılandı ve tepkiyle karşılandı. Nitekim gelen göçmenlere sunulan teşvikler (bedava toprak, düşük faizli kredi gibi) sonucunda Sina’ya yerleşen Nil kökenli çiftçiler ve girişimciler, istihdamda da yine kendi tanıdıklarını çalıştırarak yerel halkı dışladılar.

2011 Devrimi’nin ardından Sina’da güvenlik boşluğunun ortaya çıkması, bölgede uzun süredir biriken hoşnutsuzluğu açık isyana dönüştüren bir katalizör oldu. Sina’nın kuzeyinde yıllardır faaliyet gösteren radikal gruplar, devrim sonrasında güç kazandı ve yer yer bazı Bedevi aşiret üyeleriyle çıkar evliliği yaptı.[4] 2004-2006 yıllarında Güney Sina’daki Taba, Şarm el-Şeyh gibi turistik merkezlerde gerçekleşen bombalı saldırılar sonrasında Mübarek yönetiminin bölgeye yönelik sert güvenlik tedbirleri (toplu tutuklamalar, işkenceler, ev yıkımları) zaten Bedevilerde devlete karşı kızgınlık yaratmıştı. Devrimle birlikte merkezi otoritenin zayıflaması bu kızgınlığın bazı gruplarca silahlı eyleme dönmesine yol açtı. 2011 sonrası Sina’da ortaya çıkan Ensar Beyt el-Makdis gibi cihatçı örgütler, yerel Bedevilerden bazılarını saflarına çekerek güvenlik güçlerine karşı saldırılar düzenlemeye başladı. Bu çatışmalar 2014’te söz konusu örgütün DEAŞ’a biat edip Vilayet Sina adını almasıyla daha da şiddetlendi.

Mısır devleti ise Sina’daki soruna büyük ölçüde askeri yöntemlerle karşılık verdi. 2013’te askeri darbeyle iktidara gelen Abdülfettah el-Sisi, “teröre karşı savaş” sloganıyla kapsamlı operasyonlar başlattı. Kuzey Sina’da militanların yuvalandığı düşünülen köylere hava bombardımanları yapıldı, ayrıca Gazze sınırında 79 km’lik bir tampon bölge oluşturmak için geniş çaplı yıkımlar gerçekleştirildi. 2013-2015 arasında sadece Rafah çevresinde 3.255’ten fazla bina ordu tarafından yıkılarak binlerce sivil yerinden edildi. Bu önlemler uygulanırken sivillere yeterli tazminat veya alternatif konut sağlanmadı, birçok Bedevi aile İsmailiye, Ariş, Şarkiye gibi bölgelere kendi imkanlarıyla göç etmek zorunda kaldı. Sisi yönetimi ayrıca Sina’da yıllardır faaliyet gösteren kaçak tünel şebekesini yok etmeye girişti; Refah ve çevresinde 2013’ten sonra 1200’ün üzerinde tünel Mısır ordusu tarafından tespit edilip imha edildi. Bu durum Gazze’ye mal geçirerek geçimini sağlayan aşiretler için ekonomik bir darbe oldu ve devlete kırgınlıklarını artırdı.

Öte yandan, merkezi otorite askeri yöntemlerin yanı sıra Bedevi aşiretlerle uzlaşma çabaları da yürüttü. Zaman zaman hükümet yetkilileri Sina’daki aşiret şeyhleriyle toplantılar yapıp onların desteğini almaya çalıştı. Özellikle 2015 sonrasında DEAŞ tehdidinin artmasıyla, ordu bazı kabileleri silahlandırarak milis güçler oluşturdu ve teröre karşı iş birliğine çağırdı. Bu strateji kısmen başarılı oldu. Örneğin Terabin kabilesi 2017’de DEAŞ’a karşı açıkça Mısır ordusuyla ittifak yaptığını ilan etti. Ancak aşiret içinde bu iş birliğini reddeden kesimler de mevcut olduğundan, kabile içi bölünmeler ortaya çıktı. Yine de son birkaç yıl içinde Sisi yönetimi, aşiret milisleri desteğiyle Kuzey Sina’daki terör gruplarını önemli ölçüde zayıflattı. 2021’de devlet, Kuzey Sina’daki isyanın büyük oranda bastırıldığını duyurdu. Bununla birlikte, bir insan hakları bedeli de söz konusudur. On yıl süren çatışmalarda yüzlerce sivil Bedevi öldü veya kayboldu; köyler harap oldu ve olağanüstü hâl uygulamaları nedeniyle normal yaşam sekteye uğradı.

Batı Çölü’nde ise güvenlik durumu Sina’ya nazaran daha sakin olmakla birlikte, Libya’daki iç karışıklıklar Mısır tarafını da etkiledi. 2011’de Libya’da Kaddafi’nin devrilmesi sürecinde Mısır’ın Awlad ‘Ali Bedevileri akrabalarının mücadelesini yakından izlediler. Tarihsel olarak Kaddafi’nin Batı Mısır çölüne nüfuz etme girişimleri, bölge Bedevilerinin devletçe “potansiyel beşinci kol” görülmesine yol açmıştı. 1970’lerde Kaddafi’nin desteğiyle Mısır’da rejim karşıtı bir Bedevi milis hareketi dahi oluşmuş ancak bu hareket bastırıldıktan sonra Kaddafi ile Mısır arasında anlaşma yapılarak Libya’nın Mısır içişlerine karışmaması taahhüt altına alınmıştı.

Fotoğraf 8:Awlad ‘ Ali Aşireti Üyeleri

Kaynak: Daily News Egypt, (2013).

Günümüzde Awlad ‘Ali gibi kabilelerin liderleri, Mısır’a sadakatlerini vurgulayarak geçmişin güvensizlik sayfasını kapatmaya çalışmaktadır. 2011 Mısır Devrimi sırasında Awlad ‘Ali gençleri de ülkedeki protestolara katılmış, kendi bölgelerinde devrim yanlısı gösteriler düzenlemişlerdir. Ancak 2013 sonrası Sisi yönetiminin otoriterleşmesiyle Bedevilerin siyasal katılım umutları yine kırılmıştır. Bugün Batı Çölü Bedevileri, yereldeki idari pozisyonlarda (vali, emniyet müdürü vb.) neredeyse hiç temsil edilmemekte; Matruh ili gibi bölgelerin yönetimine hep dışarıdan atamalar yapılmaktadır.

Mısır Bedevileri son dönemde iki temel baskı arasında kalmıştır: Bir yandan radikal grupların ve çatışmaların getirdiği güvensiz ortam, diğer yandan devletin sert güvenlik politikaları ve süregelen sosyoekonomik ihmal. Bu kıskaç içinde Bedevilerin bir kısmı devlete küsüp içe kapanırken bir kısmı da çözümü entegrasyon ve diyalogda aramaktadır. Nitekim son yıllarda bazı sivil toplum girişimleri, Bedevilerin eğitime erişimini artırmaya, kimlik belgeleri sorununu çözmeye ve kültürel haklarını tanıtmaya yönelik çalışmalar yapmaktadır. Örneğin, Sina’da faaliyet gösteren yerel dernekler, gençlere iş eğitimi vererek kaçakçılık yerine turizm rehberliği, el sanatları gibi meşru alanlara yönlendirmeye çalışmaktadır. Benzer şekilde Batı Çölü’nde Awlad ‘Ali ileri gelenleri, devletle uzlaşı arayarak bölgeye daha fazla yatırım yapılmasını talep etmektedir.

Sonuç

Mısır’daki Bedevi toplulukları, ülkenin modern tarihinde marjinalleşme ve direnişin iç içe geçtiği bir hikâyeye sahiptir. Antik çağlardan beri çöllerin sakinleri olan Bedeviler, ulus devletin sınırları ve kurumlarıyla uyum sağlamakta zorlanmıştır. Geleneksel yaşam biçimleri ve değerleri nedeniyle ayrımcılığa uğramıştır. 20. yüzyıldan günümüze, Bedevilerin önemli bir bölümü yerleşik hayata geçip ekonomik açıdan farklı sektörlere dahil olsa da hâlâ ortalama bir Mısırlıya kıyasla dezavantajlı konumdadırlar. Siyasi temsil eksikliği, vatandaşlık haklarının kısıtlanması, toprak mülkiyetinin tanınmaması, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimdeki yetersizlikler Bedevilerin karşılaştığı başlıca sorunlardır. Devletin güvenlik odaklı bakışı, Bedevileri kriminal unsurlar veya sadakati şüpheli kitleler olarak gördüğünden, katı önlemler sorunları çözmek yerine zaman zaman derinleştirmiştir.

Günümüzde gerek Sina’da gerek diğer bölgelerde barış ve istikrarın kalıcı hâle gelmesi için Bedevilerin meşru taleplerine cevap veren kapsayıcı politikalar gerekmektedir. Sina’daki çatışmanın ancak Kahire hükümetinin Bedevi halkının ekonomik ve siyasi taleplerini dikkate almasıyla son bulabilecektir. Bu da pratikte, yerel halka iş imkanları yaratmak, altyapı yatırımları yapmak, toprak ve mülkiyet haklarını tanımak ve güvence altına almak ve en önemlisi onları ülkenin eşit vatandaşları olarak kabul etmekle mümkün olacaktır. Aksi halde, marjinalleşmenin ürettiği hoşnutsuzluk yeni nesillerde de devam edebilir ve radikal unsurlar bu durumu kendi amaçları için kullanmaya devam edebilir.

Mısır Bedevilerinin durumu Orta Doğu’daki diğer göçebe/topraklı toplulukların yaşadıklarına benzer bir örüntü sergiler. Ulus-devlet sınırlarının çizilmesiyle göçebe hayat “tehdit” olarak algılanmış, onları yerleşik düzene zorlama ve kimliklerini homojen ulus kimliği içinde eritme çabaları görülmüştür. Mısır’da da Bedevilerin “medeni” nüfusa entegre olması istenirken fiilen uygulanan politikalar onları dışlamış ve ötekileştirmiştir. Sonuç olarak, Bedeviler bugün Mısır toplumunun hem en kadim hem de en kırılgan unsurlarından biridir. Tarihsel mirasları, çöl çevresinin koruyucusu olarak edindikleri çevresel kimlik ve zengin kültürleri ülkenin kültürel çeşitliliğine büyük katkı sunmaktadır. Ancak bu potansiyelin değerlendirilebilmesi için Bedevilerin toplumsal sözleşmede hak ettikleri yeri alması ve kendilerini evlerinde hissetmeleri elzemdir. Gelecekte Mısır’ın istikrar ve kalkınma hedefleri, Bedevilerin de tam katılımını gerektirecektir.

Özge İrem Coşkun, Türkiye Araştırmaları Vakfı araştırmacısıdır.

[1] Suwaed, Muhammad (2015). Historical Dictionary of the Bedouins, s.10.

[2] Sahar F. Aziz, (2016), Rethinking Counterterrorism in the Age of ISIS: Lessons from Sinai s. 325.

[3] Idris, I. (2017). Sinai Conflict Analysis. K4D Helpdesk Report.s.1-2.

[4] Idris, a.g.e.. s..2

Özge İrem Coşkun
Özge İrem Coşkun
Özge İrem Coşkun, İstanbul Aydın Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden tam burslu olarak mezun oldu. Lisans eğitimi süresince çeşitli araştırma merkezlerinde görevler alan Coşkun, analiz ve yazılarının yanında Yeniden Jeopolitik: Bölgesel İstikrar Yönelimleri adlı kitapta "Doğu Asya Perspektifinde Küresel Oyuncular", 21. Yüzyıl Türk Dış Politikasına Bölgesel Bakışlar adlı kitapta ise "Türkiye-Çin Halk Cumhuriyeti İlişkileri" başlıklı bölümleri kaleme aldı. Medya alanındaki profesyonel çalışmalarını TVNET bünyesinde sürdüren Coşkun, Gölge Oyunları ve Alternatif Diplomasi adlı politik belgesel serisinin yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenmektedir. Çalışmalarında dış politika ile medya arasındaki ilişkiye odaklanan Coşkun’un başlıca ilgi alanları Türk dış politikası, Çin, jeopolitik rekabet alanları, medya ve siyasal iletişimdir.
spot_img

Öne Çıkanlar

ilgili makaleler

spot_img