back to top
15 Ocak, 2026, Perşembe

Venezuela Dosyası

FokusVenezuela Dosyası

Venezuela Dosyası

ABD Neyi Test Ediyor?

Uluslararası ilişkiler tarihinde büyük güçlerin verdikleri büyük kararlar, sistemin gidişatını değiştirerek mevcut düzenin yapısında kırılmalara yol açabilir ve güç dağılımlarını yeniden şekillendirebilir. Bugün de bu türden bir kararla karşı karşıya kalmış durumdayız: ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA), gizli bir operasyon düzenleyerek egemen bir ülkenin devlet başkanını ele geçirdi. Nicolás Maduro, önümüzdeki dönemin yeni “büyük kararı” olacak mı? Bu yazıda Venezuela’da yaşananları ele alacağım.

ABD-Venezuela Gerilimi Nasıl Başlamıştı?

Bugün Maduro’nun ele geçirilmesiyle zirveye çıkan ABD–Venezuela geriliminin kökenleri 2019 yılına kadar uzanıyor. O dönemde gerçekleştirilen başkanlık seçimlerinde Maduro ile muhalif Juan Guaidó arasında amansız bir mücadele yaşanmış ve Maduro, kıl payı farkla seçimleri kazanmıştı. Ancak ABD Başkanı Trump, Maduro’yu seçimlere fesat karıştırmakla itham etmiş; Guaidó’yu geçici başkan olarak tanımıştı. Buna karşılık Maduro, ABD’yi Venezuela’nın iç işlerine “gayrihukuki” biçimde müdahale etmekle suçlamıştı.

Maduro’nun bu çıkışına cevaben Trump yönetimi, Venezuela’nın petrol ihracatına yönelik bir dizi ambargoyu hayata geçirdi. Bu gerilim, Eylül 2025’e kadar soğuk çatışma biçiminde devam etti. Durumu değiştiren gelişme ise Mayıs 2025’te ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi (DEA) tarafından yayımlanan rapor oldu. Söz konusu raporda, Venezuela merkezli Tren de Aragua (TdA) çetesi ile MS-13 gibi grupların ABD içindeki uyuşturucu dağıtım ağlarındaki rolleri vurgulandı ve gerilim yeni bir suçlama başlığına evrildi: uyuşturucuyla mücadele.

Nitekim Eylül 2025’te ABD Sahil Güvenliği, Venezuela bandıralı gemileri hedef aldı; sivil botları batırarak Venezuela’yı ve Maduro’yu açıkça hedef tahtasına koydu. 21 Aralık 2025’te ABD Sahil Güvenliği, Karayipler’de Venezuela petrolü taşıyan Centuries adlı tanker ile bir başka gemiye uluslararası sularda el koydu. Bu el koyma operasyonunun ardından ABD, dünyanın en büyük uçak gemilerinden biri olan USS Gerald R. Ford ve beraberindeki taarruz grubunu Venezuela açıklarına konuşlandırdı.

İlk doğrudan müdahale ise 31 Aralık 2025’te gerçekleşti. Yılın son gününde CIA, uyuşturucu sevkiyatında kullanıldığı iddia edilen bir liman tesisine insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırı düzenledi. Caracas merkezli saldırı dalgasının ardından, 1–3 Ocak 2026 tarihleri arasında ABD hava unsurları Venezuela hava sahasında fiilî hâkim güç hâline geldi. Nitekim bugün Nicolás Maduro, bir CIA operasyonuyla ele geçirildi.

ABD Neden Venezuela’yı Hedefe Koydu?

ABD makamlarının yayımladığı basın bildirilerinde ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun açıklamalarında en sık tekrar edilen kavramlar “narkotik” ve “organize suç örgütleriyle mücadele” oldu. Washington’un, bu yapıların başında bizzat Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun bulunduğunu iddia etmesi ise dikkat çekici olduğu kadar hukuki açıdan da sorunlu bir yaklaşımı beraberinde getiriyor. Zira devlet başkanları, uluslararası hukuka göre görev süreleri boyunca devlet zırhı ile korunur; insanlığa karşı suçlar dışında yargılanmaları, fiilen devletin kendisinin yargılanması anlamına gelir.

Buna rağmen ABD’nin Maduro’nun başına 50 milyon ABD doları tutarında bir ödül koyması, meselenin yalnızca suçla mücadele söylemiyle açıklanamayacağını gösteriyor. Bu adım, modern diplomasi ve uluslararası hukuk pratiğinden ziyade, çoğumuzun çocukluğunda pazar sabahları izlediği Western filmlerini andıran bir güç gösterisini çağrıştırıyor. Arananlar listeleri, ödül ilanları ve kişiselleştirilmiş düşmanlaştırma dili, devletler arası ilişkilerin kurumsal zeminden uzaklaşıp daha ilkel bir güç siyasetine kaydığı izlenimini veriyor.

Dolayısıyla temel soru şu: ABD gerçekten uyuşturucu ve organize suçla mı mücadele ediyor, yoksa Venezuela örneğinde perdenin arkasında daha geniş jeopolitik ve jeoekonomik hesaplar mı devrede?

Cevap, belki de çoğumuzun ilk aklına gelen başlıkta saklı: siyah altın, ya da nam-ı diğer “kara ölüm”, petrol. Hatırlayalım: ABD’nin Stratejik Petrol Rezervi (SPR), 2024 sonu ve 2025 başında son 40 yılın en düşük seviyelerini görmüş; 2024 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 347–350 milyon varil seviyesine kadar gerilemişti. Bu miktar, 1983–1984 döneminden bu yana kaydedilen en düşük düzeydi. Uzmanlar ve Kongre üyeleri, rezervlerin 400 milyon varilin altına düşmesini, ABD’nin olası bir küresel arz kesintisine (savaş, ambargo vb.) karşı savunmasız kalması nedeniyle “operasyonel risk sınırı” olarak tanımlıyordu.

Ocak 2025’te göreve gelen ikinci Trump yönetiminin verdiği ilk sözlerden biri, bu rezervleri tam kapasite olan 714 milyon varile çıkarmaktı. Haziran 2025’te ABD Enerji Bakanlığı’nın “sert” satın alma hamlelerine rağmen SPR ancak 400 milyon varilin üzerine çıkabildi. Bu tarihten sonra ABD’nin odağının yeniden İsrail ve Rusya’ya yönelmesi, ekonomik araçların petrol alımına yeterince imkân tanımamasına yol açtı.

Tam da bu nedenle Trump, FED Başkanı Jerome Powell’dan sürekli olarak faizlerin düşürülmesini ve Amerikan petrol şirketlerinin daha ucuz borçlanarak operasyonlarını genişletmesini talep etti. Ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı. FED’in şahin para politikası ve ABD’nin dış politikadaki maceraları, rezervlerin yeniden doldurulmasını engelledi. 26 Aralık 2025 tarihli son verilere göre SPR ancak 413,2 milyon varil seviyesine ulaşabildi.

Bu noktada Trump’ın narkotik söylemi, Venezuela’ya yönelik askerî müdahaleyi meşrulaştıran bir araca dönüştü. Zira Venezuela, 302 milyar varillik rezerviyle dünya petrolünün yaklaşık yüzde 18’ine sahip ve bu özelliğiyle dünyanın en büyük petrol rezervine sahip ülkesi konumunda.

Maduro’nun İnfaz İpini Kara Ölüm mü Çekti?

Bu soruya verilebilecek cevap hem evet hem de hayır. Zira ABD’nin önümüzdeki on yılda yüzleşeceği çatışma, kısa vadede karşı karşıya kaldığı bir petrol krizinden çok daha kapsamlı ve yapısal bir nitelik taşıyor. Rakip ise çetrefilli olduğu kadar soğukkanlı bir stratejik aktör: Çin.

2008 Küresel Ekonomik Krizi’nden bu yana Pekin yönetiminin özellikle Afrika’da attığı adımlar, önümüzdeki on yılın temel rekabet alanlarından biri olacak çip üretimi ve yarı iletken teknolojiler için kritik önemdeki nadir elementlerin tedarikinde Çin’e belirgin bir üstünlük sağladı. Bugün Afrika, dünya kritik minerallerinin yaklaşık %30’unu barındırıyor. Çin ise bu alanların büyük çoğunluğunda etkin kontrol sağlamış durumda. Bu minerallerin işlenmesi noktasında da Çin’in rafinasyon noktasında dünyadaki kapasitenin %87’sine sahip olduğu tahmin ediliyor.

Washington’un son dönemde izlediği strateji, özünde Monroe Doktrini’nin güncellenmiş bir versiyonuna dayanıyor: Batı Yarımküre’nin üçüncü güçlere kapalı tutulması. Ancak Çin, yapay zekâ uygulamaları, gözetim teknolojileri ve düşük maliyetli kredi mekanizmalarıyla Latin Amerika’daki nüfuzunu istikrarlı biçimde artırıyor. Nitekim Maduro’nun yakalanmasından yalnızca saatler önce Çinli yetkililerle Caracas’ta temas hâlinde olduğu bilgisi de bu bağlamda okunmalı.

Bu durumda Maduro’nun hedef alınması, yalnızca bir petrol mücadelesi ya da narkotik söylemiyle açıklanamaz. Aynı zamanda Pekin’e yöneltilmiş açık bir stratejik mesaj niteliği taşır: “Bana ait olana dokunursan, karşılığını alırsın.” Bu yaklaşım, Soğuk Savaş döneminde uygulanan domino teorisinin güncellenmiş bir versiyonuna geri dönüşün ilk işaretleri olarak da değerlendirilebilir.

Sonuç

Venezuela krizi, tekil bir operasyonun çok ötesinde, büyük güç rekabetinin yeni perdesi olabilir. ABD’nin attığı bu adım, Latin Amerika’dan Afrika’ya uzanacak zincirleme etkiler yaratma potansiyeli taşıyor. Soru artık Maduro’nun akıbeti değil; sıradaki hamlenin nerede, kime ve hangi araçlarla geleceği. Cevap, küresel düzenin yönünü belirleyecek. Önümüzdeki günler, ittifakları, piyasaları ve caydırıcılık sınırlarını aynı anda test edebilir ve dengeleri kalıcı biçimde sarsabilir.

Salih Kaya
Salih Kaya
Salih Kaya, lisans eğitimini 2019 yılında Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde tamamladı. Yüksek lisans derecesini University of Kent’te Uluslararası Siyasal İktisat ve Uluslararası Kalkınma programında çift anadal yaparak 2020 yılında aldı. 2022 yılından bu yana Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’nda eğitimine devam etmektedir. Doktora araştırmasında jeo-ekonomi ve ticaret koridorlarının siyasi etkilerini ele almaktadır. Kamu ve özel sektörde farklı kurumlarda görev alan Kaya, başta Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) olmak üzere, Ernst & Young, TRT ve Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı'nda görev almıştır. Uzmanlık alanları arasında jeo-ekonomi, savunma sanayii ve küresel ticaret politikaları yer almaktadır. Akademik çalışmalarında savunma sanayii ekosistemleri, Türk savunma sanayiinin ekonomi politiği ve ekonomik koridorlarların jeo-stratejik etki analizleri yer almaktadır.
spot_img

Öne Çıkanlar

ilgili makaleler

spot_img