ABD ve Rusya’nın iki süper nükleer güç olması, ABD’nin ise askeriyenin yanı sıra ekonomik, teknolojik üstünlük ve birçok alandaki küresel ağırlığı nedeniyle tüm dünya 15 Ağustos’taki Trump-Putin zirvesine kilitlenmiş durumdadır. Bunun sebebi sadece Ukrayna’nın toprak bütünlüğüyle değil, daha geniş, küresel barış ortamı ile ilişkilendirildi. Trump’ın hamleleri, yeni bir barış düzenini sağlayabilecek mi?
Trump’ın, BRICS’ı tehdit olarak algılaması, kurucularından Çin ve Hindistan’a yüksek tarifeler uygulaması, müttefiki Rusya’ya verilen doğrudan mesaj olarak nitelendirilebilir. Aynı zamanda tüm bunlar, Trump’ın “Savaşları durduracağım!”, “Barışı getireceğim!” sloganları ile düşünüldüğünde şu soruyu akla getirdi: ABD, 1990 sonrası göreceli bir sükûnet dönemine benzer Yeni Pax Americana’yı mı getirecek, yoksa bu çabaları Pax Multipolaris’i (çok kutupluluk barışı) önlemenin sinyalleri mi?
Pax Americana Nedir?
Bu kavram, II. Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin ekonomik, askerî ve ideolojik liderliğinde oluşan uluslararası düzeni tanımlar. Bu düzenin temel dayanakları kısaca şöyle sıralanabilir: ABD’nin askerî üstünlüğü (NATO, küresel üs ağı, nükleer caydırıcılık), ekonomik hegemonyası (doların rezerv para olması, IMF, Dünya Bankası ağı), normatif liderliği (liberal demokrasi, insan hakları, serbest ticaret normları).
Ancak 21. yüzyılın başından itibaren Çin, Rusya, Hindistan gibi güçlerin yükselişi, küresel yönetişimin çok kutuplu hâle gelmesi ihtimalini güçlendirmişti. Bu bağlamda “Pax Multipolaris” kavramı ortaya çıkıyor: Tek bir hegemon yerine bölgesel güç merkezlerinin oluşturduğu dengeye dayalı yeni bir düzen.
“Pax Multipolaris”e Dönüşür mü?
Çin ve Rusya’nın ABD’ye meydan okuması, buna en büyük neden olarak gösterildi.
Siyasi olarak ABD’yi pek eleştirmeyen Çin’in, ekonomik ve kurumsal meydan okuması , Çin’in 2014’te satın alma gücü paritesine göre ABD’yi geçmesi, Kuşak-Yol İnisiyatifi ile küresel altyapı ağını inşa etmesi, Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) ve Yuan’ın uluslararası rezerv para statüsüne aday gösterilmesi; teknoloji alanında ise 5G, yapay zekâ, dijital yuan gibi alanlarda küresel standart koyma gibi ciddi iddiaların bulunduğu söylenebilir. Son Deepseek olayı ise “teknolojik devrim” niteliğindeydi.
ABD’nin “küresel tekeline” karşı Rusya’nın, Gürcistan (2008), Kırım (2014), Suriye (2015) ve Ukrayna’ya (2022) müdahalelerde bulunması, ABD merkezli güvenlik mimarisine açık askerî meydan okuması olarak algılanırken; BRICS, Şanghay İşbirliği Örgütü ve Avrasya Ekonomik Birliği çok taraflı kurumlar ve yapılar üzerinden ABD etkisini dengeleme eylemlerinde kendini gösteriyor.
Tekelin Kırılması O Kadar da Kolay Değil
Kimi uzmanlara göre yukarıda sıralananlar önemli, ancak yeterli ve kolay değildir. SIPRI’ye göre ABD hâlâ küresel savunma harcamalarının yaklaşık %40’ını karşılıyor, ikinci sıradaki Çin’in ise ABD’nin yarısını bile karşılayamadığı tahmin ediliyor. Ayrıca tüm potansiyel rakiplerinin aksine, ABD’ küresel bir müttefik ağına sahiptir. ABD’nin dünya çapında 50’den fazla ülkede en az 128 denizaşırı askerî üssü bulunuyor. Ayrıca ABD’nin askerî,teknolojik üstünlüğü ve hızlı ilerlemeleri, önceki dönemlerde yükselen güçlerin yaptığı ile kıyaslandığında Çin’in ve diğer potansiyel rakiplerinin işini hayli zorlaştırdığı açıktır.
Ekonomide de ABD tekelinin kırılması, istenen, ancak ulaşması zor bir iştir. Mevcut “tek kutuplu bir para dünyası” dünya genelindeki merkez bankalarının, temel rezerv para birimi olarak ABD dolarına güvenme ile kendini gösteriyor. BRICS ülkeleri, küresel dolar bağımlılığını azaltmak için alternatif BRICS para birimi oluşturma niyetlerini açıkladı, ama finansal çok kutupluluğa giden yol zorlu, uzun ve şüphesiz ABD’nin direnişiyle karşılaşılacak bir yoldur.
Yeni-Eski Düzene Dönüş
ABD’de Trump’ın seçilmesiyle, Amerika’nın üstünlüğü olarak algılanan Pax Americana’nın sonunu getirebileceği düşüncesi hâkimdi. Ancak günümüzde “önce Amerika” ve ABD acaba “kendi kabuğuna” mı çekiliyor, derken Trump’ın birdenbire eski düzene döndüğünü ve ABD’nin uluslararası düzenin koruyucusu olarak küresel rolünü yeniden düşündüğünü, savunma yatırımlarını artırdığını ve Çin’in devam eden yükselişine karşı koymaya çalıştığını görüyoruz.
Trump’ın Kârı Ne?
Rusya-Ukrayna barışı derken herkes barış diyor, ancak söz konusu Trump olunca bu soru da ön plana çıkıyor. Son Azerbaycan-Ermenistan barış müzakerelerinde Trump’ın sadece taraflara iyilik yapmakla kalmayıp ABD için de kazançlar sağladığını gördük. Rusya’yla görüşme öncesinde “insanlar ölmesin, siviller ölmesin” inandırıcılığı, on binlerce Filistinlinin katledildiğinde aynı hassasiyet göstermemesi sebebiyle doğal olarak sorgulanıyor.
Rus medyası, müzakere masasının kısa sürede organize edilmesini Ukrayna cephesindeki başarılı ilerlemesine bağlıyor. Avrupa ve Ukrayna’yı da sürecin dışında tutmasının sebebi de buna bağlı olabilir. Trump’a göre, şimdilik her iki aktöre de bağlı bir durum görülmüyor.
Diğer yandan Trump’ın iş adamı mantığıyla Rusya ile anlaşabileceğinin mesajı, Zelenski’ye karşı tutumu peşinde Ukrayna ile yaptığı kritik mineraller anlaşmasında verilmişti. Bu anlaşmanın imzalanması, Ukrayna’da barışı zorunlu kılıyor. Anlaşmada öngörülen projelerin hayata geçirilmesi sebebiyle kısa vadede olmazsa da orta vadede bu savaşın bitmesi gerekiyor, zira o zaman Trump’ın Zelenski’ye dayattığı ve nihayetinde elde ettiği anlaşma çerçevesinde Ukrayna Amerikalı yatırımcılara kapılarını açabilir.
Özetle, şu gerçekle karşı karşıyayız: Trump, sadece barışı değil, ABD’nin önderliğinde bir barışı talep ediyor. Putin’e “gel anlaşalım”ın teklifinin altında Pax Americana’nın Pax Multipolaris’e dönüşmesini önlemek var. Şayet anlaşma sağlanırsa ABD ile küresel pazarlık müzakere masasına oturan Rusya, ABD’nin düzenine karşı Çin ve diğer müttefikleri ile sıkı bir işbirliğinden vazgeçebilir. Bir anlaşma sağlanamaz ise dünya, ABD’nin istemediği ama oluşmaya başlayan çok kutupluluğa evrilmeye devam edecek. Tabii bu çok kutupluluk, barış getirebilecek mi, buna izin verilir mi ayrı bir sorudur.
Prof. Dr. Ainur Nogayeva, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi öğretim görevlisidir.


