back to top
28 Nisan, 2026, Salı

Rusya-Ukrayna Krizi Avrupa Güvenlik Mimarisini Nasıl Değiştiriyor

FokusRusya-Ukrayna Krizi Avrupa Güvenlik Mimarisini Nasıl Değiştiriyor

Rusya-Ukrayna Krizi Avrupa Güvenlik Mimarisini Nasıl Değiştiriyor

Almanya Örneği

Avrupa’nın dış güvenlik mimarisinin temel varsayımları Rusya-Ukrayna Savaşı ile sarsılarak zorunlu bir değişim ve dönüşüm sürecine girmiştir. Mimarinin; ana askeri omurgasını NATO dolayısıyla ABD’nin nükleer gücü, siyasi zeminini Avrupa’da sınırların zorla değişmeyeceği ilkesi, Kıta devletleri özelinde ise ulusal ordular ve AB’nin kurumsal araçları oluşturmaktadır. Soğuk Savaş boyunca Sovyet tehdidine karşı ABD liderliği merkeze alınmış, Soğuk Savaş sonrası ise Avrupa’daki barış ortamı, ekonomik öncelikler ve tehdit algısının görece zayıflaması nedeniyle savunma kapasiteleri düşük tutulmuştu. Ancak Rusya’nın revizyonist girişimleri, ABD’nin Avrupa’daki güvenlik taahhüdünü sınırlama eğilimi ve Ukrayna savaşı, bu mimarinin yeniden yapılandırılmasını zorunlu kıldı. Nitekim Almanya’nın 2022’den bu yana savunma bütçesindeki ivmelenen artış, enerji bağımlılığını yapılandırma girişimi ve son olarak 1 Ocak 2026’da yürürlüğe girecek zorunlu yoklama düzenlemesini içeren yeni askerlik yasası (Wehrdienstmodernisierungsgesetz), Berlin’in güvenlik anlayışındaki köklü değişikliklerinin işaretleridir.

Rusya-Ukrayna Krizi Öncesi Almanya Güvenlik Mimarisi

Neorealizm, uluslararası sistemi anarşik olarak kabul eder ve devletleri güvenliklerini sürdürme kaygısıyla hareket eden aktörler olarak görür. Bu anarşik yapı, düzensizlik ya da kaos anlamına gelmez; devletlerin üzerinde bağlayıcı ve merkezi bir dünya devletinin bulunmamasını ifade eder. Devletler, karşılaştıkları tehdit düzeyine bağlı olarak ya kapasitelerini artırarak dengeleme (balancing) yoluna gider ya da güvenlik sorumluluklarını başka aktörlere devrederek yük aktarma (buck-passing) davranışı sergiler.

Almanya, Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle uzun yıllar güvenliğini büyük ölçüde NATO’nun askeri kapasitesine dayandırmış, bu sayede savunma harcamalarını düşük tutabilmiştir. Bu yaklaşım, Almanya’nın güvenlik maliyetlerini ABD’ye yüklediği klasik bir yük aktarma örneği olarak değerlendirilebilir.

Rusya’nın 2014’ten itibaren daha agresif bir dış politika izlemeye başlaması ve 2022’de Ukrayna’yı işgali, Avrupa’daki güvenlik ortamını değiştirmiştir.  Bu bağlamda ABD’nin Avrupa’daki angajmanını azaltma yönündeki eğilimi de Almanya üzerindeki baskıyı artırmış, güvenliğini kendi imkânlarıyla sağlamaya yönelik dengeleme stratejilerine yönelmiştir. Almanya’nın bu stratejik dönüşümünü doğru biçimde analiz edebilmek için tarihsel olarak güvenlik mimarisinin incelenmesi gerekmektedir.

1945 sonrası Almanya’nın önce tamamen silahsızlandırılması, ardından Sovyet tehdidi nedeniyle hızla yeniden silahlandırılması, Alman güvenlik mimarisinin dış baskılarla şekillendiğini gösterir. 1955’te NATO’ya katılım ve Bundeswehr’in kurulmasıyla Almanya, NATO nükleer şemsiyesinin merkez ülkesi haline geldi. Ordu, 1980’lerde 480–500 bin personel seviyesine ulaştı. Ardından Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle hızla küçültüldü. Birleşme sonrası asker sayısı yaklaşık 300 bine indirildi; 2000’lerde ise profesyonelleşme ve dış operasyonlara uyum sağlama amacıyla tekrar yapılandırıldı.

2011’de zorunlu askerlik kaldırıldı, personel sayısı 180 bin seviyesine geriledi ve savunma bütçesi GSYH’nin yalnızca %1,1–1,2’si düzeyinde kaldı (yaklaşık 34 milyar Euro). Bu, neorealist anlamda tehdit algısının zayıf olduğu ve ABD’ye güvenin yüksek olduğu bir dönemde yük aktarma (buck-passing) davranışının devamıydı. Alman Savunma Bakanlığı verilerine göre; Almanya, ağır zırhlı unsurlarını azaltmıştı. 2015’e gelindiğinde Leopard tanklarının sadece %30–40’ı operasyoneldi, helikopter ve Tornado filo hazırları düşük seviyedeydi. 2023’teki bir habere göre, Alman Savunma Bakanı Pistorius, parlamentoda parti üyelerine, “Ülkeyi askeri bir saldırıya, acımasız bir saldırganlık savaşına karşı savunabilecek bir ordumuz yok” dedi.

2014’te Rusya’nın Kırım’ı ilhakı Almanya’yı tedirgin etti ancak dönüşüm ağır ilerliyordu. 2016 ve 2018 Beyaz Kitapları, Almanya’nın güvenlik tehditlerini yeniden tanımlayan ve savunma politikasının yönünü belirleyen resmî strateji belgeleri olarak sertleşme sinyalleri veriyordu. Savunma harcamaları düzenli olarak artırılmaya devam etse de yapısal modernizasyon yapılmıyordu. Almanya ekonomik karşılıklı bağımlılığın Rusya ile barışı koruyacağı yönündeki liberal varsayımı koruyordu. Bu varsayım 2022’de derinden sarsıldı.

Grafik 1: Almanya Savunma Harcamaları (Milyar Euro)

Kaynak: Grafik SIPRI, NATO ve Global Security verilerinden yararlanarak yazar tarafından hazırlanmıştır.

Almanya Güvenlik Mimarisinin Dönüşümü

Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Almanya’nın; Rusya’nın savaş başlatmayacağı, ABD’nin NATO üzerinden güvenlik garantisinin devam edeceği, Avrupa’da sınırların zorla değişmeyeceği, Rusya ile ticari ilişkilerin barışı kalıcı kılacağı varsayımlarını birer birer yıktı. Almanya’nın Rus gazına %52 oranında bağımlı olduğu bir ortamda bu bağımlılık hiçbir caydırıcı değer taşımamıştı. ABD ise Ukrayna’ya destek verse de NATO güçlerini sahaya sürmedi ve 2025 itibarıyla Avrupa’daki bazı birlikleri azaltma kararı aldı.

Şansölye Olaf Scholz, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden üç gün sonra yaptığı açıklamada bunu Almanya açısından bir dönüm noktası (Zeitenwende) olarak tanımladı. Ordunun modernizasyonunu hızlandırmak amacıyla 100 milyar Euro’luk özel bir fon kuruldu. Söz konusu fon, özellikle silah sistemlerinin tedariki ve F-35 uçaklarının alımı için tahsis edildi. Almanya, ek olarak savunma harcamalarını gayrisafi yurt içi hasılanın %2’sine çıkarma hedefini resmen kabul ederek, ABD’nin NATO’da uzun süredir talep ettiği yük paylaşımına olumlu yanıt verdi. Ordunun modernizasyonu ve Doğu Avrupa’ya ileri konuşlanma (Litvanya’ya kalıcı tugay konuşlandırma) kararı alındı. Merz ve savunma bakanı törene bizzat katıldı. Bu adımlar, Almanya’nın güvenliğini başkalarına devretme (buck-passing) yaklaşımından uzaklaşarak daha aktif bir dengeleme (balancing) stratejisine yöneldiğini göstermektedir.

Son olarak Federal Hükümet, 2026’da yürürlüğe girecek Wehrdienstmodernisierungsgesetz ile yoklama sistemini geri getirdi. Yasaya göre, 1 Ocak 2008 ve sonrasında doğmuş tüm erkekler gönüllü askerlik için anket dolduracak ve sağlık muayenesine girecek. Bundeswehr’in 182 000 olan güncel asker sayısı 2035’e kadar 260 000’e çıkarılacak; ayrıca 200 000 yedek hedefi var. Hedefler tutturulmazsa, kurayla seçme yoluna gidilecek. 2026’dan itibaren altı ay hizmet yapanlara aylık 2 600 €, 12 ay ve üzeri hizmete ehliyet desteği sağlanacak.

Toplumsal tepkiler, bu dönüşümün toplumda meşruiyet mücadelesi gerektirdiğini gösteriyor ancak devletin güvenlik stratejisini belirleyen faktör sistemdeki baskıdır toplumun tepkisi değildir.

Yasa bize halihazırda 2022’den bu yana hızlı ve belirgin bir şekilde artan savunma harcamalarının geldiği nihai noktayı da gösteriyor. Savunma bütçesi; 2023 yılında 50,1 milyar Euro düzeyindeyken, 2025 savunma bütçesinin özel savunma fonundan aktarılan 24 milyar Euro ile 86 milyar Euro’yu aştığı görülmektedir.  Bu sıçrama, Almanya’nın 2014–2022 döneminde sessizce ve kışkırtmadan artan savunma harcamalarının, 2022 sonrasında dikkat çekici bir şekilde kapasite artırmaya yönelik modernizasyon sürecine dönüştüğünü göstermektedir.

ABD’nin taahhüdündeki sınırlamaya karşın Avrupa’nın kapasite inşası hızlanıyor. Bu bağlamda Avrupa Birliği bünyesinde yürütülen ve üyeler arasında savunma iş birliğini amaçlayan PESCO, savunma projelerini finanse etmeyi hedefleyen EDF ve AB’nin güvenlik önceliklerini belirleyen Strategic Compass gibi girişimler artık daha anlamlı bir çerçeveye oturuyor ve Avrupa’nın daha güç temelli bir savunma mimarisine yöneldiğini gösteriyor. Ayrıca Doğu Avrupa tehdit algısının kıtaya yayılması Almanya’nın uzun vadeli rolünü de Avrupa savunmasının omurgası olarak değiştiriyor.

Sonuç olarak Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı, Almanya’nın güvenlik mimarisindeki eski varsayımları sarsarak zorunlu bir dönüşüme itti. Neorealist açıdan bu dönüşüm, Rusya lehine değişen güç dengelerine ve hâlihazırdaki güvenlik garantilerinin zayıflamasına verilen rasyonel bir tepkidir. Savunma bütçesinin hızla artırılması, ordunun modernizasyonu ve zorunlu yoklamanın geri getirilmesi, bu sürecin temel unsurlarıdır. Almanya örneği, Rusya-Ukrayna krizinin Avrupa güvenliğinde kıtanın savunma mimarisini yeniden tanımlayacak daha kapasite odaklı bir dönüşüme ivme kazandırdığını ortaya koymaktadır.

Furkan Mahmut Doymuş
Furkan Mahmut Doymuş
Furkan Mahmut Doymuş, İstanbul Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi ile İlahiyat alanlarında eğitimine devam etmektedir. Akademik çalışmaları ağırlıklı olarak strateji ve güvenlik çalışmaları ekseninde şekillenmekte; güvenlik tehditleri, stratejik düşünce ve uzun vadeli planlama yaklaşımları üzerine yoğunlaşmaktadır. Kamu yararına çalışan kuruluşlarda idari ve mali işler, kurumsal planlama, proje ve organizasyon yönetimi ile akademik faaliyetlerin koordinasyonu alanlarında görev yürütmektedir. Ulusal ve uluslararası düzeyde gerçekleştirilen akademik toplantı, sempozyum ve çalıştayların planlama, lojistik, tanıtım ve operasyonel süreçlerinde aktif sorumluluk almış; ekip koordinasyonu ve kriz yönetimi süreçlerinde fiilen yer almıştır. Ayrıca akademik yayıncılık faaliyetleri kapsamında editoryal çalışmalara katkı sunmaktadır. Teorik akademik birikim ile kurumsal ve sahaya dayalı deneyimi birlikte değerlendiren Doymuş, analitik ve disiplinlerarası bir perspektifle araştırma ve çalışmalarına devam etmektedir.
spot_img

Öne Çıkanlar

ilgili makaleler

spot_img