Kurucusu Meir Kahane’nin ölümünden sonra tarihe karıştığı düşünülen Kahanizm, İsrail’de 2022’de Binyamin Netanyahu tarafından kurulan aşırı sağcı hükümette Itamar Ben Gvir gibi aşırılık yanlısı ve şiddet destekçisi Kahanist isimlerin öne çıkmasıyla yeniden gündeme gelmiştir. Şiddet ve intikam fenomenleri üzerine inşa ettiği teopolitik düşüncesiyle tanınan Kahane, İsrail-Filistin çatışmalarını körükleyen politika ve eylemleriyle şöhret bulmuştur. Bu bağlamda başta Orta Doğu olmak üzere tüm insanlığın kaderini etkileyecek bir ideolojiyi esas alan Kahane’nin düşüncelerinin İsrail siyasetinde yeniden yükselişe geçmesi İsrail’in demokratik yapısı, dış ilişkileri ve İsrail-Filistin meselesinin geleceğiyle ilgili hem ulusal hem de uluslararası arenada tedirginlik yaratmıştır. Bu yazıda, Kahane’nin radikal ve marjinal düşüncesinin anlaşılabilmesi amacıyla onun hayatı, öğretisine meşruiyet kazandırmak için dayandığı kaynaklar, düşüncesinin merkezinde yer alan temel kavramlar ile İsrail’deki etkisi, belli başlı olaylar çerçevesinde ele alınacaktır.
Kutsal Misyon ve Radikal Siyaset: Meir Kahane’nin İdeolojik Doğuşu
Asıl adı Martin David Kahane olan Meir Kahane, 1932’de New York Brooklyn’de Amerikan Yahudi diasporasında dünyaya gelmiştir. Yahudi kimliklerine sıkı bir şekilde bağlı olan Siyonist bir ailede yetişen Kahane, henüz çocukken dünyanın dört bir yanında devam eden Yahudi sorunuyla tanışmıştır. Özellikle Filistin’de Araplar tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen bir şiddet eyleminde Kahane ailesinin önemli bir kısmının hayatını kaybetmesi, Meir’in radikal düşüncelerinin erken yaşlarda şekillenmesinde etkili olmuştur. Yaşanan hadiseden sonra aile üyeleri daima sözde Arap terörüne karşı panzehirin Yahudi karşı terörü olduğunu vurgulamışlardır. Bunun yanı sıra o zamanlar henüz altı yaşında olan Meir, babası Charles’ın sözde Yahudi kahramanlığı ve Arap zulmüne dair anlattığı hikâyeler ve Yahudi kutsal metinlerinden ilhamla “Yahudi gücünü” ve “göze göz” intikam ilkesini aşılayan anlatılardan çok etkilenmiştir. Annesi Sonia (1909-?) da Meir’in Araplara karşı nefretinin o yıllarda geliştiğini ifade etmiştir. Aynı zamanda babası Charles Kahane’nin (1905-1978) Revizyonist Siyonist harekette aktif olarak yer alması, Meir’in erken yaşlarda Yosef Burg (1909-1999), Menahem Begin (1913-1992) ve Ze’ev Jabotinsky (1880-1940) gibi öncü Siyonist isimleri yakından tanımasını sağlamıştır. Özellikle Ze’ev Jabotinsky ile karşılaşması onun hayatında deyim yerindeyse bir dönüm noktası olmuştur. Zira Kahane, ilerleyen yıllarda kuracağı Jewish Defense League başta olmak üzere İsrail’e kadar uzanan siyasi yolculuğunun neredeyse her kritik noktasında Jabotinsky’nin adımlarını takip etmiştir. Bu meyanda 1946’da babasının teşvikiyle Revizyonist Siyonizm’in gençlik kanadı olan Betar’a katılarak militan faaliyetlerde aktif olarak yer almaya başlamıştır. Burada savunma üzerine bir dizi eğitim alıp gelecekte Filistin’de kurulması hedeflenen Yahudi devleti için mücadelede yetkin bir er olarak görev alacağı günlere hazırlanmıştır. Kahane, gençlik yıllarında kendini tamamen Betar’ın yasa dışı faaliyetlerine adamıştır. Filistin’de militan faaliyetler yürüten Betar’la iltisaklı Yahudi örgütlere gönderilmek üzere silah ve mühimmat paketlemiş, Siyonizm’i destekleyen çeşitli yürüyüşlere ve şiddet içerikli protesto eylemlerine katılmıştır. Ancak yaklaşık 17 yaşlarındayken açılan bir liderlik pozisyonunun talep etmesine rağmen kendisine verilmemesi üzerine Betar’dan ayrılmıştır.
Görsel 1: Meir Kahane’nin Liberalizme Karşı Savaşı: “Never Again”

Kahane, eğitimine Ortodoks bir Yahudi yeşivası olan Brooklyn Talmudical Academy’de başlamış ancak bir süre sonra Brooklyn Koleji’ne geçip eğitimini burada tamamlamıştır. Daha sonra Mirrer Yeshiva’ya haham olarak atanmış, bu süreçte asıl adı olan Martin David yerine İbranicede “ışık saçan, aydınlatan” gibi anlamlara gelen Meir ismini kullanmaya başlamış ve Ortodoks Yahudi geleneğini daha katı bir şekilde uygulamaya başlamıştır. 1954 yılında siyaset bilimi alanında Brooklyn College’de lisans eğitimini tamamlamıştır. 1957 yılında ise New York Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur. Mezuniyetinden sonra, New York baro sınavına girmiş ancak başarısız olmuştur. İlerleyen yıllarda bu sınava hiç girmediğini ve hukuka olan ilgisinin Yahudi bir aktivist ve akademisyen olma hedefinin yanında önemsiz kaldığını ifade etmiştir. Bu süreçte evlenmiş ve ailesini geçindirmek için Queens, Howard Beach cemaatine haham olarak atanmıştır. Başta Muhafazakâr Yahudiliğe mensup olan Howard Beach cemaatine inançlarını gözeterek yaklaşmış ve cemaat tarafından kabul görmüştür. Ancak kısa süre sonra cemaatin gençlerine Yahudi gücünü ve inancını aşılayan çeşitli vaazlar vermeye başlamış ve onları Ortodoks geleneğe dönmekle beraber Yahudi halkı için ayağa kalkmaya teşvik etmiştir. Bunun üzerine cemaat tarafından çocukların beyinlerini yıkamakla itham edilmiş ve cemaatten kovulmuştur. Howard Beach tecrübesinden sonra 1962 yılında ani bir kararla ailesini arkasında bırakıp İsrail’e gitmiştir. Bu süreçte dini bir kibutza yerleşmiştir. Ailesine gönderdiği mektuplarda baş hahamla bir araya geldiğini ve imanın en yüksek mertebelerine kabul edildiğini söyleyerek övünmüş ancak aslında beklediği desteği bulamamıştır. Neticede İsrail topraklarındaki bu ilk ve önemli girişimi büyük bir hayal kırıklığı ile sonuçlanmıştır. 1963 yılında yakın arkadaşı Joseph Churba (1934-1996) ile birlikte FBI için çalışmaya başlamıştır. Michael King ismini alarak bu işe girdikten sonra kendi ifadesiyle yaklaşık dört yılını ikili bir hayat sürerek geçirmiştir. Aynı zamanda komünizmin yükselişinin Yahudi hayatını tehdit ettiği iddiasıyla Ortodoks Yahudi cemaatinde Vietnam Savaşı’nın propagandasını yapmış ve bu konuda The Jewish Stake başlıklı bir kitap ve çeşitli makaleler yayımlamıştır.
Görsel 2:Kahanistler Tarafından Kullanılan Kah Bayrağı

Militan Hareketten Parlamentoya Kahane’nin Siyasi Serüveni
1968 yılında ABD’de siyasi ve toplumsal karışıklıkların arttığı, siyahi grupların birçok şehirde ayaklandığı, lise ve üniversitelerde şiddetli protestoların yaygınlaştığı, Robert F. Kennedy (1925-1968) ve Martin Luther King (1929-1969) gibi isimlerin suikast sonucu hayatını kaybettiği bir dönemde Meir Kahane, Yahudileri antisemitizmin yerel tezahürlerinden koruma iddiasıyla Jewish Defense League’yi kurmuştur. Siyahi-Yahudi geriliminin tırmanmasıyla birlikte Kahane, Yahudilerin pasif kurban rolünden kurtulup Yahudi gücünü temsil eden güçlü ve her durumda intikamını almaya muktedir yeni bir kimlikle ayağa kalkmaları gerektiğini savunmuştur. Bu düşüncesini “Her Yahudi bir 22’liktir” (22 kalibrelik silahlara atıfta bulunmuştur) sloganıyla somutlaştırmıştır. Ona göre Holokost’un esas öğretisi, savunma amaçlı zaruri şiddetin daha büyük felaketleri engelleyebileceğidir. Kahane, antisemitizmi yalnızca Nazi Almanyası’na özgü bir olgu olarak görmeyip hemen her toplumda “yerel Hitlerler” biçiminde tezahür edebilecek bir tehdit olarak değerlendirmiştir. Bu düşünceden hareketle JDL’yi resmi el kitabında belirtildiği gibi Betar modeli üzerinden Jabotinsky’nin ideolojisini yeniden formüle ederek kurmuştur. Bu süreçte JDL üyeleri, Kara Panterler gibi düşman addettikleri siyahi gruplara karşı çeşitli şiddet faaliyetleri gerçekleştirmişlerdir. Ancak 1969 yılının sonlarına doğru Kahane, JDL’nin odak noktasını Sovyet Yahudilerine çevirmiş ve artık bu onun öncelikli meselesi hâline gelmiştir. Kahane’nin bu kararı, Geulah Cohen’in (1925-2019) ABD’deki bir ziyareti sırasında dikkatini Sovyet Yahudilerine çevirmesi gerektiğiyle ilgili verdiği tavsiyeler ile ilişkilendirilmiştir. Ancak onun komünizme yönelik şiddetli muhalefeti ve onu Yahudi kimliğine, özellikle Siyonizm’e karşı bir tehdit olarak görmesinin asıl motivasyon kaynağını teşkil ettiği söylenebilir. Zira Kahane, komünizmi çoğunlukla dini ve etnik farklılıkların ortadan kaldırılmasını içeren bir nevi totaliter bir sistem olarak telakki etmiştir. Daha da önemlisi ona göre komünizm, bazı Arap hareketlerinin doğrudan komünizmden etkilenmesi itibarıyla İsrail karşıtı Arap milliyetçiliğini de besleyen bir düşünceyi ifade eder olmuştur. Bu doğrultuda, liberal Amerikan Yahudilerinin Vietnam Savaşı’na karşı muhalif duruşunu, İsrail’in meşruiyetine zarar veren bir çelişki olarak eleştirmiştir. Brüksel Konferansı’ndan çıkarılması ve ardından yürüttüğü sert protesto eylemleri, onun Sovyet Yahudileri mücadelesinde militan bir figür olarak öne çıkmasına neden olmuştur. Ancak İsrail’e taşındıktan sonra JDL’nin ABD’de gerçekleştirdiği kontrolsüz eylemler, Kahane’nin bu konudaki itibarını ciddi biçimde zedelemiştir.
Meir Kahane, 1971 yılında ABD’nin komünizmle mücadeledeki kararlılığını yitirmesi, toplumsal krizlerin devam etmesi ve Yahudilere yönelik olası tehditlerin artacağına dair duyduğu endişe gerekçesiyle İsrail’e göç etmiştir. Başlangıçta İsrail siyasetine girmek gibi bir düşüncesinin olmadığını ileri sürmüştür. Asıl gayesinin kibutz kurmak suretiyle Kudüs’ü Jewish Defense League (JDL) için uluslararası bir merkeze dönüştürmek olduğunu ifade etmiştir. Ancak çok geçmeden kendisini takip eden JDL üyeleriyle sokaklara inmiş ve Hıristiyan misyonerler ve bazı siyahi gruplara karşı protesto faaliyetleri gerçekleştirmiştir. Aynı yıl içinde, daha sonra asıl hedefi hâline gelecek olan Araplara yönelmiştir. Bu sırada aşırı sağcı Arap karşıtı Kach partisini kurmuştur. Kach’ın Araplarla ilgili politikasında daima Kahane’nin “Araplar, buraya ait değiller ve gitmeliler” söylemi esas alınmıştır. Bu meyanda Kahane, Arapların İsrail topraklarından tazminat karşılığında gönüllü olarak çıkarılması çağrısında bulunmuş, aynı zamanda Yahudi gruplar tarafından gerçekleştirilen şiddet eylemlerine de açıkça destek vermiştir. 1973’ten itibaren Knesset’e girmeyi hedeflemiş, ancak uzun süre başarısız olmuştur. Buna rağmen giderek artan toplumsal kutuplaşmayı besleyen radikal tutumu, özellikle Lübnan Savaşı sonrası yükselen Arap karşıtlığının da etkisiyle ona siyasi taban kazandırmış ve nihayet 1984’te Knesset’e girmesini sağlamıştır. Knesset’teki konuşmalarında Arap asıllı İsrail vatandaşlarını da kapsayan ırkçı söylemlerini sürdürmüş, İsrail’in laik demokratik devlet yapısını şiddetli eleştirilerle hedef almıştır. Dahası radikal terör örgütleri tarafından Araplara karşı yürütülen şiddet faaliyetlerine de açıkça destek vermeye devam etmiştir. Bu yüzden hem Likud hem de işçi partileri tarafından İsrail parlamentosunda yer almaya uygun olmayan tehlikeli bir isim olarak telakki edilmiştir. Knesset’te ne zaman konuşma yapmak için ayağa kalksa başta Likud’un en sağcı isimlerinden biri olan Yitzhak Shamir (1915-2012) olmak üzere mevcut vekiller tarafından salonun terk edilmesi suretiyle protesto edilmiştir. Kahane, bu nedenle parlamentodaki tek dönemi boyunca genellikle boş salonlara konuşmuştur.
Politik kimliği ile ilgili tartışmalar devam ederken nihayet 1988’de siyasi rakiplerinin de uğraşlarıyla bir yasa değişikliği yapılmış ve ırkçılığa teşvik eden ya da alenen ırkçılık yapan adayların seçimlere katılmaları yasaklanmıştır. Böylece siyasetten men edilmiş ve İsrail’deki siyasi kariyeri sona ermiştir. 5 Kasım 1990 tarihinde New York’ta Siyonizm konulu bir konferans verdiği sırada, Mısır asıllı ABD vatandaşı El-Sayyid Nosair tarafından suikastla öldürülmüştür. Suikastla öldürülmesi, aşırı sağcı radikal gruplar tarafından büyük bir tepkiyle karşılanmıştır. Hem ABD’de hem de İsrail’de düzenlenen cenaze törenleri Kahanist zihniyete sahip birey ve toplulukların geniş katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Özellikle İsrail’de yapılan tören, Arap karşıtı sloganlar eşliğinde cereyan eden şiddet içerikli protesto faaliyetleriyle dikkat çekmiştir. Daha da önemlisi Kahane’nin Arap asıllı biri tarafından öldürülmesi, şiddet yanlısı ırkçı kesimler tarafından onun Arap karşıtı görüşlerinin doğruluğu şeklinde yorumlanmış ve bu olay, Kach gibi radikal grupların söylemlerini güçlendirmiştir. Kahane’nin müritleri ise onun ölümünden sonra biri Kach adını taşımaya devam eden, diğeri ise Kahane Chai (Kahane Yaşıyor) olarak adlandırılan iki gruba ayrılmıştır. 1992’de yapılan Knesset seçimlerinde her iki grubun da adaylığı geçersiz kılınmıştır. 1994’te ise parti temsilcilerinden Baruch Goldstein (1956-1994) tarafından İbrahim Camii’nde gerçekleştirilen katliamdan sonra hem Kach hem de Kahane Chai İsrail’de terör örgütü olarak ilan edilmiştir.
Görsel 3: Meir Kahane

Siyasetten Kehanete Kahanist İdeoloji
Kahane, modern İsrail devletinin kuruluşuyla diasporadaki endişelerin büyük oranda geçerliliğini kaybettiğini tasdik etmiştir. Ancak İsrail’in mevcut düzende daha büyük tehlikelerle karşı karşıya olduğunu iddia etmiş ve siyasi kariyerinin ilk yıllarında buna odaklanmıştır. Ona göre; İsrail, modern dünyanın ürünü olan seküler Siyonizm ve Yahudilikle bir araya gelmesi mümkün olmayan demokrasi ile yönetildiği için kendi sonunu hazırlamaya başlamıştır. Zira seküler Siyonizm, Yahudi geleneğine dayanmadığı için Yahudi devletinin ideallerini gerçekleştirmekten acizdir. Demokrasi ise Yahudi olmayanları da kapsayacak şekilde tüm vatandaşların eşitliğini savunduğu için Yahudi devletinin özüyle çelişmektedir. Bu bağlamda Kahane, kendi Siyonizm mefkuresinde sosyalizme dayanan laik bir demokratik devlet yapısına karşı çıkmıştır. O, kökenleri Tevrat’a dayanan asıl Siyonizm’in gerçekleşmesi için devletin dönüştürülmesi ve toplumsal değerlerin Yahudi geleneği esas alınarak değiştirilmesi gerektiğini savunmuştur. 1982 yılına gelindiğinde isyana teşvik ve Kubbetü’s-Sahra’yı bombalamaya yönelik bir komploda yer alma suçlamalarıyla dokuz aylık bir hapis cezasına çarptırılmıştır. Hapishanedeyken Yahudi kutsal metinlerine dayandırdığı kırk yıllık bir kehanet iddiasında bulunduğu Forty Years başlıklı eserini kaleme almıştır. Bu eserde, İsrail’in kurtuluşunun yakın olduğunu ve Yahudilere kurtuluşun hızlı ve görkemli gerçekleşmesi için kırk yıllık bir mühlet verildiğini ileri sürmüştür. Ona göre, İsrail’in kurtuluşu iki yoldan biriyle gerçekleşecektir. Yahudiler, bu kırk yılda Tanrı’nın buyruklarını yerine getirirlerse kurtuluş, ilahi müdahale ile hızlı ve görkemli bir şekilde gelecektir. Ancak Tanrı’nın yasasını reddedip antlaşmanın gereklerini yerine getirmezlerse kurtuluş, korkunç acılar ve felaketlerle beraber zamanında vuku bulacaktır. Bu doğrultuda acısız ve görkemli kurtuluşun yolu, Tanrı’nın yeryüzünde aşağılanan adını yeniden yüceltmek (Kiddush Hashem) ve Tanrı’nın adına yapılan saygısızlığa (Hillul Hashem) son vermektir. Bu da İsrail’in ezeli düşmanı olan Amalek başta olmak üzere İsrail’in varlığını tehdit eden ve halkına dolayısıyla Tanrısına düşmanlık eden bütün milletlerden intikam alarak mümkündür. Söz konusu intikam ise hem bireysel hem de kolektif düzeyde şiddet eylemleri aracılığıyla gerçekleştirilebilir. Nitekim Kahane’nin düşüncesinde “Yahudi olmayanların yüzüne indirilen Yahudi yumruğu” Kiddush Hashem’in özünü temsil etmektedir. Böylece Yahudi halkı, Yahudi devletinin saf ve kutsal Yahudi ordusuyla Yahudi gücünü ortaya koyarak hızlı ve görkemli kurtuluşa hizmet etmiş olacaktır. Bu bağlamda 1994 yılında Baruch Goldstein tarafından gerçekleştiren El-Halil katliamı, Kahanist ideolojinin en somut tezahürlerinden biridir. Çocuk, kadın ve yaşlı gözetmeksizin ibadet eden 29 Filistinliyi katleden Kahanist fail ise Kahane’nin idealize ettiği Yahudi kimliğinin önemli bir yansımasıdır. Oslo barış müzakerelerinde etkili olan Yitzhak Rabin’e İsrail’e ihanet ettiği gerekçesiyle suikast düzenleyen Yigal Amir (1970-2004) de Kahanist zihniyetin dikkate değer örneklerinden bir diğeridir.
Kahane’nin Ruhu Geri mi Döndü?
Meir Kahane’nin ölümünden sonra, Baruch Goldstein ve Yigal Amir gibi isimlerin bireysel girişimleri dışında, fikirlerinin tarihe karıştığı ve bunun Yahudi toplumunda uzun süre varlığını sürdüremeyecek bir hareket olduğu düşünülmüştür. Ancak yıllar sonra Kahane’nin müritleri tarafından kurulan neo-Kahanist gruplar, onun düşüncesini yeniden ihya etmeye çalışmış ve günümüz Yahudi toplumundaki varlığı ve göz ardı edilemez etkisini ortaya koymuştur. Bunların başında sözde Filistin teröründe verilen İsrail zayiatının bedeli olarak düzenlenen şiddet eylemlerine atıfla “Fiyat Etiketi” sloganlarıyla öne çıkan Hilltop Youth, kutsal topraklarda asimilasyonun engellenmesi misyonuyla hareket eden Lehava ve karma evlilik karşıtı söylemleriyle öne çıkan Hemla gibi gruplar gelmektedir. Günümüz İsrail toplumunda, bu çalışmada söz edilmeyen başka birçok Kahanist grup vardır. Ancak bunların hiçbiri, İsrail ve Filistin’in hatta Orta Doğu’nun kaderini mevcut İsrail hükümetindeki Kahanist isimler kadar etkilememiştir. Dolayısıyla 2022’de kurulan son İsrail hükümetinin politikalarını ele almak, Kahanizm’in İsrail’deki varlığı ve etkisini ortaya koymak açısından oldukça önemlidir. Özellikle Itamar Ben Gvir ve Bezalel Smotrich gibi Kahanist isimlere Ulusal Güvenlik Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı gibi kritik yetkilerin verilmesi Kahanizm’in İsrail’de yeniden yükselmeye başladığına dair büyük bir endişe uyandırmıştır. Nitekim Hamas’ın 7 Ekim harekatından sonra İsrail’in Gazze’ye yönelik şiddetli saldırılarıyla ilgili politikaları ve açıklamaları da bu endişeleri teyit etmiştir. Başta Itamar Ben-Gvir olmak üzere, Meir Kahane’nin ideolojik mirasını sürdüren radikal sağ gruplar, İsrail’in kadın, çocuk veya yaşlı ayrımı gözetmek bir yana Gazze sınırları içerisinde soluk alan her canlıyı hedef alan insanlık dışı saldırılarını, “kutsal bir temizlik harekâtı” olarak nitelendirmişlerdir. Aynı zamanda Gazze’den geri çekilmenin ve barış görüşmelerinin gündeme getirilmesine şiddetle karşı çıkmışlardır. Öte yandan uluslararası arenada İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına tepki gösteren Türkiye vb. devlet, kurum ve kuruluşların tepkilerini yok saymış ve İsrail’in çıkarlarına muhalefet eden herkesi düşman addetmişlerdir. Bunu da Kahanist ideolojinin bir tezahürü olarak zikretmek mümkündür. Zira Kahane, İsrail’de diğer milletlerden izole olarak yalnızca Yahudi varlığının söz konusu olduğu bir devlet yapısı inşa edilmesini savunmuştur. Buna istinaden ABD de dahil olmak üzere diğer milletlerle kurulan çıkar ilişkilerinin ve bu konuda verilen tavizlerin İsrail’e uzun vadede zarar vereceğini ifade etmiştir. Bu nedenle İsrail’in yalnızca Yahudi yaşamını gözeten bir politika benimseyerek dış ilişkiler hususunda endişe duymadan hareket etmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Neticede Ben Gvir gibi Kahane’nin zikredilen düşüncelerini benimseyen isimlerin İsrail siyasetindeki kritik rolleri ve etkileri dikkate alındığında hem İsrail-Filistin meselesi hem de uluslararası arenadaki muhtemel hamlelerinin yakından takip edilmesi ve yürütülecek politikaların buna göre belirlenmesi elzem görünmektedir.
Nihal Akay, bağımsız araştırmacıdır.


