back to top
15 Ocak, 2026, Perşembe

8 Aralık Devriminin Yıl Dönümünde Yeni Suriye Ordusu

Fokus8 Aralık Devriminin Yıl Dönümünde Yeni Suriye Ordusu

8 Aralık Devriminin Yıl Dönümünde Yeni Suriye Ordusu

Birleşik Bir Yapı Neden Elzem?

Suriye’de 8 Aralık devriminin ardından bir yıl geçti. Suriye halkı, 13 yıllık kanlı iç savaşın ardından Baas diktatörlüğünün devrilmesini kutlamak için sokaklara akın etti. 8 Aralık devriminden bugüne kadar geçen bir yıllık süreçte Suriye’nin yeni lideri Ahmed eş-Şara’nın iç savaşın yaralarını sarmak ve ülkesini yeniden ayağa kaldırmak için olağanüstü bir gayret sarfettiğini söylemek mümkün. Şara yönetiminin uluslararası sisteme hızla entegre olması ve ABD’nin Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları kaldırması kısa sürede elde edilen büyük kazanımlar olarak zikredilebilir. Öte yandan İsrail’in saldırgan ve yayılmacı politikaları, Dürzi ve Nusayri ayaklanmaları ile SDG/YPG’nin entegrasyon sorunu, Şara yönetiminin bir yıl içinde karşı karşıya kaldığı en ciddi sınamalar olarak ifade edilebilir. Yine de 8 Aralık devrimiyle birlikte Suriye halkının önünde yeni ve umut dolu bir dönemin kapılarının aralandığını söyleyebiliriz.

Devrimden itibaren Ahmed eş-Şara’nın verdiği mesajlara bakıldığında meşru şiddet kullanma tekeline sahip bir devlet inşasının merkezi bir yer işgal ettiği görülüyor. Şara, yeni Suriye ordusunu ülkesinin üniter yapısını ve toprak bütünlüğünü korumanın yegâne yolu olarak telakki ediyor. Bu yazıda, 8 Aralık devriminden sonra yeni Suriye ordusunun teşekkülünde kat edilen mesafe ele alınarak birleşik bir ordunun neden elzem olduğuna değinilecektir.

8 Aralık Devriminden Sonra Silahlı Grupların Birleştirilmesi

İç savaşı sürecinde Suriye’nin farklı bölgelerinde muhtelif silahlı grupların hakimiyet kurması, devlet otoritesinin parçalanmasını beraberinde getirmiş ve devletin şiddet araçları üzerindeki tekeli yok olmuştur. 8 Aralık devriminden önce sahadaki tabloya bakıldığında, İdlib’te Heyet Tahrir üş-Şam (HTŞ) ve müttefikleri, Türkiye sınırında Suriye Milli Ordusu (SMO), kuzey-doğuda Suriye Demokratik Güçleri (SDG), güneyde Dürzi milisler ve Ürdün sınırında ABD müttefiki ılımlı muhaliflerin hâkim olduğu bir tablo mevcuttu.

HTŞ liderliğindeki muhaliflerin 8 Aralık 2024 tarihinde Esed rejimini devirmesi, 13 yılın ardından Suriye’de devletin meşru şiddet kullanma tekelini yeniden ele geçirme ihtimalini ortaya çıkarmıştır. Devrimin hemen ardından Şara’nın karşı karşıya kaldığı en acil mesele, muhalif grupların elindeki silahların toplanması, bu grupların tek bir çatı altında toplanması ve birleşik-merkezi bir orduya entegre edilmesi olmuştur. Bu çerçevede, Şara bütün askeri grupların kendini lağvetmesi ve devlet kurumlarına katılması gerektiğinin altını çizmiştir. Şara, muhalif grupların komutanlarıyla Şam’da toplantılar düzenlemiş ve 24 Aralık 2024’te bütün devrimci grupların kendini lağvetmeyi ve Savunma Bakanlığına katılmayı kabul ettikleri duyurulmuştur.

Bu süreçte Şara’nın yakın arkadaşlarından Murhaf Ebu Kasra ve Ali Nurettin Nasan tümgeneralliğe yükseltilmişlerdir. Kasra, Savunma Bakanı olarak atanırken, Nasan Genelkurmay Başkanı olmuştur. Kasra ve Nasan, silahlı grupları devlete bağlı ordu ve polis güçleri bünyesinde tek bir çatı altında toplamak için kolları sıvamışlardır. Ocak 2025’te sahilden doğuya, kuzeyden güneye kadar uzanan bütün Suriye sahasında faaliyet gösteren 70 kadar silahlı grup yeni yönetime katılmaya başlamıştır. Ancak Dürzi bölgesinde faaliyet gösteren milis güçler ve SDG entegrasyon çağrılarına olumlu yanıt vermemiştir.

29 Ocak 2025 tarihinde toplanan Zafer Konferansı’nda Şara geçiş hükümetinin başkanı olarak kabul edilirken, bütün muhalif partilerin ve silahlı grupların lağvedildiği resmen ilan edilmiştir. HTŞ ve SMO kendisini feshederken SDG ve Dürzi milisler konferansa katılmamıştır. SDG, SMO’ya karşı savunma yaptığı gerekçesiyle silahlarını bırakmayı reddederken, Savunma Bakanı Kasra SDG elebaşı Mazlum Abdi’nin Suriye ordusuna yarı-özerk bir blok hâlinde katılma teklifini kabul edilemez bulduğunu ifade etmiş ve SDG’yi müzakeler için oyalama taktiği uygulamakla suçlamıştır. Bu süreçte, Türkiye de silahlı muhalif grupların varlığının sona ermesi gerektiğini belirtmiş, Dışişleri Hakan Fidan 80 bin SMO askerinin yeni Suriye ordusuna katılacağını duyurmuştur.

Şara ve geçiş hükümeti temsilcileri, öncelikli hedeflerinin merkezi bir komuta sistemine ve resmi askeri hiyerarşiye sahip yeni bir ulusal ordu inşa etmek olduğunun altını çizmişlerdir. 17 Mayıs 2025’te açıklama yapan Savunma Bakanı Kasra, bütün askeri birliklerin Savunma Bakanlığının şemsiyesi altında toplandığını ve askeri yapının tek bir kurumsal çerçevede bütünleştirildiğini ilan etmiş ve bunun önemli bir başarı olduğunu kaydetmiştir. Kasra, geride kalan bütün küçük askeri grupların 10 gün içerisinde orduya katılması gerektiğinin altını çizmiş ve emre uymayanların cezalandırılacağını duyurmuştur. Bu süreçte 130 askeri grup Savunma Bakanlığına bağlanmıştır. Şam yönetimi ile 10 Mart mutabakatını imzalayan SDG, Kasra’nın bu duyurusundan muaf tutulmuştur. Benzer şekilde, Süveyda’da faaliyet gösteren Dürzi milis yapıları da Kasra’nın ortaya koyduğu entegrasyon çerçevesinin dışında kalmışlardır.

Yeni Suriye Ordusu: Riskler ve Fırsatlar

Her ne kadar 8 Aralık devrimi sonrasında yeni Suriye ordusunun teşekkülü için önemli adımlar atılsa da halen birtakım riskler bulunmaktadır. Bu risklerin başında, ordunun finansmanı ve lojistik kapasite sorunu gelmektedir. Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ın desteklerine rağmen Suriye’nin ayakları üzerinde durabilmesi için öz kaynaklara ihtiyacı vardır. Bu bağlamda, Suriye’nin doğusundaki petrol yatakları ordunun ve devletin inşası için son derece kritiktir. Ancak SDG/YPG, 10 Mart Mutabakatı’na rağmen halen ayak diremekte ve Şam’a entegre olmaya yanaşmamaktadır. 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanmasını kırmızı çizgi olarak deklare eden Türkiye ve Şara yönetimi giderek askeri operasyona zorlanmaktadır. Suriye’de taşların henüz yerine oturmadığı bir ortamda SDG’ye karşı girişilecek kapsamlı bir askeri operasyon Suriye ordusunu zorlayabilir. Ancak SDG meselesi çözülmeden yeni ordunun inşası da mümkün görünmemektedir.

Bir diğer mesele, yeni ordunun inşası için atılan bütün olumlu adımlara rağmen kurumsal alışkanlıkların ve profesyonel askeri yapılanmanın gelişimi için zamana ihtiyaç olması. Çeşitli muhalif gruplardan oluşan yeni Suriye ordusunun eğitimi, teçhizatı ve iaşesi için gerekli altyapı tam manasıyla oturmuş değildir. Burada İsrail’in 8 Aralık devriminden sonra Suriye yönelik gerçekleştirdiği 600 hava saldırısının altı çizilmelidir. Saldırılar neticesinde Suriye’nin askeri altyapısı ve cephanelikleri yok olmuştur. Suriye Hava Kuvvetlerine ait 184 hava aracı neredeyse tamamen imha edilmiştir. Suriye hava kuvvetlerinin ve savunma alt yapısının yeniden inşa edilmesi için milyarlarca dolar gerekmektedir. Kısacası, Şara yönetiminin zamana ve paraya ihtiyacı vardır.

Yeni Suriye’nin en önemli şansı ise Türkiye’nin desteğidir. Öncelikle Türkiye devrimin ilk gününden itibaren Suriye halkının haklı mücadelesinin yanında durmuştur. Türkiye, Şara yönetiminin en büyük destekçisi ve müttefiki konumundadır. Temmuz ayında patlak veren Süveyda olaylarından ve İsrail saldırılarından sonra 13 Ağustos 2025 tarihinde Türkiye ile Suriye arasında imzalanan askeri iş birliği mutabakatı oldukça önemlidir. Türkiye, yeni Suriye ordusunun eğitilmesi ve donatılması hususunda Şam yönetimine açık destek vermeyi taahhüt etmiştir. TSK’nın desteği Suriye ordusunun inşasında kritik bir rol oynayacaktır.

Sonuç: Birleşik Bir Ordu Neden Önemli?

Şara yönetiminin Suriye’nin birliğini ve bütünlüğünü sağlamak için ulusal ve birleşik bir ordu kurması elzemdir. Ülke içinde farklı silahlı grupların faaliyet göstermesi siyasi riskleri artırmaktadır. İsrail gibi bölgesel aktörlerin Suriye’nin iç işlerine müdahale etme ve vekil aktörler üzerinden istikrar ve güven ortamını dinamitleme ihtimalleri artmaktadır. Yeni Suriye ordusu, ülkenin tüm renklerini vatandaşlık esasına dayanarak bünyesinde toplamalı ve etnik-mezhepsel grupların güvenliğinden ziyade tüm Suriye’nin güvenliğini önceleyen bir perspektif benimsemelidir.

Devletin şiddet kullanma tekelini elinde bulundurması Suriye’nin sadece siyasi değil ekonomik geleceğini de şekillendirecektir. Güvenliğin olmadığı ve farklı silahlı grupların faaliyet gösterdiği bir ortamda yatırımcıların ve uluslararası donörlerin Suriye’ye gelmesi zorlaşacaktır. Siyasi istikrarsızlığın ve çatışma riskinin hüküm sürdüğü bir Suriye’de dış müdahale baskıları daha fazla hissedilecektir. Yeni Suriye’nin birleşik bir orduya sahip olabilmesi ve geleceğe emin adımlarla yürüyebilmesi için SDG/YPG meselesinin ivedilikle çözülmesi gerekmektedir.

Nuri Salık
Nuri Salık
Doç. Dr. Nuri Salık, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğretim üyesi. 2009 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Tarih bölümünden mezun oldu. Aynı zamanda ODTÜ Uluslararası İlişkiler bölümünde yandal programını tamamladı. 2012 yılında ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler anabilim dalında yüksek lisansını bitirdi. 2018 yılında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi (AYBÜ) Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih anabilim dalında ilk doktorasını tamamladı. 2017 yılında Londra’da bulunan King’s College Orta Doğu Enstitüsü’nde misafir doktora öğrencisi, 2019-2020 yıllarında altı ay süreyle Washington’da Georgetown Üniversitesi'nde post-doktora araştırmacısı olarak bulundu. 2023 yılında ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında ikinci doktorasını tamamladı. Salık’ın temel ilgi alanları Türk dış politikası, Suriye tarihi ve dış politikası, Türkiye-Suriye ilişkileri, ABD dış politikası ve uluslararası ilişkiler kuramlarıdır.
spot_img

Öne Çıkanlar

ilgili makaleler

spot_img