Temmuz 2025’te Ankara’dan gelen bir karar, Irak–Türkiye enerji ilişkilerinde yarım yüzyıllık bir sayfanın kapanacağını ilan etti. Cumhurbaşkanlığı kararıyla, 1973’te imzalanan ve petrolün Kerkük’ten Ceyhan’a taşınmasını öngören ana boru hattı anlaşması ile onu takip eden 1976 ve 1981 protokolleri, 1986’daki ek anlaşmayla güçlendirilen ve 2011’de süresi 27 Temmuz 2026’ya kadar uzatılan düzenlemeler sona erecek. Bu adım, Kerkük–Ceyhan hattının yalnızca ham petrol taşımacılığından çıkarılarak doğal gaz, petrokimya ve elektriği de kapsayan yeni bir çerçeveye taşınmasının önünü açan önemli bir hukuki ve siyasi dönemeçtir. Resmî gerekçe, mevcut anlaşmanın “günümüz ihtiyaçlarına cevap verememesi” ve yeni, kapsamlı bir enerji çerçevesi oluşturma gerekliliği. Ancak bu adım, yalnızca teknik bir revizyon değil, bölgesel jeopolitik dengeler, ekonomik çıkarlar ve enerji güvenliği hesaplarının kesişiminde alınmış stratejik bir karar.
Yarım Asırlık Bir Hattın Hikâyesi
Kerkük–Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı, 1973’teki anlaşma ile hayata geçtiğinde hem Irak hem de Türkiye için ekonomik ve stratejik anlamda bir dönüm noktasıydı. 1970’lerin petrol krizleri, enerji arz güvenliğinin devlet politikalarının merkezine oturduğu bir dönemdi. Irak için bu hat, kuzeydeki petrol sahalarını Akdeniz’e ulaştıran ana arterdi. Türkiye için ise transit gelirleri ve enerji güvenliği açısından büyük bir kazanımdı. Hattın kapasitesi 1980’lerde yapılan ek hatlarla 1,4–1,6 milyon varil/gün seviyesine çıkarıldı. Ancak bu kapasite hiçbir zaman tam olarak kullanılmadı. Siyasi krizler, savaşlar ve altyapı saldırıları hattın işleyişini sürekli aksattı.
1990’larda Körfez Savaşı ve BM’nin Irak’a yönelik yaptırımları, hattın uzun süre kapalı kalmasına neden oldu. 2003 sonrası dönemde ise Irak’ın yeni siyasi yapısı ve özellikle Bölgesel Kürt Yönetimi’nin enerji politikaları hattın kaderini yeniden şekillendirdi. 2014’ten itibaren KBY, Bağdat’ın onayı olmadan petrolünü Türkiye üzerinden ihraç etmeye başladı. Bu durum, hem iç siyasette hem de Ankara–Bağdat ilişkilerinde gerginlik yarattı ve sonunda Mart 2023’teki Paris Tahkim Mahkemesi kararıyla hukuki bir dönüm noktasına ulaştı.
Tahkim Krizi ve Hattın Suskunluğu
23 Mart 2023’te Paris’teki Uluslararası Ticaret Odası Tahkim Heyeti, Irak’ın açtığı davada Ankara’nın, KBY’nin petrolünü Bağdat’ın onayı olmadan ihraç ederek 1973 anlaşmasını ihlal ettiğine hükmetti. Karar, Irak’ın –bölgesel yönetimler değil– uluslararası petrol pazarlama yetkisinin münhasır biçimde federal hükümete ait olduğunu hükme bağladı. Ayrıca, Türkiye’ye tazminat yükümlülüğü getirirken hattın işleyişini de durma noktasına getirdi. Yaklaşık 450 bin varil/günlük ihracat kapasitesi bir anda devre dışı kaldı. Bunun 370 bini bölge petrolü, kalanı federal üretimdi.
Kerkük ve Erbil ciddi gelir kayıpları yaşadı, Türkiye ise transit gelirlerinden oldu. 2023’ten 2025 ortasına kadar geçen iki yılı aşkın sürede hattın çalışmaması, hem ekonomik hem de stratejik açıdan önemli bir boşluk yarattı. Nitekim bu durum, küresel arzın yaklaşık yarım puanlık kısmının devre dışı kalmasına yol açtı. Ayrıca karar, mevcut anlaşmayı hukuken geçersiz hâle getirmekle kalmadı, aynı zamanda hattın işletilmesini her iki taraf açısından da ciddi hukuki riskler barındıran bir faaliyet hâline dönüştürdü. Kararın ardından kuzey petrolünün Ceyhan üzerinden ihracatı durdu ve Basra limanları fiilen Irak’ın tek ihracat kapısı konumuna geldi.
Daha önce değindiğimiz gibi, Kerkük–Ceyhan hattının durması ve Kerkük–Baniyas hattının güvenlik ve siyasi nedenlerle devre dışı kalması, Irak’ın petrol ihracatında ciddi bir tıkanma yaratmıştı. Bu bağlamda son haftalarda Bağdat ile Erbil arasında varılan ve günde yaklaşık 230 bin varil petrolün Ceyhan Limanı üzerinden ihraç edilmesini öngören geçici anlaşma, Mart 2023’teki durdurmadan bu yana süregelen siyasi–enerji çıkmazında sınırlı da olsa bir açılım sağladı. Ancak bu süreç, Kürt Bölgesi’nde faaliyet gösteren yabancı petrol şirketleriyle mevcut uzun vadeli sözleşmeler, ödeme takvimleri ve fiyatlandırma mekanizmaları konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle tam bir çözüme ulaşmaktan uzak.
Türkiye’nin Hesapları: Enerji Koridorundan Enerji Merkezine
Türkiye açısından Kerkük–Ceyhan hattının yeniden devreye girmesi, yalnızca Irak petrolünü taşımakla sınırlı bir hedef değil. Ankara, son yıllarda enerji transit ülkesi rolünden, çok kaynaklı ve çok yönlü bir “enerji merkezi” rolüne geçmeyi stratejik bir öncelik olarak belirledi. Bu vizyon; Azerbaycan gazı ve petrolü, Orta Asya hidrokarbonları, Doğu Akdeniz sahalarının potansiyeli ve Orta Doğu’nun farklı enerji akışlarının Ceyhan, Filyos ve diğer limanlar üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmasını içeriyor. Bu bağlamda Ceyhan, sadece bir varış noktası değil; ham petrol, doğal gaz ve petrokimya ürünlerinin toplandığı, işlendiği ve yeniden ihraç edildiği bir enerji ticaret ve sanayi üssüne dönüştürülmek isteniyor.
Ancak mevcut Kerkük–Ceyhan anlaşmasının teknik ve hukuki sınırlılıkları bu hedefin önünde ciddi bir engel oluşturuyor. Özellikle uluslararası tahkim davaları, yatırımcı güvenini ve uzun vadeli planlamayı zedeliyor. Bu nedenle Ankara, yeni bir anlaşmada yalnızca taşıma kapasitesi ve gelir paylaşımını değil, aynı zamanda uluslararası hukukta bağlayıcı olacak uyuşmazlık çözüm mekanizmalarını da güvence altına almak istiyor. Ayrıca “Kalkınma Yolu” projesinin enerji altyapısı ile entegre edilmesi, Türkiye’yi Basra’dan Avrupa’ya uzanan bir enerji omurgasının merkezine yerleştirecek. Böylece Irak, ihracat kanallarını çeşitlendirerek gelir istikrarı sağlayabilirken; Türkiye de jeopolitik konumunu ekonomik güçle pekiştirmiş olacak.
Bu bağlamda Ankara’nın üç temel amacı öne çıkmaktadır:
- Hattın 1,4–1,6 milyon varil/gün tam kapasiteye çıkarılmasını garanti altına almak,
- Doğal gaz, petrol, petrokimya ve elektrik ticaretini de kapsayacak şekilde iş birliğini genişletmek, “Kalkınma Yolu” projesiyle uyumlu daha geniş bir anlaşma çerçevesinin oluşturulması.
- Akış miktarlarını, transit ücretlerini ve performans ölçütlerini net biçimde belirleyen, aracılık ve çıkar çatışmalarına kapalı bir tahkim mekanizmasının tesis edilmesi. Hukuki çerçeveyi netleştirerek tahkim riskini ortadan kaldırmak.
Bağdat’ın Öncelikleri: Merkezi Kontrol ve Gelir Güvenliği
Irak’ta ise hükümet iki eksende hareket etmiştir. İçeride, Federal Yüksek Mahkeme’nin Şubat 2022’de Bölgesel Kürt Yönetimi Petrol ve Gaz Yasası’nı iptal etmesi, pazarlamanın ve petrol gelirlerinin tamamının yalnızca merkezi yönetim kontrolünde toplanması, yani pazarlama birliğini ve federal egemenlik ilkesini pekiştirme yönünde adımların atılması federal denetim güçlendirilmiştir. Bu nedenle 17 Temmuz 2025’te Erbil ile varılan geçici anlaşma, kuzey petrolünün günde en az 230 bin varilin SOMO aracılığıyla ihracını ve karşılığında KBY’ye varil başına 16 dolar avans/ön ödeme yapılmasını öngörüyor.
Bu düzenleme, kısa vadede üretimi ve gelir akışını yeniden başlatsa da uzun vadede hem üretim artışı hem de yeni bir Türkiye anlaşması olmadan tam verim sağlanamayacak. Bağdat, merkezi otoriteyi zayıflatmadan müzakere masasında esnek davranabileceğini göstermek istemekteydi. Ancak uzun vadeli bir uzlaşma sağlanmadığı takdirde, kuzeydeki enerji sahalarının gelişimi ve ülkenin genel gelir dengesi olumsuz etkilenme riski taşımaktadır. Ayrıca bu formül, ihracatı federal çatıya döndürürken şirketlerle yaşanan anlaşmazlıkların etkisini de kısmen azaltacaktır.
Dış ilişkilerde ise Bağdat, Ankara’nın ilettiği genişletilmiş iş birliği taslağını değerlendirmekte ve yeni anlaşma için son tarihin Temmuz 2026 olduğunu dikkate almaktadır. 6 Ağustos 2025’te Irak Petrol Bakanı, SOMO üzerinden ilk etapta günlük 80 bin varillik ihracatın başlayacağını açıklamış, ancak bölgedeki yabancı şirket sözleşmelerinin durumu netleşmemiştir. Bu tablo, ihracatın siyasi ve hukuki olarak mümkün olduğunu ancak ticari hacmin şimdilik sınırlı kalacağını göstermektedir.
Kerkük–Ceyhan hattının tasarım kapasitesi 1,4–1,6 milyon varil/gün olup 2023’te durdurulana kadar fiili akış yaklaşık 450 bin varil/gün seviyesindeydi. Buna karşılık Irak, 2024–2025 döneminde Basra üzerinden günlük 3,2–3,3 milyon varillik ihracatı sürdürmüştür. Bu durum, kuzeydeki üretimin atıl kalmasına ve Kerkük ile bölge ekonomisinin önemli gelir kaynağını yitirmesine yol açmıştır. Bu nedenle yasal çerçevenin güncellenmesi ve hattın tam kapasiteye çıkarılması hem Türkiye hem Irak için doğrudan ekonomik ve stratejik yarar sağlayacaktır.
Irak Açısından Olası Senaryolar, Alternatif Senaryolar ve Riskler
Olası senaryolardan birincisi, Temmuz 2026 öncesinde Türkiye ile yeni bir anlaşmaya varmak; bu anlaşma SOMO üzerinden tek pazarlama ilkesini, Federal Mahkeme kararlarına uygun şekilde şirketlerle nihai uzlaşıyı ve şeffaf fiyat–ödeme mekanizmalarını içerme.
İkincisi, kuzeydeki federal petrol altyapısını işler hale getirmek ve alternatif ihracat hatlarını devreye sokmak.
Üçüncüsü ise hattın “Kalkınma Yolu” projesine entegre edilmesi ve Ceyhan’ın çok modlu bir lojistik–enerji merkezi konumuna yükseltilmesi.
Yeni anlaşma imzalanmazsa:
- Irak, kuzeydeki ihracat kapasitesini kaybetmeye devam eder ve Basra’ya aşırı bağımlı hâle gelir.
- Türkiye, enerji koridoru iddiasında önemli bir kaynağı devre dışı bırakır.
- KBY, mali baskı altında alternatif güzergâhlar arayabilir. Bu da İran veya Suriye üzerinden ihracat gibi jeopolitik açıdan sorunlu seçenekleri gündeme getirebilir.
- Bölgedeki kaçak petrol ticareti ve yasa dışı taşımacılık yeniden artabilir.
Kerkük–Baniyas Hattı, Kerkük–Ceyhan Hattına Bir Alternatif Olabilir mi?
Kerkük–Baniyas petrol boru hattı, 1950’li yılların sonlarında Irak’ın Akdeniz’e doğrudan erişimini sağlamak amacıyla inşa edilmiş ve 1970’lerde modernizasyon çalışmalarıyla kapasitesi günlük yaklaşık 300–400 bin varile çıkarılmıştır. Ancak bu hat, 1982’de Suriye–Irak siyasi gerilimleri nedeniyle kapatılmış, sonraki dönemlerde ise Suriye iç savaşı ve altyapının ciddi tahribatı gibi faktörler nedeniyle kullanılamaz hâle gelmiştir. Bugün, Kerkük–Baniyas hattının yeniden devreye alınması, teknik ve mali zorlukların yanı sıra karmaşık jeopolitik engelleri de içermektedir. Suriye’deki güvenlik istikrarsızlığı, ABD ve AB yaptırımları, hattın geçtiği bölgelerdeki kontrol değişimleri ve uluslararası enerji pazarındaki risk algısı, bu güzergâhı pratik bir alternatif olmaktan çıkarmaktadır. Bu bağlamda, şu araştırma sorusu öne çıkmaktadır: Irak’ın enerji ihracat stratejisinde Kerkük–Baniyas hattının yeniden açılması, mevcut jeopolitik konjonktürde gerçekçi ve sürdürülebilir bir seçenek midir, yoksa yalnızca teorik bir ihtimal olarak mı kalacaktır?
Yeni Anlaşmanın Temel Unsurları
Başarılı bir müzakere için yeni anlaşma şu başlıklarda somut maddeler içermeli:
- Hukuki netlik: Tüm tarafların yetki ve sorumluluklarının uluslararası hukuk çerçevesinde tanımlanması.
- Kapasite planı: İlk aşamada 230 bin varilden 18 ay içinde 500 bin varile çıkacak bir takvim.
- Çok sektörlü iş birliği: Petrolün yanı sıra doğal gaz, petrokimya ve elektrik entegrasyonu.
- Gelir dağılımı: Transit ve ihracat gelirlerinin ortak dijital ölçüm sistemleri ile adil, şeffaf ve zamanında dağıtılmasını sağlayacak mekanizmalar.
- Güvenlik ve bakım: Ortak teknik, bakım ve güvenlik ekipler ve acil müdahale planları.
- Anlaşma Süresi ve Bölgesel Entegrasyon: 15 yıllık geçerlilik süresi ve bölgesel projelerle entegrasyon gibi maddeler taslakta yer almalıdır.
2026’ya Giden Yol
Türkiye’nin verdiği bir yıllık süre, hem baskı hem fırsat anlamına geliyor. Eğer bu süreç, karşılıklı güven ve somut taahhütlerle desteklenirse 2026’da atılacak imza Irak’ın kuzeyini yeniden küresel enerji haritasına dahil edebilir, Türkiye’nin enerji merkezi vizyonunu güçlendirebilir. Aksi hâlde, hattın kapalı kalması iki ülke için de ekonomik ve stratejik kayıpları derinleştirir.
Bu nedenle, önümüzdeki aylarda Bağdat ve Ankara’nın göstereceği diplomatik esneklik, teknik hazırlık ve siyasi irade, yalnızca iki ülkenin değil, bölgenin enerji geleceğini de belirleyecek. 1973’teki imza bir enerji krizinin ortasında atılmıştı. 2026’daki imza, çok daha karmaşık ve çok aktörlü bir enerji jeopolitiğinde atılacak. Bu fark, müzakerelerin ne kadar titizlikle yürütülmesi gerektiğini açıkça gösteriyor.
Baskı ile Fırsat Arasında
Türkiye’nin anlaşmayı sonlandırması, düşmanca bir hamle olarak algılanmamalı. Aksine ilişkileri daha açık ve kapsamlı bir çerçevede yeniden tanımlama arayışı olarak okunmalıdır. Irak açısından dengeli bir anlaşma, petrol karar alma birliğini koruyan ve gelir akışını güvenceye alan bir yapıyı öne çıkaracaktır. Başka bir ifadeyle, SOMO’nun yetkisini tartışmasız biçimde teyit eden, üretim–ihracat–tahsilat zincirinde federal ve bölgesel düzeyleri uyumlandıran ve OPEC+ yükümlülükleriyle çelişmeyen bir mekanizma, hem bütçe planlamasını hem de uluslararası şirketlerle sözleşme istikrarını güçlendirir. Buna ek olarak, uzun süren duruşun Irak’a yüklediği milyarlarca dolarlık fırsat kaybını azaltmanın en hızlı yolu, güvenilir denetim ve şeffaf gelir paylaşımıyla akışın kontrollü biçimde yeniden başlamasıdır.
Türkiye içinse yeni dönemin mantığı, “enerji koridoru” ve “merkez” vizyonuyla uyumlu, hukuki riskleri minimize eden bir transit rejimi kurmaktır. Yukarıda da değindiğimiz gibi, Ankara’nın hattın tam kapasiteye yakın işletilmesini talep eden mesajları, boru hattının atıl kalmasının jeopolitik ve ekonomik maliyetine işaret ediyor. Böylece, tarife, sorumluluk paylaşımı, bakım–onarım, sigorta ve yaptırım uyumuna dair net hükümler içeren bir anlaşma, hem ilerideki tahkim risklerini azaltır hem de yatırım iştahını artırır. Bu çerçeve, Türkiye’nin bölgesel enerji merkezine dönüşme hedefiyle ve yeni tedarik–geçiş güzergâhlarını çeşitlendirme stratejisiyle de örtüşmektedir.
Bunun dışında, enerji dosyasını sadece “boru hattı” değil, çok modlu altyapı bütünlüğü içinde ele almak, iki ülkenin siyasal takvimleriyle uyumlu bir sinerji yaratır. “Kalkınma Yolu/Development Road” projesiyle Basra’dan Türkiye’ye uzanan kara–demir yolu koridoru, Ceyhan ve Mersin gibi Akdeniz çıkışlarıyla eklemlendiğinde, petrol dışı taşımaları da içeren entegre bir lojistik hattı ortaya çıkar. Böylece, boru hattı akışlarının siyasi ya da teknik nedenlerle dalgalandığı dönemlerde dahi, ticaret ve tedarik zincirleri ayakta kalabilir, yatırımcı nezdinde öngörülebilirlik artar. Projenin imzalanan mutabakatlarla somutlaşması, enerji anlaşmasının da “yalnızca akış değil, bölgesel bağlantısallık” ekseninde kurgulanmasına imkân tanır.
Son kertede, kesişen hedeflerin kilidi siyasi iradedir. Türkiye’nin hukuki belirsizlikleri tasfiye eden, Irak’ın da karar birliğini ve gelir güvenliğini teyit eden bir formülde buluşması, hattın uzun süreli duruşundan kaynaklı kayıpları telafi etmenin en gerçekçi yoludur. Böylelikle, taraflar kısa vadeli taktik üstünlük arayışını değil, orta–uzun vadeli kazan–kazan mimarisini önceleyen bir metne yönelebilir. Bu metin de açık hükümler, bağımsız denetim, uyuşmazlık çözümü ve yaptırım uyumu başlıklarını net biçimde düzenlemelidir. Bu yaklaşım, hem Kerkük–Ceyhan hattının ekonomik rasyonelini geri kazandırır hem de Türkiye’nin bölgesel enerji merkezi hedefini, Irak’ın mali istikrar ve egemen kaynak yönetimi öncelikleriyle aynı denkleme yerleştirir.
Mohammed Tahsin Gökkaya, Marmara Üniversitesi doktora adayıdır.


