28-29 Nisan tarihlerinde Varşova’da gerçekleştirilen Üç Deniz Girişimi (3SI) Zirvesi, girişimin 10. yıl dönümünü temsil etmesi açısından özel bir önem taşıyor. 2015 yılında Polonya ve Hırvatistan’ın öncülüğünde kurulan bu platform, Baltık, Adriyatik ve Karadeniz arasında enerji, ulaştırma ve dijital altyapı eksikliklerini gidermek, bölgesel entegrasyonu güçlendirmek ve Avrupa’nın kuzey-güney ekseninde bağlantılılığı artırmak amacıyla hayata geçirilmişti. Geçen süre zarfında, özellikle Ukrayna Savaşı ve enerji krizi gibi gelişmelerle birlikte 3SI sadece altyapı odaklı bir kalkınma projesi olmaktan çıkarak, jeopolitik bir güvenlik boyutu da kazanmıştır.
2015 sonrasında Avrupa Birliği art arda krizlerle yüzleşmiştir: Mülteci krizi (2015), Brexit (2016), aşırı sağcı hareketlerin yükselişi, COVID-19 pandemisi (2020) ve Ukrayna Savaşı (2022) Avrupa’nın siyasi ve ekonomik istikrarını sarsmıştır. Bu krizler, Almanya ve Fransa gibi lokomotiflerinin üzerindeki yükü artırmış ve AB’nin birliği sorgulanır hâle gelmiştir. Bu nedenle, Orta ve Doğu Avrupa’yı birbirine bağlayan ve transatlantik iş birliğini güçlendiren 3SI gibi yapılar stratejik açıdan daha değerli olmuştur.
Atlantik’in Doğusunda Yeni Avrupa
ABD, 3SI’nin en güçlü destekçilerinden biri konumundadır. Bu destek tesadüfi değildir; aksine, 2003 Irak Savaşı sürecinde Batı Avrupa ile yaşanan diplomatik gerilimlerin ardından Washington’un Doğu Avrupa’yı alternatif bir stratejik ortak ekseni olarak konumlandırmasının bir yansımasıdır. Almanya ve Fransa’nın ABD öncülüğündeki askeri müdahaleye karşı çıkmaları, Washington’da ciddi bir tepkiyle karşılanmış; dönemin ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Almanya ve Fransa’yı “eski Avrupa” olarak nitelemişti. Rumsfeld, “Siz Avrupa’yı Almanya ve Fransa olarak düşünüyorsunuz. Ben öyle düşünmüyorum. Bu, “eski Avrupa”. Bugünün NATO Avrupasına baktığınızda ağırlık merkezi doğuya kayıyor.” ifadeleriyle, ABD’nin yeni odak noktasının Orta ve Doğu Avrupa olduğunu açıkça dile getirmiştir.
Bu retorik, ABD’nin Doğu Avrupa’daki yeni NATO üyeleriyle kurduğu yakın ilişkilerin temelini oluşturmuş ve transatlantik ilişkilerdeki eksen kaymasını simgelemiştir. Doğu Avrupa ülkeleri, Irak müdahalesi konusunda ABD’nin en sadık destekçileri olurken, Almanya ve Fransa gibi geleneksel müttefikler eleştirilmiştir. Bu yaklaşım, yıllar içinde kurumsallaşarak 3SI gibi bölgesel inisiyatiflerin de stratejik anlamda desteklenmesine zemin hazırlamıştır.
Nitekim 3SI’nin ilk zirvesine katılan ABD’li yetkililer, inisiyatifin NATO’nun Avrupa’daki gelişimi için taşıdığı potansiyele dikkat çekmiş, başta Donald Trump olmak üzere önemli ABD liderleri bu yapıya desteklerini açık bir şekilde ifade etmiştir. ABD’nin 300 milyon dolarlık fon bağışı ve 1 milyar dolarlık yatırım taahhüdü, Washington’un bu girişimi sadece ekonomik değil, aynı zamanda jeostratejik bir kaldıraç olarak gördüğünü ortaya koymuştur.
Bu bağlamda Polonya, özel bir konuma sahiptir. Tarihsel deneyimlerinin etkisiyle ABD ile güçlü bir ittifak ilişkisi geliştiren Polonya, hem ekonomik hem de askeri alanda kayda değer bir dönüşüm geçirmiştir. 2003 yılında yüzde 20 seviyesinde olan işsizlik oranı, 2024 itibarıyla yüzde 4,9’a gerilemiş; aynı dönemde savunma harcamaları da gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 4,2’sine çıkarılarak NATO ülkeleri arasında en yüksek oranlardan birine ulaşmıştır. 2025 yılı için bu oranın yüzde 4,7’ye yükseltilmesi hedeflenmektedir. Polonya’nın NATO içerisindeki artan ağırlığı, 3SI’nin de ABD nezdindeki stratejik değerini artırmaktadır. Tüm bu gelişmeler, Polonya’nın Avrupa’nın yeni lokomotif güçlerinden biri olma yönünde ilerlediğine işaret etmektedir.
Yeni Güvenlik ve Lojistik Haritasında Türkiye
Resmi bir 3SI üyesi olmamasına rağmen Türkiye, hem Karadeniz güvenliğinde hem de enerji ve lojistik hatlarında merkezi bir aktör konumundadır. Ankara’nın Orta Asya’dan Avrupa’ya uzanan enerji koridorlarındaki bağlantısı ve NATO şemsiyesi altındaki askeri katkısı, onu bölgede vazgeçilmez bir iş birliği ortağı haline getirmiştir. Özellikle Orta Koridor ve Kalkınma Yolu gibi projeler, Türkiye’nin Asya ile Avrupa arasında güvenli ve kesintisiz bir bağlantı sağlamadaki stratejik rolünü pekiştirmektedir. Bu altyapı atılımları, Via Carpatia gibi 3SI’nin öncelikli projeleriyle doğrudan örtüşmekte ve Türkiye’nin girişime olan katkı potansiyelini artırmaktadır.
Türkiye’nin 3SI’ne “Stratejik Ortak” statüsüyle katılması, bu çok boyutlu iş birliğini resmiyete dökmüş ve ülkenin özellikle enerji arz güvenliği, ulaşım ağlarının geliştirilmesi ve dijital altyapının güçlendirilmesi gibi alanlarda bölgeye sağlayabileceği katkıları daha görünür hâle getirmiştir. Kamu-özel sektör iş birliği konusunda sahip olduğu deneyim, Avrupa’nın 2030’a kadar ihtiyaç duyduğu yaklaşık 550 milyar avroluk altyapı yatırımı hedefi için önemli bir model sunmaktadır.
Diğer yandan Türkiye, siyasi ve ekonomik ilişkiler bakımından da Doğu Avrupa ülkeleriyle Batı Avrupa ülkelerine kıyasla daha yakın ve pragmatik bir iş birliği ağı kurmuştur. Macaristan, Polonya ve Romanya gibi ülkelerle geliştirilen enerji, savunma ve ulaştırma odaklı ortaklıklar, Türkiye’nin 3SI coğrafyasıyla bütünleşme sürecini hızlandırmaktadır. Artan enerji talebi ve güvenlik kaygıları ışığında Türkiye, Avrupa’nın arz güvenliğini destekleyen stratejik bir aktör olarak konumunu güçlendirmekte; Karadeniz’den Orta Asya’ya, Doğu Akdeniz’den Kafkaslar’a uzanan geniş bir bölgede kritik bir lojistik ve güvenlik ağı kurmaktadır. 3SI’nin Yunanistan’ı da kapsayacak şekilde genişlemesiyle oluşan yeni Doğu Akdeniz boyutu ise, Türkiye’yi bu coğrafi denklemde daha da merkezî bir pozisyona taşımaktadır. Türkiye’nin bölgedeki katkıları, 3SI’nin gelecekteki etkinliğini ve jeopolitik ağırlığını belirlemede kilit rol oynamaya adaydır.
Yorulan Lokomotifler, Değişen Rotalar
3SI’nin 10. yılında ortaya çıkan dinamikler, Avrupa’daki güç dengelerinin değişmekte olduğunu açıkça göstermektedir. Almanya ve Fransa gibi Batı Avrupa’nın geleneksel lokomotifleri, art arda yaşanan krizler – mülteci krizi, Brexit, COVID-19 pandemisi ve Ukrayna Savaşı – sonrasında zayıflayan siyasi etkileri ve sınırlı stratejik vizyonları nedeniyle artık kıta çapında bir çekim merkezi olma işlevlerini büyük ölçüde yitirmiştir. Bu durum, Orta ve Doğu Avrupa’daki küçük ve orta ölçekli devletleri, kendi güvenliklerini ve ekonomik kalkınmalarını güçlendirecek yeni iş birliği ağları aramaya itmiştir.
ABD’nin aktif desteğiyle güç kazanan 3SI, tam da bu ihtiyaçlara yanıt veren bir platform haline gelmiştir. Bu yeni güvenlik ve kalkınma ekseninde Polonya gibi ülkeler öne çıkarken, Türkiye de bölgesel ve küresel bağlantıları, enerji ve lojistik hatlarındaki stratejik rolü ve Doğu Avrupa ülkeleriyle geliştirdiği yakın ilişkiler sayesinde giderek daha önemli bir aktör konumuna gelmektedir. Resmi üyeliği olmamasına rağmen Türkiye, 3SI’nin enerji güvenliği, ulaştırma altyapısı ve jeopolitik denge hedeflerine doğrudan katkı sağlayabilecek birkaç ülkeden biridir.
Bu çerçevede, Avrupa’nın gelecekteki jeopolitik yapılanmasında yalnızca Batı merkezli bir vizyonun değil, çok merkezli, esnek ve bölgesel işbirliklerine dayanan bir yapının şekilleneceği görülmektedir. Türkiye’nin bu sürece aktif katkısı, sadece 3SI’nin değil, Avrupa kıtasının bütünsel güvenliği ve dayanıklılığı açısından da belirleyici olacaktır.


